1919-06-26-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-06-26-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 07/12/1919
Last updated: 03/23/2012


Savaş Dönemi Hükümet Üyeleri Davası: Yedinci Oturum

3595.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhli İrâde-yi Senîye-yi Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i `Umûmî [savcı]: Mu`âvinlerden Reşâd Bey

YEDİNCİ MUHÂKEME

Pencşenbe: 26 Hazîrân

Vicâhen [yüzlerine karşı] Muhâkemeleri İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Esbak [eski] Şeyhü'l-islâm Mûsâ Kâzım Efendi, esbak Şeyhü'l-islâm Es`ad Efendi, esbak [eski] Â`yân Re'îsi Rif`at Bey, esbak Posta ve Telgraf ve Telefon Nâzırı Hüseyin Hâşim Bey,

Gıyâben [kendileri mevcut olmaksızın] Muhâkemeleri İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Sadr-ı esbak [eski sadrazam] Tala`at Paşa, esbak [eski] Harbîye Nâzırı Enver Efendi, esbak Bahrîye Nâzırı Cemâl Efendi, esbak Ma`ârif Nâzırı Doktor Nâzım Bey, esbak Mâlîye Nâzırı Câvîd Bey, esbak Posta ve Telgraf ve Telefon Nâzırı Oskan Efendi, esbak Ticâret ve Zirâ`at Nâzırı Süleyman El-Bûstânî Efendi, esbak Ticâret ve Zirâ`at Nâzırı Mustafâ Şeref Bey

--------------------

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

15 4

Re'îs- (Maznûnîn) [sanık] Müdâfa`a Vekîli `Alî Haydar Beye hitâben) Buyurun.

Müdâfa`a Vekîli `Alî Haydar Bey- Re'îs Paşa hazretleri, hey'et-i celîleniz [yüce heyetinizin] esbak [eski] kabine erkânını [ileri gelenlerinin] muhâkeme etdikleri esnâda ya`nî 4 Mayıs 335 târîhli kârârında `aynen şöyle demişdi: Hiç bir nüfûz ve tarafgîrîye [etki ve taraftarlığın] kat`îyen müncezib olmaksızın [etkisinde kalmasızın- tarafsız olarak] mahâfet-ullâh [Allah korkusu] ile meşhûn [dolu] kalblerimizin darabânından [çarpmasından] başka sedâya kulaklarımız sâmit [sağır] olduğu hâlde kudret-i beşerîyenin yetdiği mertebede tatbîk-i `adâlete [adaleti uygulamaya] cezm ü kasd etdik [kesin olarak karar verdik]. O günden düne kadar bir hayli zamân geçdi. Şu sıralarda oturan zevâtdan [kişilerden] bir kısmını, kemmen [çoğunlukla] ve keyfen [keyfî olarak] pek büyük bir kısmını başka yerlere götürdüler ve şimdi hey'et-i celîleniz esâsen bir cürm [suç] işlememiş olan ve şahsiyetleri ve bulundukları makâm-ı nezâreti [bakanlık makamı] zamân-ı işgâl hasebiyle [işgal altında olması nedeniyle] her dürlü mes'ûliyet-i cezâ'îyeden [cezaî yükümlülüğün] zâten berî [dışında] bulunan müvekkillerim esbak [eski] Şeyhü'l-islâm Mûsâ Kâzım Efendi hazretleriyle müvekkilim Posta Nâzır-ı esbakı [eski bakanı] Hâşim Bey efendiyi muhâkeme ve hükmünü verecek. Bendeniz <195Sl> bu karârın mahkûmiyet karârı olacağına bir dürlü ihtimâl veremeyorum. Çünki; bir tarafdan Allah korkusu diye ifâde etmek istediğiniz o büyük ma`nevî kuvvet, diğer tarafdan târîhin, nesl-i müstakbelin [gelecek neslin] sizin omuzlarınıza, mukaddes formaları taşıdığınız omuzlarınıza tahmîl etdiği [yüklediği] mes'ûliyet o kadar büyük, o kadar ağırdır ki bunlardan teberrî [kurtulmak] ancak ve ancak şimdi `aynen okuduğum ve sizleri öldükden sonra da ebedîyen yaşatacak olan bu mûcez [vecize] kelâmın [sözün] ahkâmına [hükümlerine] ri`âyet ile [uymakla] mümkündür. Öyle olursa - ki buna bütün mevcûdiyetimle emînim - müvekkillerim tamâmen müsterîhdirler [vicdanları rahattır]. Siz, karârlarınızı verirken her dürlü siyâsî efkârdan [fikirlerden] ve siyâsî cereyânlardan [akımlardan] tamâmiyle münezzeh [uzak] ve yalnız asîl bir fikr-i `adâletle hareket edeceksiniz. Ben buna bütün mevcûdiyetimle emînim. Ben Mûsâ Kâzım Efendi hazretleriyle Hâşim Beyefendiyi müdâfa`a ederken kendimi Kânûn-ı Cezâ'nın, Usûl-ü Muhâkemât-ı Cezâ'îye'nin [ceza muhakemeleri kanunun] her müttehemi [sanığı] müdâfa`a içün bulundurmağa mecbûr gösterdiği müdâfa`a vekîllerinden `add [kabul]<196Sa> etmiyorum, `ayn-ı zamânda Mûsâ Kâzım Efendi hazretleriyle Hâşim Beyefendinin o büyük şahsiyet-i `ilmîyelerini, ve târîhe geçmiş olan hayât-ı me'mûre ve siyâsîyelerini, nâmûslarını, nâmûs-u millîyi lekeleyecek en ufak bir hareketde bile bulunmadıklarına îmânım da var. İşte böyle kat`î bir îmânladır ki huzûr-u `âlîlerinizde bu iki zâtı müdâfa`a ediyorum.

Makâm-ı iddi`â dünki iddi`ânâmesinde mâ-bihi't-tatbîk [uygulamanın sebebi] olmak üzere gösterdiği mâddenin ismini bir az tefsîr [yorum] veyâ başka dürlü tevsîm etmesine [adlandırmasına] rağmen zât-ı mâdde [maddenin kendisi] İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti Meclis-i `Umûmî'sinin dördüncü bir kuvvet şeklinde umûr-u hükûmete [hükümet işlerine], mu`âmelât-ı hükûmete [hükümet işlemlerine], müdâhale ile şekl-i hükûmeti tebdîl eylemesi [hükümetin yönetim şeklini değiştirip bozmak] mâddesinden `ibâret bulunuyordu. Veyâhûd da müvekkillerim hakkındaki isnâd yalnız bundan `ibâret idi. Binâ'en-`aleyh müdâfa`âtım - yalnız silâhım nazariyât-ı cezâ'îye [ceza hukuku ilmi] olduğu hâlde - lüzûmsuz sözlerden sarf-ı nazar ederek [vazgeçerek- kaçınarak] şu noktalara inhisâr edecekdir [kapsayacaktır]: Birincisi; İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti ve teşkîlâtı [kurumsal yapısı- örgütlenme şekli]. İkincisi; İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti'nin siyâsî bir fırka hâline inkılâbı [dönüşmesi]. Üçüncüsü; Meclis-i `Umûmî a`zâsı [üyesi], vezâ'ifi [vazifeleri], mâhiyeti [nitelikleri]. Dördüncüsü; İngiltere fırak-ı siyâsîye teşkilâtı [siyasî partilerinin kurumsal yapısı/örgütlenme şekli] ve Hürriyet İ'tilâf fırkası teşkîlâtı; cürm-i mutasavver [önceden düşünülerek işlenmiş bir suç] olabilir mi? Beşincisi; ba`z-ı mütâla`ât-ı husûsîye [özel düşünceler]. Altıncısı; dahl ve iştirâk cürmü [suça katılma ve içine girme]. Yedincisi; Musa Kâzım Efendi hazretleriyle Hâşim Bey efendinin husûsiyet-ı hâlleri [özel durumları]. Sekizincisi; karârnâmede iddi`â edilen elli beşinci mâddenin zât-ı mâddeye [maddenin kendisine- zikredilen maddeye] `adem-i tetâbuku [uymayışı]. Dokuzuncusu; hâtimedir [sonuçtur].

Cem`iyet denilince, Re'îs Paşa hazretleri, ilk hâtıra gelen mefhûm [kavram] meşrûtiyet-i idâredir. Çünki cem`iyetleri doğuran meşrûtiyet-i idârelerdir. İstibdâd tarz-ı idâresi [baskıcı idare] ağızlara kilid takdığı iki, üç zâtı mu`ayyen [belirli] bir gâyenin istihsâli [meydana getirmek] içün bir araya gelmekden men` eylediği hâlde meşrûtiyet, cem`iyetler teşkîline [kurulmasına] müsâ`ade etmek sûretiyle en esâsî bir hak olan hakk-ı ictimâ`ı [toplantı hakkı], hakk-ı meşvereti [danışma, fikrini söyleme hakkı] bahş ediyor. `Ayn-ı zamânda mu`âvenet [yardımlaşma], hüsn-ü mu`âşeret [iyi davranma] esâslarının te'essüsüne [yerleşmesine] yardım eden mü'essesâtdan [kurumlardan] en mühimleri de cem`iyetlerdir. İşte bu esâslara binâ'endir ki [dayanarak] bütün medenî memleketlerde, meşrûtiyetle idâre olunan her yerde cem`iyetlere müsâ`ade edilmişdir. Yalnız cem`iyet teşkîli [kurma] hakkı diğer her nev`-i hakk [çeşit haklar] gibi gayr-ı mahdûd [sınırsız] değildir. Onun da bir takım kuyûd ve şurûtu [şartları] vardır. Bi'l-hâssa [özellikle] bu kuyûd ve şurût bizim Kânûn-ı Esâsî'mizin ta`dîl ve ıslâhı [değişiklik yapılarak düzeltildiği] sırasında Cem`iyetler Nizâmnâmesi'ne bir takım mevâdd [maddeler] konulmak sûretiyle de nazar-ı i`tibâra [dikkate] alınmışdır. İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti gerek Kânûn-ı Esâsî'de bulunan sarâhate [açık maddelerde] ve gerek Cem`iyetler Nizâmnâmesi'nde mevcûd bulunan kuyûd ve şurûta [şartlara] tamâmiyle muvâfık [uygun] olarak teşekkül etmiş [oluşturulmuş] ve menâfi`-i `umûmîyeye [halkın faydasına] hâdım olduğu [hizmet ettiği] Şûrâ-yı Devlet'ce ve hükûmetce resmen tasdîk edilmiş [onaylanmış] bulunduğu cihetle [yönüyle] artık cem`iyetin teşekkülünün [kurulmasının] mugâyir-i kânûn [kanunsuz] olduğunu düşünmeğe de mahall [gerek] yokdur zannederim. Esâsen cem`iyetin meşrûtiyetden sonra bu tarzda teşekkülüne hiç kimse i`tirâz etmediği gibi oraya a`zâ [üye] ta`yîn oluna bilen bir zâtın bir mücrim [suçlu] olabileceğini kimse hâtıra getiremeyor.

Nasıl getirebilir ki o zamânlar; meşrûtiyetin i`lânını müte`âkib [ardından], başda <196Sl> sevgili pâdişâhımız bulunduğu hâlde bütün efrâd-ı millet, münevver [aydın] denilen bütün tabakât-ı `Osmânîye [Osmanlı toplulukları]; bu cem`iyete ya dâhil olmuş veyâhûd ona müzâheretde [yardımda] bulunmuşdur. Bu mes'ele hakkında tabî`î fazla îzâhâta lüzûm görmeyorum. `Osmânlı İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti, siyâsî fırka hâline inkılâbı [dönüşmesi] olan 329 senesine kadar bir cem`iyet hâlinde idi, onun ayrıca fırka ile temâsını te'mîn etmek üzere bir de taşra teşkîlâtı vardı. O zamân tamâmiyle ictimâ`î [sosyal] bir cem`iyet hâlinde olan İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin Meclis-i Meb`ûsân'daki fırka-yı siyâsîyesiyle [siyasî partisiyle] mevcûd olan münâsebetini bendeniz şu sûretle hulâsa [özet] ediyorum:

Merkez-i `umûmî; efkâr-ı `umûmîye [kamuoyu] ile fırkasında devâmı elzem [lüzumlu] olan âhenk ve irtibâtın [uyum ve bağın] muhâfazası içün memleketin ahvâl-i `umûmîyesi [genel durumu] hakkında edineceği ma`lûmâtdan [bilgilerden] te'mîn-i menâfi`-i vatanîye [vatanın menfaatını sağlamak] içün muvâfık [uygun] gördüklerini fırkaya teblîğ eder [bildirirler], fırka da teşebbüsâtının [girişimlerinin] netâyicinden [sonuçlarından] Merkez-i `Umûmîyi haberdâr eyler. `Osmânlı İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti nizâmnâmesi, mâdde: 22

Merkez-i `Umûmî devletin siyâset-i `umûmîyesi [genel siyaseti] hakkında fırkadan alacağı ma`lûmâta [bilgilere] ibtinâ ederek [dayanarak] münâsib [uygun] göreceği vesâ'it [araçlar] ile efkâr-ı `umûmîyeyi [kamuoyunu] tenvîre [aydınlatmaya] sa`î eder [çalışır]. Mâdde: 23

Siyâset-i devletin mes'ûliyeti [sorumluluğu] Meclis-i Meb`ûsân'ın ekseriyetine istinâd eden [dayanan] hükûmete `â'id olduğundan Merkez-i `Umûmî efkâr-ı `umûmîye [kamuoyu] ile fırkasının arasında, sûret-i muharrere vechile [yazılı olduğu şekil üzerine], vâsıta-yı tenvîr ve tebellüg olmakdan [aydınlatmaya aracı olup anlatmaktan] başka sûretle umûr-u siyâsîye-yi devletle [devletin siyasî işleriyle] iştigâl etmez. Mâdde: 24

Cem`iyet, mev`ize-yi dînîye [dinî öğütler], mü'essesât-ı `ilmîyesiyle [ilmî kuruluşlarıyla], neşriyât [yayın] ve teşebbüsât-ı müfîdesiyle [faydalı girişimlerle] milletin terbiye-yi siyâsîye ve ictimâ`îyesine [siyasî ve sosyal eğitimine] hidmetde [hizmette] ve intihâbâtda [seçimlerde] efkâr-ı `umûmîyeye [kamuoyuna] rehberlikde devâm eder. Mâdde: 25

Re'îs- Bunlar; 329 senesinden evvel olan husûsât [konular], ki biz onları muhâkemede nazar-ı dikkate almadık. Binâ'en-`aleyh müdâfa`âtınızı 329 senesinden sonra olan vukû`âta [olaylara] hasr ediniz [ayırınız]. Bunların hepsi ma`lûm [bilinen] şeyler. Nizâmnâmeler ortada.

Müdâfa`a Vekîli Ali Haydar Bey- Peki efendim. 329 senesinden sonra İttihâd ve Terakkî Cem`iyetini, re'îs Paşa hazretleri; bir fırka-yı siyâsîye [siyasî parti] hâline inkılâb etmiş [dönüşmüş] görüyoruz. İttihâd ve Terakkî fırkası cem`iyet iken meşrûtiyetin verdiği tecârib [deneyimler] ile kendisinde bir rüşd-ü siyâsî [siyasî yeterlilik] görerek cem`iyeti fırka hâline geçirmeğe lüzûm görmüş ve Avrupa'daki fırak-ı siyâsîye [siyasî partiler] teşkîlâtından ve bi'l-hâssa İngiltere fırak-ı siyâsîyesi teşkîlâtından mülhem olarak [örnek alınarak] 329 senesinden sonra nizâmnâmelerini tedvîn eylemişdir [kitap haline getirilmiştir]. Meclis-i `Umûmî'nin 332, 333 senelerindeki nizâmnâmeleri tedkîk buyurulacak olursa üç nev`-i a`zâdan [çeşit üye] mürekkeb [oluşmuş] olduğu görülür.

Birincisi; a`zâ-yı tabî`îye [doğal üye]. İkincisi; a`zâ-yı müntahaba [seçilmiş üye], üçüncüsü de; a`zâ-yı mülhaka [sonradan katılmış üye].

Meclis-i `Umûmî 24 a`zâdan mürekkeb [oluşmuş] olub a`zâ-yı tabî`îye ve müntahabadan [doğal ve seçilmiş üyelerden] mürekkebdir. A`zâ-yı tabî`îye, Merkez-i `Umûmî a`zâlarıyla re'îs vekâlet-i `umûmîyeden [bakanlardan], a`zâ-yı müntahaba lâ-akall sülüsânı [üçte iki çoğunluğu] hey'et-i teşrî`îyeden [kanun yapan kuruldan] olmak üzere kongrece intihâb olunur [seçilir]. Mâdde: 15 <197Sa>

333 senesi nizâmnâmesinin altıncı mâddesine göre: Fırka [parti] mevki`-i hükûmetde bulunduğu takdîrde Meclis-i `Umûmîye dâhil olmayarak kabine a`zâlığına intihâb olunan fırkaya mensûb [üye] zevât [kişiler] a`zâ sıfatıyla Meclis-i `Umûmî'de bulunur ki bendeniz bunu a`zâ-yı mülhaka [sonradan katılmış üye] olarak tasvîr etdim [belirttim]. Şu iki mâddeden müstefâd buyurulacağı [anlaşıldığı] üzere, re'îs Paşa hazretleri, Meclis-i `Umûmî'de a`zâ-yı tabî`îye veyâ müntahaba sıfatıyla bulunmayan Meclis-i vükelâ hey'eti [bakanlar kurulu] a`zâ-yı mülhakadandır. Ya`nî bunların Meclis-i `Umûmî'ye irtibâtları [ilişkileri] gâyet hafîf ve sırf fırkacılık nokta-yı nazarından [açısından] inzibât ve intizâm-ı siyâsî [emniyet ve siyasî düzenin] te'mîni maksadından münba`isdir [ileri gelmiştir]. Meclis-i `Umûmî'nin vezâ'ifi [vazifeleri] ise, bi'l-hâssa [özellikle] nazar-ı dikkatinizi celb ederim [dikkatinizi çekerim], İttihâd ve Terakkî Fırkası programının tefsîr ve tatbîkine [yorumu ve uygulanmasına] nezâret [bakmak] ve fırkanın idâresine müte`allik [dair] mevâdd-ı `umûmîye [genel maddeler] hakkında ittihâz-ı mukarrerât etmek [kararlar vermek]. Re'îs-i `Umûmî [genel başkan] tarafından verilen ve nizâmnâmeye, programa zabt ü rabta [disiplin] ve intihâbâta [seçime] müte`allik [ait] bulunan mes'eleler hakkında beyân-ı mütâla`a eylemek [düşüncelerini söylemek]. Fırkanın Meclis-i Meb`ûsân'da ve hâricdeki teşkîlâta [şubelere] `ayn-ı istikâmet ve cereyânlar verilmesini te'mîn içün propaganda yapılacak husûsâtı [konuları] ta`yîn etmek [belirlemek]. Fırak-ı siyâsîye [siyasî partiler] ile lede'l-iktizâ [gerektiği gibi] müzâkere ve i'tilâf [uygun hareket] etmek. Meb`ûs nâmzedlerini [adaylarını] takarrür etdirmek [kararlaştırmak]. Re'îs Paşa hazretleri sırf Meclis-i `Umûmî teşkîl etmek [kurmak], şu mâddelerden görülüyor ki, kat`îyen bir cürm [suç] teşkîl etmez [oluşturmaz]. Oraya gerek bi'l-intihâb [seçimle] ve gerek bi't-tabî`îye [doğal olarak] ve gerek bi'l-ilhâk [sonradan katılarak] a`zâ [üye] bulunmak hadd-ı zâtında [aslında] bir cürm [suç] teşkîl etse bütün medenî milletlerin teşkîlâtında [örgütlenmesinde] böyle şeyler bulunmaması ve onların kânûnlarının bunları men` eylemesi lâzım gelir. Hâl bu ki mes'ele tamâmiyle `aksidir. Bi'l-hâssa [özellikle] İttihâd ve Terakkî fırka-yı siyâsîyesinin teşkîli [kurulması] esnâsında nazar-ı dikkate alınan mes'ele, tamâmiyle İngiltere fırkalarının teşkîlâtı olmuşdur. Hattâ bir çok yerleri İngiltere fırak-ı siyâsîyesi [siyasî partileri] teşkîlâtından noksândır.

Bunu Kont Ostrovski nin La démocratie et les partis politiques nâm eseri tamâmen îzâh eder ve ârzû buyurulduğu takdîrde de mahkeme-yi muhteremelerine `aynen takdîm etmeğe hâzır olduğum kitâbın ba`zı noktalarını `arz ve îzâh etmek istiyorum.

(Sahîfe [sayfa] 51 ilâ âhir [sonuna kadar] ...... Bill reformunu ta`kîb eden ilk senelerde merkez fırkası teşkîlâtı [kuruluşu] meydâna gelmişdir. İşbu teşkîlâtın [cemiyetin] merkezi Londra'da olub her tarafa buradan intişâr eylemişdir [yayılmıştır]. İlk cem`iyet, muhâfazakârların te'sîs eyledikleri [kurdukları] Karlton Klub Carlton Club olmuşdur.

İngiltere'de siyâsî fırkalar evvelce de yok değildi. Bunların esâsı aranacak olursa on yedinci asra kadar çıkılur, fakat bu teşkîlât, esâslı bir mâhiyetde [nitelikte] siyâsî ve tâm bir mevcûdiyete mâlik [sahip] olmayub `âdetâ kahve ve meyhânelerde vukû` bulan ve siyâsîyâtdan [siyasetlerden] bahs edilen ibtidâ'î [ilkel] toplanışlardan `ibâret idi. Esâslı teşkîlâta ve ba`z[ı] bir usûl dâ'iresinde kayd ve kabûl edilen a`zâya [üyeye] mâlik [sahip] cem`iyetleri ancak on dokuzuncu `asırda görebiliyoruz. Müşterek [ortak] hayât ve mübâşeret-i ihtiyâcâtını [ihtiyaçların karşılanmasını] tatmîn [emniyet altına almak] ve yekdiğere mu`âvenet [yardım] esbâbını [sebeplerini] istihsâl [oluşturmak] içün teşkîl edilmiş [kurulmuş] olan cem`iyetler bi'l-âhare [daha sonra] siyâsiyûn [siyasetçiler] içün bir mahall-i fa`âliyet [faaliyet alanı] olub kalmışlardır.

Bill reformunun en harâretli zamânında, gerek Birmingam ve gerek <197Sl> diğer yerlerde İttihâd-ı siyâsî Unions politiques’ler teşkîl edildiği [kurulduğu] sırada (Tori)ler dahi el ele vermek ihtiyâcını hiss etmişler ve 1831 senesinde Karlton Klub’u teşkîl eylemişlerdir. Bu, bir ictimâ' [toplantı] merkezi olub siyâsete dâ'ir konuşulurdu. Cem`iyet planında muvaffak [başarılı] olmuşdu. Gerek Meclis-i Meb`ûsân ve gerek A`yân a`zâsı Karlton Klub’da bulunurlar, yapacakları işleri karârlaşdırırlar, îcâb eden emirleri alırlar ver[ir]lerdi. A`zâ-yı mütehayyize-yi mahallîye [bölgenin ileri gelenlerinden olan üye] ile fırkanın erkân-ı mühimmesini [önemli adamlarını] görmek üzere taşradan Londra'ya gelen a`zâ, kendilerini Karlton Klub’da göreceklerinden emîn idiler. Ancak oradadır ki müsâvât [eşitlik] ve samîmiyet emellerinin husûl-pezîr [meydan gelmiş] olduğunu görürlerdi. Bu sûretle kendiliğinden doğan münâsebât ve bunun netîcesi husûl bulan [meydan gelen] nüfûz ve te'sîrât [itibar ve etki] kulübe mukayyed a`zâyı [kayıtlı üyeyi] yekdiğerine pek samîmî bir sûretde takrîb ediyordu [yakınlaştırıyordu].

Cem`iyetin sînesinde [kalbinde] teşkîl edilmiş [kurulmuş] olan siyâsî bir komite Un comité politique a`zâ-yı mukayyede [kayıtlı üye] ile meclis mümessillerinin (murahhaslar) [temsilcilerinin/delegelerinin] münâsebât-ı müstakbelesini [gelecekteki ilişkilerini] tanzîm [düzenliyor] ve idâre ediyordu. Liberaller Karlton Klub’ın büyük rolünü görerek 1836 senesinde Reform Club’ı açmışlardır. Bu kulüb bir az zamân sonra liberallerin karârgâh-ı `umûmîsi [genel merkezi] olmuşdur. Bunun da Karlton Klub’takinin `ayn-ı vezâ'ifle [vazifelerle] meşgûl bir komitesi vardı)

Sahîfe [sayfa] 60 ... ilâ âhir [sonuna kadar]

(Bunun üzerine radikal a`zâdan K. Herri M. Harris yeni bir teşkîlât [örgütlenme] planı teklîf eylemişdir. Bu plan mûcibince [gereğince] bütün tarafdârları fırkaya istinâd eden [dayanan] hükûmete nüfûz [etki] edebileceklerdi; her mahallenin liberalleri toplanarak fırkanın Meclis-i `Umûmîsi L'assemblée représentative du partie içün îcâb eden murahhasları [delegeleri] intihâb edecekler [seçecekler], bu murahhaslar doğrudan doğruya ahâlî tarafından intihâb edildikleri ve onlarla dâ'imâ temâs ve münâsebâtda bulundukları içün efkâr-ı `umûmîyeye [kamuoyuna] bi-hakkın [hakkıyla] tercümân olabilecekler, günün mühim ve gayr-ı mühim [önemsiz] bütün mesâ'iline [meselelere] dâ'ir tarafdârlarına ma`lûmât [bilgi] ve îzâhât verecekler, intihâb [seçim] esnâsında nâmzedleri [adaylar] hakkında da sûret-i husûsîyede [özel şekilde] propagandada bulunacaklardı. İşbu plan mahalle mahalle, miting miting propaganda edilerek tamâm kabûl edilmişdi.)

Sahîfe [sayfa] 81 ... ilâ âhir [sonuna kadar]

Bu muvaffakiyetden [başarıdan] cesâret alan cocus, `inân [idare] ve hattâ tâziyâne-yi idâreyi [idarenin kamçısını] eline aldı. Hükûmet, Meclis-i Meb`ûsân veyâ A`yân'da mukâvemete [direnişin] veyâ tezâhürât-ı husûmetkârâneye [düşmanca tavırların] ma`rûz [etkisinde] kaldığı zamân hey'et-i merkezîye, kulübleri ayaklandırır, mitinge teşvîk eder, Meclis-i Meb`ûsân'a nâ-mütenâhî [sayısız] mürâca`atlarda bulundurur, yerütesettü[?] veyâ `adem-i memnûniyet [memnuniyetsizlik] mektûbları yağdırır, meb`ûslara doğrudan doğruya emirler bile verdirirdi. Birmingam’dan çekilen ufacık bir telgrafnâme, taşra kulüblerini harekete getirmeğe kâfî [yeterli] idi. Artık peleng-i millî [millî kaplan/kaplan gibi olan halk], zamân ve siyâsete göre, meserretden [sevinçten] veyâ hiddetden [öfkeden] haykırır, inler köpürürdü. Gâyet muntazam [düzenli] bir sûretde yapılan işbu tahrîkât [kışkırtmalar], mukarrerât [kararlar], beyânnâmeler ve sâ'ire üç dört kimseden çıkıyordu. Bu kimselerin arkasında veyâ onlarla berâber Çemberleyn’in <198Sa> bulunduğu hükûmetin menâfi`i [menfaatı] ve müdâfa`ası içün bütün teşkîlâtı [cemiyeti] onun idâre etdiğine şübhe yokdu.

Birmingam Federasyonu La Fédération de Birmingham liberallerin yegâne teşkîlât-ı merkezîyeleri [cemiyet merkezi] değildi. Vip teşkîlâtıyla taşra şu`belerinden sarf-ı nazar [başka], Manchester’de dâhil olduğu hâlde fikr-i `umûmî [halk] içün ayrıca bir de teşkîlât-ı millîye [milli cemiyet] mevcûddu. Bu millî teşkîlât Teceddüd ve İttihâd-ı Millî [Millî Birlik ve Yenilik] National Reform Union nâmını [adını] taşıyordu. Bir aralık millî ittihâd söner gibi olmuşdu. Liberal teşkîlâtı Birmingamdan idâre olunmağa başlar başlamaz diğer şehirlerin bir hayli liberalleri dahi, Hubûbât Kânûnu'nun esnâ-yı müzâkerâtındaki münâkaşât ve müşâtemâta [tartışmalara ve atışmalara] rağmen merkez-i sıkletin [sorumluluk merkezinin] Birmingam’a nakl edildiğini gördüler. Bunun üzerine diğer liberaller Teceddüd ve İttihâd-ı Millîyi ihyâya [canlandırmaya] lüzûm görerek planın mevki`-i tatbîke îsâlini [uygulama aşamasını sonuca erdirmeyi] Jan Briç’e havâle eylediler [bıraktılar]. Jan Briç, ittihâd [birlik] fikrini pek muvâfık [uygun] bulmakla berâber program olarak bir noktanın, ıslâhât-ı icrâ'sı [değiştirilip düzeltilmesi] noktasının kabûlünde ısrâr ederek arâziye müte`allik [dair] kânûnların ıslâhını tavsiye eylemişdir. Bunun üzerine Manchester’de bütün kulüb ve şehir murahhaslarından [delegelerinden] mürekkeb [oluşan] büyük bir kongre `akd edilerek [düzenleyerek] esâslı bir program tanzîm [düzenlemiş] ve kabûl edilmişdir. O dakîkadan i`tibâren İttihâd-ı Millî’nin vazîfe-yi esâsîyesini kütüb ve risâ'il-i mütenevvi`a [çeşitli kitaplar] neşr ve tevzî` [yayınlamak ve dağıtmak], memleketin aksâm-ı muhtelifesine [değişik bölgelerine] konferanscılar i'zâm [göndermek], ictimâ`lar [toplantılar] tanzîm [düzenlemek] sûretiyle propaganda ve te'mîn-i muvaffakiyet teşkîl eyleyordu [başarının sağlanmasını oluşturuyordu].

Birmingam Federasyonu intihâb [seçim] ve Meclis-i Meb`ûsân ve A`yân hâricinde hayât-ı siyâsîye ile iştigâl etdiği içün sonraları âmir-i küll [genel müdür] olub kalmışdı. Memleketde her ne hareket olursa ondan çıkıyordu. Günün en mühim mesâ'il-i siyâsîyesinde [siyasî meselelerinde] tezâhürâtda bulunmak [ortaya çıkmak] içün vesâ'il [sebepler] ihzâr eyleyordu [hazırlıyordu]. Konfederasyon Liberal National yalnız fırka nüfûzuyla kalmıyor; belki kuvve-yi icrâ'îyelik [yürütme kuvveti] salâhiyetini [yetkisini] de kendisinde görüyordu.)

Sahîfe [sayfa] 159 ilâ âhir [sonuna kadar]

[(Kokos)da iki şahsiyet vardır ki teşkîlâtın [fırkanın] direği mesâbesindedirler [rütbesindedirler]. Bunlar da Kâtib-i `Umûmî [genel sekreteri] ile cem`iyet re'îsidir. Kâtib-i `Umûmî hey'et-i icrâ'îye [yürütme kurulu] tarafından müntahab [seçilir] ve onun ta`lîmâtı [emri] dâ'iresinde îfâ'-yı vazîfe [vazife yapmak] ile mükellef [yükümlü] olub salâhiyeti [yetkisi] pek vâsi'dir [geniştir].

Şu`be kâtibler les se(c)rétaires de quartiers’ini idâre eden, ta`lîmât-ı lâzımayı [lüzumlu görülen emirleri] veren, teftîş eyleyen kendisi olub mintinglerde kâtiblerin yüzler Centaines’e iyi murahhaslar [delegeler], fa`âl [aktif] `unsurlar intihâbına [seçimine] çalışır;

Mahalle mahalle, şu`be şu`be gezerek ictimâ`larda [toplantılarda] hâzır bulunur, îcâb edenleri teşcî` eder [yüreklendirir], cem`iyetce lâzım gelen ma`lûmât [bilgi] ve vesâ'iki [belgeleri] ihzâr [hazırlamak] ile fırkasının te'mîn-i muvaffakiyeti [başarısını sağlamak] içün intihâb [seçim] listelerinin tanzîm [düzenlenmesine] ve tasdîkine [onaylanmasına] mu`âvenet [yardım] eder, fırkanın bir kânûn veyâ mes'eledeki nokta-yı nazarını [görüşünü] kabûl etdirmek içün ictimâ`lar [toplantılar], mitingler tertîb eyler [düzenler].

Cem`iyetin re'îsi denebilir ki bir gösteriş adamıdır. Onun hürmet-i `âmmeye [herkesin- halkın saygısına] mazhar olmuş [kazanmış] olması, şehirde ma`rûf [tanınmış] ve sâhib-i nüfûz [söz sahibi] bulunması, zengin ve hiç olmazsa müreffeh [rahatlık içinde] yaşayacak derecede sâhib-i vâridât [gelir sahibi] olması lâzımdır. <198Sl>

Re'îs, her fırsat zuhûrunda [bulduğunda], senevî ictimâ`larda [senelik toplantılarda] fırkanın menâfi`i [menfaatları] nâmına nutuklar verir ...

Cem`iyetin bütün a`zâsının [üyesinin], masârif-i dâ'ime [devamlı giderleri] mukâbili [karşılık] olmak üzere, mu`ayyen [belirli] `â'idât vermeleri lâzımdır.]

Bi'l-hâssa [özellikle] re'îs Paşa hazretleri şimdi okuyacağım bir kaç fıkraya nazar-ı dikkat-i devletlerini celb ederim [dikkatinizi çekmek isterim].

[sayfa] 277 ilâ âhir [sonuna kadar]

Eğer İngiltere arâzisi dahâ müstevî [eşitlik], daha demokratik olsa idi, Kokos teşkîlâtı [örgütü] kolay kolay tevkîf edilemezdi [durdurulamazdı]. İngiltere'nin en büyük müstemlekelerinden [sömürgelerinden] birisi olan ve ana vatanın `an`anât-ı ictimâ`îyesini [sosyal geleneklerini] taşımayan ve demokrasi zihniyeti daha ilk günlerinde esâs ittihâz [kabul] edinen Avustralya, bu müdde`âmıza [iddiamıza] bir delîldir. En muntazam [düzenli] teşkîlâta [örgütlenmeye] mâlik [sahip], en kavî [güçlü] fırka olan `Amele [işçi] Fırkası orada Kokos esâsâtı üzerine binâ edilmişdir, fırka mevki`-i iktidârda [iktidar makamında] bulunduğu zamân, gerek fırkanın erkânı [ileri gelenleri] ve gerek kabine a`zâsı [üyesi], Kokos’un elinde fonografdan başka bir şey değildirler, müttehid nezâret [birleşik denetim], istiklâl ve mes'ûliyetden [sorumluluktan] tamâmen tecrîd edilmişdir [soyutlanmıştır]. Meclis-i Meb`ûsân'da cereyân eden münâkaşât [tartışmalar] bir şekilden `ibâret olub her şey evvelden Kokos’ca taht-ı karâra [karar altına] alınmış. Kokos tarafından kabûl edilmiş olan kânûn lâyıhâlarına [tasarılarına] (bill) kuvve-yi teşrî`îyece [millet meclislerince] kabûl ve tasdîk edilmiş [onaylamış] nazarıyla bakılabilir.

Les chefs du parti et le cabinet, quand le parti est au pouvoir, ne sont que, un phonographe du caucus le ministère fédéral a été complètement déppouillé de son independance et de sa responsabilité. La discussion au parlement n'est qu'une formalité; tout est décidé d'avance dans le caucus; le bill qu'il a approuvé peut etre considéré comme déja adopté par le parlement.

İngiltere'de hâkimiyet-i millîye [milli egemenlik] ve fırkacılık hayâtının ma`a't-te'essüf [ne yazık ki] henüz bu derecesine çıkılamadığını beyân ederek mü'ellif-i eser [esrin yazarı] diyor ki:

İngiltere koküsü, nüfûzunu [etkinliğini] Meclis-i Meb`ûsân ve A`yânın zengin a`zâsına [üyesine] kabûl etdiremediği içün zımnen [dolaylı olarak] onların nüfûz ve hâkimiyetini [etkisi ve egemenliğini] kabûle mecbûr oluyor. Binâ'en-`aleyh a`zâ-yı mezkûre [zikredilmiş olan üyeler] teşkîlâtın [fırkanın] rükn-ü esâsîsi [temel direği] olub kalmışlardır.

(Sahîfe [sayfa] 294 ... ilâ âhir [sonuna kadar]- İki fırka arasındaki rekâbet ma`a't-te'essüf [ne yazık ki] iki ticârethâne arasındaki rekâbet gibi meşrû` [kanunî] telakkî [kabul] edilemeyecek dereceyi bulmuş, intihâb [seçim] re'ylerinin çalınmasına kadar varılmışdır. Bu meyl [eğilim] İngiltere'nin bütün fırkalarında el'ân [şu an] bile mevcûddur. Bi'l-hâssa [özellikle] liberal fırkasının en mühim zenbereğini böyle meyiller [eğilimler] teşkîl etdiği [oluşturduğu] gibi keyfiyet [durum] Muhâfazakârân [muhâfazakârlar] fırkasında daha câlib-i dikkat [dikkat çekici] bir şekil almakdadır.)

(Sahîfe [sayfa] 299 ... ilâ âhir [sonuna kadar]- Fırkalar, yeniden tanzîm [düzenlenmiş] ve teşkîl edilmiş [kurulmuş]olan parlamentoya yeni bir hâl getirmişlerdir. Meclis-i Meb`ûsân'a intihâb edilen [seçilen] meb`ûslar eskiden olduğu gibi artık müntahiblerinin [seçmenlerin] mümessilleri [temsilcileri] değildirler. `Unsur-u şahsî ve mevzi`î, [kişisel ve yerel unsur] artık bir gûne [her hangi bir] ehemmiyeti hâ'iz [sahip] değildir. Nâmzed [aday] ekseriyâ [çok zaman] devâ'ir-i intihâbîye [seçim dairelerine] teşkîlâtına [fırkasına] yabancıdır, kendisinde evsâf-ı şahsîye [kişisel vasıflar] aranmaz, matlûb [talep] olan <199Sa> nokta bilâ-kayd ü şart [kayıtsız şartsız] sadâkat, fırkanın programına merbûtiyet [bağlılık], müdîrânına [müdürlerine] ve onlar tarafından verilmiş ve verilecek bütün evâmire [emirlerine] harfîyen itâ`atdır [eksiksiz yerine getirmek]. Nâmzedlerin [adayların] gerek sarâhaten [açıkça] ve gerek zımnen [dolayı olarak] der-`uhde etdiği [üstlendiği] vezâ'if [vazifeleri] sadâkat ve merbûtiyeti [bağlılığı] tamâmen îfâ' edüb [yapıp] etmediğini anlamak içün husûsî bir hey'et vardır. Şu tafsîlâta [açıklamaya] göre artık meb`ûs ve mümessillikden [temsilden] çıkub ta`lîmât-ı mahsûsa [özel emirler] ile hareket eden murahhaslık [delegelik] mevki`ine [durumuna] düşüyor)

Re'îs Paşa hazretleri, İngiltere fırak-ı siyâsî [siyasî partilerinin] teşkîlâtı [örgütlenmesi] hakkında hulâsaten [özet olarak] zikr etdiğim misâller de gösteriyor ki İttihâd ve Terakkî fırkası teşkîlâtı [örgütlenmesini] hemân tamâmen İngiltere fırka teşkîlâtından alınmışdır. Binâ'en-`aleyh fırka teşkîlâtında ve tarîk[-i] [okunamadı] Meclis-i `Umûmî'nin teşkîlinde [kurulmasında] cürm [suç] aramak, meşrûtiyet ve demokrasi esâsâtıyla gayr-ı kâbil-i te'lîfdir [uzlaştırılamaz]. Bunlar her memleketin siyâsî fırka teşkîlâtında mevcûd olan şey'lerden ya`nî siyâsetcilik ve fırkacılıkdan `ibâretdir. Bizde fırkacılık hayâtı pek yeni olduğu ve buna alışılmadığı içün bir az garîb görünüyorsa da bu gibi teşkîlâtın îcâbât-ı meşrûtiyetden [meşrutiyetin gereklerinden] olduğu düşünülürse garâbet [bu garip durum] kendiliğinden zâ'il olur [biter].

Paşa hazretleri, bu `umûmî mütâla`atdan [genel düşünceden] husûsen [özellikle] intikâl edersek [geçersek] diyebiliriz ki `ayn-ı siyâset `aynı, hâl bizim memleketimizdeki fırak-ı siyâsîyede [siyasî partilerde] de mevcûddur -Millî Ahrâr gibi, Sulh ve Selâmet gibi- yeni teşekkül etmiş [kurulmuş] bulunan fırkalardan sarf-ı nazar [başka] önümüzde bugün tamâmiyle yeni [ve] teşkîlâtına [örgütlenmesine] henüz sâhib olmuş bir fırka vardır ki o da bugün zimâm-ı hükûmeti [hükümetin yönetimini] elinde tutan Hürriyet ve İ'tilâf fırkasıdır. Hürriyet ve İ'tilâf fırkasının da tamâmiyle İttihâd ve Terakkî fırkası gibi Meclis-i `Umûmîsi ve kâtib-i `umûmîsi [genel sekreteri], re'îsi, şu`be kâtibleri ve sâ'iresi vardır.

Mâdde: 7 - Hürriyet ve İ'tilâf fırkasının Merkez-i `Umûmîsi Der-sa`âdetde [İstanbul'da] olacakdır. Hürriyet ve İ'tilâf fırkası nizâmnâmesi

Mâdde: 8 - Hürriyet ve İ'tilâf fırkasının Merkez-i `Umûmîsinde bir re'îs ve iki re'îs-i sânî [ikinci başkan] ile on dört a`zâdan [üyeden] mürekkeb [oluşan] bir Meclis-i İdâresi bulunacakdır.

Mâdde: 13 - Her sene Teşrîn-i sânî [Kasım] on beşinde fırkaya mensûb [üye] a`yân ve meb`ûsân ile fırka mü'essislerinden [kurucularından] ve Merkez-i `Umûmî a`zâlarından ve taşra şu`abât-ı merkezîye [merkez şubeleri] kongreleriyle İstanbul şu`belerinin her birinin hey'et-i `umûmîyesinden [genel kurulundan] müntahab [seçilmiş] murahhaslardan [delegelerden] mürekkeb [oluşan] `umûmî bir kongre in`ikâd edecekdir [toplanacaktır].

Kabineyi teşkîl eden [oluşturan] zevâtdan [kişilerden] bir kısmı Merkez-i `Umûmî a`zâsından oldukları gibi, re'îs-i vükelânın [başbakanın- sadrazamın] ve diğer nâzırların her gün Merkez-i `Umûmîye giderek fırka erkânıyla [ileri gelenleriyle] istişâre [danıştığı] ve bir hayli karârlar ittihâz etdikleri [aldıkları] gazetelerde görüyor ve okuyoruz. Bunlardan ayrıca bir kolleksyon yapub takdîm etmeği [sunmayı] bedîhiyâtdan bulunduğu [delilleriyle birlikte açıklamasına gerek olmadığı] içün lüzûmsuz `add [kabul] etdim.

Eğer Re'îs Paşa hazretleri başkaca bir mâddî cürme [suça] isnâd etmeyerek [dayanmaksızın] mücerred [yalnız] bir fırkanın Merkez-i `Umûmî teşkîlâtı [kurumu] Meclis-i `Umûmî teşkîlâtı cürm [suç] teşkîl ediyor [oluşturuyor] ise Usûl-ü Muhâkemât-ı Cezâ'îye [ceza muhakemeleri usulü] Kânûnu'nun 26 ve 27nci mâddeleri <199Sl> mûcibince [gereğince] ben, Hürriyet ve İ'tilâf fırkasının dahi bu nev` [çeşit] teşkîlâta mâlik bulduğunu [sahip olduğunu], müvekkillerimi maznûn [sanık] diye mahkemeye sevk eden ve karârnâmeye vaz`-ı imzâ' eyleyen [imza koyan] Müdde`î-i `Umûmîye [savcıya] `alenen [açıkça] ihbâr ediyorum. Derhâl mezkûr [zikredilmiş olan] fırka Merkez-i `Umûmîsi a`zâsı `aleyhinde de ta`kîbâtda [kovuşturmada] bulunsun. Fakat re'îs Paşa hazretleri böyle bir şey olamaz ve yapılamaz. Çünki yanlışdır. Bu, meşrûtî memleketlerde bir hakk-ı tabî`îdir [doğal haktır]. Bu hakk-ı tabî`îye kimse mâni` [engel] olamaz. Nasıl ki Hürriyet ve İ'tilâf fırkasının Merkez-i `Umûmî a`zâsı hakkında bu nev` [çeşit] ta`kîbâtda [kovuşturmada] bulunulamaz ve bulunulması yanlış ise işte müvekkillerime de başkaca bir cürm-ü mâddî [maddî suça] isnâd [dayanmayarak] ve isbât etmeyerek, siz orada bir def`a a`zâ-yı tabî`îyeden [doğal üyeden] olarak bulundunuz veyâhûd bulunabilirdiniz. Hâşim Bey bir def`a da`vetnâme aldığınız içün bulundunuz; diyerek ve başkaca bir cürm [suça] isnâd etmeyerek [dayanmayarak] mahkeme-yi `âlîyelerinde [yüce mahkemede] ta`kîbâtda [kovuşturmada] bulunmak da yanlışdır, `ayn-ı sûretde muvâfık-ı kânûn [kanuna uygun] bir hareket değildir. Re'îs Paşa hazretleri bütün dünyâca kabûl edilmiş ba`z-ı esâsât-ı cezâ'îye [ceza esasları] vardır ki bunlardan birincisi berâ'at-i zimmetin [aklanmanın] asıl olduğudur. Müvekkillerime böyle mâddî bir cürm [suça] isnâd edilmedikce [dayanmadıkça] Meclis-i `Umûmîye devâmla şu veyâ bu karârı memleketin menâfi`ine [menfaatlarına] muvâfık [uygun] olmayarak verdiklerini ve onu icrâ' eylediklerini isbât eylemedikce onlar berî-üz-zimmedirler [aklanmışlardır]. Müvekkillerime esnâ-yı muhâkemede niçün Meclis-i `Umûmî a`zâlığı kabûl etdiniz. Niçün fenâlıklar eden zulmet [?] [karanlık güçler] ile teşrîk-i mesâ`î [işbirliği] eylediniz. Su'âllerini sordunuz.

Re'îs- Su'âller öyle değildi.

Müdâfa`a Vekîli Haydar Bey- Bu makâmı, Meclis-i Vükelâ [bakanlar kurulu] a`zâlığını niçün kabûl etdiniz? Zulmet [karanlık güçler] [ile] teşrîk-i mesâ`î [işbirliği] eylediniz? deniliyordu. Ve sonra diğer su'âllerde vükelâ [bakanlar] Meclis-i `Umûmînin de a`zâ-yı tabî`îyesinden [doğal üyesinden] demekdir -İşte bu sûretle sormakla netîcede o çıkıyordu- binâ'en-`aleyh siz bile idiniz, kabûl etmeyebilirdiniz.

Re'îs- Zulmet ta`bîri [terimini] kullanmadığımı iyi biliyorum.

Müdâfa`a Vekîli Haydar Bey- O hâlde bendeniz hatâ ediyorum. Ma`a-mâ-fîh [öyle ise] zabıtlarda vardır. Mûsâ Kâzım Efendi hazretleri makâm-ı meşîhatı [şeyhülislamlığı] ne sûretle kabûl buyurduklarını kemâl-i sâfiyetle [tam bir samimiyetle] kendilerine mahsûs [özel] olan o husûsiyet hâlleriyle ifâde etdiler ve kezâlik [keza] ne gibi kuyûd ve şurût tahtında [şartlar altında] ve ne kadar müşkilât [zorluklar] ile kabûl buyurduklarını söylediler. Re'îs Paşa hazretleri, bendeniz onlarla yek-zebân [ağız birliği eden] olarak diyorum ki o zamân kendilerinin teşrîk-i mesâ`î [işbirliği] etdikleri kimselerin cânî olduklarına dâ'ir bir kânûn, bir nizâmnâme, kesb-i kat`îyet etmiş [kesinleşmiş] bir hüküm yokdu. Bugün şu dakîkada yine `aleyhlerinde kânûnen kesb-i kat`îyet etmiş [kesinleşmiş] ve kendilerine cânî demeğe müsâ`ade vermiş bir hükm-ü kat`î [kesin hüküm] yok. O zamân henüz cânî oldukları sâbit [ispatlanmış] olmayan kimselerle teşrîk-i mesâ`î [işbirliği] etmek nasıl olur da cinâyâta [cinayetlere] iştirâk [katılmak] sûretiyle [şekliyle] tefsîr olunabilür [yorumlanabilir]? Eğer onlar o zamân cânî idi iseler, ve onlarla teşrîk-i mesâ`î [işbirliği] hıyânet [hâinlik] ise ve hıyânete iştirâk ise o zamân o cânî nâzırların [bakanların] ta`yîn etmiş oldukları vâlîleri ve onların teşkîl etmiş [oluşturmuş] oldukları mahkeme a`zâları ve onların vermiş oldukları kumandanlıkları da `ayn-ı sûretle cinâyâta [cinayetlere] iştirâk [katılma] sûretinde telakkî [kabul] etmek lâzım <200Sa> gelir. Çünki onlar da, Meclis-i Vükelâ [bakanlar kurulu] gibi doğrudan doğruya birinci derecede mes'ûl [sorumlu] değillerse de, her hâlde ikinci, üçüncü derecede mes'ûllerdir.

Dünki iddi`âlardan dolayı makâm-ı iddi`âya teşekkür etmeği meslek ve `ilm-i hukûk nâmına bir vazîfe `add [kabul] ediyorum. Paşa hazretleri, bu husûsdaki [konudaki] bütün i`tirâzâtım [karşı çıkışlarımı] evvelce mahkeme-yi `alîyelerine [yüce mahkemeye] gönderilen lüzûm-u muhâkeme karârnâmesine `â'iddir. `Acabâ lüzûm-u muhâkeme karârnâmesini kabûl eden müdde`î-i `umûmî [savcı] bütün me'mûrîn-i hükûmeti [hükümet memurlarını] aslen veyâ fer`an [ikinci dereceden], zımnen [dolaylı olarak] veyâhûd fi`ilen, ma`nen veyâhûd mâddeten mücrimdir [suçludur]; diyerek üçüncü, beşinci derecede mahkeme-yi `alîyelerine mi sürükleyecek? Paşa hazretleri, o zamânki me'mûrları, nâzırları [bakanları] cânî telakkî [kabul] edersek iştirâk [katılma], mesâ`î-yi cinâyet [cinayetlerin işbirlikçisi] görürsek netîce i`tibâriyle onların yapdıkları bütün mu`âmelâtın [işlemleri] gayr-ı kânûnî [kanunsuz] olduğuna hükm etmek lâzım gelir. Şu hâlde mahkemelerin dört beş senelik vermiş oldukları hükümler tamâmiyle ke'en lem yekün [hiç olmamış gibi] olur. Nâm-ı nâmî-yi hükûmete [adı büyüyen hükümete], nâm-ı nâmî-yi pâdişâhîye izâfetle [bağlı olarak] icrâ'-yı `adâlet etmiş [adaleti yürürlüğe koymuş] olan, icrâ'-yı vazîfe eylemiş [vazifelerini yapmış] bulunan kumandanların vermiş oldukları emirlerin de hep sıfıra müncerr olması [varıp sona ermesi] lâzım gelir. Re'îs Paşa hazretleri, buna kimse mütecâsir olamaz [yeltenemez]. Böyle bir şey talebi bütün on senelik mu`âmelât-ı devleti [devlet işlerini] alt üst etmek demekdir. Kimse böyle bir şey taleb etmeğe muktedir olamaz [gücü yetmez].

Şu `umûmî îzâhâtdan [açıklamalardan] sonra, cezâ' nazariyâtı esâsâtına [ceza hukuku esaslarına] girişmek üzere ba`z-ı misâller söylemek istiyorum. Bir kimse me'mûrîn-i hükûmetden [hükümet memurlerından] izin ve icâzet [ruhsat] almayarak, bir gûne [çeşit] sıfat-ı resmîyeyi hâ'iz [sahip] olmayarak bir hükûmet me'mûru elbisesini giyer ise `acabâ ne mu`âmele [işlem] icrâ' olunur [yapılır]? Kânûn-ı Cezâ'nın yüz otuzuncu mâddesi sarîhdir [açıktır]. Cezâ'-yı sezâsını [suçuna uygun cezayı] görmesi lâzım gelir. Fakat o adam der ise ki: Ben bunu hükûmetin me'mûr-u resmîsi sıfatıyla bulunmak ve o nüfûzdan [itibarından] istifâde [yararlanmak] maksadıyla giymedim. Belki tiyatro vardı. Tiyatroda oyun oynamak içün giydim derse, ne yapılacak? Re'îs Paşa hazretleri, bi'l-hâssa [özellikle] cerâ'imde [suçlarda] kasd lâzımdır. Eğer kasd olmazsa bir kimseye mücrim [suçlu] denilemez. Bu misâlde olduğu gibi müvekkillerim Mûsâ Kâzım Efendi hazretleriyle Hâşim Bey efendi Meclis-i `Umûmîyi hafî [gizli] bir teşkîlât [örgüt] olduğunu bilerek kabûl etdiler ve ona o sûretle bilerek girdiler, müzâhir [yardımcı] oldular; diye isbât edilmedikce kendilerinde, sırf hasbü'l-vazîfe [vazifeleri gereğince] fırkacılık nokta-yı nazarından [bakış açısından] orada bir iki def`a bulunmuş olduklarından dolayı, bir şemme-yi cürm [suç kokusu] hiss edilemez.

Sonra re'îs Paşa hazretleri, bendeniz bu dördüncü kuvvetin ma`nâsını bir dürlü anlayamıyorum ona `ilimce, hukûkca bir ta`bîr [terim] arayorum. Bir dürlü bulamayorum. Bu dördüncü kuvvet denilen şey, bu kuvve-yi hafîye [gizli kuvvet] denilen şey, `acabâ kuvve-yi icrâ'îye [yürütme kuvveti] mi? Değil. Kuvve-yi teşrî`îye [kanun yapma kuvveti] mi? Değil. Kuvve-yi `adlîye [yargı kuvveti] mi? O hiç değil. Şu hâlde bunun ta`bîr-i fennî `ilmîsi [ilmî terimi] nedir? Olsa olsa öyle bir meclis-i hesâb olabilür ki hükûmet kendi fırkası erkânıyla [ileri gelenleriyle] istişârelerde bulunabilsün [danışabilsin], onlara umûr [işlerden] ve mu`âmelâtdan [işlemlerden] ma`lûmât [bilgi] verebilsün. <200Sl>



Copyright © 2011-2018 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved