1916-02-09-DE-001
Türk :: de en tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1916-02-09-DE-001
Source: DE/PA-AA/R14090
Publication: DuA Dok. 235 (ohne Anlage) (gk.)
Central register: 1916-A-05498
Edition: Ermeni Soykırımı 1915/16
Date of entry in central register: 02/29/1916 a.m.
Last updated: 04/22/2012


Halep Konsolosu’ndan (Rössler) İmparatorluk Şansölyesi’ne (Bethmann Hollweg)

Rapor



No. 366/K.No. 18
Halep, 9 Şubat 1916

Ermeni halkının büyük bir kısmının yavaş yavaş yok olmasına yol açan olaylarla ilgili olarak son haftalarda bana ulaşan haberlerden bazılarını sadakatlerimle birlikte size sunuyorum:

Kasım ayı içinde ve Aralık ayı başlarında, tehcire tabi tutulanlardan büyük kitleler Adana-Halep demiryolu hattı çevresinde, İslahiye ve Katma yakınlarında bulunuyordu. Askeri nedenlerle bu alanı, terk etmek zorunda bırakıldılar, zira cephe gerisinin boşaltması amaçlanmış, askerlere hastalık bulaşmasından korkulmuştu. Nakliye ilk önce tren ile yapıldı ve bir kısmı Ras-ul-Ain’e getirildi. Ras-ul-Ain’e ulaşanlar ölüme mahkum olduklarından ve hem Ermenilerin hem de askerlerin trenle taşınması mümkün olmadığından, İslahiye’de ve Katma’da bulunan Ermeniler yayan olarak önce Ahterin’e sonra da Ahterin’den Bab’a götürüldü. Katma Ahterin arası 30 kilometre, Ahterin ile Bab arası da yaklaşık o kadardır. Aslında kötü bir çözüm değildi. Cemal Paşa İstanbul’a isteğini kabul ettirerek Ermenilerin Ahterin ile Bab arasında kalmasını sağladı. Buradan Ahterin istasyonundan kendilerine yiyecek yardımı ulaştırılabilirdi. Ama emir yine dinlenmedi ve bahtsızlar Bab’dan Der Zor’a yollandı. Hangi sonuçla, müsaadelerinizle bu konuda, Konsolos Litten’in Bağdat ile Halep arasındaki yolda gördüklerini anlattığı bana hitaben yazılmış mektubu size sunmak istiyorum. Meskene ile Der Zor arasını anlatan bir Alman’ın raporunu 16 Kasım günü – K.No. 109 (J.No. 2078) – size sunmuştum. Bu yol, talihsizlerin oluşturduğu kafilelerin kullandığı yoldur. Bu yolda yolculuk yapan Prensleri Reuss tahminen 12 Ocak günü Tibne ile Sabkha arasında yol kenarında yatan 15 ceset görmüştür, arabacı ise cesetlerin çok daha fazla olduğunu söylemektedir.

Ocak ayı başlarında Katma’dan Kilis’e yolculuk yapan yardımsever bir kişi ise yolda topladığı 50 çocuğu Kilis’e getirmiştir. Yardımsever çocukları kaymakama teslim etmek istemişse de kaymakam çocukları kabul etmeyince bunlar açıkta kalmışlardır. Hasta ve bitkin çocukların 30’u o gece soğuktan donarak ölmüştür. Bu haber Ermeni kaynaklardan alınmıştır, ama doğruluğu konusunda şüphe edilmesi için hiçbir neden bulunmamaktadır.

Sefalet içindekileri için toplanan yardımları ulaştırmak için (Alman rahiplerin Halep dışında çalışmaları yasaklanmıştır.) zaman zaman tebdili kıyafetle Bab’a gitme cesaretini gösteren bir Ermeni, Ocak ayı sonlarından kendisinin orada bulunduğu 2,5 gün içinde Bab’da 1029 Ermeni’nin öldüğünü bildirmiştir. En korkunç olan şey ise, zaten hasta ve bitkin durumdaki Ermenilerin yeniden yola çıkmak üzere ayağa kalkmaya zorlanmaları olmuştur. Bunlar sopalarla dövülmüş, çadırları ateşe verilmiştir. Bu kişi, bir Ermeni kadının gözleri önünde dövülerek öldürüldüğüne şahit olmuştur. Halep şehrinde bile olan bitenlerden sonra bu kişinin anlattıkları gerçeğe uygun olmalıdır.

Birkaç ay önce, görece iyi durumda bulunan ve ayakta kalabilen 3000 kadın ve dul Halep’ten Kilis’e yollandı. Ocak ayının ikinci haftası oradan da başka bir yere nakledildiler.

Bu rapor Kayzerlik Büyükelçiliğine de yollanmıştır.


Rößler


Ek
Halep, 6 Şubat 1916

Çok sayın Konsolos Bey!

Bağdat’tan Halep’e yaptığım yolculuk sırasında bizzat gördüğüm şeyleri talebiniz üzerine ayrıntılı bir şekilde yazılı olarak sunuyorum. Bunlar aslında, arabada yarı donmuş parmaklarımla defterime karaladığım notların sözcüklerle yeniden ifade şeklidir. Bu nedenle, doğrudan doğruya olaylar anında edindiğim izlenimlerden oluşmaktadır.

Bağdat’tan Halep’e aşağıdaki istasyonlara uğranarak gidilir: Bağdat, Abu Mesir, Feluça, Romedi, Hit, Bağdadi, Hadisse, Fahime, Ane, Nihiye, Abu Kemal, Selahiye, Meyadin, Der Zor, Tibni, Sabha, Haman, Abu Hureyre, Meskene, Der Hafir, Halep.

Bunlar birbirlerinden yaklaşık 60 km uzaklıkta bulunmaktadırlar. Bir istasyondan diğerine at arabasıyla, bazen yavaş bazen hızlı gidilirse ortalama 6-8 saatte ulaşılır, yani bu da bir günlük yol demektir. Yayan gidildiğinde aynı mesafe 3 günde alınır.

İstasyonlar arasında genellikle yerleşim yerine rastlanmaz, nadiren birkaç yeşilliğin bulunduğu bir çöl manzarası görülür. Birçok istasyonda tek başına yolculuk yapan birisi bile yiyecek bir şeyler, ekmek bulamaz. Yol Fırat boyunca uzanmasına rağmen bütün kıvrımları aynen almaz, zaman zaman nehri keser. Bazı istasyonlar nehire millerce uzak bir mesafededir. İstasyonlarda genellikle çeşmeler bulunur. Ama aynı yolu yayan alan birisi susuzluktan ölmemek için yanında su bulundurmak zorundadır.

Bu yılın 17 Ocak günü Bağdat’tan yola çıktım. 23 Ocak günü Hadisse’ye ulaştım. İlk Ermeni kafilesine orada rastladım, yaklaşık 50 kişiden oluşuyordu ve neredeyse hepsi erkekti, Türk köylü giysileri ve siyah-beyaz çizgili ceketler giymişlerdi.

24 Ocak’ta Ane’ye vardım. Yolda jandarmaların kontrolünde 30 Ermeni gördüm. Ane Hanında 40 Ermeni vardı, hepsi Türk köylü giysiler içindeydi. 25 Ocak günü 50 kişilik bir Ermeni kafilesini geçtim, sadece erkeklerden oluşmuştu, jandarma denetiminde Der Zor yönünde ilerliyorlardı. Arabacım, havanın bu kadar soğuk olmasının çok iyi olduğunu, yoksa Ermeni cesetlerinden yayılan kokuya dayanılamayacağını söylüyordu. Bu Ermenilerin her birinin yanında bir ya da iki yük hayvanı vardı, bunlara yiyecek yüklenmişti. Arabacı, eğer hayvanlardaki yiyecekler arasında bol miktarda hurma bulunuyorsa, Ermenilerin durumu iyi demektir, dedi, yiyecek biterse açlıktan ölmeye mahkumdular, çünkü kendilerine aşırı fiyatla bir şeyler satmaya çalışan birisini bulmaları halinde bile, yol boyunca yer alan şehirlerdeki yiyecek miktarı tehcir edilenlerin onda birine bile yetmeyecek miktardadır.

Acı soğuk arabacının ciğerlerinden hastalanmasına yol açtığı için arabayı kendim sürmek zorunda kaldım. Bir sonraki istasyonda genç bir Arap delikanlıyı yardımcı olarak aldım.

Ocağın 26’sında 50 erkekten oluşan bir Ermeni kafilesini geçtim. “Büyükçe” istasyonlardan birisi olan Abu Kemal’de (diğerleri sadece birkaç binadan oluşuyordu) handa bize 16 yaşındaki Ermeni delikanlı Zeytunlu Artin hizmet etti. Handa, ahırlarda ve çevredeki binalarda birçok Ermeni bulunuyordu. İçlerinde birkaç kadın ve çocuk da vardı.

28’inde Selahiye’de Bağdat’a gitmekte olan dört Alman subaya rastladım. Bunlar bana, doğuda ve batıda katıldıkları savaşlarda birçok şey gördüklerini, ama Halep ile Der Zor arasında gördüklerinin o güne dek gördükleri en korkunç şey olduğunu anlattılar.

29’unda Meyadin’deyim. Tıka basa Ermenilerle dolu olan handa çürümüş ceset kokusu hakim. Yük arabasının sürücüsü ateşlendi. Hizmetkârım arabayı sürdü.

30 Ocak’ta Der Zor’a ulaştık. Yol üzerindeki en büyük yerleşim merkezi. Burada da birçok Ermeni vardı, en azından 2000 kişi. Bütün binalara ve hana Ermeniler yerleşmişti. Yerleştiğim handa da Meyadin’de olduğu gibi ceset kokusu duyuluyordu. Ağzına kadar Ermeni doluydu. Kadınlar bit kırıyordu. Onlara genç kızlar ve küçük çocuklar da katılmıştı. Küçük ve temiz kentin caddelerinde, her iki cinsten de birçok Ermeni Türk köylü giysileri ile, daha iyi tabakalara mensup oldukları anlaşılanlar ise Avrupalı sivil giysilerle dolaşıyorlardı. Kendilerine yakışmış Avrupalı giysiler içindeki genç kızlar göze çarpıyordu.

Burada Bağdat’a gitmekte olan beş Alman subayı ile bir Alman doktora rastladım. Halep ile Der Zor arasındaki yolda birçok kişinin tifodan hayatını kaybettiğini anlattılar. 3 saat içinde yol kenarında yatan 64 ceset görmüşler. Hatta, 3 yaşındaki çocuğu ile bir anne de yolda yatıyormuş, ikisi de ölüymüş. Ermenilerden birçoğu İstanbul’dan(?) geliyordu. Der Zor, düzgün caddeleri ve kaldırımları olan sevimli bir şehir. Ermeniler burada tamamen özgür ve istediklerini yapabiliyorlar … kendi paralarıyla istedikleri yiyecekleri de alabiliyorlar. Parası olmayan aç kalıyor. Ankaralı Andon altın saatini bana 1 Yazar 1 yerine hep Roma rakamı I kullanmıştır. Bunlar baskıda değiştirilmiştir. Türk lirasına, Bursalı Stepan ise Hz. Meryem’in bir resmi bulunan madalyonu 3 mecidiyeye sattı. Yola çıkacağım sırada aile yadigârı olan bu eşyaları sahiplerine geri vermek istedim, ama iki Ermeni de birden ortadan yok oldu. Belli ki, bunları satın almaktan vazgeçtiğimi düşünmüşlerdi. Para onların ömürlerini birkaç gün de olsa uzatıyor. Bunları Halep’te hiçbir karşılık beklemeksizin sahiplerine geri verilmek üzere makbuz karşılığı Konsolosluğa teslim ettim. Der Zor belediye okuma odasında Ermenilerin ileri gelenleri toplanmıştı, bir doktor, iki din adamı ve birçok tüccar. Lokanta sahibi bir Ermeni iktisatçıydı. Bağdat’a gitmekte olan Profesör Külz ciğerlerinden rahatsız olan arabacımı tedavi etti. Krizler şimdilik atlatıldı. Arabacıma üst üste üç yün fanila giydirdim, çünkü arabayı o kullanacaktı; sürücü yardımcısı olarak işe aldığım Arap genci kaçtı ve ortadan kayboldu. Der Zor’dan hiç kimse bizimle gelmek istemiyordu, … çünkü Der Zor’dan sonra Dehşet Yolu başlıyordu.

Bu yol bana kalırsa iki bölümden oluşuyor: cesetlerin durumundan, çürümüşlük derecesinden ve giysilerden, yola saçılmış çamaşır parçalarından, elbiselerden ve ev eşyalarından buralarda olanları tahmin edebildiğim Der Zor-Sabha arasındaki birinci bölüm: bunlardan çölde geride kalıp, yapayalnız yolunu kaybeden bazıları en sonunda güçlerini tüketerek oraya yığılıp kalmış, umutsuzluk içinde acıyla buruşturdukları yüzleriyle sona ulaşmış, bazıları gece ayazı sayesinde fazla acı çekmekten kurtulmuş ve huzurla göçmüş, bazıları Arap çeteler tarafından çırılçıplak soyulmuş, bazılarının giysileri vahşi köpekler ya da diğer hayvanlar tarafından parçalanmış, bazıları ise sadece ayakkabılarını ve vücutlarının üst kısmındaki giysileri kaybetmiş ve bazıları ise kısa bir süre önce tamamen giyinik vaziyette eşyalarının yanına yığılıp kalmış ve ölmüş … bunlar belli ki en son kafileden, çünkü kanlı ve kemikleri görünen iskeletler ise daha önceki kafileleri anımsatıyor; ve sefaleti tahmin etmeme gerek bırakmayan, acıyı bizzat gözlerimle gördüğüm Sabha ile Meskene arasındaki ikinci bölümden: Sabha’yı çıktıktan sonra büyük bir Ermeni kafilesine rastladım, muhafızlık yapan jandarmalar onları daha hızlı ilerlemeye zorluyordu ve kendimi birden sürgün edilenlerin canlı trajedisi içinde buldum. Yol kenarında açlık, susuzluk çekenler, hastalar, can çekişenler, ölüler, bir cesedin başında ağlaşanlar gördüm: yakınının cesedinden hemen ayrılamayanlar kendi hayatını riske atıyordu, çünkü en yakın istasyon ya da vaha yayalar için 3 günlük uzaklıktaydı. Açlıktan, hastalıktan ve acıdan halsizleşenler bir süre yalpalayarak ilerlemeye çalışıyor, sonra düşüyor ve oracıkta kalıyorlardı.

Ekmek, su, yiyecek, içecek rezervim bir süre sonra tükendi. Susuz birisine para vermek istedim. Kendisi cebinden para çıkardı ve bana bir bardak su için 1 mecidiye, yaklaşık 4 mark teklif etti. Bir damla bile suyum kalmamıştı.

Meskene ile Halep arasında artık Ermenilere ve cesetlere rastlanmaz oldu, çünkü kafileler Halep’e uğramıyor, Bab üzerinden gidiyorlardı.

31 Ocak günün saat 11’de Der Zor’dan yola çıkmıştım. İlk üç saat içinde tek bir cesede bile rastlamadım ve anlatılanların abartı olması için dua ediyordum.

Sonra işte o kahredici ceset manzaraları ile karşılaştım:

Öğleden sonra 1: Yolun sonunda yatan bir kadın. Çırılçıplak, sadece ayaklarında kahverengi çoraplar var. Yüzüstü yatmış. Başını iki eliyle kavramış.

1.30 Ö(ğleden) S(onra) Saatlerin yazılış biçimi standardize edilmiştir.: Yolun sağındaki bir çukurda ak sakallı bir ihtiyar. Çıplak. Sırtüstü yatmış. 2 adım ötede genç birisi. Çıplak. Yüzüstü. Sol kalçası koparılmış.

2: yeni kapatılmış 5 mezar. Sağda: elbiseli bir erkek. Cinsel organı açıkta.

2.05: Sağda: 1 erkek. Bacakları ve kanamakta olan cinsel organı açıkta.

2.07: Sağ(da): Çürümekte olan 1 erkek cesedi.

2.08: Sağ: 1 erkek, tamamen giyinik, sırtüstü, ağzını açmış, boynu arkaya doğru kırılmış, acı içinde bir yüz.

2.10: Sağ: 1 erkek. Alt kısmı giyinik, üst kısmı kısmen ısırılmış.

2.15: Çamaşırhane kalıntısı. Her yere elbise parçaları saçılmış.

2.25: Sol(da): Yol üzerinde: 1 kadın sırtüstü yatmış. Vücudunun üst kısmı omuzlarına kadar şala sarılmış. Alt kısmı ise ısırılmış, kumaşların arasından kanlı baldır kemiği görülmekte.

2.27: Parçalanmış elbiseler.

2.45: Parçalanmış elbiseler.

3.10: Çamaşırhane kalıntısı ve konaklama yeri. Parçalanmış elbiseler. Ocaklar, mangallar, 6 erkek cesedi, sadece pantolonları kalmış, üst kısımları çıplak, ocağın etrafındalar.

3.22: 22 yeni mezar.

3.25: Sağ: 1 giysili erkek.

3.28: Sol: 1 çıplak adam, ısırılmış.

3.45: 10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait kanlı iskelet, uzun sarı saçları hala görülmekte, kolları ve bacakları iki yana açılmış vaziyette yolun ortasında yatmakta.

3.50: Parçalanmış elbiseler.

3.55: Sol: Tamamen giyinik bir erkek, siyah sakallı, yol ortasında sırtüstü yatmakta, sanki yolun solundaki yüksek kayadan düşmüş gibi.

4.03: Sağ: 1 kadın, beze sarılmış, pamuklu giysileri içinde üç yaşlarında bir çocuk yanına çömelmiş. Çocuk, bir daha kalkmayan annesinin yanında açlıktan ölmüş olmalı.

4.10: 17 yeni mezar.

5.02: Bir köpek bir insan iskeleti başında karnını doyurmakta.

5.03: Tibni’ye giriş. Sadece bir han var, başka bina yok. Ermeni yok.


1 Şubat 1916:


8.22: Ö(ğleden) Ö(nce): Tibni’den ayrılış, sürücü yardımcısı olarak yeni bir çocuk.

8.33: Sol: 1 çıplak delikanlı. Hemen yanı başında konaklama yerine ait izler, çocuk ayakkabıları, kadın ayakkabıları, mestler, pantolonlar, parçalanmış elbiseler, ki artık aşağıda bunlardan söz edilmeyecek, çünkü bütün yol bunlarla dolu.

9.04: Sol: 1 çürümüş ceset.

11.00: Sol: 1 kanlı iskelet.

11.03: Sol: 1 kanlı iskelet.

11.33: Sol: 1 kanlı iskelet.

12.05: Konaklama yerine ait izler, bir sürü giysi parçaları, teneke kutular, battaniyeler, 1 bebek başlığı.

2.07: 1 iskelet. Sağ taraftan esen buz gibi rüzgar nedeniyle arabanın bu tarafındaki perdeleri kapattığım için artık o gün sağ tarafta kalan cesetleri göremedim.

4.30: Sabha’ya varış. Köy Ermeni ailelere doluydu, belli ki bunların geleli epey olmuş, çünkü taşlardan küçük kulübeler bile inşa etmişlerdi. Bütün hanlar ağzına kadar Ermeni doluydu. Köyün içinden geçerek, dışarıda arabanın içinde gecelemek istedim, ama en sonunda Okul Müdürü tarafından misafir edildim ve temiz bir odada kalma fırsatım oldu. Köyde daha üst tabakalardan oldukları belli olan kadınlar ve kızlar göze çarpıyordu, bu ailelerin çocukları yünlü Avrupalı giysiler giymişlerdi. Köyün taş evlerinde durumları iyi olan aileler oturuyordu. Köyün çevresindeki barakalarda ve çadırlarda ise yoksul insanlar konaklamıştı. Köyün yanı başındaki bir kampta yaklaşık 150 çadır bulunuyordu. Barakalar meyve sandıklarından yapılmıştı. Okulun hademesi Ermenilerin köye gelmesiyle başlayan pahalılıktan şikayetçi oldu. Eskiden 6 yumurta için bir metelik ödenirken, şimdi sadece bir yumurta için 2-3 metelik isteniyordu. Zengin Ermeniler aileleri için ne pahasına olursa olsun bütün yiyecekleri topluyor, yoksul olanlar ise aç kalıyorlardı. Kaldıkları evler için kira ödüyorlardı.


2 Şubat 1916:


9.00: Ö(ğleden) Ö(nce): Sabha’dan ayrılış.

9.45: Sol: 1 kafatası. Yardımcı sürücü olarak işe aldığım delikanlı yük arabasının atlarını kontrolden çıkardı, ama birkaç dakika sonra atlar yolun altında yeniden yakalandı.

1.55: Ö(ğleden) S(onra): 1 Ermeni kafilesi. Çuvallar ve ev eşyalarıyla yüklü 20’den fazla öküz arabası. Üzerlerinde kadınlar ve çocuklar var. Ayrıca, sırtlarında torbalar taşıyan yayalar. Arabalarla cephane taşınsa daha iyi olmaz mıydı? Kafile mola vermişti. Yerdeki çuvallardan birisine yaslanan bir kadın inliyordu. Çaresizlik içindeki bazıları, kendilerinin İranlı olduklarını söyledi, çünkü başımdaki kalpak nedeniyle beni İranlı devlet görevlisi sanmışlardı. Kamçılı jandarmalar kafileyi harekete geçirdi.

2.05: genç bir erkek sırtındaki yükle yolun ortasına yığılıp kalmıştı, bacakları hala hareket ediyordu.

2.07: yaşlı bir kadın 12 yaşındaki bir kızın elinden tutmuş yürüyordu, ama her ikisi de oldukça bitkin görünüyorlardı.

2.08: bir delikanlı elindeki çadır demiri ve sırtındaki ağır yükle yanımızdan geçti. Arkasında kahve masası örtüsüne sarılmış yaşlı bir adam.

2.30: Vücudunun üst tarafına örtü sarmış bir adam biraz içme suyu için bana para teklif etti. Bir yudum suyum bile kalmamıştı.

2.31: Sürücüsüz iki atlı bir araba. Çuval yüklü. Çuvallar üzerinde, gözlerini kapatmış inlemekte olan genç bir kadın.

2.32: Sol: Ağlamakta olan yaşlı bir kadın.

2.33: Sol: Sanki hiçbir şeyle ilgilenmiyormuş gibi boş gözlerle yere oturmuş etrafı seyretmekte olan iki adam.

2.34: 25 yaşlarında hıçkırarak ağlayan bir kadın, 30 yaşlarındaki bir erkeğin yanına çömelmiş. Adamın üzerinde sadece bir gömlek ve pantolon var, yeni ölmüş ve yere yatırılmış.

2.57: Sol: 1 ihtiyar adam, çıplak, sol bacağı yenmiş.

3.30: Sağ: 1 küçük çocuk, üzerinde sadece gömlek var, yanında bir köpek. Paltosu biraz ileride.

3.33: Sol: 1 boş mezar.

3.35: Sağ: 1 çocuk, dört yaşında, mavi elbiseli.

3.36: Yolun solunda 500 çadırlık bir kamp yeri görülmekte. 20 yeni mezar. Bebeği kucağında bir kadın, ikisi de ölmüş.

3.37: Sol: 5 yeni mezar. 1 erkek, ölü.

3.38: Hamam’a varış. Sadece iki bina var: jandarma karakolu ve han. Yaklaşık 5000 Ermeni yukarıda sözü edilen kampa yerleştirilmiş. Köyün ortasında, yapımına yeni başlanmış bir kulübe. Yanında ölü bir adam. Hamam’daki jandarma karakolunun komutasını, 15 gündür burada bulunan iki gönüllü üstlenmiş. Çaresiz kaldıkları koşullardan şikayet etmekteler. Her gün yeni gelen Ermenileri emre göre ileriye yollamak zorundalar. Ama yiyecek hiçbir şey bulunmamakta. Yapabilecekleri tek şey, hiç olmazsa cesetler köyün içinde kalmasın diye, gelenleri bir an önce ileri yollamak. Ermenilerin en azından çadırların yakınındaki cesetleri neden gömmediklerine ilişkin soruma, o kadar güçleri yok, üstelik toprak donmuş, çok sert, diye cevap veriyorlar. Çoğu tifoya yakalanmış. Türk defin ekibi sabahın erken saatlerinden gece yarılarına dek çalışıyor, ama işlerini bir türlü yetiştiremiyorlar. Yaşlı bir jandarma 25 gündür burada olduğunu anlatıyor. Ona göre Ermeniler cezayı hak etmişler, çünkü bazıları padişaha karşı gelmiş. Ama o zaman bunlar yargılanmalı ve kurşuna dizilmeli, yavaş yavaş ölüme bırakılmamalı imiş. Artık dayanacak gücü kalmamış, eğer bu sınırsız eziyetleri görmeye devam ederse yakında aklını kaçıracakmış. Neden rapor etmediklerini sorduğum iki komutan aynen şunları söyledi: “Efendim, hükümetin emri, Baş üstüne!” (Tırnak içindeki ifade Türkçe verilmiş-çev.).


3 Şubat 1916:


8.20 Ö(ğleden) Ö(nce): Hamam’dan ayrılış. Hava buz gibi. Yerlerdeki sular donmuş. Birkaç gün önce kapının önünde güneşlenen üç erkek şimdi donmuşlar. Eldeki bütün ekmekleri satın alıyorum, 6 ekmek.

8.50: Sol: 1 çürümüş ceset.

9.01: Sol: 1 iskelet, çoraplı.

9.40: Sol: 1 elbiseli yeni ceset,

10.10: Sol: 1 elbiseli yeni ceset, yüz siyah.

10.20: Sol: 1 elbiseli yeni ceset, bacaklar yenmiş, yüz siyah.

10.26: Sol: 1 elbiseli yeni ceset, yüz kapalı.

10.30: Sağ: 1 elbiseli yeni ceset, yüz siyah.

10.31: Sol: 1 eğerli sahipsiz at, yolda durmakta.

10.57: 1 ceset, üzerine bez örtülmüş.

11.48: Sol: 1 genç kadın, çok yeni. Mavi şalvar, siyah ceket. Huzurlu bir yüz ifadesi. Esmer tenli. Yardımcı sürücü yanına taş toplamış, “gavur” cesetlerini taşlamakta. İranlı yardımcımdan bir araba dayak yedi.

12.05: Sol: 1 parçalanmış ceset.1 tamamen giysili bacak. Diğeri kemiklerine dek kemirilmiş, biraz uzakta durmakta. 1 açık mezar.

12.25: 10 yeni mezar.

12.35: Sağ: 1 çıplak çocuk. Başı kafatasına dönüşmüş. Yük arabamız devrildi. Atlardan birisinin ayağı kırıldı. Arabayı süren yardımcı bu sefer benden bir araba dayak yedi ve o andan itibaren bana Efendi yerine Bey diye hitap etmeye başladı.

12.45: 6 öküz arabası, Ermeni aileler ve yükleriyle, bir çok yaya yanımızdan geçti. Yolun sağında iki büyük çadır kampı, toplam 600 kadar çadır, 6000 kişi. Kamplara yeni yerleşiliyor, yükler çözülüyor. Çocuklar, kadınlar, ölüler, hastalar, hepsi karman çorman. Bir sürü çöp. Hela çukuru falan yok. Birkaç adam etrafı kolaçan ediyor, ölü olup olmadıklarını anlamak için yerde yatanları ayaklarıyla yokluyorlar. Yola çıkmakta olanların yanlarında hala çok miktarda eşya, çadır, battaniye falan var; daha uzak mesafedekiler ise hayvanlarına ve kendilerine sadece yiyecek yüklüyorlar.

13.00: Abu Hureire’ye varış. Kampta yaşayan Ermeniler kovalarıyla Fırat’tan su alıyorlar. Nehrin yanına inerek Fırat’tan iki buz tabakası yakalıyorum. Bunlar geceleri havanın ne kadar soğuk olduğunun göstergesi. İki genç kız iki kova ile geliyorlar. Şık elbiseleri var, Avrupalılar gibi giyinmişler, lacivert kostümler var üzerlerinde. Elleri şişmiş ve soğuk suda alışık olmadıkları bir işi yapmaktan dolayı morarmış. 6, 5 ve 4 yaşlarında üç erkek çocuk onlara eşlik etmekte. Kızlar Türkçenin yanı sıra biraz Fransızca biliyorlar, tedirginler ve nereden geldiklerini söylemiyorlar. Aileleriyle birlikte birkaç gün önce bu kampa yerleştikleri ve yolda karşılaştıkları eziyetleri unuttukları anlaşılıyor. Yiyecekleri oraya kadar yetmiş, zengin olduklarını söylüyorlar ve babaları bir sonraki durakta onlara yeniden birkaç gün yetecek kadar yiyecek alacakmış. 6000 kişinin bütün yiyeceği tükettiği ve hiçbir şey bırakmadığı Hamam’a kadar, yaya yürüyenler ve adım adım ilerleyen öküz arabaları için iki günlük, Sabha’ya kadar ise üç günlük yolları var. “Babalarının yiyecek satın alabileceği” ilk durak bu talihsizler için 5 günlük uzaklıkta ve bu beş gün boyunca belki de açlık çekecekler. 1 ½ ekmeğim daha var. Ben bir sonraki durakta yiyecek hiçbir şey bulamayacaklarını anlatınca, ekmeği sadece bir koşulla kabul ediyorlar, eğer para ile satın alabilecekleri yiyecek bir şeyler bulurlarsa, alıp başkalarına dağıtacaklar; kısa bir teşekkürden sonra aceleyle uzaklaşıyorlar.

1.52: Abu Hureire’den ayrılış.

2.27: Sol: Beyaz bir beze sarılı ceset.

2.30: Sol: 3 ceset. 1’i neredeyse tamamen yenilmiş, 1’i yeni, üst tarafı çıplak, 1’i çürümüş.

2.35: Sol: 1 erkek, gömleği ve mavi pantolonu var, henüz yeni ölmüş. İki kız başında ağlaşıyor.

2.36: Sol: 1 kız, kızıl saçlı, siyah bluzu ve gri pantolonu var, yüzüstü yatmış.

2.40: Sol: 1 çürümüş ceset. 1 akbaba üzerine konmuş.

2.47: Sol: Küçük bir kız çocuğunun cesedi, vahşi hayvanlar tarafından parçalanmış. Siyah saçlar. Bacak kemikleri etrafa dağılmış. Etleri koparılmış. Üzerinde bir akbaba daireler çiziyor.

2.52: Sol: 1 beze sarılı ceset. Bacaklar yenmiş.

2.53: Yükünün üzerine yatmış can çekişen bir delikanlı. Bacakları kasılıyor. Hemen yanındaki köpek bir cesedin karnını parçalıyor.

2.55: Sol: Tamamen elbiseli bir erkek çocuk cesedi.

2.58: 2 kafatası ve dağılmış kemikler.

2.59: beyaz gömlekli ve siyah pantolonlu bir erkek cesedi. Yanı başında paltosu.

3.00: Sol: Etrafta dolanan iyi besili bir köpek. Battaniye ve elbise parçaları.

3.01: Sağ: 1 ihtiyar. Omurgası görülmekte, bacaklar yenmiş.

3.02: Yolun ortasında bir omurga kemiği ve kafatası.

3.03: Sol: Kahverengi pantolonlu bir kadın, yeni ölmüş. Battaniye parçaları.

3.09: 1 ceset. Baş hala yerinde. Yüz siyah. Bacaklar yenmiş. Karın ve göğsü açılmış ve bağırsaklar dışarıda. Dizlerine beyaz bir bez bağlanmış.

3.13: Sol: Büyük beyaz bir köpek, bir cesedin paltosunu çekiştirmekte, yüzündeki etleri yemekte.

3.15: Sağ: Göğüs kısmında hala deri bulunan bir ceset. Dizlerden aşağısı yok. Kalça kemikleri ortaya çıkmış. Baldır kısımlarında sadece kemikler kalmış.

3.24: Sol: 1 elbiseli erkek. 1 kadın, elbiseli, ak saçlı. Yol ortasında 15 yaşlarında bir kız cesedi, güzel bir vücudu var, uyurmuş gibi uzanmış, ama uzaklaşırken bir kolunun eksik olduğu görülmekte, hala kanlar içindeki omuzdan koparılmış.

3.25: Sol: 2 erkek, elbiseli. Yüzler siyah.

3.30: Sol: 1 kadın, mavi elbiseli, bacaklar çıplak, siyah çoraplar, çok yeni. Sağ: Büyük beyaz bir köpek.

3.34: Sağ: Çamaşır ve elbise parçaları içinde sararmış kafatası ve kemikler.

3.37: Sağ: 1 erkek, elbiseli, tamamen siyah.

3.43: Sağ: 1 çocuk, kırmızı beyaz çizgili pantolonu var, üzerine kahverengi palto örtülmüş. Biraz solda şişman bir köpek.

3.45: Sağ: 6 büyük Ermeni çadır kampı, yaklaşık 600 çadır, 6000 kişi. Ermeniler çalı çırpı toplamakta.

3.53: Sağ: 1 ceset, siyah pantolon ve sarı önlük, yüz siyah.

3.59: Sağ: 1 ceset, yüz siyah, beyaz gömlek, beyaz külot!

4.03: Sağ: 1 erkek, ayaklar çıplak, siyah elbise, paltosu parçalanmış.

4.04: 1 kemik yığını, yolda hemen arabanın tekerleklerinin yanında. Dişler ve çenede et parçaları hala yerinde. Dişler nedeniyle sanki sırıtıyormuş gibi görünmekte. Korkutucu bir görüntü. Sol: Yolun solunda yüksek bir yerde, bu nedenle yolcuların göz hizasında, üzerindeki kırmızı elbise parçalanmış 10 yaşlarında bir kız çocuğu. Apış arası görülmekte, kanlı ve yola dönük.

4.08: Sol: 1 kadın, sarı pantolon, siyah çoraplar.

4.12: Sol: 1 küçük çocuk, beyaz pantolon. Yüz siyah, yoksa çok yeni.

4.13: Sol: 1 küçük çocuk, kollarını kavuşturmuş, siyah elbise, beyaz çoraplar.

4.23: Sol: 1 küçük kız çocuğu, kareli pantolon, gri manto, kahverengi saçlar.

4.24: Sol: 1 delikanlı, çok yeni, çırılçıplak. Çuvaldan yapılmış pabuçlar, beline ipler sarılmış.

4.37: Sol: 1 ceset, beyaz bir çarşafa sarılmış ve üzerine siyah bir örtü örtülmüş. Baş siyah.

4.50: Sağ: 1 kadın, siyah pantolon, kahverengi ceket.

4.55: Sol: 1 kadın, tam yolun ortasında, siyah ceket, siyah saçlar, elleriyle gözlerini kapatmış.

6.10: Meskene’ye varış. Meskene önünde büyük bir kamp kurulmuş, 2000 çadır var. 10.000’n fazla da insan. Büyük bir çadırkent. Hela çukuru falan görülmemekte. Köyün ve çadırkentin çevresi çöp ve pislik yığını; arabamla bunların yanında bir süre yol almak zorundayım. Arabada geceliyorum, çünkü tamamen dolu olan şehirde kalacak bir yer bulmak mümkün değil. Jandarma karakolunda bulunan tek odada İstanbul’dan Bağdat’a seyahat etmekte olan 6 Türk askeri hekim kalmakta. Halep ile Meskene arasında ceset bulunmadığını söylüyorlar. Bunlar Meskene’den sonra göreceklerini acaba İstanbul’a rapor edecekler mi?


4 Şubat 1916:

3.00 Ö(ğleden) Ö(nce): Meskene’den hareket.

11.00: 2 erkek cesedi, birisi yolun solunda, diğeri sağında.

5.05 Ö(ğleden) S(onra): Helep’e varış.

5 Şubat 1916: Yağmurlu bir hava.

6 Şubat 1916: Bol kar yağışı.

Özet: Der Zor-Meskene arasında kendi gözlerimle yaklaşık yüz ceset ve bir o kadar da yeni mezar gördüm. Yerleşim merkezlerinin mezarlıklarında toplanan mezarlar buna dahil değildir. Yaklaşık 20.000 Ermeni’ye rastladım. Bu rakamlar gerçekten tarafımdan bizzat görülenlerle sınırlıdır. Asla yoldan ayrılmadım, örneğin Der Zor gibi kentlerde kenar mahalleleri dolaşmadım. Bu nedenle gerçek sayı bunun çok üzerinde olmalıdır. Ayrıca Fırat’ın sol yakasında bulunanları da görmedim. Benim gördüğüm yol sürgün yolunun sadece bir kısmı olmalıdır. Meskene’nin kuzeyinde Bab yönünde, Der Zor’un kuzeyinde Rebel Ain yönünde ileriye doğru yollanacak Ermeni kafilelerinin konakladıkları söylenmekte. Bu nedenle, benden 10 gün sonra aynı yoldan geçen yolcuların on kat daha fazla cesede rastlaması mümkündür. Türkiye’de çöl kumunu çevreleyen yerleşim merkezlerinin hepsinde bugünlerde yüz binlerce kişinin katıldığı bir trajedi sergilenmekte.

Ermeniler Türkler tarafından esir olarak değil “muhacir” olarak adlandırılmakta, Ermeniler de kendilerine böyle demekteler. Ölümlerin en korkuncu resmi raporlara göre “tehcir” olarak adlandırılmakta! Zaten resmi olarak her şey yolunda. Bir kuruşlarına bile dokunulmamakta … yaşayanların. İstediklerini satın alabilirler … eğer alacak bir şey bulabilirlerse! Ve hiç kimse gerçek katilleri bu kadar kolay saptayamaz!

“Bunlara ne olacak?” diye yolda bazen Türklere sordum, cevap “Ölecekler” idi.

Ölecekler. Ettikleri askeri yeminin çoğunlukla kendilerini geçici bir süre emre itaatsizliğe ya da emrin değiştirilmesi ricasına zorladığının hâlâ farkında olmayan hükümete sadık jandarmaların körü körüne itaati, kış aylarının dondurucu soğuğu, yaz aylarının dayanılmaz sıcağı, tifo ve yiyecek kıtlığı bunu sağlıyorlar.

Yolda ölen ve çürüyen kişiler Osmanlı tabasına mensuptular ve Hıristiyan’dılar. Kapitülasyonlar kaldırıldı; Türkiye’de Hıristiyan Osmanlı tabası ile eşit haklara sahip olduk, artık eşit muamele talep etmekten başka yapmamız gereken birşey yok!

Ama hepsi ölmeyecek. Demir gibi sağlıklı, tilki gibi kurnaz ve parası bol olanlar hayatta kalacak. Ölümle göz göze gelecekler, sinirleri çelikleşecek, eğer başka bir olay olmazsa, içlerinde Türkiye’ye ve Alman İmparatorluğu’na karşı büyük bir kin duyacaklar. Damarlarında akan bu yaşam gücüyle belki çok sayıda çocuklara sahip olacaklar.

Bu nedenle belki gelecekte, Türkiye’nin doğu sınırlarında, sadece Karadeniz’in kuzeyinde değil, İran sınırında Kürtlerle, güneyde Mezopotamya içlerine dek Fırat kıyısında Araplarla çatışma halinde yaşayan, yani kaynağından Şatt-ül-Arap’a kadar Fırat boylarına yerleşmiş bir Ermeni nüfusu görülecektir. Önceden tedbir alsak daha iyi olmaz mıydı? Bölgedeki Fransız misyoner okullarından birisine giden her Ermeni, akıcı bir Fransızca konuşmakta ve Fransız kültürü ile yetişmiştir. Buna karşılık Ermeniler için kurulan Alman misyoner okullarında Almanca konuşulmamakta, dersler Ermenice yapılmakta; öğretmenler onlara Alman kültürünü aşılamak yerine kendileri Ermeni öğrencilerden etkilenmekte ve Ermeni propagandasının ağına düşmekteler. Böylece bilmeden Ermeni siyasetinin aleti ve savunucusu haline gelmekteler.

Bu kurumlardan bazıları çok zor durumda bulunmaktadır. Yakından bildiğim birisi, 2 kadın öğretmen ve 60 öğrenci için, bütün masraflar, maaşlar ve yiyecek, içecek dahil olmak üzere yılda 8000 mark almakta. Ermenistan’da ve oluşmakta olan Yeni Ermenistan’da bulunan Alman misyoner kurumlarına imparatorluk yardımı yapılarak, Alman dilinin ve Alman kültürünün yayılmasını mutlak garanti altına alacak ve misyonların siyasi oyunlara alet olmasını önleyecek ölçüde zamanla artırılması gereken imparatorluk denetiminin sağlanması iyi olmaz mıydı?

Daha şimdiden, Fransız ve Rus rahiplerinin ve onların kuklalarının buralara yeniden gelerek Ermenileri Alman varlığına ve Türklere karşı kışkırtmalarından önce bu milli Alman çalışmasına başlamanın tam zamanı değil mi?

Son derece pratik bir açıdan, Halep-Bağdat yolunda olduğu gibi bu kadar canlı işgücünün imhası da çok üzücü. Bu yol üzerinde, yeni yapılmakta olan ve büyük bir kısmı bitmiş yol inşaatları görülmekte. Ermeniler bu yolu severek bitirirlerdi. Hatta yevmiye bile almazlar. Ama ekmek ve açlıktan ölmemek isterlerdi. Yolun neredeyse tamamının doldurulmuş olması, kilometrelerce çakıl dökülmüş oluşu, düzleştirilmiş, yarılmış tepeler, bazıları tamamlanmış bazıları henüz kesilmekte olan kayalar, yolun tamamlanması için neredeyse avaz avaz bağırmakta! Ve işte önümüzde duran bu görevde, bütün bir yol boyunca uzanan bu alanda 20.000 hazır işgücü bulunmakta ve açlıktan ölümü beklemekte!

Yolun eldeki plana uygun olarak şose olarak yapılması da gerekmez. Birkaç yerde yapılacak bazı küçük düzeltmeler ile Halep-Bağdat arasındaki şu anda 20 günde alınan mesafe, kamyon ile rahatlıkla 5 günde alınacak duruma getirilebilir.

Bağdat Demiryolu inşaatçı için işçi bulunamadığına ilişkin şikayetlere şahit oldum. Kısa bir süre içinde ihtiyaç duyulacak 12.000 işçinin temin edilmesi güçtür. Ve Halep-Musul-Bağdat üçgeni içinde yüz binlerce Ermeni işgücü işsiz çürümektedir.

Ama İran’daki vatandaşlarımız canlarını tehlikeye atarak, bellerindeki boş fişekliklerle, gelecek cephaneyi beklemekteler. Oysa o cephane, acınacak Türk cephe gerisi koşullarında, İstanbul ile Bağdat arasında herhangi bir yerde, tıkanmış bir cephe yolunda takılı kalmış durumda.

Burada verilerimin en sağlam bilgilere dayandığı teminatı ile en derin saygılarımı sunarım.


Wilhelm Litten.



Copyright © 1995-2018 Wolfgang & Sigrid Gust (Ed.): www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved