1920-07-19-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1920-07-19-TR-001
Source: TR/Alemdar Vakit/
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 07/22/1920
Last updated: 03/23/2012


Bosnalı İsmail ve Ahmed Mithad Davası Karar Sureti

Alemdar ve Vakit Gazeteleri


BOSNALI İSMAİL ARKADAŞLARI ve AHMED MİTHAD DAVASI KARAR SURETİ


‘Alemdâr, 22 Temmuz 1920, s.3.

Dîvân-ı Harb Karârı


Birinci Dîvân-ı Harb-i ‘Örfî Riyâseti’nden:

Tehcîr dolayısıyla îkâ’ edilen [işlenen] taktîl cinâyâtında [öldürme suçlarında] fer’an zî-medhal [ikinci dereceden suçlu] olduğu iddi’âsıyla maznûn-ı ‘aleyh [sanık] olup Birinci Dîvân-ı Harb-i ‘Örfî’ce vicâhen [yüzyüze] bi’l-muhâkeme [yargılanarak] on sene müddetle küreğe konulmasına karâr verilmiş ve ahîren li-ecli’t-tedâvî [tedâvi için] Gümüşsuyu Hastahânesi’nde mü’esses [kurulmuş] Gülhâne Hastahânesi’ne yatırılmış olan Bursa’da Kızlar Mektebi Sokağı’nda on altı numaralı hânede müste’ciren sâkin [kirâcı olarak oturan] ve Kayseri’de bin üç yüz târihinde mütevellid [doğmuş] İttihâd ve Terakki Cem’iyyeti’nin Bursa Kâtib-i Mes’ûlü ‘Askerî Doktorluğu’ndan muhric [me’zûn] Ahmed Midhat Bey bin Hâcı Hasan’ın firârında teseyyüb ve lâ-kaydîde [ihmâlkârlık ve ilgisizlikte] bulundukları beyânıyla maznûn-ı ‘aleyhim ve gayr-i mevkûf [tutuksuz] olan; Çamlıca’da Bulgurlu Karyesi’nde kâ’in [bulunan] köşkünde sâkin Gülhâne Hastahânesi Tabâbet-i ‘Askeriyye Tatbîkât [Askeri Doktorluk Uygulama] Mektebi ve Serîriyyâtı [Kliniği] Ser-tabîb [Başhekim] ve Müdîr Vekîli ve Serîriyyât-ı Cildiyye ve Efrenciyye Mu’allimi [Cildiye ve Frengi Kliniği öğretmeni] Tabîb Binbaşı kırk üç yaşında Tal’at Bey bin ‘Ârif ve Cerrâh Paşa’da Hûbyâr’da [?] Sebzeci Sokağı’nda altı numaralı hânede mukîm [oturan] mezkûr Hastahâne Ser-tabîb ve Müdîr Muâvini otuz altı yaşında Kastamonulu Tabîb Binbaşı Hüsnü Bey bin İsmâil ve Maçka Hastahânesi’nde beytûtet eden [geceleri kalan] ve ahîren Birinci Kolordu emrine verilmiş olan Gülhâne Hastahânesi’nde Kimyâ-hâne Asistanı Tabîb Mülâzım-ı Evvel [Doktor Üsteğmen] yirmi beş yaşında Ekrem Şâdî Bey bin Şâdî ve kezâlik Maçka Hastahânesi’nde beytûtet eden [geceleri kalan] Gülhâne Hastahânesi’nde Kulak ve Burun Mütehassısı Tabîb Mülâzım-ı Evvel Bosnalı İsmâil Efendi bin Mustafa ve Edirnekapısı’nda Hatice Sultân Mahallesi’nde Tekye Sokağı’nda on dokuz numaralı Şeyh Davud Efendi’nin hânesinde sâkin Gülhâne Hastahânesi Dâhiliyye Zâbiti kırk beş yaşında Geredeli Mülâzım-ı Sânî [Teğmen] Seyyid Ahmed Efendi bin Mustafa ve Gümüşsuyu Hastahânesi hademesi’nden yirmi yedi yaşında Eğinli ‘Ömer Oğlu Sâlih ve yine mezkûr hademeden on sekiz yaşında Trabzonlu Halîl Oğlu ‘Abdullah ve mevkûfînin [tutukluların] muhâfazasına me’mûren [görevli olarak] yedi nefer refîkiyle [arkadaşıyla] mezkûr hastahânede ikâme edilmiş [yerleştirilmiş] olan Birinci Muhâfaza Alâyı’nın İkinci Taburu’nun Birinci Mangası Onbaşısı yirmi dört yaşında Malkaralı Mehmed Oğlu Süleymân ve Mezkûr Tabur’un Üçüncü Bölüğü Efrâdı’ndan yirmi altı yaşında Ordulu ‘Ali Oğlu Mehmed ve mevkûf [tutuklu] bulunan yine Mezkûr Tabur’un Birinci Bölüğü’nde hizmetçi yirmi üç yaşında Boyabadlı Hüseyin Oğlu Mehmed ve kezâlik [keza] mevkûf bulunan mezkûr taburun İkinci Bölüğü efrâdından yirmi altı yaşında Eskişehirli Mustafa Oğlu Hasan, haklarında icrâ kılınan muhâkeme ve tedkikât [yargılama ve inceleme] netîcesinde bunlardan İttihâd ve Terakki Cem’iyyeti’nin Bursa Kâtib-i Mes’ûlü Doktor Midhat Bey, Bolu Kâtib-i Mes’ûlü bulunduğu sırada Ermeni Nüfûsu’nun katline mebnî [dolayı] hükûmetçe tehcîrden istisnâ [hâriç] edildikleri halde temsîl eylediği gürûh-ı mütegallibeye [zorba grubuna] istinâden i’mâl-i nüfûz ederek [etki oluşturarak] ahâlîyi (Ermeniler’i istemeyiz) yolunda, miting tertîb ve icrâ ettirmesine ve o vakit Bolu Mutasarrıf Vekâleti’nde bulunan ‘Ali Hilmi Bey’in tehcîre muhâlefeti üzerine mûma-ileyhi [adı geçeni] ‘azl ettirerek Bolu Ermenileri’nin dahi tehcîrine muvaffak olmasına ve Ermeniler’i tehcîr etmek üzere Düzce’ye de gitmesine ve Kengırı’dan Bolu Mutasarrıflığı’na ve [Ankara Vilâyeti’nden teb’îd olunan Ermeniler’in yekûnu altmış bir bine bâliğ olduğu [vardığı] ve vilâyet ahâlî-i İslâmiyyesi’nin bu münâsebetle de İttihâd ve Terakki ile onun zâde-i meşrû’u [meşrû nikahtan olan çocuğu] olan hükûmete perestiş edecekleri [şiddetle sevecekleri] ve bu te’sirin senelerce pây-dâr [devamlı] olacağı ve Bolunun da sa’âdet-i âtiyesini [gelecekte rahatını] te’mîn için aynı harekete imtisâlin [uymanın] mûcib-i fevâ’id [menfaat gereği] olacağı] yolunda bir servis [telgraf?] keşîde etmesine [çekmesine] ve esbâb ve berâhîn-i sâ’ireye ibtidâ’en [diğer sebeplere ve delillere dayanarak] on sene müddetle küreğe konulmasına karâr verilmiş ve fakat mezkûr Dîvân-ı Temyîz-i ‘Askerî’ce nakz edilmesine [karârın bozulmasına] mebnî [dayanarak] muhâkemesi der-dest rü’yet bulunmuş [mahkemesi görülmüş] ve bi’l-âhire de li-ecli’t-tedâvî [sonra da tedâvi için] sâlifü’z-zikr [bahsi geçen] Gülhâne Hastahânesi’ne yatırılmış olup tedâvî...

[Mâ-ba’di var.]


‘Alemdâr, 23 Temmuz 1920, s.3.

Dîvân-ı Harb Karârı


-Dünkü Nüshamızdan Mâ-ba’d ve Hitâm –

Dîvân-ı Harb-i ‘Örfî Riyâseti’nden:

...edilmekte olduğu sırada âtîde [aşağıda] tafsîl olunacağı üzere me’mûrîn-i müte’allikasından [ilgili memurların] ba’zısının sun’ [etki] ve garazı ve ba’zısının teseyyüb [ihmâlkârlık] ve lâ-kaydîsi [ilgisizliği] yüzünden fürceyâb-ı firâr olarak [kaçmaya fırsat bularak] Bursa’ya muvâsalat [ulaşma] ve diğer maznûn-ı ‘aleyh [sanık] Tabîb Mülâzım-ı Evvel Bosnalı İsmâil Efendi’nin dahi bu bâbda tahkîkât ve muhâkemâta ibtidâr olunduğu [hızla inceleme ve yargılamaya başlandığı] esnâda kezâlik firâr ile her ikisinin kuvâ-yı bâgıyyeye iltihâk [âsî kuvvetlere katılma] ve tahrîkât ve harekât-ı şekâvet-kârânelerine iştirâk eyledikleri [kanunsuz hareketlerine katıldıkları] ve maznûn-ı ‘aleyhim’den Ser-tabîb [Başhekim] ve Müdîr Vekîli Binbaşı Tal’at ve Tabîb Mülâzım-ı evvel Ekrem Şâdî Beyler’in mâhiyet-i redî’e ve le’îmesi [alçak ve bayağı kişiliği] bâlâda [yukarıda] îzâh olunan merkûm Doktor Midhat ve ‘aynı sûretle mahkûmen mahbûs ve taht-ı tedâvîde bulunan İttihâd ve Terakki Cem’iyyeti’nin Kengırı Kâtib-i Mes’ûlü Cemâl Oğuz’u dâ’imâ dâ’irelerinde kabûl ve merkûmân ile lâübâliyâne hareket ederek ve hastahânenin bahçesinde ve devâ’ir-i sâ’iresinde [diğer dairelerinde] birlikte kol kola gezerek muhâfız efrâdın nazar-ı dikkat ve tefahhuslarını [dikkatle incelemelerini] ref’ etmek [kaldırmak] sûretiyle merkûm Midhat’ın esbâb-ı firârını tahsîl ve teshîl ettikleri [kolaylaştırdıkları] ve maznûn-ı ‘aleyh hastahânenin dâhiliyye zâbiti Ahmed Efendi’nin dahi vak’a gecesi hânesinde bulunmakla berâber merkûmân Midhat ve Cemâl Oğuz’un hastahânedeki serbestîlerine ve ba’zı doktorların muâmele-i lâübâliyânesine [laubali muamelelerine] aldanarak hastahânede mevcûd üç mahbûsun neferlerin kifâyetsizliğine [yetersizliğine] mebnî ayrı ayrı üç koğuşta bir nöbetçi neferiyle muhâfaza edilmeleri kâbil [mümkün] olamayacağından bi’l-bahs [bahsederek] merkûmûnun bir koğuşda tedâvî edilmelerini söyleyen muhâfızlardan Süleymân Onbaşı’ya (Bunların hastalıkları başka başka olmasından bir koğuşda tedâvîleri kâbil olamayacağını ve esâsen bunları doktor beyler şahsen tanır, firâr etmezler ve hatta firâr etseler bile ma’rûf [tanınmış] olduklarından tekrâr der-dest edilirler [yakalanırlar]. Siz diğer mevkûf Rizeli Mustafa’ya dikkat ediniz!) yolunda emir vermek ve diğer maznûn [sanık] nefer Mustafa Oğlu Hüseyin’in dahi merkûm Midhat’ın bunun nöbetinde firâr ettiği halde ancak nöbeti değiştirdiği zamanda nöbeti teslîm eden diğer neferin yoklamasıyla muttali’ olmak [öğrenmek] sûretleriyle bu bâbda kaydsızlık ve teseyyüb [ihmalkârlık] gösterdikleri kendilerinin sûret-i ifâdeleri ve ‘inde’l-muhâkeme istimâ’ olunan kesânın [yargılama esnâsında dinlenen kişilerin] ihbârâtı ve mûma-ileyh [adı geçen] Ser-tabîb Binbaşı Tal’at Bey’in esbak [eski] İstanbul Muhâfızı [valisi] Sa’îd Paşa’nın bir tezkeresine istinâden sâlifü’z-zikr [zikredilen] Cemâl Oğuz’u umûr-ı ticâriyyesini rü’yet etmek [ticâri işlerini görmek] üzere altı gün mütevâliyen [aralıksız] ticâret-hânesine göndermeğe mücâseret [cesaret] etmesi ve o gece nöbetçi olmadığı halde hastahânede kalması ve leyle-i mezkûrede [zikredilen gece] nöbetçi tabîbi olan Ekrem Şâdî Bey’in dahi keyfiyyet-i firârı [firarın gerçekleştiğini] gece zevâlî sâ’at ikide haber aldığı halde derhâl ihbâr ve der-desti vesâ’iline [yakalama yollarına] teşebbüs etmeyerek ancak sabahleyin sâ’at altı buçukta ma’lûmât vermek sûretiyle der-dest olunamaması [yakalanamaması] esbâbını [sebeplerini] dahi te’mîn eylemesi gibi delâ’il ve karâ’in [deliller ve ipuçları] ile mertebe-i sübûta [sabit olma derecesine] vâsıl olduğundan merkûmân [adı geçenler] Doktor Midhat ve İsmâil Efendilerin erbâb-ı fesâd [eşkıya] ve ‘isyâna iltihâk ve harekât-ı bâğîyânelerine [serkeşlik hareketlerine] iştirâk fi’llerinin fâ’illeri olmak üzere mücrimiyetlerine [suçlu olduklarına] ve Ser-tabîb Binbaşı Tal’at ve Tabîb Mülâzım Ekrem Şâdî Beyler’in merkûm [adı geçen] Midhat’ın firârı esbâbını tahsîl ve teshîl etmek [kolaylaştırmak] ve dâhiliyye zâbiti Mülâzım Ahmed Efendi ile nefer Mustafa Oğlu Hüseyin’in dahi merkûmun keyfiyyet-i firârında sun’ [etki] ve garazları olmayarak hilâf-ı usûl ve nizâm [usûl ve kâideye aykırı olarak] kayıdsızlık ve teseyyüb göstermek [ihmal etmek] fi’llerinin fâ’illeri olduklarına ve bunlardan Doktor Midhat ve İsmâil’in hareketleri Mülkiyye Cezâ Kânûnnâmesi’nin kırk beşinci mâddesinin fıkra-i evvelisi [birinci fıkrası] olması delâletiyle elli beşinci mâddesinin dördüncü fıkrasına ve elli altıncı mâddesine ve Binbaşı Tal’at ve Mülâzım Ekrem Şâdî Beylerin hareketi kânûn-ı mezkûrun [zikredilen kanunun] yüz on sekizinci mâddesine ve Mülâzım Ahmed Efendi ve Nefer Mustafa Oğlu Hüseyin’in fi’li de kânûn-ı mezkûrun yüz on yedinci mâddesinin birinci fıkrasına muvâfık [uygun] ve mezkûr fıkarât-ı mâddeler [zikredilen maddelerin fıkraları] dahi ‘aynen [Eşhâs-ı müte’addide [birden fazla kişi] bir cinâyet veyâ cünhayı [suç veyâ kabâhati] müttehiden îkâ’ eder [birlikte işler] ve yâhûd ef’âl-i müte’addideden mürekkeb olan [birden fazla fiillerden oluşan] bir cinâyet veyâ cünhada birtakım eşhâsdan herbiri cürmün husûlü [meydana gelmesi] maksadıyla ef’âl-i mezbûreden [zikredilen fiillerden] birini veya birkaçını icrâ eylerse eşhâs-ı mezkûreye [zikredilen şahıslara] hem-fi’l [suç ortağı] denilir ve cümlesi fâ’il-i müstakill [tek başına fâil] gibi mücâzât olunur [cezâlandırılır]] ve [Kânûn-ı Esâsî’yi ve hükûmetin şekil ve hey’etini veyâ Saltanat-ı Seniyye’nin usûl-ı verâsetini tağyir [bozma] ve tebdîl [değiştirme] veyâ imhâya cebren [zorla] teşebbüsü sâbit olan eşhâs [şahıslar] i’dâm olunur] ve [her kim memâlik-i mahrûse [Osmanlı ülkesi] ahâlîsini yekdiğeri [bir diğeri] ‘aleyhinde silâhlandırarak mukâteleye [birbirini öldürmeye] tahrîk ve iğrâya [teşvike] ve yâhûd ba’zı mahallerde gasb ve gârat [zorla almak ve yağmalamak] ve tahrîb-i memleket ve katl-i nüfûs [katliam] ef’âlini [fiilerini] îkâ’a mütecâsir [yapmaya yeltenmiş] olup kaziyye-i fesâd [eşkıyalık işi/eylemi] tamâmiyle fi’le çıkar ve yâhûd madde-i fesâdın [eşkıyalığın] icrâsına başlanmış olur ise ol kimse kezâlik [keza] i’dâm olunur] ve [habs ve tevkîf olunan eşhâsın muhâfazasına me’mûr [görevli] olmayan kimselerden bir adam mahbûsinin firârı esbâbını [sebeplerini] tahkik ve teshîl ederse [kolaylaştırırsa] bir haftadan altı aya kadar habs ile mücâzât olunur[cezalandırılır]] ve [her ne sûretle olur ise olsun hükûmet tarafından ahz ve tevkîf olunan eşhâsın firârı vukû’unda bunları nakl ve îsâline [ulaştırılmalarına] me’mûr olan zâbitân ve neferât ve mübâşirler ve bunların mahbeslerde [hapishanelerde] muhâfazalarına me’mûr olan karakol ve habsçi ve zindancı ve nöbetçi ve kapıcı ve bunlar gibi me’mûrlar hilâf-ı usûl ve nizâm [usûl ve kâideye aykırı olarak] kaydsızlık ve teseyyüb ederek [ihmal göstererek] erbâb-ı cinâyetin firârı vukû’ bulur ise ol sûretle hareketleri zuhûra gelenler bir haftadan iki aya kadar habs olunur] ‘ibârâtı nâtık [cümlelerini söylüyor] olduğundan işbu ahkâm-ı kânûniyyeye tevfîkan [kânûn hükümlerine uygun olarak] Doktor İsmâil’in silk-i ‘askerîden tardıyla [askerlik mesleğinden uzaklaştırılmasıyla] berâber Doktor Midhat ile berâber i’dâmlarına ve mallarının hacz ile usûlü dâ’iresinde idâre ettirilmesine ve Binbaşı Tal’at Bey’in iktizâ-yı mevki’ine [konumunun gereğine] ve derece-i fi’line nazaran altı mâh [ay] müddetle habsine ve ‘Askerî Cezâ Kânûnunun iki yüzüncü mâddesinin son fıkrası mûcebince tekâ’üden [emekli edilerek] silk-i ‘askerîden [askerlik mesleğinden] ihrâcına ve Ekrem Şâdî Bey’in iki mâh [ay] ve Ahmed Efendi ile nefer Mustafa Oğlu Hüseyin’in dahi on beşer gün müddetlerle habse konulmalarına ve Ser-tabîb Muâvini Hüsnü Bey’le mezkûr hastahâne Hademesi’nden Sâlih ve ‘Abdullah ve Süleymân Onbaşı ve nefer Hüseyin oğlu Mehmed ve ‘Ali oğlu Mehmed’in fi’l-i mezkûrda [zikredilen fiilde] dahl ve iştirâkleri anlaşılamadığından berâ’etlerine ve bunlardan bidâyet-i tevkîfe [tutukluluğun başlangıcına] nazaran ikmâl-i müddet etmiş [süreyi tamamlamış] olduğunu anlaşılan Mustafa Oğlu Hüseyin ile diğer mevkûf Hüseyin Oğlu Mehmed’in sebeb-i âhere mebnî [başka bir sebepten dolayı] mevkûf olmadıkları takdîrde tahliye-i sebîllerine [salıverilmelerine] ve sâlifü’z-zikr [zikredilen] Cemâl Oğuz hakkında müzekkire [üst makama resmî yazı] yazmak sûretiyle nüfûz-ı me’mûriyetini [memuriyetinin itibar ve etkisini] sû-i isti’mâl eyleyen esbak İstanbul Muhâfızı Sa’îd Paşa hakkında dahi ta’kîbât-ı kânûniyye icrâsına Binbaşı Hüsnü Bey ve Mülâzım Ahmed Efendi ve hademe Sâlih ve nefer Mustafa Oğlu Hüseyin ve Hüseyin Oğlu Mehmed’in vicâhlarında [yüzlerine karşı] ve Doktor Midhat ve İsmâ’îl ile Binbaşı Tal’at ve Mülâzım Ekrem Şâdî Beyler ve hademe Abdullah ve Süleymân Onbaşı ve nefer ‘Ali oğlu Mehmed’in gıyâblarında [duruşmada bulunmaksızın] müttefikan [oybirliğiyle] karâr verildi.

DİVAN-I HARB KARARI


Vakit, 22 Temmuz 1920 S.2

İstisnâ edildikleri halde temsîl eylediği gürûh-ı mütegalibeye istinâden [zorba topluluğa dayanarak] i’mâl-i nüfûz ederek [nüfûzunu kullanarak] ahâlîyi (Ermenileri istemeyiz) yolunda miting tertîb ve icrâ ettirmesine ve o vakit Bolu mutasarrıfı vekâletinde bulunan ‘Alî Hilmî Bey’in tehcîre muhâlefeti üzerine mûmâileyhi ‘azlettirerek Bolu Ermenilerinin dahi tehcîrine muvaffak olmasına ve Ermenileri tehcîr etmek üzere Düzce’ye de gitmesine ve Kengırı’dan Bolu mutasarrıflığına (Ankara Vilâyetinden teb’îd olunan [uzaklaştırılan] Ermenilerin yekûnu altmış bir bine bâliğ olduğu [vardığı] ve vilâyet ahâlî-i İslâmiyyesinin bu münâsebetle de İttihâd ve Terakkî ile onun zâde-i meşrû’u [meşrû nikahtan olan çocuğu] olan hükûmete perestiş edecekleri [şiddetle sevecekleri] ve bu te’sîrin senelerce pây-dâr [devamlı] olacağı ve Bolu’nun da sa’âdet-i âtiyyesini [gelecekte rahatını] te’mîn için ‘aynı harekete imtisâlin [uymanın] mûcib-i fevâ’id [menfaât gereği] olacağı) yolunda bir servis [telgraf?] keşîde etmesine [çekmesine] ve esbâb ve berâhîn-i sâ’ireye ibtinâ’en [diğer sebeplere ve delillere dayanarak] on sene müddetle küreğe konulmasına karâr verilmiş ve fakat mezkûr Dîvân-ı Temyîz-i ‘Askeriyyece nakz edilmesine [karârın bozulmasına] mebnî [dayanarak] muhâkemesi der-dest-i rü’yet bulunmuş [mahkemesi görülmüş] ve bi’l-âhere de li-ecli’t-tedâvî [sonra da tedâvi için] sâlifü’z-zikr [bahsi geçen] Gülhâne Hastahânesine yatırılmış olub tedâvî edilmekte olduğu sırada âtîde [aşağıda] tafsîl olunacağı üzere me’mûrîn-i müte’allikasından [ilgili memurların] ba’zısının sun’ [etki] ve garazı ve ba’zısının da teseyyüb [ihmâlkârlık] ve lâkaydîsi [ilgisizliği] yüzünden fürce-yâb-ı firâr olarak [kaçmaya fırsat bularak] Bursa’ya muvâsalat [ulaşma] ve diğer maznûn-ı ‘aleyh [sanık] Tabîb Mülâzım-ı Evvel [Doktor Üsteğmen] Bosnalı İsmâ’îl Efendi’nin dahi bu bâbda tahkîkât ve muhâkemâta ibtidâr olunduğu [hızla inceleme ve yargılamaya başlandığı] esnâda kezalik firâr ile her ikisinin kuvâ-yı bâgiyeye iltihâk [âsî kuvvetlere katılma] ve tahrîkât ve harekât-ı şekâvetkârânelerine iştirâk eyledikleri [kanunsuz hareketlerine katıldıkları] ve maznûn-ı ‘aleyhimden Ser-tabîb [Başhekim] ve Müdîr Vekîli Binbaşı Tal’at ve Tabîb Mülâzım-ı Evvel Ekrem Şâdî Beylerin mâhiyet-i redî’e ve le’îmesi [alçak ve bayağı kişiliği] bâlâda [yukarıda] îzâh olunan merkûm doktor Midhat ve ‘aynı sûretle mahkûmen mahbûs ve taht-ı tedâvîde bulunan İttihâd ve Terakkî Cem’iyyetinin Kengırı Kâtib-i Mes’ûlü Cemâl Oğuz’u dâ’imâ dâ’irelerinde kabûl ve merkûmân ile lâübâliyâne hareket ederek ve hastahânenin bağçesinde ve devâ’ir-i sâ’iresinde [diğer dâirelerinde] birlikte kolkola gezerek muhâfız efrâdın nazar-ı dikkat ve tefahhuslarını [dikkatle incelemelerini] ref’ etmek [kaldırmak] sûretiyle merkûm Midhat’ın esbâb-ı firârını tahsîl ve teshîl ettikleri [kolaylaştırdıkları] ve maznûn-ı ‘aleyh hastahânenin dâhiliyye zâbiti Ahmed Efendi’nin dahi vak’a gecesi hânesinde bulunmakla beraber merkûmân Midhat ve Cemâl Oğuz’la hastahânedeki serbestîlerine ve ba’zı doktorların mu’âmele-i lâübâliyânesine [laubali muamelelerine] aldanarak hastahânede mevcûd üç mahbûsun neferlerin kifâyetsizliğine [yetersizliğine] mebnî ayrı ayrı üç koğuşta bir nöbetçi neferiyle muhâfaza edilmeleri kâbil [mümkün] olamayacağından bi’l-bahs [bahsederek] merkûmûnun bir koğuşta tedâvî edilmelerini söyleyen muhâfızlardan Süleymân onbaşıya (bunların hastalıkları başka başka olmasından bir koğuşta tedâvîleri kâbil olamayacağını ve esâsen bunları doktor beyler şahsen tanır firâr etmezler hatta firâr etseler bile ma’rûf [tanınmış] olduklarından tekrâr der-dest edilirler [yakalanırlar]. Siz diğer mevkûf [tutuklu] Rizeli Mustafa’ya dikkat ediniz) yolunda emir vermek ve diğer maznûn [sanık] nefer Mustafa oğlu Hüseyin’in dahi merkûm Midhat’ın bunun nöbetinde firâr ettiği halde ancak nöbeti değiştirdiği zamanda nöbeti teslîm eden diğer neferin yoklamasıyla muttali’ olmak [öğrenmek] sûretleriyle bu bâbda kayıdsızlık ve teseyyüb [ihmalkârlık] gösterdikleri kendilerinin sûret-i ifâdeleri ve ‘inde’l-muhâkeme istimâ’ olunan kesânın [yargılama esnâsında dinlenilen kişilerin] ihbârâtı ve mûmâileyh [adı geçen] Ser-tabîb Binbaşı Tal’at Bey’in esbak [eski] İstanbul Muhâfızı [vâlisi] Sa’îd Paşa’nın bir tezkeresine istinâden sâlifü’z-zikr [zikredilen] Cemâl Oğuz’u umûr-ı ticâriyyesine rü’yet etmek [ticâri işlerini görmek] üzere altı gün mütevâliyen [aralıksız] ticârethânesine göndermeğe mücâseret [cesâret] etmesi ve o gece nöbetçi olmadığı halde hastahânede kalması ve leyle-i mezkûrede [zikredilen gece] nöbetçi tabîbi olan Ekrem Şâdî Bey’in dahi keyfiyyet-i firârı [firârın gerçekleştiğini] gece zevâli sâ’at ikide haber aldığı halde derhâl ihbâr ve der-desti vesâ’iline [yakalama yollarına] teşebbüs etmeyerek ancak sabahleyin sâ’at altı buçukta ma’lûmât vermek sûretiyle der-dest olunamaması [yakalanamaması] esbâbını [sebeplerini] dahi te’mîn eylemesi gibi delâ’il ve karâ’in [deliller ve ipuçları] ile mertebe-i sübûta [sâbit olma derecesine] vâsıl olduğundan merkûmân [adı geçenler] Doktor Midhât ve İsmâ’îl Efendilerin erbâb-ı fesâd [eşkıya] ve ‘isyâna iltihâk ve harekât-ı bâğiyânelerine [serkeşlik hareketlerine] iştirâk fi’llerinin fâ’illeri olmak üzere mücrimiyetlerine [suçlu olduklarına] ve Ser-tabîb Binbaşı Tal’at ve Tabîb Mülâzım Ekrem Şâdî Beylerin merkûm [adı geçen] Midhat’ın firârı esbâbını tahsîl ve teshîl etmek [kolaylaştırmak] ve dâhiliyye zâbiti Mülâzım Ahmed Efendi ile nefer Mustafa oğlu Hüseyin’in dahi merkûmun keyfiyyet-i firârında sun’ [etki] ve garazları olmayarak hilâf-ı usûl ve nizâm [usûl ve kâideye aykırı olarak] kayıdsızlık ve teseyyüb göstermek [ihmal etmek] fi’llerinin fâ’illeri olduklarına ve bunlardan Doktor Midhat ve İsmâ’îl’in hareketleri Mülkiyye Cezâ Kânûnnâmesinin kırk beşinci mâddesinin fıkra-i evvelîsi [birinci fıkrası] olması delâletiyle elli beşinci mâddesinin dördüncü fıkrasına ve elli altıncı mâddesine ve Binbaşı Tal’at ve Mülâzım Ekrem Şâdî Beylerin hareketi kânûn-ı mezkûrun [zikredilen kanunun] yüz on sekizinci mâddesine ve Mülâzım Ahmed Efendi ve nefer Mustafa oğlu Hüseyin’in fi’li de kânûn-ı mezbûrun yüz on yedinci mâddesinin birinci fıkrasına muvâfık [uygun] ve mezkûr fıkarât-ı mâddeler [zikredilen maddelerin fıkraları] dahi ‘aynen [eşhâs-ı müte’addide [birden fazla kişi] bir cinâyet veya cünhayı [suç veyâ kabâhati] müttehiden îkâ’ eder [birlikte işler] ve yahud ef’âl-i müte’addideden mürekkeb olan [birden fazla fiillerden oluşan] bir cinâyet veya cünhada bir takım eşhâsdan her biri cürmün husûlü [meydana gelmesi] maksadıyla ef’âl-i mezbûreden [zikredilen fiillerden] birini veya birkaçını icrâ eylerse eşhâs-ı mezkûreye [zikredilen şahıslara] hem-fi’l [suç ortağı] denilir ve cümlesi fâ’il-i müstakill [tek başına fâil] gibi mücâzât olunur [cezâlandırılır]]. ve [Kânûn-ı Esâsî’yi ve hükümetin şekil ve hey’etini veya saltanat-ı seniyyenin usûl-ı verâsetini tağyîr [bozma] ve tebdîl [değiştirme] veya imhâya cebren [zorla] teşebbüsü sâbit olan eşhâs [şahıslar] i’dâm olunur.] ve [her kim memâlik-i mahrûse [Osmanlı ülkesi] ahâlîsini yekdiğeri [bir diğeri] ‘aleyhinde silahlandırarak mukâteleye [birbirini öldürmeye] tahrîk ve iğrâya [teşvike] ve yahud bazı mahallerde gasb ve gârât [zorla almak ve yağmalamak] ve tahrîb-i memleket ve katl-i nüfûs [katliam] ef’âlini [fiilerini] îkâ’a mütecâsir [yapmaya yeltenmiş] olub kaziyye-i fesâd [eşkıyalık işi/eylemi] tamâmıyla fi’le çıkar ve yahud madde-i fesâdın [eşkıyalığın] icrâsına başlanmış olur ise ol kimse kezalik [keza] i’dâm olunur) ve (habs ve tevkîf olunan eşhâsın muhâfazasına me’mûr [görevli] olmayan kimselerden bir adam mahbûsînin firârı esbâbını [sebeplerini] tahkîk ve teshîl ederse [kolaylaştırırsa] bir haftadan altı aya kadar habs ile mücâzât olunur [cezalandırılır]) ve (her ne sûretle olur ise olsun hükümet tarafından ahz ve tevkîf olunan eşhâsın firârı vukû’unda bunların nakl ve îsâline [ulaştırılmalarına] me’mûr olan zâbitân ve neferât ve mübâşirler ve bunların mahbeslerde [hapishanelerde] muhâfazalarına me’mûr olan karakol ve habisci ve zindâncı ve nöbetçi ve kapıcı ve bunlar gibi me’mûrlar hilâf-ı usûl ve nizâm [usûl ve kâideye aykırı olarak] kayıdsızlık ve teseyyüb ederek [ihmal göstererek] erbâb-ı cinâyetin firârı vukû’ bulur ise ol sûretle hareketleri zuhûra gelenler bir haftadan iki aya kadar habs olur) ‘ibârâtını nâtık [cümlelerini söylüyor] olduğundan işbu ahkâm-ı kânûniyyeye tevfîkan [kânûn hükümlerine uygun olarak] Doktor İsmâ’îl’in silk-i ‘askeriyyeden tardıyla [askerlik mesleğinden uzaklaştırılmasıyla] beraber Doktor Midhat ile beraber i’dâmlarına ve mâllarının hacz ile usûlü dâ’iresinde idâre ettirilmesine ve Binbaşı Tal’at Bey’in iktizâ-yı mevki’ine [konumunun gereğine] ve derece-i fi’line nazaran altı mâh [ay] müddetle habsine ve ‘Askerî Cezâ Kânûnunun iki yüzüncü mâddesinin son fıkrası mûcibince tekâ’üden [emekli edilerek] silk-i ‘askeriyyeden [askerlik mesleğinden] ihrâcına ve Ekrem Şâdî Bey’in iki mâh [ay] ve Ahmed Efendi ile nefer Mustafa oğlu Hüseyin’in dahi on beşer gün müddetle habse konulmalarına ve Ser-tabîb Mu’âvini Hüsnü Bey’le mezkûr hastahâne hademesinden Sâlih ve ‘Abdullah ve Süleymân onbaşı ve nefer Hüseyin oğlu Mehmed ve ‘Alî oğlu Mehmed’in fi’l-i mezkûrda [zikredilen fiilde] dahl ve iştirâkları anlaşılamadığından berâ’âtlarına ve bunlardan bidâyet-i tevkîfe [tutukluluğun başlangıcına] nazaran ikmâl-i müddet etmiş [süreyi tamamlamış] olduğunu anlaşılan Mustafa oğlu Hüseyin ile diğer mevkûf Hüseyin oğlu Mehmed’in sebeb-i âhere mebnî [başka bir sebepten dolayı] mevkûf olmadıkları takdîrde tahliye-i sebîllerine [salıverilmelerine] ve sâlifü’z-zikr [zikredilen] Cemâl Oğuz hakkında müzekkire [üst makama resmî yazı] yazmak sûretiyle nüfûz-ı me’mûriyetini [memuriyetinin itibar ve etkisini] sû-i isti’mâl eyleyen Esbak İstanbul Muhâfızı Sa’îd Paşa hakkında dahi ta’kîbât-ı kânûniyye icrâsına Binbaşı Hüsnü Bey ve mülâzım Ahmed Efendi ve hademe Sâlih ve nefer Mustafa oğlu Hüseyin ve Hüseyin oğlu Mehmed’in vicâhlarında [yüzlerine karşı] ve Doktor Midhat ve İsmâ’îl ile Binbaşı Tal’at ve Mülâzım Ekrem Şâdî Beyler ve hademe ‘Abdullah ve Süleymân Onbaşı ve nefer ‘Alî oğlu Mehmed’in gıyâblarında [duruşmada bulunmaksızın] müttefikan [oybirliğiyle] karâr verildi.

1





Copyright © 2011-2018 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved