1918-03-19-DE-001
Türk :: de en tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1918-03-19-DE-001
Source: DE/PA-AA/R14099
Publication: DuA Dok. 377 (re. gk.)
Central register: 1918-A-11280
Edition: Ermeni Soykırımı 1915/16
Last updated: 04/22/2012


Dışişleri Dairesi’nin Raporu




Berlin, 19 Mart 1918 [Göppert’in notu: Bu rapor Sayın Müsteşar Vekili’nin 21 ve 22 Mart tarihlerinde Reichstag’ta yaptığı konuşma için hazırlanmıştır.]

Türklerin Ermenilere karşı aldığı önlemlerin nedeni ve uygulanışı konusunda eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Zimmermann 29 Eylül 1916 tarihli Komisyon toplantısında ayrıntılı bilgiler sunmuştur. Bu nedenle bir kere daha olayın ayrıntısına girmek istemiyorum. Sadece bir şeyin altını bir kez daha çizmek isterim: Türk hükümeti dünya savaşının başladığı tarihlerde Ermenilere karşı katı davranmamıştır, Ermeniler Jöntürklerin saflarında Hamit rejimine karşı mücadele etmiştir. Ancak, Türkiye’nin savaşa girmesinden kısa bir süre sonra Ermeni halkın büyük bir kısmının Türkiye’nin düşmanlarına sempati duyduğu ortaya çıkmıştır. Elbette bu eğilim Londra, Paris ve Petersburg tarafından en yoğun şekilde desteklendi. “Daily Chronicle”da 23 Eylül 1915’de yayınlanan bir makale bu açıdan oldukça anlamlıdır. Makalede, Ermeni halkının savaşın başından itibaren itilaf devletlerinin yanında yer aldığından, hiçbir pazarlık yapmaksızın itilaf devletlerinin yanında savaştığından, Ermenilerin yedinci müttefik olarak görülmeyi hak ettiklerinden övgüyle söz edilmektedir. Doğu Anadolu’da yerel olarak başlayan huzursuzluklardan sonra Van’da yaşanan genel ayaklanmaya kadar olan gelişmeler herkes tarafından yeterince bilinmektedir. Bunlar Türklerin deportasyon önlemleriyle sonuçlanmıştır. Türkiye’de iktidar sahipleri, tehcirin uygulanması sırasında Ermeni nüfusun büyük bir bölümünün yok olmasını ne istemişler ne de öngörmüşlerdir. Olayların üzücü bir seyir kazanması, Türkiye’deki koşulların ilkelliği, teşkilatlanmanın, yolların ve ulaşım araçlarının tamamen yetersizliği, İstanbul’daki merkezi hükümetin uzak vilayetlerdeki etkinliğinin zayıf oluşu ve nihayet ırklar ve din çatışmaları göz önüne alındığında bir dereceye kadar normal görülebilir.

Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye’deki Kayzerlik temsilcilikleri, Ermenilerin acısını dindirmek için Ermeni krizinin başlangıcından itibaren diplomatik yollardan yapılabilecek ne varsa hepsini yapmıştır. Kayzerlik Hükümeti Türk Hükümeti üzerindeki baskısını son haddine dek kullanmıştır. Ermeni sorunu nedeniyle Türkiye ile olan ittifakımızın bozulması sonucu Güneydoğu cephemizin zayıflamasının ve o tarihlerde Doğuda ve Batıda ağır savaşlar vermekte olan ordumuzu tehlikeye atmanın sorumluluğunu hiçbir Alman hükümeti taşıyamazdı.

Brest-Litovsk Anlaşmasından sonra Rusların Doğu Anadolu’da işgal ettikleri vilayetlerden çekilmeleri söz konusu olduğunda, Ermenilere yapılacak muamele nedeniyle Türk yetkililerle hemen ilişkiye geçtik ve yeni olaylar çıkması halinde Türk birliklerinin yeniden Ermeni halkın üzerine gitmemesinin, Hıristiyan ve Müslüman unsurlar arasında barışçı ilişkiler için iyi bir zemin hazırlanmasının Türkiye’nin öz çıkarları açısından – kendi müttefikleriyle olan ilişkiler açısından da – ne kadar önemli olduğunu söyledik. Ocak ayında Berlin’de görüştüğümüz Maliye ve Hariciye Nazırları, görüşlerimizi son derece anlayışla karşılayarak, Doğu Anadolu’nun yeniden alınmasından sonra Almanların Ermenilere yardım kuruluşlarının faaliyet göstermesini ilke olarak kabul ettiklerini bildirdiler.

Şubat başında, Rus birliklerinin Doğu Anadolu’dan çekildikleri, ama çekildikleri bölgelerde İngiliz ve galiba Fransız subaylar komutasında Ermeni çeteler oluştuğu ve bunların Bolşevik çetelerin Kuzey Denizi bölgelerinde yaptıklarından çok daha kötü şeyler yaptığı haberleri ulaştı. Bu olaylar hakkındaki ayrıntılar resmi Türk telgraf ajansı tarafından duyuruldu. Yurtdışında bu haberlere fazla itibar edilmedi ve bunlar Türk hükümetinin Ermenilere karşı planladığı kanlı saldırılar için peşin gerekçe arayışları olarak yorumlandı. Bu düşünceler doğru değildir. Kafkaslardan başka telgraf haberleri de gelmesine rağmen, düşman ya da tarafsız ülkelerin hiç birisinde Türklerin taşkınlık yaptığına ilişkin tek bir habere dahi rastlanmamıştır. İsviçre Ermenilere Yardım Komitesi de bu tür bir haber almamıştır. Ermeni sosyalistlerinin Cenevre Grubunun Cenevre’deki Enternasyonal Sosyalist Büro’ya yolladıkları, Rusların çekilmesinden sonra Ermenilere yapılan kötü muameleleri anlatan telgrafta herhangi bir somut olaydan söz edilmemekte, sadece endişeler dile getirilmektedir. 1915 yılında yaşanan olaylar ve Ermeni çetelerin şu an uygulamakta oldukları vahşetin Türklerde uyandırması beklenen öfke göz önüne alındığında bu endişeler yerindedir. Bu nedenle Kayzerlik Hükümeti, Türk Hükümeti’ne Ermeni sorunun önemini anlatmak ve daha fazla kan dökülmesinin önüne geçilebilmesi ve sürekli barışın sağlanabilmesi için ne yapılması gerektiği konusunda belirli önerilerde bulunmak için hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. Hükümetimizin acil önerileri şunlardır: Ruslardan boşalan bölgeleri alan birliklerde katı disiplinin korunması, Ermeni çetelerin silahlarını bırakmaya davet edilmesi, teslim olanların affedilmesi, Doğu Anadolu için planlanan yardımlarından Ermenilerin ve Müslümanların eşit şekilde yararlanmasının sağlanması, ülke içlerine sürgün edilen Ermenilerin, bugünkü ulaşım koşullarında gerçekleştirilmesi mümkün olmasa bile en azından yurtlarına geri dönmelerine karar verilmesi ve bu kararın yürürlüğe konulması. Türk hükümeti bu önerilerimize anlayışla yaklaşmıştır. Başvezir, Hariciye Nazırı ve vekili Halil Bey’in Şansölye’mize, Müsteşarımız von Kühlmann ve Kayzerlik Büyükelçimiz önünde verdikleri inandırıcı sözlerden sonra, hükümetin Ermenilere karşı ılımlı davranmaya karar verdiğine, çetelerin işledikleri suçlardan olaylara katılmayan ahaliyi sorumlu tutmayacağına ve 1915 yılındakine benzer olaylardan özenle kaçınacağına inanıyoruz. Ayrıca, kısa bir süre içinde genel af ilan edileceği sözü verildi.

Ancak, barış durumunun yeniden oluşmasının önkoşulu, Ermenilerin başarısızlığa mahkum olduğunu artık görmeleri gereken bağımsızlık isteklerinden vazgeçerek Türklerin tekliflerini kabul etmeleridir. İstanbul’dan bildirildiğine göre, Ermeni tarafı da Türk hükümeti ile görüşmelere hazırdır. Öte yandan, İsviçre’den aldığımız bir habere göre, oradaki Ermeni dernekleri temsilcileri Mart başında yaptıkları toplantıda Anadolu vilayetlerinde yaşayan Ermenilere Türkiye’ye karşı var güçleriyle direnme çağrısı yapma kararı alınmıştır. Bu doğrultuda İngiltere üzerinden Tiflis’teki Ermeni Komitesine telgraflar yollanmıştır. Ayrıca, Ermeni Katogikosu’nun Paris’teki temsilcisi Boghos Nubar Paşa telgrafla aranarak, savaşan Ermenilere subay ve asker yollanarak destek olunması için İngiliz Hükümetiyle görüşmesi ricasında bulunulmuştur. Gerçekten şu an Fransız ve İngiliz subaylar çeteler saflarında yer almaktadırlar. Ajitatörlerin Doğu Anadolu’daki Ermeni halkın kaderini son derece büyük tehlikelere attıkları kesindir. Ayrıca, Brest Barış Anlaşmasından sonra Ruslar tarafından terk edilmesi ve halkın kendi kaderini belirlemesi gereken Kars ve Ardahan çevrelerinde Ermeniler ile Müslümanlar arasında yeni çatışmaların çıkma tehlikesi mevcuttur, burada da Ermeniler azınlıkta oldukları için bundan zararlı çıkacaklardır.

Alman Ermeni dostlarının etkilerini kullanarak, intihar demek olan yararsız direnişler konusunda Ermenileri uyarmasını ve hegemonya konusunda Türklere boyun eğmeleri için görüşmelere razı olmalarını sağlamalarını büyük bir memnuniyetle karşılardık.



Copyright © 1995-2015 Wolfgang & Sigrid Gust (Ed.): www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved