1919-04-27-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-04-27-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 05/05/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Partisi Yöneticileri Davası: Birinci Oturum

3540



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Teşekkül Eden


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i Umûmî [savcı]: Mustafâ Nazmî Bey

BİRİNCİ MUHÂKEME

Pâzâr ertesi: 27 Nîsân 1335

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

50 1

Vicâhen [yüzüne karşı] Muhâkemesi İcrâ' Edilen Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Sa`îd Halîm Paşa, Halîl Bey, Ahmed Nesîmî Bey, İbrâhîm Bey, Tala`at Bey, Rızâ' Bey, Midhat Şükrü Bey, Ziyâ Gökalp Bey, Kemâl Bey, Şükrü Bey, Cevâd Bey, `Âtıf Bey

Gıyâben [kendisi mevcut olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen Maznûnların[sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Tala`at Efendi, Enver Efendi, Cemâl Efendi, Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi

Re'îs - Paşa hazretleri ism-i `âlîniz?

Sa`îd Halîm Paşa - Mehmed Sa`îd Halîm.

Re'îs - Peder-i `âlîniz?

Sa`îd Halîm Paşa - Halîm.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz? [yaşınız?]

Sa`îd Halîm Paşa - Elli altı.

Re'îs - Nerede tevellüd etdiniz? [doğdunuz?]

Sa`îd Halîm Paşa - Kâhire'de.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Sa`îd Halîm Paşa - Yeni köy.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz? <1Sl>

Sa`îd Halîm Paşa - `Âlî. [yüksek]

Re'îs - Müte'ehhil misiniz? [evli misiniz?]

Sa`îd Halîm Paşa - Evet.

Re'îs - Bir gûna [her hangi bir] mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Sa`îd Halîm Paşa - Hayır.

Re'îs - Oturunuz. Zât-ı `âlînizin ism-i `âlîniz? [isminiz?]

Halîl Bey - Halîl.

Re'îs - Peder-i `âlîniz?

Halîl Bey - Sâlih.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz? [yaşınız?]

Halîl Bey - Kırk dört. <2Sa>

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Halîl Bey - Milâs kasabası efendim.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Halîl Bey - Nişântaşı.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

Halîl Bey - `Âlî. [yüksek]

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Halîl Bey - Meclis-i Meb`ûsân Re'îs-i sâbıkıyım [eski reisiyim].

Re'îs - Müte'ehhil misiniz? [evli misiniz?]

Halîl Bey - Müte'ehhilim [evliyim].

Re'îs - Oturunuz. Zât-ı `âlîniz? [kimsiniz?]

Ahmed Nesîmî Bey - Ahmed Nesîmî.

Re'îs - Peder-i `âlîniz?

Ahmed Nesîmî Bey - İbrâhîm.

Re'îs - Sinniniz? [yaşınız?]

Ahmed Nesîmî Bey - Kırk üç.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Ahmed Nesîmî Bey - Girid, Hânya.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Ahmed Nesîmî Bey - Cağaloğlu'nda Mahmûdîye Caddesi.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

Ahmed Nesîmî Bey - Tahsîl-i `âlî. [yüksek tahsil]

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Ahmed Nesîmî Bey - Hâricîye Nâzırı.

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Ahmed Nesîmî Bey - Hayır efendim.

Re'îs - Oturunuz. İsm-i `âlîniz?

`Âtıf Bey - `Âtıf.

Re'îs - Sinniniz? [yaşınız?]

`Âtıf Bey - Otuz yedi.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

`Âtıf Bey - Çanakkale.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

`Âtıf Bey - Kadıköy.

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

`Âtıf Bey - Ankara meb`ûs-ı sâbıkı.[eski mebusu]

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

`Âtıf Bey - `Âlî. [yüksek]

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı efendim?

`Âtıf Bey - Yok efendim.

Re'îs - İsm-i `âlîniz? <2Sl>

İbrâhîm Bey - İbrâhîm.

Re'îs - Peder-i `âlîniz?

İbrâhîm Bey - Mehmed Sâhib.

Re'îs - Sinniniz? [yaşınız?]

İbrâhîm Bey - Elli sekiz.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

İbrâhîm Bey - İstanbul.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

İbrâhîm Bey - Paşabahçesi, İncir Köyü.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

İbrâhîm Bey - `Âlî [yüksek] efendim.

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı efendim?

İbrâhîm Bey - El-hamdü'l-illâh [Allah‘a şükür] yokdur.

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız efendim? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

İbrâhîm Bey - A`yândanım. Sâbıkamda [geçmişte], Şûrâ-yı Devlet riyâseti.

Re'îs - İsm-i `âlîniz?

Tala`at Bey - Tala`ât.

Re'îs - Pederinizin ismi?

Tala`at Bey - Tâhir.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz? [yaşınız?]

Tala`at Bey - Otuz sekiz.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Tala`at Bey - Beşiktaş.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

Tala`at Bey - Tahsîl-i `âlî. [yüksek tahsil]

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Tala`at Bey - İttihâd Terakkî Merkez-i `Umûmîsi a`zâsından [üyesindenim].

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Tala`at Bey - Hayır efendim.

Re'îs - Hüviyetiniz? [kimsiniz?]

Rızâ Bey - Ma`lûm [biliyorsunuz]. Trabzon tehcîrinde `arz etmişdim.

Re'îs - İsm-i `âlîniz?

Midhat Şükrü Bey - Midhat Şükrü.

Re'îs - Pederiniz?

Midhat Şükrü Bey - Mehmed Şükrü.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz? [yaşınız?]

Midhat Şükrü Bey - Kırk beş.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Midhat Şükrü Bey - Selânik.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Midhat Şükrü Bey - Nûr-u `osmânîye. [İstanbul]<3Sa>

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Midhat Şükrü Bey - Burdur meb`ûs-u sâbıkı [eski mebusu].

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı efendim?

Midhat Şükrü Bey - Yok efendim.

Re'îs - Oturunuz. İsminiz?

Cevâd Bey - Ahmed Cevâd.

Re'îs - Pederinizin ismi.

Cevâd Bey - Mustafâ.

Re'îs - Sinniniz? [yaşınız?]

Cevâd Bey - Kırk yedi.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Cevâd Bey - Kazanlık.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Cevâd Bey - Bâyezid civârında.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

Cevâd Bey - Topcu mektebinden.

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Cevâd Bey - Sâbık [eski] Merkez Kumandanı.

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Cevâd Bey - Yok efendim.

Re'îs - İsm-i `âlîniz?

Ziyâ Gökalp Bey - Ziyâ Gökalp.

Re'îs - Peder-i `âlîniz?

Ziyâ Gökalp Bey - Tevfîk.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz? [yaşınız?]

Ziyâ Gökalp Bey - Kırk üç.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Ziyâ Gökalp Bey - Diyârbekir.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Ziyâ Gökalp Bey - Cağaloğlu.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

Ziyâ Gökalp Bey - Husûsîdir. [özeldir]

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Ziyâ Gökalp Bey - Dârü'l-fünûn müderris-i sâbıkı [eski müderrisi].

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Ziyâ Gökalp Bey - Bir siyâsî mes'eleden dolayı mahkûmiyetim vardır.

Re'îs - Hangi mahkemede?

Ziyâ Gökalp Bey - Taşkışla'da.

Re'îs - Oturunuz. İsm-i `âlîniz?

Kemâl Bey - Kemâl.

Re'îs - Pederiniz? <3Sl>

Kemâl Bey - `Ârif.

Re'îs - Sinniniz? [yaşınız?]

Kemâl Bey - Kırk.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Kemâl Bey - İstanbul efendim.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Kemâl Bey - İstanbul, Nûr-u `osmânîye.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz?

Kemâl Bey - Husûsî.[özel]

Re'îs - Müte'ehhil misiniz? [evli misiniz?]

Kemâl Bey - Hayır efendim?

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Kemâl Bey - İ`âşe Nâzır-ı sâbıkı [eski nazırı].

Re'îs - Bir gûnâ [her hangi bir] mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Kemâl Bey - Hayır.

Re'îs - İsminiz?

Şükrü Bey - Ahmed Şükrü.

Re'îs - Pederinizin ismi?

Şükrü Bey - Hüseyin.

Re'îs - Maskat-ı re'siniz? [doğum yeriniz?]

Şükrü Bey - Kastamonu.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz? [yaşınız?]

Şükrü Bey - Kırk üç.

Re'îs - Mahall-i ikâmetiniz?

Şükrü Bey - Şişli.

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîye ve sâbıkanız? [şu an ve geçmişte bulunduğunuz memuriyetiniz?]

Şükrü Bey - Ma`ârif Nâzır-ı sâbıkı [eski nazırı].

Re'îs - Mahkûmiyet-i sâbıkanız var mı?

Şükrü Bey - Hayır.

Re'îs - Hâl-i firârda bulunanlardan [firârîlerden] gelenler var mı? Okuyunuz efendim.


KARÂRNÂME

Teşkîlât-ı Mahsûsa ile `alâkadâr olarak tertîb ve icrâ'-yı kıtâl [savaşı hazırlayan ve yürüten] ve müsâvî-yi sâ'ire [savaştan farksız diğer işler] ile maznûn-ı `aleyhüm [sanık] olub hâl-i firârda [firârî] bulunan İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti Merkez ve Meclis-i `Umûmî a`zâsından [üyesinden] sadr-ı esbak [eski sadrazam] Tala`at Paşa ve silk-i `askerîden [askerlik mesleğinden] matrûd [kovulmuş] esbak [eski] Harbîye Nâzırı Enver ve esbak [eski] Bahrîye Nâzırı Cemâl Efendiler ve esbak [eski] Ma`ârif Nâzırı Doktor Nâzım ve Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir ve Doktor Rüsûhî ve Emniyet-i `Umûmîye Müdîri esbakı [eski müdürü] `Azîz Beyler hâl-i firârda bulunmalarına mebnî [dolayı] Usûl-ü Muhâkemât-ı Cezâ'îye Kânûnu'nun üçyüz yetmiş birinci mâddesi mûcibince [gereğince] mahkemeye gelmeleri içün işbu târîhden i`tibâren cânib-i riyâsetden [reislik tarafından] on gün mehl [süre] verilmekle müddet-i mezkûre [zikredilmiş olan süre] zarfında gelmedikleri hâlde kendülerine kânûna itâ`at etmemiş [uymamış] nazarıyla [gözüyle] bakılarak muhâkemelerinin gıyâben [kendileri mevcut olmaksızın] bi'l-revîye [iyice düşünülerek] hukûk-u <4Sa> medenîyeden ıskât [düşmesi] ve emvâllerinin [mülklerinin] hacz olunacağı ve esnâda bir gûnâ [her hangi bir] da`vâ ikâmesine [açmaya] hakları olamayacağı ve `aleyhlerine da`vâya kıyâm edileceği [başlancağı] gibi bulundukları mahalli bilenlerin haber vermekle ve bi'l-cümle [bütün] zâbıta-yı `adlîye me'mûrlarının kendülerini derdest etmekle [tutmakla] mecbûr olduklarını mübeyyen [bildirilmiş] işbu karârnâme kânûn-ı mezkûrun [zikredilmiş olan kanunun] üçyüz yetmiş ikinci mâddesinden istinbât olunan [çıkarılan] ahkâma [hükme] tevfîkan [uygun olarak] tanzîm [düzenleme] ve mu`âmelât-ı haczîye [haciz işlemleri] hakkında teblîgât-ı muktezîyenin [bildirilmesi gereken yazılı belgenin] icrâ' [yapılması] ve sâ'ir mu`âmelât [diğer işlemleri] îfâ' olunmak [yapmak] içün nüsha-yı kâfîyesi [yetecek kadar sûreti] müdde`î-i `umûmîliğe [savcılığa] tevdi` kılındığı [verildiği] i`lân olunur.

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Mustafâ Nazmi Bey - Târîhi efendim.

Zabıt Kâtibi - 14 Nîsân.

Müdde`î-i `Umûmî Mustafâ Nazmi Bey - Şu hâlde isbât-ı vücûd etmemişlerdir [mevcut değillerdir] efendim. Gıyâben [kendileri olmaksızın] muhâkemelerinin icrâ'sını taleb ederim.

Re'îs - Sa`îd Halîm Paşa hazretleri; Celâleddîn `Ârif Bey ile Hüsnü Hayri Beyi müdâfa`a içün tevkîl buyurdunuz [avukat tuttunuz] mu?

Sa`îd Halîm Paşa - Evet efendim.

Re'îs - Peki. Halîl Bey efendi; Es`ad ve Kâzım Beylerle Tahsîn Efendiyi müdâfa`a içün tevkîl buyurdunuz [avukat tuttunuz] mu?

Halîl Bey - Evet efendim.

Re'îs - Ahmed Nesîmî Bey; Sâki Beyle Es`ad Muhlis Beyi müdâfa`a içün tevkîl etdiniz [avukat edindiniz] mi?

Ahmed Nesîmî Bey - Evet efendim.

Re'îs - Ma`ârif Nâzırı Şükrü Bey efendi; Sa`âdeddîn Ferîd Bey efendiyi tevkîl buyurdunuz [avukat tuttunuz] mu?

Şükrü Bey - Evet efendim.

Re'îs - İbrâhîm Bey efendi; zât-ı `âlîniz kimi tevkîl buyurdunuz? [avukat edindiniz?]

İbrâhîm Bey - Efendim; Mâhir Efendi, Yusuf Cemâl Bey bir de Kadri Bey.

Re'îs - Kemâl Bey, Sa`âdeddîn Bey ve Emîn `Âdil, Ahmed Râmiz Bey efendileri ve Hasan Hayrî Beyi müdâfa`a içün ta`yîn buyurdunuz mu? [avukatlarınız olarak görevlendirdiniz mi?]

Kemâl Bey - Evet efendim.

Re'îs - Midhat Şükrü Bey efendi; Mahmûd Mâhir Bey efendiyi tevkîl buyurdunuz mu? [avukat edindiniz mi?]

Midhat Şükrü Bey - Sa`âdeddîn Ferîd Bey bir de Râmiz Bey.

Re'îs - Burada yazılı değil demek onları da tevkîl buyurdunuz. [avukat edindiniz]

Midhat Şükrü Bey - Evet efendim.

Re'îs - Ziyâ Gökalp Bey; Haydar Rif`at Bey ile İsmâ`îl Tevfîk Beyi tevkîl buyurdunuz mu? [avukat edindiniz mi?]

Ziyâ Gökalp Bey - Evet efendim.

Re'îs - Vekîl efendiler,

Dîvân-ı Harblerce ve bâ-husûs [özellikle] Dîvân-ı Harb-i `Örfîlerce te`âmül [yerleşmiş bir adet] olmadığı ve bir gûnâ [her hangi bir] mecbûriyet bulunmadığı hâlde mücerred [yalnız] maznûnînin [sanıkların] müdâfa`alarını teshîl [kolaylaştırmak] ve hîn-i iktizâda [gerektiği zamanda] isti`âne [yardım] edebilmelerini te'mîn içün bu muhâkemede müdâfa`a vekîllerinin bulundurmasına ve Dîvân-i Harbin muhâkemeyi kemâl-i `adl [eksiksiz adalet] ve bî-tarafî [tarafsızlık] ile <4Sl> icrâ' etdiğini enzâr-ı `umûmîyede [herkesin gözünde] isbât etmek içün muhâkemenin `alenen [açık] cereyânına müsâ`ade olundu fakat bu müsâ`adeyi sû'-i isti`mâl etmeyerek isticvâbât [soru-cevaplar] hitâm [son] bulmadıkca araya söz karışdırmamanızı ve kemâl-i i`tidâl [aşırıya kaçmaksızın] ve sükûn [soğukkanlılık] ile hareket ederek kânûna ri`âyetkâr [uyan kişiler] olmanızı ihtâr ederim. [hatırlatırım]

(Zabıt Kâtibine hitâben) Karârnâmeyi okur musunuz?

Kâtib Şefîk Bey tarafından okunur:

KARÂRNÂME

İnfisâhını [feshini] i`lân eden [İttihâd ve Terakkî] Cem`iyeti'nin Re'îs-i `Umûmîsi Sa`îd Halîm Paşa ile Meclis-i `Umûmî a`zâ-yı tabî`îyesinden [doğal üyelerinden] olan Tala`at, Enver, Cemâl, İbrâhîm, Şükrü, Halîl ve Ahmed Nesîmî ve Kâtib-i `umûmîsi [genel sekreteri] Midhat Şükrü ve Merkez-i `Umûmî a`zâsından İstanbul murahhası [delegesi] Kemâl ve Ziyâ Gökalp, Doktor Rüsûhî, Küçük Tala`at ve yine Merkez-i `Umûmî a`zâsından [üyesinden] olub Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'mûr bulunan Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir, Doktor Nâzım, `Âtıf, Rızâ ve teşkîlât-ı mezkûre Encümen idâresine dâhil olan Emniyet-i `umûmîye Müdîr-i esbakı [eski müdürü] `Azîz ve Merkez Kumandan-ı sâbıkı [eski kumandanı] Cevâd Beyler hakkında icrâ' kılınan tahkîkâtı mutazammın [içine alan] evrâk-ı istintâkîye [sorgu evrakları] ve teferru`âtıyla [ayrıntılarıyla] Dîvân-ı Harb-i `Örfî Müdde`î-i `Umûmîliğinin [savcılığının] bâlâda [yukarıda] mestûr [yazılı] iddi`ânâmesi mütâla`a ve tedkîk olundu.

Mezkûr [zikredilmiş olan] iddi`ânâmede İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti biri programa ve nizâmnâme-yi dâhilîye [yönetmeliğe] müstenid [dayanan] zâhirî [görünen] ve `alenî [açık]. Diğeri ta`lîmât-ı şifâhîye [sözlü emirler] ve mahremâneye [gizliliğe] mübteni [dayanan] mestûr [yazılı] ve hafî [gizli] iki mâhiyet-i mütezâddeyi [birbirine zıt esası] câmi` olub [toplayıp] delâ'il [deliller] ve berâhîn-i mevcûde [mevcut tanıklardan] mü'eddâsından [anlaşılmış] şahsiyet-i ma`nevîyesinin bir silsile-yi kıtâl [zincirleme savaş] ve gârât [yağma] ve sû'-i isti`mâlât ile maznûn-ı `aleyh [sanık] bulunduğu ve icrâ'ât-ı vâkı`asından [yaptığı işlerden] mütevellid [doğan] mes'ûliyet-i kânûnîyeyi [kanunî sorumluluğuna] mütehammil olması [dayanması] Cem`iyetler Kânûnu ahkâm-ı sarîhasıyla [açık hükümleriyle] mü'eyyed [kuvvetlendirilmiş] olan cem`iyet-i mezkûrenin [zikredilmiş olan cemiyetin] bâlâda [yukarıda] mezkûrü'l-esâmî [isimleri zikredilmiş olan] rü'esâ'-yı mühimme [önemli reisleri] ve erkân-ı müteneffizesinin [sözü geçen adamları] mâ-bihi'l-maznûniyeti [sanık olmalarına sebep olan] îzâh [açıklama] ve kendilerine isnâd olunan cerâ'im [suçlar] bast ve temhîd edilmekde [uzun uzadıya anlatılmakta] ve ez-an-cümle [o cümleden olarak] geçen üç yüz otuz senesi temmuzunda rü'esâ'-yı cem`iyetle [cemiyet reisleriyle] bi'l-istişâre [danışarak] i`lân olunan seferberlik üzerine cem`iyetin zî-nüfûz erkânından [sözü geçen adamlarından] olub firârlarından dolayı silk-i `askerîden [askerlik mesleğinden] matrûd [kovulmuş] Enver ve Cemâl ve kezâ firârî Tala`at Beylerle rüfekâ'sı [arkadaşları] Avrupa'nın meşgûl olduğu Harb-i `Umûmî'den bi'l-istifâde [yararlanarak] iz`ân [anlayış] ve iktidâr ve `adl ve dâd ü hikmet [adil hakimlik] ve re'fetle [merhametle] hall olunması îcâb eden mesâ'il-i mu`allaka [sürüncemede kalmış meseleler] ve gavâ'il-i muzillayı [aşağılık bela ve felaketleri] herkese ibrâz-ı şiddet [şiddet göstererek] ve her tarafa ilkâ'-yı dehşetle [korku salarak] hall ü fasl [iyi bir sonuca ulaşmak] sevdâsına düşerek mukadderât-ı millet [milletin kaderi] üzerinde tahavvülât-ı `azîme [büyük değişikliklere] ve teşevvüşât-ı bî-nihâ'îyeyi [sonu olmayan karışıklıklara] müntic [sebebiyet veren] ef`âl ve icrâ'ât-ı vahîmeye [kuruntulu işlere] cür'et [yeltenen] ve sûretâ [görünüşte] âmâl-ı millîyeyi [milli istekleri] tatmîn maksadıyla ve hakîkatde ise bir gâ'ile-yi `uzmâ [büyük sıkıntılar] ihdâs [meydana getirerek] ile sadâ-yı milleti [milletin sesini] susdurmak ve bu fırsatdan bi'l-istifâde [yararlanarak] icrâ'-yı tahakküm [zorbalık yapmak] ve tagallüb [zorla hüküm sürme yolları] ile iddihâr-ı servet [servet biriktirmek] ve sâmân [rahat] etmek ümniyesiyle [niyetiyle] hareket eyledikleri ve Harb-i `Umûmîye iştirâki [katılmayı] bir takım hiyel [oyun] ve desâ'is [hileler] isti`mâliyle [kullanarak] emr-i vâki` hâline getirdikden sonra tatbîk-i menviyâta [uygulamak gayesi] bi'l-ibtidâr [ süratle başlamış] hareket-i harbîye sıralarında makâsid-i hafîyelerini [gizli maksatların] mevki`-i fi`ile îsâl [yerine getirilmesi] garazıyla [maksatıyla] husûsî [özel] ve mahfî [gizli] komitecesine <5Sa> ef`âl [işler] ve harekâtla iştigâl etmek ve habishânelerden tahlîye etdirdikleri kavâfil-i mücrimînin [suçlu kafilelerinin] harekât-ı cinâyetkârânelerine [canilere yakışır hareketlerine] esâslar hâzırlamak ve bunlara evâmir [emirler] ve ta`lîmât vermek ve bütün bu kabîl [gibi] harekât-ı hafîye [gizli hareketler] ile İstanbul'da iştigâl etmek üzere Teşkîlât-ı Mahsûsa nâmı tahtında [altında] vücûde getirdikleri bir komiteden Emniyet-i `Umûmîye Müdîr-i esbakı [eski müdürü] `Azîz ve Merkez-i `Umûmî a`zâsından [üyesinden] `Âtıf ve Doktor Nâzım Beyler `âdetâ merkez erkân-ı harbliğini ve Merkez Kumandanı Cevâd Bey dahi anlar [onlar] tarafından ittihâz olunan [alınan] mukarrerâtın [kararların] tasdîk [gerçekleştirilmesini] ve tatbîkini [uygulanmasını] ifâ' edüb [sağlayıp] istihdâm eyledikleri [kullandıkları] eşhâsa [şahıslara] külliyetli [çok] pâralar tevzi` [dağıttıkları] ve menâtık-ı muhtelifeye [değişik bölgelere] sevk ve i`zâm [gönderme] ve Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir gibi rü'esâsına [reislerine] şifre miftahları [cetvelleri] verüb emirlerine otomobiller, mebzûlen [bolca] nukûd [paralar] ve levâzım-ı tahribîye [tahrip edici malzemeler] tevdi` [vermiş] ve tahsîs eylemiş [ayırmış] ve bu vechile [yolla] İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti rü'esâsının [reislerinin] makâsidini [maksatlarını] gizli bir usûl dâ'iresinde tenfîz ve icrâ'ya [yürürlüğe] koyulmuş oldukları der-miyân olunmakdadır [ortadadır]. Bu komitenin taşraya dağıtdığı efrâdından [fertlerinden] ba`zıları re'îslerinin telkîn [öğrettikleri] ve işâretleri ve âher [başka] mahallerin İttihâd ve Terakkî murahhaslarıyla [delegeleriyle] cem`iyete intifâ` [fayda] garazıyla [maksatıyla] mutî` ve münkâd [boyun eğen] ba`z-ı me'mûrîn [bazı memurlar] ile sâ'ika-yı safvet [saflığının sevkettimesiyle] veyâ ilcâ'-yı cehâletle [cahilliğinin sürüklemesiyle] anlara iltihâk eden [katılan] mikdârı pek kalîl [az] ba`z-ı eşhâsın [bazı şahısların] delâlet [yol göstermesi] ve mu`âvenetiyle [yardımıyla] taktîl-i nüfûs [katliam], nehb-i emvâl ve nukûd [mülk ve paraları yağmalama] ve ihrâk-ı mebânî ve ecsâd [binaları ve vücutları yakma], hetk-i `ırz [ırza saldırma], işkence ve ezâ-i fazâyihini [edepsizce eziyet] îkâ` eyledikleri [yaptıkları] bu mesâ'ibe [kötülüklere] hedef olanlar bilâ-tefrîk-i cins ve mezheb [cins ve mezhep ayrımı yapılmaksızın] ve ebnâ'-yı memleket [memleket çocukları] olub bu meyânda magdûrînin [magdurların] kısm-ı mühimmi [önemli bir kısmı] gerçi Ermeniler ise de kısm-ı küllîsi [büyük kısmı] de `anâsır-ı sâ'ire [diğer unsurlarda] ve bi'l-hâssa her vakit ve her yerde Türkler olduğu cümle-yi müdde`ayâtdandır [genelin iddialarındadır]. İşbu tahkîkâtın mevzû`u [konusu] olan mâdde-yi mu`ayyene [belirlenmiş olan madde] Ermenilerin tehcîri esnâsında muhtelif [değişik] zamân ve mahallerde vukû`a getirilen ve her birinin fâ`illeri haklarında başkaca ta`kîbât-ı kânûnîye [kovuşturma kanunu] icrâ' kılınmakda olan fecâyi`in [faciaların] mevzi`î [sınırı dar] ve münferid [ayrı] vakâyi`den [olaylardan] `ibâret olmayub mezkûrü'l-esâmî zevâtdan [isimleri zikredilmiş olan kişilerden] mürekkeb [oluşturulmuş] bir kuvve-yi müttehide-yi merkezîye [merkezî ve şuçlu bir kuvvet] tarafından tertîb [düzenlenen]ve icrâ'âtının şifâhî [sözlü] ve hâfî [gizli] evâmir ve ta`lîmât [emirler] i`tâsı [verilmesi] sûretiyle te'mîn ve idâre edilmiş olması mâhiyetindedir [esastır] ki netîce-yi tedkîkâtı [araştırmaların sonucu] müş`ir delâ'il ve berâhîn [bunları haber veren deliller ve tanıklar] ve beyânât-ı tahrîrîye [yazılı beyanlar] ve vesâ'ik-i mu`tebere [güvenilir belgeler] ber-vech-i zîr [aşağıda olduğu üzere] derc ve telfîk olunur [toplanmış ve birleştirilmiştir].

Şöyle ki:

İttihâd ve Terakkî rü'esâsının [reislerinin] (Teşkîlât-ı Mahsûsa) `unvânı tahtında [altında] bidâyeten [başlangıçta] harbe iştirâk etmek [katılmak] işâ`asıyla [haberini yaymakla] vücûde getirdikleri ve fakat bi'l-âhare [daha sonra] iddi`ânâmede bast [uzun uzun anlatıldığı] ve tezkâr olunduğu [hatırlanıldığı] üzere harekât ve icrâ'ât-ı cürmîye [suç olan işler] ile iştigâl etdirdikleri şebeke-yi hafîye [gizli örgüt] encümen idâresi Merkez-i `Umûmîsi a`zâsından [üyesinden] Doktor Nâzım, Bahâ'e'd-dîn Şâkir, `Âtıf, Rızâ' ve Emniyet-i `Umûmîye Müdîr-i esbakı [eski müdürü] `Azîz Beylerden mürekkeb [oluşturulmuş] olub bunlardan Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin merkezi Erzurum olmak üzere vilâyet-i şarkîyede kuvvetlerin kumandasında gitdiği ve Rızâ' Beyin de Trabzon havâlîsinde dolaşdığı esnâda İstanbul'da `Azîz, `Âtıf ve Nâzım Beylerin icrâ'-yı fa`âliyet eyledikleri [faaliyet yürüttükleri] ve Merkez Kumandanı Cevâd Beyin dahi mukarrerât-ı müttehazalarının [kabul edilen kararları] tasdîk [gerçekleştirmek] ve tatbîk [uygulamak] vazîfesinde bulunduğu [tertîb [sıra] nümero [numara] 10 vesîka [belge] 1] Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye hitâben 150 nümerolu [numaralı] karârı muhtevî [içeren] [Galatalı Halîl'in komitece tecziyesi [cezalandırılması] matlûbdur [talep edilmiştir]. <5Sl> Emânet postahâneden istirdâd edilecek [geri istenecek], îcâbında ahâlîye verileceğinin teblîği] `ibâresini ve zîrinde [altında] [`Azîz, `Âtıf, Nâzım] imzâ'-yı zâtîlerini [özel imzalarını] hâvî [içeren] ve altında [muvâfıkdır [uygundur]: Cevâd] tasdîk [onay] ve imzâ'sını ve daha altında [esbâb-ı hıyânet [hıyanet sebepleri] pâra toplamak] `ibâresini şâmil olan [içeren] varaka [evrak] ile sâbitdir [isbat edilmiştir] bu karârnâmenin merbûtu varaka [eklenmiş olduğu evrak] ise keyfiyetin [durumun] [Artvin'de, Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye bi'z-zât hall olunacakdır.] işâretiyle [1. Cevâd] imzâ'sıyla şifreli telgrafla emir ve iş`âr [haber] olunduğunu irâ'e eder [gösterir].

[Teşkîlât-ı Mahsûsa'da] firârî Enver Beyin `amucası Halîl Paşa'nın da merkez kumandanlığı zamânında dâhil bulunduğuna ve teşkîlât-ı mezkûrenin [zikredilmiş olan teşkilatın] İttihâd ve Terakkî Cem`iyetiyle irtibâtına [ilişkisine] [tertîb [sıra] nümero [numara] 10 vesîka [belge] 4] Midhat Şükrü Beye hitâben yazılan [Halîl, Nâzım, `Âtıf, `Azîz] imzâ'larını hâvî [içeren] ve 59 nümerolu [numaralı] tezkere [pusula] delîl ve bu uğurda ser-kerde [baş] cem` [toplama] ve tedârük [hazırlama] ve mahbûsları tahliye etdirdiklerine de mûmâ-ileyh [adı geçen] Halîl Beyin İzmit mutasarrıflığına gönderilen 67 nümerolu [nolu] telgrafı bürhândır [tanıktır].

[Teşkîlât-ı Mahsûsa]ya mevâdd-ı tahrîbîye [tahrip edici maddeler] verildiğini mûmâ-ileyh [adı geçen] Halîl Beyin Harbiye Dâ'iresi Müdîriyetine 68 nümerolu [numaralı] ile 16 Teşrîn-i sânî sene 30 târîhinde yazdığı tezkere [pusula] göstermekde ve buna mümâsil vesâ'ike [benzer belgelere] Teşkîlât-ı Mahsûsanın evrâk-ı mütebâkîyesi [geride kalan evrakları] meyânında [arasında] tesâdüf edilmekde [rastgelinmekte] bununla berâber tedkîkât-ı vâkı`adan bu dâ'ireye `â'id evrâdan bir kısm-ı mühimminin [önemli kısmının] ve Merkez-i `Umûmî'nin bütün evrâk ve defâtirinin [defterlerinin] aşırıldığı anlaşılmakda ve hattâ Emniyet-i `Umûmîye Müdîr-i esbakı [eski müdürü] `Azîz Beyin Tala`at Beyin isti`fâsından evvel dâ'ireden aldığı ma`lûmât ve muhâberât-ı mühimmeye [önemli haberleşmeler ve bilgilere] dâ'ir dosyaları infisâlinden [azledildikten] sonra i`âde etmediği Dâhilîye Nezâret-i celîlesinin tezkeresi [pusulası] mündericâtı [içindekiler] ve şahâdât-ı mazbûta [zabıtların şahitliği] delâletiyle [ışığında] sübût bulunmakda [meydana çıkmakta] (tertîb [sıra] nümero [numara] 31) i`lân-ı harbden hayli müddet akdem [önce] harekât-ı harbîyeye niyet olunduğu ve bunun cem`iyetce kasd ve ârzû olunduğu 17 Ağustos 30 târîhinde Kâtib-i `Umûmî [genel sekreter] Midhat Şükrü Bey imzâ'sıyla ve Erzurum vâlîsi vâsıtasıyla Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye olan iş`ârdan [haberden] istidlâl olunmakdadır [delil ile anlaşılmaktadır].

Diyârbekir'de îkâ` edilen [yapılan] kıtâl [savaş] ve fecâyi`in [faciaların] firârî Tala`at Beyin igmâz [görmezden gelmesi] ve teşvîkiyle tevâlî eylediğini [sürdüğü] (tertîb [sıra] 8 vesîka [belge] 1) Zor mutasarrıfı `Alî Su`âd Beyin mûmâ-ileyh [adı geçen] Tala`at Beye keşîde edüb [çekip] mündericâtı [içindekileri] vâlî ve yâveriyle komiser Memdûh'un i`dâmen teczîyeleri [cezalandırılmaları] vücûbuna [lazım geldiğine] dâ'ir olan şifreli telgrafnâmenin [hıfz] [saklı] işâretiyle ibtâli te'yîd eder [doğrular].

Dâhilîye Nezâreti Kalem-i Mahsûs Müdîri İhsân Bey Kilis kâ'im-makâmı iken Dersa`âdet'den [İstanbul‘dan] Haleb'e gönderilen `Abdu'l-ahad Nûrî Beyin tehcîrin imhâ' maksadına müstenid bulunduğunu [dayandığını] ve [ben Tala`at Bey ile temâs etdim imhâ' emirlerini bi'z-zât aldım. Memleketin selâmeti bundadır] diyerek kendisi de iknâ`a çalışdığını ityân eylemekdedir [söylemektedir]. [evrâk-ı istintâkîye [sorgu evrakı] sahîfe [sayfa] 15]

Bursa kâtib-i mes'ûlü [parti sekreteri] Doktor Midhat Beyin Bolu kâtib-i mes'ûlü iken Kangırı'dan Bolu mutasarrıflığına Ankara vilâyetinden teb`îd olunan [uzaklaştırılan] Ermenilerin yekûnu altmış bir bine bâlig olduğunu [vardığını] ve vilâyet ahâlî-yi İslâmîyesinin bu münâsebetle İttihâd ve Terakkî ile anın [onun] zâde-yi meşrû`u [kanunî evladı, ondan doğan] olan hükûmete perestiş etdiklerini [şiddetli bir sevgi duyduklarını] ve bu te'sîrin <6Sa> senelerce pâyedâr olduğunu [ hüküm sürdüğünü] binâ'en-`aleyh Bolu'nun da sa`âdet-i âtîyesini [mutlu bir gelecek] te'mîn içün `ayn-ı harekete imtisâlin [boyun eğmenin] mûcib-i fevâ'id [faydalara sebep] olacağına dâ'ir servis (?) çekdiği mutasarrıf Müfîd Beyin 11 Eylül 31 târîhli Dâhilîye Nezâretine olan şifreli telgrafnâmesinde muharrerdir [yazılıdır] ki [tertîb [sıra] 8 vesîka [belge] 2] bununla Bolu gibi dârü'l-harekâtdan [harekat sahasından] ma`dûd olmayan [sayılmayan] bir mahallde tehcîrin ne tedbîr-i `askerî ve ne de tedbîr-i inzibâtî cümlesinden olmayub [bütün tedbirlerin dışında] cem`iyetin emel ve ârzûsundan münba`is [ilerigelen] ve Midhat Beye merci`inden [üstleri tarafından] mülhem olduğunu [gönlüne konduğunu] anlatmakdadır. Kısa bir müddetle Kangırı'da bulunan zâtın Ankara vilâyeti halkının hissiyât-ı `umûmîyesini uzakdan öğrenemeyeceği bedîhî [açık] ve bulunduğu vilâyet ahâlîsinin hissiyâtına âgâh [haberli] olması daha sehîl [doğru] ve tabî`î [doğal] idi. Hâlbuki Kangırı'nın merbût [bağlı] bulunduğu Kastamonu Müslümânlarının muhîtleri hâricindeki vakâyi`i [olayları] nefretle yâd ve telakkî eyledikleri hattâ bir gün memleketin müftüsüyle meşâyih [şeyhler] ve eşrâfından bir cemm-i gafîr [insan kalabalığı] Vâlî Reşîd Paşaya `aynen şu sözleri [civâr vilâyetlerden Ermenileri mezbahaya sevk eder gibi çoluk ve çocuklarıyla berâber dağ başlarına çıkararak katl ediyorlarmış biz memleketimizde böyle şey' istemeyiz. Gazab-ı ilâhîden [Allah‘ın hiddetinden] korkarız. Küfr ile hükûmet pâyedâr olur [sürer]. Zulm ile pâyedâr olmaz. Amân ricâ ederiz bizim vilâyetde böyle bir mu`âmele yapılmasın] dedikleri ve vâlî-yi müşâr-ileyh [adı geçen vali] cânibinden [tarafından] böyle bir hâle kat`îyen meydân verilmeyeceği beyân ve te'mîn edilmesi üzerine meserretlerinden [sevinçlerinden] gözleri yaşararak gitdiklerini ikinci merbûtun [ekin] on beşinci sahîfesindeki beyânât-ı tahrîrîye [yazılı beyanlar] ile mü'eyyeddir [doğrulanmıştır].

[Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın] ve ana [ona] mülhak [katılmış] ba`z-ı jandarmaların Erzurum vilâyâtı mülhakatında [bağlı olan] Ermenilere olan ta`diyât [tecavüz ettirmelerini] ve tecâvüzâtını tavzîh eden [aydınlatan] Vâlî Tahsîn Beyefendinin 15 Temmuz 331 târîhlü şifreli telgrafnâmesi [Fâ'ik nâmında bir mülâzımın `Arabyân'ın dört kızını aldığını ve mülâzım Kâmil Efendinin de 1863 Lira ve otuz beş yük eşyâ' ve pek çok mücevherât çaldığını pâra ve kadın rezâletinin pek hacâlet-âver [utandırıcı] ve merdliğe muhâlif olduğunu [uymadığını] ve bu hâllere hâtime [son] ve bi'l-hâssa Teşkîlât-ı Mahsûsa nâmı altında türeyen çetelere her tarafdan nihâyet verilmesi ve Ma`mûretü'l-`azîz vâlîsi bütün yollar kadın ve çocuk cenâzeleriyle doludur defn etmeğe yetişemiyoruz diyor merdliğimizi târîh-ı millîmizi muhâfaza etsek iyi olur] cümleleri muhtevîdir [içerir] [tertîb [sıra] 8 vesîka [belge] 4] işbu telgrafnâmenin Meclis-i Meb`ûsân'ın Beşinci Şu`besinde firârî Tala`at Beye `â'id evrâk meyânında [arasında] bulunması Zor mutasarrıfı `Alî Su`âd Beyin bâlâda [yukarıda] zikri geçen şifreli telgrafnâme-yi mühimmesinin [önemli telgrafının] keyfiyet ve maksad-ı hıfz [durumu ve niyeti saklamayı] ve ibtâlini [bozmayı] te'yîd etmekdedir [doğrulmaktadır].

Erzurum Teşkîlât-ı Mahsûsa re'îsi Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey imzâ'sıyla Ma`mûretü'l-`azîz vâlîsi Sâbit Beye - Nâzım Beye `âid olmak üzere keşîde kılınan [çekilen] ve fotografisi dokuzuncu tertîbde [sırada] bulunan şifreli telgrafnâmenin mündericâtı [içindekileri] [oradan sevk edilen Ermeniler tasfiye olunuyor [temizleniyor] mu nefy [sürgün] ve tagrîb olunduğunu [uzaklaştırıldığını] bildir[diği]niz eşhâs-ı muzırre [zararlı şahıslar] imhâ' ediliyor mu yoksa yalnızca sevk ve i`zâm mı olunuyor [gönderiliyorlar mı?] vâzıhan [açık açık] bildiriniz kardeşim] sûretindedir ki mûmâ-ileyh [adı geçen] <6Sl> Resneli Nâzım Beyin o sırada Ma`mûretü'l-`azîz İttihâd ve Terakkî müfettişliğinde ve el-yevm [bugün] hâl-i firârda [firârî] bulunması Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın imhâ' vazîfesiyle meşgûl olarak cem`iyetle irtibâtı [ilişkisi] mü'ekked vesâ'ikdendir [kesinleştirilmiş belgelerdendir].

Samsun kâtib-i mes'ûlü Rüşdü imzâ'sıyla İttihâd ve Terakkî Merkez-i `Umûmî'sine çekilüb Midhat Şükrü Bey tarafından Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'mûr Doktor Nâzım'a 16 Kânûn-ı evvel 330 târîhinde havâle edilen telgrafnâme dahi [beşinci çete olarak Tufan Ağa kumandasıyla elli beş kişilik bir çetenin motor ile yola çıkarıldığını] mübeyyin [meydana çıkarmış] olması Teşkîlât-ı Mahsûsa ile cem`iyetin irtibât ve münâsebetini ve şu`abât-ı cem`iyetinde [cemiyetin şubelerinde] ötedenberi çeteler tertîbiyle [oluşturmakla] iştigâl etdiklerini musavverdir [düşündürmüştür] yine bunu mü'eyyid [doğrulayan] [Balıkesir İttihâd ve Terakkî müfettişi Mûsâ] imzâ'sıyla 20 Teşrîn-i sânî 330 târîhli Midhat Şükrü Beye mürsel [gönderilmiş] ve Doktor Nâzım'a muhavvel [bırakılmış] mektûb mündericâtı [içindekileri] ayruca Dâhilîye Nezâretiyle cem`iyetin bu çetelerle meşgûl olduklarını irâ'e eder [gösterir] kezâlik [keza] Bursa murahhaslığının 19 Kânûn-ı evvel 330 târîhli Merkez-i `Umûmî'ye tahrîrâtı [resmî mektubu] cânîlerin şâkîlerin [eşkiyaların] Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya mukayyed [kayıtlı] olacaklarını mu`lindir [ilan eder]. Gerçi işbu çetelerin bidâyet-i seferberîde [savaş hazırlıklarının başlangıcında] harbe iştirâk etdirileceği işâ`a [duyrulmuş] ve erbâb-ı hulûs ve safvet [gönlü temiz adamlar] iknâ`a gayret edilmiş ise de bi'l-âhare [daha sonra] kısmen bâlâda [yukarıda] zikr ve ityân olunduğu [bildirildiği] vechile [üzere] tehcîre tâbi` tutulan kâfilelerin katl ü ifnâ'sı [yok etmek] husûsunda istihdâm kılındıkları olbâbdaki [o konudaki] delâ'il [deliller] ve berâhîn [tanıklar] ve vesâ'ikin [belgeler] hey'et-i `umûmîyesinden [tamamından] müstebân olmakdadır [anlaşılmaktadır].

Taktîllerin Tala`at ve Cemâl ve Enver Beylerin emir ve vukûfları altında cereyânı [tertîb [sıra] 11] biri 21 Temmuz 331 târîhli Diyârbekir ve Ma`mûretü'l-`azîz Urfa ve Zor vâlî ve mutasarrıflarına yollarda kalan emvât [ölüleri] defn etdirilerek ecsâdın [cesetlerin] dere ve göl ve nehirlere atdırılmaması ve yollarda terk etdikleri eşyâ'nın yakılması hakkındaki Tala`at Beyin şifreli telgrafı ve Dördüncü Ordu Kumandanı Cemâl Beyin Diyârbekir vâlîsine [müsta`cel] [acele] ve zâta mahsûsdur işâret ve 1 Temmuz 331 târîhli telgrafında Fırat nehrinin cenûbuna [güneyine] doğru sürüklediği ecsâdın [cesetlerin] harekât-ı `isyânîyede [ayaklanmada] maktûl düşen [öldürülmüş olan] Ermenilerin cesedleri olması muhtemel bulunduğundan bahisle bunların mahallerinde defn etdirilmesi meydânda ecsâd [cesetler] bırakdırılmaması lüzûmu beyân olunmakdadır. [tertîb [sıra] 11 vesîka [belge] 3] Cevâben mûmâ-ileyh [adı geçen] Cemâl Beye çekilen 3 Temmuz 31 târîhli [ve zâta mahsûsdur] işâretini hâvî [içeren] şifreli telgrafnâmede [Fırat vilâyetimizle pek az münâsebetdârdır. Sürüklenen ecsâdın Erzurum Ma`mûretü'l-`azîz cihetlerinden gelmeleri muhtemeldir. Burada harekât-ı `isyânîyede [ayaklanmada] - maktûl düşenlerin [öldürülmüş olanlarının] ya metrûk [terkedilmiş] ve derin mağaralara atılmaları yâhûd ekseriyetle yapıldığı vechile [üzere] ihrâkları [yakılmaları] sûretiyle mu`âmele yapılmakda ve definleri bile pek müstesnâdır [azdır]] denilmekdedir Zor mutasarrıfı esbakı [eski mutasarrıfı] `Alî Su`âd Bey livâ'-yı mezkûre [zikredilmiş olan livaya] sevk edilen Ermenilerin `avâkıbı [sonları] hakkında ma`lûmât vermekde ve hattâ Tasvîr-i Efkâr gazetesi muharrirliğinde [yazarlığında] bulunmuş olan Haleb'de Ajans Telgrafları tâbi`i [basan] Âgâh Beyin Zor mutasarrıfı Sâlih Zekî Beye [senin içün on bin Ermeni imhâ' etdi diyorlar] demesine karşu Zekî Beyin benim nâmûsum var on bine tenezzül etmem [razı olmam] daha çık bakalım cevâbını vermiş olduğunu Âgâh Beyin rivâyetine [haberine] <7Sa> `atfen [dayanarak] der-miyân eylemekdedir [ileri sürmektedir]. [tertîb [sıra] 6 ve tertîb 14 vesîka [belge] 4 ve tertîb 11 vesîka 1]



Copyright © 2011-2018 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved