1919-05-14-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-05-14-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 05/25/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Partisi Yöneticileri Davası: Altıncı Oturum

3557.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Baş Mu`âvini: Cemîl Bey

ALTINCI MUHÂKEME

Çahârşenbe: 14 Mayıs 335

Vicâhen [yüzüne karşı] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Midhat Şükrü Bey, Ziyâ' Gökalp Bey, Tala`at Bey, Rızâ' Bey, `Âtıf Bey, Cevâd Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

00 11

Re'îs- Midhat Şükrü Bey'den başkalarını götürünüz. (Diğer maznûnîn [sanıklar] çıkarılır) Midhat Şükrü Bey! Murahhas-ı mes'ûllerin [sorumlu delegelerin] ba`z-ı vâlî ve mutasarrıflara taktîl mesâ'ilinde [katliam meselelerinde] icrâ'-yı te'sîr [etki] etdikleri söyleniyor. Ba`z-ı mutâva`at etmeyenlerin [boyun eğmeyenlerin] `azl edildikleri söyleniyor, doğru mudur?

Midhat Şükrü Bey- Ba`zıları bizim tarafımızdan vâki` olmuşdur. Ya`nî ba`zı işlerde tavsiyede bulunmak istemiş, ma`lûmâtdâr [haberdâr]olduk. Vâlî veyâ mutasarrıf kendisi bize yazmış. Kendilerine işden el çekdirdik.

Re'îs- Murahhas-ı Mes'ûllere [sorumlu delegelere] mi?

Midhat Şükrü Bey- Evet.

Re'îs- Hâlbuki ba`zıları vâlîleri `azl etdirmişler. <91Sl>

Midhat Şükrü Bey- Hayır `aksi vardır. Fakat vâlîleri `azl etdiklerini zannetmem.

Re'îs- Efendim?

Midhat Şükrü Bey- Murahhaslar [delegeler], vâlîleri nasıl `azl edebilirler efendim?

Re'îs- Ankara vâlîsi Mazhar Bey, Kastamonu vâlîsi Reşîd Paşa bu me'âlde [manadaki] evâmire [emirlere] mutâva`at etmedikleri [boyun eğmedikleri] içün hemen `azl olunmuşlar.

Midhat Şükrü Bey- Mazhar Beyi bilmiyorum. Sûret-i `azlinden ma`lûmâtım [bilgim] yok. Fakat Reşîd Paşa pek ahbâbımdır [yakın dostumdur]. On beş senedenberi kendisini tanıyorum. Hiç öyle kâtib-i mes'ûlün [parti sekreterinin] iş`ârıyla [haberiyle] falân `azl olunmuş değildir. Bi'l-`akis [aksine] kendisi hasta olduğundan `azl edilmişdir. Çünki kendisi <92Sa> bendenizin on beş seneden beri sevdiğim ve tanıdığım arkadaşımdır. Bahs edilen kâtib-i mes'ûller [parti sekreterleri] tarafından `azl edilmiş diye bahs etmedi.

Re'îs- Kâtib-i mes'ûl `azl etmemiş. Kâtib-i mes'ûlün iş`ârı [haberi] üzerine.

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. Çünki kâtib-i mes'ûl [parti sekreteri] bendenize yazacak. Bendeniz her sûretle kendisinin nâmûsuna i`timâd etdiğim [güvendiğim] içün Reşîd Paşanın `azli içün böyle bir teşebbüsde bulunmam muhâl-i kabîlindendir [mümkün değildir].

Re'îs- Kâtib-i mes'ûller [parti sekreterleri] doğrudan doğruya Dâhilîye Nezâretine yazamazlar mı?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim, kat`îyen memnû`durlar [yasaklıdırlar]. Haber aldığımız zamân hemân `azl ederiz. Böyle Dâhilîye Nezâretine veyâhûd diğer bir nezârete iş`ârda [haberde] bulunduğu haber alınınca derhâl `azl ederiz. Çünki bizim vazîfemizdir. Kendilerine kat`î emir vermişdik. Şâyed böyle bir şey' yazdıklarından haberdâr olursak...

Re'îs- Fakat Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin, Doktor Nâzım Beyin, vesâ'ik [belgeler] arasında, Dâhilîye Nâzırına yazdığı şey'ler var.

Midhat Şükrü Bey- İşe dâ'ir mi efendim?

Re'îs- Evet

Midhat Şükrü Bey- Belki olabilir. İhtimâl Doktor Nâzım Bey kendiliğinden böyle yapmışdır.

Re'îs- Sizin ma`lûmâtınız [bilginiz] yok mu? Bahâ'e'd-dîn Şakir Beyin de var.

Midhat Şükrü Bey- Olabilir efendim.

Re'îs- O hâlde niçün böyle Dâhilîye Nezâretine hâric-ez-salâhiyet [yetkisi dışındaki] mürâca`atlarından dolayı...

Midhat Şükrü Bey- Fakat, evvelce bendeniz kâtib-i mes'ûl [parti sekreteri] olmadan...

Re'îs- Rû-yi kabûl [kabul yüzü] görmeseler bu mürâca`atlar tevâlî [devam] eder miydi?

Midhat Şükrü Bey- İhtimâl görmüşlerdi efendim hattâ bundan altı, yedi sene evvel ba`z-ı kâtib-i mes'ûller mahallerinden intihâb olunurlardı [seçilirlerdi]. Böyle nezâretlere mürâca'at etdiklerini haber aldık. Onlar bize kâğıdları göndermişlerdi. Biz de onları tekdîr ve tevbîh etdik [azarladık ve disiplin cezası verdik] ve tekerrürü [tekrarlanması] hâlinde `azl olunacaklarını yazmışdık. Emsâli de [örneği de] vardır efendim. Meselâ Ya`kûb Cemîl Bey vardı. Dîvân-ı Harbce mahkûm olmuşdu. Adana'da bulunduğu zamân Mu`ammer Beye ba`z-ı şey'ler söylemiş; Mu`ammer Bey bize yazdı, haber aldık ve onu hemân `azl etdik ve Mu`ammer Bey vak`asından beri, sırf vâlînin işine müdâhale etdiğinden dolayı ihrâc edilmişdi. Fakat bendenizin ma`lûmâtım [bilgim] olmayan bir şey' varsa ona bir şey' diyemem.

Re'îs- Ankara vâlîsi Mazhar Bey bu gibi evâmiri [emirleri] teblig etmek [bildirmek] üzere oraya gitmiş olan cem`iyetin Kâtib-i `Umûmîlerinden [genel sekreterlerden] `Âtıf Beyin iş`ârı [haberi] üzerine hemân `azl edilmiş ve yerine `Âtıf Bey ta`yîn olunmuş.

Midhat Şükrü Bey- Cem`iyetin kâtib-i `umûmîsi `Âtıf Bey yokdur Paşa hazretleri. <92Sl>

Re'îs- Öyle haber vermişler. A`zâdan [üyeden] olabilir.

Midhat Şükrü Bey- A`zâ da yok efendim. `Âtıf Bey o zamân Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'de değildi.

Re'îs- Her ne ise cem`iyet tarafından `Âtıf Bey gönderilmiş. Vâlîye ba`z-ı teblîgât-ı hafîyede [gizli bildirimlerde] bulunmuş. Mazhar Bey bunu redd etmiş. Ertesi günü `azl edilmiş, yerine `Âtıf Bey ta`yîn edilmiş.

Midhat Şükrü Bey- Kat`îyen ma`lûmâtım yok. Mazhar Bey'le de görüşürüm; öyle bir şey' vâki` olsa idi bendenize kat`îyen söyler idi.

Re'îs- Mazhar Bey'in burada ifâdesi var.

Midhat Şükrü Bey- Olabilir efendim. Bendenize kat`îyen böyle bir şey' söylemedi ve kendisi de muvâcehe olunabilir [yüzleştirilebilir]. `Âtıf Beyin öyle bir emri olduğunu şimdi işidiyorum.

Re'îs- Reşîd Paşa ve Yozgad Mutasarrıfı Cemâl Bey hakkında da hemân `aynı mu`âmele [işlem] yapılmış.

Midhat Şükrü Bey- Kat`îyen ma`lûmâtım [bilgim] yokdur efendim.

Re'îs- Cem`iyetin karârıyla muhârebe esnâsında ba`z-ı ecnebî mektebleri işgâl edilmiş. Bu bâbda [konuda] ma`lûmâtınız nedir.

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî [genel merkez] karârıyla mı?

Re'îs- Evet.

Midhat Şükrü Bey- Kat`îyen!

Re'îs- Yâhûd İstanbul merkezinin karârıyla.

Midhat Şükrü Bey- Onu da zannetmem Paşa hazretleri. Buna kat`îyen imkân veremem. Mekteb aldığını ve kapatdığını işitmedim ve esâsen imkânı da yokdur.

Re'îs- Ve bu mebânî [binalar] hey'et-i aslîyesiyle [esas şekliyle] kullanılmayarak bir takım `ilâvât, mahv ü isbât [ilaveler yapmak ve ilavelerle düzeltmek] gibi şey'ler yapılmış.

Midhat Şükrü Bey- Kat`îyen bilmiyorum Paşa hazretleri. Ma`lûmâtım yok ve böyle bir şey'i de hâtırıma getiremiyorum.

Re'îs- Meclis-i `Umûmî müzâkerâtının [toplantılarının] rûznâmesini [gündemini] doğrudan doğruya re'îs olan Sadr-ı a`zam mı tertîb eder [düzenler], yoksa Merkez-i `Umûmî [genel merkez] mi?

Midhat Şükrü Bey- Efendim yâ Re'îs-i `Umûmî [genel başkan] -ki Sadr-ı a`zamdır- veyâ Vekîl-i `Umûmî [genel başkan vekili] tertîb ederdi.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî karışmaz mı?

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî kendisinin ba`z-ı şey'leri varsa onu Vekîl-i `Umûmîye [genel başkan vekiline] bildirir. Vekîl-i `Umûmî ârzû ederse rûznâmeye [gündeme] koyardı, ârzû etmezse koymazdı. Çünki rûznâmenin tanzîmi [düzenlenmesi] doğrudan doğruya tamâmen Re'îse, Vekîl-i `Umûmîye `â'iddir.

Re'îs- Vekîl-i `Umûmî [genel başkan vekili] kimdir?

Midhat Şükrü Bey- Hangi târîhde?

Re'îs- Bu muhârebe devresinde.

Midhat Şükrü Bey- Vekîl-i `Umûmî Dâhilîye Nâzırı idi, Sa`îd Halîm Paşa Re'îs-i `Umûmî [genel başkan] idi. <93Sa>

Re'îs- Tala`at Paşa Sadr-ı a`zam olduğu zamân Vekîl-i `Umûmî [genel başkan vekili] kim idi?

Midhat Şükrü Bey- O vakit Vekîl-i `Umûmî yok idi Paşa hazretleri. Çünki Sa`îd Halîm Paşa Re'îs-i `Umûmîlikden isti`fâ etdi. Kongreye kadar Vekîl-i `Umûmîsi kaldı. Sonra yine Re'îs-i `Umûmî devâm etdi.

Re'îs- O hâlde rûznâmeyi [gündemi] hep Vekîl-i `Umûmî mi tertîb ederdi [düzenlerdi]?

Midhat Şükrü Bey- Re'îs-i `Umûmî [genel başkan] tertîb eder. Fakat her a`zâ [üye] da ictimâ`[toplantı] ibtidâ'sında [başında] rûznâmeye [gündeme] koyun diye teklîf edebilir ve fakat kabûl etmek Re'îs-i `Umûmîye `â'iddir.

Re'îs- Geçenlerde Meclis-i `Umûmî on beş günde bir ictimâ` eder [toplanır]; denilmişdi.

Midhat Şükrü Bey- Evet evvelce öyle idi. Ahîren [daha sonra] ayda bir ictimâ` eder idi. Ma`a-mâ-fîh [bununla beraber] rûznâmesi [gündemi] olmadığı içün on beş günde bir de muntazaman [düzenli olarak] ictimâ` edemedi.

Re'îs- Bu müddet-i mu`ayyene [belirli zaman] zarfında fevka'l-`âde [olağanüstü] bir ictimâ`a [toplantıya] lüzûm görülürse kimin tarafından da`vet olunur?

Midhat Şükrü Bey- Re'îs-i `Umûmî [genel başkan] tarafından, Re'îs-i `Umûmî tezkere [resmî yazı] yazar, a`zâlar [üyeler] da îcâbet eder [davete uyarlar].

Re'îs- Meclis-i `Umûmînin mukarrerâtı [kararları] da Merkez-i `Umûmî'nin mukarrerâtı gibi mi tesbît olunurdu [belirlenirdi]?

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim, ne nev`-i karâr [çeşit karar] verilirse yazılırdı. Fakat...

Re'îs- Mevcûd a`zâlar [üyeler] imzâ' eder mi idi?

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmîde [genel mecliste] pek imzâ' edilmezdi Paşa hazretleri; ba`zen imzâ' ederlerdi.

Re'îs- Fakat onun tahrîf edilmemesi [değiştirilmemesi] içün kim tasdîk ederdi [onaylardı]?

Midhat Şükrü Bey- Emniyet olunurdu Paşa hazretleri. Tahrîf olunacağı hâtıra gelmezdi. Esâsen o kadar ehemmiyetli [önemli] bir şey'ler değildi.

Re'îs- Riyâsetden [başkanlıktan] de tasdîk olunmaz [onaylanmaz] mıydı?

Midhat Şükrü Bey- Olunmuyordu. Hiç tahattur etmiyorum [hatırlamıyorum] Paşa hazretleri. Ma`lûm-u `âliniz [biliyorsunuz ki] nazarî [teorik] şey'lerdir. Kânûna temâs eden; kongreye sevk olunacak şey'lerdir. Bunu tahrîf etmek [değiştirmek] de şey' değildir.

Re'îs- Mâdâm ki bir müzâkeredir [toplantıdır]; mazbût [kayd] olmalıdır.

Midhat Şükrü Bey- Ba`z-ı kerre imzâ' edilirdi. Fakat muntazaman [düzenli olarak] imzâ' edildiğini bilmiyorum Paşa hazretleri. Çünki meclis biter bitmez giderlerdi. Onunçün teklîf edilemezdi.

Re'îs- Esâslı müzâkerât [toplantılar] da olurdu değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Evet, çok.

Re'îs- Meselâ intihâblar [seçimler] hakkında falan.

Midhat Şükrü Bey- İntihâbâtdan [seçimlerden] ziyâde kânûnlar hakkında, program hakkında, ya`nî kongreye gönderilecek program hakkında çok esâslı <93Sl> müzâkerât [toplantılar] vâki` olurdu. Bâ-husûs [özellikle] tevhîd-i mehâkim [mahkemelerin birleştirilmesi] mes'elesi hemân bir kaç celseyi işgâl etmişdi, tahattur ediyorum [hatırlıyorum].

Re'îs- Müzâkerâtın [toplantıların] sûret-i cereyânı zabt olunur mu?

Midhat Şükrü Bey- `Aynen mi?

Re'îs- Evet.

Midhat Şükrü Bey- Hayır. Herkes söyler, neye karâr verilirse o karâr bir satır olarak derc edilirdi [yazılırdı]. Ya`nî zabt tutulmazdı Paşa hazretleri.

Re'îs- Ba`z-ı nâfi` [faydalı] i`tirâzlar da olur, zabt edilmez miydi?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. `Aynen zabt edilmezdi. Zâten a`zâdan [üyeden] biri tutuyordu, herkesin ifâdâtını [ifadelerini] `aynen zabt etmeğe kudreti [gücü] de müsâ`id değildi.

Re'îs- İyice tedkîk olunmak [incelenmek] içün ba`z-ı pek mühim mukarrerât [önemli kararlar] tab` edilüb [basılıp] de a`zâya tevzî` olunur [dağıtılır] muydu?

Midhat Şükrü Bey- Tahattur etmiyorum [hatırlamıyorum] Paşa hazretleri. Kongreye gitmek içün belki ba`zıları tab` edilmişdir [basılmıştır]. Fakat `umûmîyetle [genellikle] tab` edildiğini tahattur etmiyorum. `Umûmîyetle tab` edilecek şey'ler hakkında müzâkere [toplantı] cereyân etmedi.

Re'îs- Ânî olacak şey'ler hakkında müzâkere [toplantı] cereyân edebileceği içün, ânî müzâkerelerle bitmeyecek olursa tabî`î değil mi efendim?

Midhat Şükrü Bey- Evet tabî`î; fakat tahattur etmiyorum [hatırlamıyorum]. Yalan söylememek içün... Evet desem...

Re'îs- Meselâ bu esnâf şirketlerinin hesâbâtı [hesapları] hakkında bir çok müzâkere cereyân etmiş.

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmî [genel meclis]'de esnâf cem`iyetinin ismi geçmedi.

Re'îs- Kongreye kim sevk etdi?

Midhat Şükrü Bey- Kongrede teklîf olundu. Kemâl Bey kendisi sevk etdi. Hâricden dedikodular oluyor; bunun hakkında îzâhât vermek isterim dedi. Kongrede, esnâf cem`iyeti ve hesâbâtı, bunlar içün ne gibi şey'ler tasavvur etdiği [düşündüğü] hakkındaki mülâhazâtını [düşüncelerini] tab` etdirmiş [bastırmış], tevzî` etdi [dağıttı]. Meclis-i `Umûmî'de kat`îyen böyle bir müzâkere [toplantı] cereyân etmedi.

Re'îs- Meclis-i `Umûmî'de bahs olunmaksızın kongreye gider miydi?

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î, kongrede herkes serbestdir. Her a`zâ [üye] kongrede teklîf edebilir. Çünki kongreye girince Merkez-i `Umûmî a`zâlığı kalmayor. Çünki kongrenin bir a`zâsıdır. O artık kongrede müzâkere [toplantı] olunmasını teklîf eder. Kongrenin ekseriyeti [çoğunluğu] müzâkere olunmasını kabûl ederse müzâkere edilir. Kabûl etmezse tabî`î müzâkere edilmez.

Re'îs- Meclis-i `Umûmî'nin [genel meclisin] mukarrerâtı [kararları] taşrada bulunan me'mûrlara falân ta`mîm edilmek [genelge ile yayınlamak] lâzım gelirse Merkez-i `Umûmî vâsıtasıyla mı ta`mîm olunurdu, yoksa doğrudan doğruya Meclis-i `Umûmî mi ta`mîm ederdi? <94Sa>

Midhat Şükrü Bey- Ta`mîm edilecek bir şey' yokdu ki. Taşradaki merkezlere ta`mîm edilecek bir şey' olursa zâten dâhilî şu`abâtın [şubelerin] vezâ'if-i aslîyesi [esas vazifeleri] Hey'et-i Merkezîyelerle [merkez kurullarıyla] münâsebâtda, muhâberâtda [haberleşmede] bulunmakdır. Meclis-i `Umûmîler, doğrudan doğruya münâsebetde bulunmaz. Kâtib-i `Umûmîye [genel sekretere] söyler. Kâtib-i `Umûmî ta`mîm eder [genelge yayınlar], fakat öyle ta`mîm olunacak mukarrerât [kararlar] olmadı.

Re'îs- Meclis-i `Umûmî'de a`zâ-yı tabî`îyeden [doğal üyeden] olan vükelâ [bakanlar] ile a`zâ-yı sâ'ire [diğer üyeler] beyninde [arasında] bir mebhasda [konuda] ihtilâf [ayrılık] hâdis olsa [meydana gelse] a`zâ-yı sâ'irenin kesreti [çokluğu] hasebiyle yine karâr ekseriyete mi tâbi` [çoğunluğu mı bağlı] olur?

Midhat Şükrü Bey- Dâ'imâ ekseriyete tâbi`dir.

Re'îs- Vükelânın ihtisâs [uzmanlığı] ve ma`lûmât-ı vâsi`ası [geniş bilgileri] hasebiyle hakk-ı rüchânı [üstünlük hakkı] yok mudur?

Midhat Şükrü Bey- Hayır yokdur Paşa hazretleri, orada tamâmiyle müsâvîdir [eşittir]. Vükelâ [bakanların], a`zâ-yı tabî`îyeden [doğal üyeden] olması kendilerine bir imtiyâz bahş etmez.

Re'îs- Fakat her halde kendilerinin vukûfu [bilgisi] etrâflı olmak i`tibâriyle?

Midhat Şükrü Bey- Müzâkere edilir [görüşülür], kabûl ederse ekseriyet çoğunluk kabûl eder, etmezse etmez. Yoksa vükelâlık [bakanlık] bir imtiyâz bahş etmez.

Re'îs- Vükelâ bir mâdde hakkında ihtilâfda [uyuşmazlıkta] ısrâr ederse ekseriyetin karârı Meclis-i Meb`ûsân'daki fırka vâsıtasıyla istîzâha tahvîl olunur muydu [gensoruya döner miydi]?

Midhat Şükrü Bey- Esâsen öyle icrâ'ya ta`alluk edecek [ait] bir mes'ele olmadığı içün istîzâh edilecek [gensoru verecek] bir mes'ele tahaddüs edemezdi [meydana gelmezdi].

Re'îs- Hayır efendim. Meselâ bir misâl ile îzâh edeyim. Demin buyurduğunuz husûsâtdan [konulardan] birisi hakkında ihtilâf [ayrılık] oldu.

Midhat Şükrü Bey- Meselâ, tevhîd-i mehâkim [mahkemelerin birleştirilmesi], `arz etmişdim.

Re'îs- Evet, tevhîd-i mehâkim hakkında. Şimdi ekseriyetin karârı karşusında vükelânın muhâlefeti üzerine bu mes'ele içün fırka vâsıtasıyla Meclis-i Meb`ûsân'da bir istîzâh [gensoru] yapılmaz mıydı?

Midhat Şükrü Bey- O, zâten kongreye gidecek efendim. Vükelâdan muhâlif olan zât kim ise kongrede fikrini der-miyân edebilir [söyleyebilirdi]. Fakat yine orada yâ ekalliyetde [azınlıkta] kalacak veyâhûd da ekseriyetin fikrini kabûl edecek.

Re'îs- Demek istîzâha [gensoruya] hâcet kalmaz.

Midhat Şükrü Bey - Şübhesiz. Zâten istîzâh [gensoru] mes'elesi yok. Çünki istîzâh olunacak bir kânûn mes'elesidir. Meclis-i Meb`ûsân'da müzâkere edilir [konuşulur]. İhtimâl nâzır olan zât her kim ise kongrede fikrini şey' edemezse Meclis-i Meb`ûsân'a gider. Burada da fikrini tervîc etdiremezse [destekletemezse] isti`fâ eder, veyâhûd re'yini geri alır. Meclisin veyâ kongrenin verdiği karârı kabûl eder. İkisinden hâric değildir.

Re'îs- Kongrede kabûl edilmeyen bir husûs, vükelâ [bakanlar] tarafından kabûl edilüb de a`zâ-yı sâ'ire [diğer üyeler] tarafından kabûl edilmeyen, ekalliyetde [azınlıkta] kalan bir husûs içün vükelâ Meclis-i Meb`ûsân'a bir lâyiha veyâhûd sâ'ir bir şey' varsa bu, fırkaca kabûl edilebilir miydi? <94Sl>

Midhat Şükrü Bey- `Arz edeyim Paşa hazretleri. Kongrede kabûl edilmiş olan program mevâddının [maddelerinin] hilâfında [karşısında] bir nâzır bir fikirde, bir mütâla`ada [düşüncede] bulunacak olursa fırkanın efrâdından değil demekdir. Çünki o nâzır o fırkanın programını kabûl etmiş.

Re'îs- Ben, bir nâzır i`tibâr etmeyorum. Bütün vükelâ, ya`nî Hey'et-i Vükelâ [bakanlar kurulu] bir husûsda ısrâr ederse.

Midhat Şükrü Bey- Hâ! `Umûmîyetle [genellikle].

Re'îs- Evet `umûmîyetle. Bir husûsda ısrâr etse ve ekalliyetde [azınlıkta] kalsalar, Hey'et-i Vükelâ [bakanlar kurulu] olmak i`tibâriyle kendilerince musîb [doğru] gördükleri o husûsu Meclis-i Meb`ûsân'a sevk etseler, şimdi orada bulunan İttihâd fırkası, ekalliyetin re'yiyle [azınlığın oyuyla] gelmiş olan o mâdde hakkında kanâ`at hâsıl etse, kendi kanâ`atleriyle kabûl edebilirler mi?

Midhat Şükrü Bey- Efendim esâsen fırkanın Meclis-i Meb`ûsân'da bulunan bütün a`zâsı kongrede mevcûddur. Binâ'en-`aleyh o mes'ele orada müzâkere edilmişdir [konuşulmuştur]. Eğer o a`zâ [üye] kongrede müzâkere edildiği sırada teklîf olunan mâddenin tarafdârı ise yine `aynı fikri ta`kîb edecekdir. Binâ'en-`aleyh ihtilâf [ayrılığa] vâki` olursa ibtidâ' [başlangıçta] kongrede vâki` olacakdır.

Re'îs- Hayır tasvîr edemedim [anlatamadım]. Kongrede farz edelim ki üç yüz kişi var.

Midhat Şükrü Bey- Üç yüz kişi.

Re'îs- Bu üç yüz kişiden elli kişisi yâhûd seksen kişisi Meb`ûsan'daki İttihâd ve Terakkî fırkasını teşkîl etse [oluştursa], bunların içerisinden elli beş dânesi vükelâ tarafını iltizâm etse [tutsa], şimdi elli meb`ûs...

Midhat Şükrü Bey- Yine meb`ûsândan değil mi Paşa hazretleri

Re'îs- Evet bu elli meb`ûs, bir de Hey'et-i Vükelâ [bakanlar kurulu] o re'ye mutâbık [görüşte uyum içinde] olduğu hâlde meclisdeki diğer muhâlif [karşı] olan meb`ûslâr da iştirâk ederse [katılsalar] ekseriyet hâsıl olur [çoğunluk sağlanır.]

Midhat Şükrü Bey- Kongrede mi?

Re'îs- Hâyır, Meclis-i Meb`ûsân'da ekseriyet hâsıl olur. Şu halde kongrenin muhâlif [karşı] olduğu bir şey'in tervîcine gitmiş [desteklenmiş] olmaz mı?

Midhat Şükrü Bey- O vakit fırka a`zâsının [üyesinin] isti`fâ etmesi lâzımdır. Meclis-i Meb`ûsân'da bulunan fırka a`zâlarının bu program ictihâdımıza [görüşümüze] muvâfık [uygun] değildir. Binâ'en-`aleyh İttihâd ve Terakkî fırkasından isti`fâ ediyoruz; demeleri îcâb eder.

Re'îs- Ama bir muhâlefetden dolayı böyle isti`fâ ile netîcelenir mi?

Midhat Şükrü Bey- Fakat ehemmiyetli [önemli] bir mes'ele ise tabî`î isti`fâ etmeleri lâzım gelir; çünki başka dürlü fırka hayâtı olamaz. Dünyânın her tarafında meşrûtî memleketlerde böyle olmuşdur. Ma`lûm-u `âliniz [biliyorsunuz ki] fırka, program demekdir.

Re'îs- Esnâf cem`iyetleri kânûnen Şehremânetine merbût [bağlı] olmak lâzım gelirken ne içün Kemâl Beye tevdî` olundu [bırakıldı]? <95Sa>

Midhat Şükrü Bey- Yine Şehremânetine merbûtdur [bağlıdır] Paşa hazretleri.

Re'îs- Yok Şehremânetine tevdî` olunmadan [bırakılmadan] evvel Kemâl Beye tevdî` olunmuş.

Midhat Şükrü Bey- Bendenizin bildiğim Şehremâneti, esnâf cem`iyetleri hakkında bir nizâmnâme [tüzük] yapmışdır. Kemâl Bey de onlara yardım etmişdir. Teşkîlâtı tertîb etmek [düzenlemek] içün onlara yardım etmişdir. Yoksa esnâf cem`iyeti tamâmen Şehremânetine merbûtdur [bağlıdır]. Esnâf kâtibleri de yine Şehremânetinin birer me'mûru sayılır. Merci`leri [başvuracakları yer] orasıdır.

Re'îs- İddi`â olunuyor ki Şehremâneti haber almaksızın bu esnâf cem`iyetleri teşkîl olunmuş [kurulmuş]. Bu, Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'de karârlaşdırılmış ve icrâ'sında devâm olunmuş.

Midhat Şükrü Bey- Efendim Merkez-i `Umûmî...

Re'îs- İstanbul merkezinde.

Midhat Şükrü Bey- Bendenizin bildiğim Kemâl Bey Şehremânetiyle dâ'imâ görüşerek bu işleri yapmışdır. Ya`nî Kemâl Bey o zamân Şehremîni olan zât ile görüşmüş ve berâber yapmışlardır.

Re'îs- Belki husûsî [özel] bir müsâ`ade almışdır. Fakat Şehremâneti, sûret-i resmîyede teşekkülünden [kurulduğundan] sonra muttali` [haberdâr] olmuş, deniliyor.

Midhat Şükrü Bey- `Arz etdiğim vechile [üzere] bilmeyorum. Yalnız Merkez-i `Umûmî ile İstanbul merkezi dâ'imâ karışdırılıyor. Hâlbuki İstanbul merkezini taşrada farz ediniz. Meselâ İzmir...

Re'îs- Anlayorum.

Midhat Şükrü Bey- İzmir merkezi ile Merkez-i `Umûmî'nin [genel merkezin] `alâkası ne ise İstanbul merkezi ile de Merkez-i `Umûmî'nin `alâkası bu derecededir. Fakat vak`a burada cereyân etdiği içün hep Merkez-i `Umûmî'nin karârıyla olmuş gibi anlaşılıyor. Merkez-i `Umûmî evvelce Selânik'de idi. Bi'l-farz [örneğin] İstanbul merkezi ile hiç bir münâsebeti yokdu. Binâsının hâricinde işlerle kat`îyen meşgûl olmaz. Yalnız binâsının dâhili ile meşgûldür. Kendisine gelen evrâk ile, nizâmnâme [tüzük] mûcibince [gereğince] meşgûl olur.

Re'îs- Erzâk tevzî`âtı [dağıtımı] ve sâ'ir bu gibi mu`âmelât [işleri] esnâf cem`iyetleriyle mi yapılmış; yoksa hey'etin kulübleri ve kâtib-i mes'ûlleri [parti sekreterleri] mi ma`rifetiyle [aracılığıyla] yapılmış?

Midhat Şükrü Bey- Efendim Kemâl Bey her kimin nâmûsuna i`timâd etdiyse [güvendiyse] ve bunları nerede bulduysa hepsini almış ve istihdâm etmişdir. Bu mes'elede tefrîk etmemişdir [ayırtetmemiştir], hâricden de almışdır.

Re'îs- Ya`nî esnâf cem`iyetlerini me'mûr etmemiş, emniyet etdiği [güvendiği], adamlar vâsıtasıyla kendisi tertîb etmişdir [düzenlemiştir].

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim. Emniyet etdiği, nâmûsuna i`timâd etdiği, hamiyetine i`timâd etdiği adamlara tevdî` [emanet] etmişdir. Çünki fahrî [gönüllü] olarak geceli gündüzlü çalışdırıyordu. Bir sınıfdan almış değildir. Her mahalleden nâmûslu adamlar kimlerse o mahallenin Hey'et-i İhtiyarîyesinden ve sâ'ireden. Fakat bu sözlerim hep mesmû`ât kabîlindendir [duyumlarımdandır]. Merkez-i `Umûmî'den geçmiş ve karâr verilmiş değildir Paşa hazretleri. <95Sl>

Re'îs- Kemâl Bey, İstanbul merkezi nâmına hareket ediyor; demekdir. Şu hâlde hükûmete `â'id olan bir vazîfeyi bilâ-emr-i kânûnî [kanunî emir olmaksızın] icrâ' ederek [yaparak] me'mûrîn-i gayr-ı mes'ûleye [sorumlu olmayan memurlara] tevdî` etmesinde [bırakmasında] Merkez-i `Umûmî'ce bir mahzûr [sanıkca] görülmedi mi?

Midhat Şükrü Bey- Hükûmetin tensîbiyle [uygun bulmasıyla] yapıldı Paşa hazretleri. Hükûmet emniyet etmiş ve bu vazîfeyi sen yapacaksın; demiş. Zâten muhârebe zamânında yalnız cebhelerde muhârebe etmek değil, dâhilde de icrâ'-yı vazîfe etmek [vazife yapmak] lâzım olduğundan kendisine tevdî` [emanet] edilmiş. Merkez-i `Umûmî [genel merkez]de tabî`î i`tirâz etmemiş.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî bu husûsu tensîb etdi [uygun buldu], muvâfık [uygun] gördü mü? Mahzûr [sakınca] görmedi mi?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim, Dâhilîye Nâzırının emniyet etdiği [güvendiği] bir adam.

Re'îs- İstanbul merkezi yine Merkez-i `Umûmî'nin vesâyetinde [emrinde] olduğu içün harekâ[tı]nı tasvîb [onaylamak] veyâ tenkîd etmek [eleştirmek] hakkını hâ'iz [sahip] değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Şübhesiz.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî'ce nasıl telakkî [kabul] olundu?

Midhat Şükrü Bey- Kemâl Beyin nâmûsuna i`timâdımız olduğu [güvendiğimiz] içün iyi bir iş olacak; diye telakkî [kabul] etdik.

Re'îs- Ya`nî me'mûrîn-i `â'idesine vermekden ise Kemâl Beyin sûret-i husûsîyede [özel şekilde] idâre etmesi dahâ muvâfık [uygun] görüldü.

Midhat Şükrü Bey- O kadar müzâkere olunmamış [konuşulmamış] bir mes'eledir. Dâhilîye Nâzırı böyle tensîb etmiş [uygun bulmuş].

Re'îs - Netîce i`tibâriyle bu, çıkıyor.

Midhat Şükrü Bey - İhtimâl efendim. O, çıkar.

Re'îs- Yok, ihtimâl değil; sizin kanâ`atinizi [inancınızı] soruyorum.

Midhat Şükrü Bey- Bendenizin kanâ`atim...

Re'îs- Ya`nî Kemâl Bey me'mûrîn-i `â'idesinden dahâ iyi idâre edeceğine i`timâd hâsıl oldu [güveni oluştu] demek?

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î kendisinin iktidârına [gücüne], nâmûsuna, fa`aliyetine her vakit i`timâd [güven] vardır Paşa hazretleri. İhtimâl ondan dolayı Dâhilîye Nâzırı da tervîc etmişdir [desteklemiştir].

Re'îs- Ya`nî Merkez-i `Umûmî de muvâfık [uygun] görmüşdür; değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Bir hidmet [hizmet] ârzû etmiş, tabî`î biz: hayır, Kemâl Beyi sana veremeyiz, diyemezdik.

Re'îs- Evvelce ifâdelerinizde devlet işine müdâhale eden me'mûrları derhâl `azl ederdik, buyurdunuz. İstanbul merkezi nâmına hareket eden Kemâl Beyin devlet işine karışdığını nasıl tervîc etdiniz [desteklediniz].

Midhat Şükrü Bey- Bunu devlet işi `add [kabul] etmedik.

Re'îs- Şehremâneti değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Şehremânetinin işine doğrudan doğruya <96Sa> karışmayor. Oradaki esnâfın tanzîmini [düzenlenmesini], ekmek tevzî`i [dağıtılması] mes'elesinde kendisi ârzû etdi. Meselâ İzmir Vâlîsi orada bulunan Kâtib-i Mes'ûle [parti sekreterine] şu vazîfe-yi vatanîyeyi bir komisyon hâlinde göreceksiniz dese. Dâ'imâ böyle hükûmet tarafından tensîb olunan [uygun görünen] komisyonlar olur. Ve komisyonlar da mutlakâ o iş görülür ve İzmir Vâlîsi de memnûn kalırsa o zamân oradaki vazîfesinden dolayı Kâtib-i Mes'ûlü: niçün sen İzmir Vâlîsinin emrine itâ`at etdin, bu vazîfeyi bu hidmeti [hizmet] yapdın; diye tenkîd etmek [eleştirmek] pek muvâfık [uygun] olmaz.

Re'îs- Öyle tasavvur buyurursanız [düşünüyorsanız] öyledir. Şimdi biz vâki` olan bir mes'eleyi tedkîk ediyoruz [inceliyoruz]. Şehremânetinin göremeyeceğine gerek Dâhilîye gerek Merkez-i `Umûmî'ce kanâ`at [inanç] hâsıl olmuş [oluşmuş].

Midhat Şükrü Bey- Hayır, Merkez-i `Umûmî onu münâkaşa etmemişdir [tartışmamıştır] efendim.

Re'îs- Peki efendim Dâhilîye Nezâreti böyle kanâ`at etmiş, İstanbul merkezini işe karışdırmış...

Midhat Şükrü Bey- İstanbul merkezi demeyelim, zannetmem ki İstanbul merkezi bi'l-hâssa [özellikle] bu işle meşgûl olsun. Bu işle Kemâl Beyin şahsı bi'l-hâssa meşgûl olmuşdur.

Re'îs- Fakat İstanbul'un bi'l-cümle [bütün] şu`âbâtı [şubelerini] bu tevzî`âtda [dağıtımda] istihdâm edilmişdir. İstanbul merkezi kabûl etmese tabî`î şu`beler fa`âliyete giremez.

Midhat Şükrü Bey- Olabilir.

Re'îs- Onun içün tabî`î bir mes'ele, bir netîce ki İstanbul merkezi nâmına idâre olunuyor. Binâ'en-`aleyh asıl bu işle mükellef [yükümlü] olan Şehremânetinin yapamayacağına kanâ`at [inanç] hâsıl etmiş [oluşmuş]. Dahâ Şehremâneti ile karârlaşdırılmadan, bir ta`lîmât [emir] veyâ bir nizâmât [kanunlar] ortaya konulmadan tertîbât ahz etmiş [önlemler alınmıştır]. Şu sûretle Merkez-i `Umûmî'nin de: Senin böyle devlet işine, eline devlet tarafından ta`lîmât ve nizâmnâme [emir ve tüzük] verilmeksizin karışmaklığın hâric-ez-salâhiyetdir [yetkisi dışındadır]; deyüb de onu te‘dîb [haddinin bildirilmesi] veyâhûd değişdirmek gibi bir şey' yapmaması Merkez-i `Umûmî'nin bunu tervîc etmesi [desteklemesi] değil midir?

Midhat Şükrü Bey- Efendim Merkez-i `Umûmî, Kemâl Beye, hükûmet tarafından sana tevdî` olunan [emanet edilen] bir vazîfeyi kabûl etm[e]; diye hiç bir şey'de bulunmamışdır. Fakat hükûmet tensîb etmemiş [uygun gömemiş] olsa Kemâl Bey tabî`î bu işi yapamazdı.

Re'îs- Bidâyetde [başalngıçta] ekmek işini Şehremânetinden alınmış olan pâra ile yapdığını geçende söylemiş idiniz. Geçen def`a ne kadar pâra alındığını [bi]lür misiniz?

Midhat Şükrü Bey- `Arz etdim Paşa hazretleri, bendeniz teferru`ata [ayrıntılara] kat`îyen vâkıf değilim. Kemâl Beye sorsanız mufassal [etraflıca] îzâhât verecek, mahkeme-yi `alîyenizi [yüce mahkemenizi] de tenvîr edecekdir [aydınlatacaktır]. Merkez-i `Umûmî arkadaşlarımın da ma`lûmâtları [bilgileri] yokdur. Zâten Kemâl Bey o gibi işlerde kat`îyen kimseye ma`lûmât, tafsîlât [ayrıntılı açıklamalar] vermezdi.

Re'îs- Meclis-i `Umûmî [genel merkez] a`zâları [üyeleri] kaç kişidir ve kimlerdir?

Midhat Şükrü Bey- Hangi târîhlerde Paşa hazretleri? <96Sl>

Re'îs- Bu harb devresinde.

Midhat Şükrü Bey- 329 da var. Bir de 332 de var.

Re'îs- Peki, 329 da.

Midhat Şükrü Bey- 329'dan 332'ye kadar, zannederim, elli kadar vardı.

Re'îs- 332'de kaçdı efendim?

Midhat Şükrü Bey- 332'de on, yirmi, otuz kadar olmalı.

Re'îs- Kimler olduğunu der-hâtır ediyor [hatırlıyor] musunuz?

Midhat Şükrü Bey- Hâtırıma gelenleri söyleyim Paşa hazretleri. Evvelâ 329'da vükelâ [bakanlar] tamâmen vardı. Onlar a`zâ-yı tabî`îyedendir [doğal üyedendir]. Sonra Kalem-i `Umûmî [genel kalem]; vardı; fırkanın Meclis-i Meb`ûsân'da bulunan hey'et-i idâresine [idare kuruluna] Kalem-i `Umûmî ismi verilmişdi. Onlar da a`zâ-yı tabî`îyeden olarak bulunurdu.

Re'îs- Kaç kişi idi?

Midhat Şükrü Bey- Zannederim, yedi kişi idi.

Re'îs- Kimler olduğu hâtırınızda mı?

Midhat Şükrü Bey- Hâtırımda gâlibâ. Hüseyin Tosun Bey var. Salâh Cimcoz Bey, Şekîb Arslan Bey, Ferhâd Bey, Kerbelâ Meb`ûsu Nûrî Bey ve dahâ bir kaç kişi olacak.

Re'îs- Bunlar Hey'et-i Kitâbetde?..

Midhat Şükrü Bey- Bunlar fırkada bulunanlar...

Re'îs- Bunlar da a`zâ-yı tabî`îye [doğal üye] idi demek.

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim.

Re'îs- Bunların hâricinde kimler vardı?

Midhat Şükrü Bey- Ağaoğlu Ahmed Bey, Hüseyinzâde `Alî Bey, a`yândan Hüsnî Paşa vardı. A`yândan Nakîbü'l-eşrâf Muhyiddîn, Prens Mehmed `Alî Paşa, Hallacyân Efendi. Şekîb Arslan Beyi bilmem Kalem-i `Umûmî'de `arz etdim mi? Geçmiş zamân, tahattur etmiyorum [hatırlamıyorum]. O zamânki gazetelerde hepsi var. Ya`nî alınmış olsa tamâmiyle isimleri görülür. Bî-hûde [boş yere] vaktimizi izâ`a etmeyelim [harcamayalım].

Re'îs- Pek a`lâ, 332 senesinde de böyle değil mi?

Midhat Şükrü Bey- 332 senesinde dahâ az efendim. Ötekinde, birincide Hüseyin Câhid Bey de, Hüseyin Kadrî Bey de vardı efendim. Şimdi hâtırıma geldi.

Re'îs- Mâdâm ki gazetelerde vardır; alırız.

Midhat Şükrü Bey- Var efendim, hepsi vardır. Bütün kongre müzâkerâtı [toplantıları], bütün kongre mukarrerâtı [kararları] falân hepsi var. Hattâ gazete muhbirleri de kongrede bulunurlar; bütün mukarrerâtı yazarlar.

Re'îs- Emniyet-i `Umûmîye Müdîr-i esbakı [Emniyet Eski Genel Müdürü] `Azîz Beyin elyevm [bugün] nerede bulunduğunu biliyor musunuz?

Midhat Şükrü Bey- Hayır, bilmiyorum efendim.

Re'îs- Sizinle muhâberesi cereyân etmiş [haberleşmiş]. <97Sa>

Midhat Şükrü Bey- Ne vakit?

Re'îs- Bir kart vardı. Okuyunuz.

(Zabıt Kâtibi okur:)

Huzûr-u `Âlî-yi Birâder-i Ekremî [cömert olan yüce dostumun huzuruna]

El-ma`rûz [yaşıtların- eşit statüdekilerin birbirine yazabileceği]

Kabinenin tebeddülü [değişmesi] üzerine Emniyet-i `Umûmîye [Emniyet Genel] Müdîriyetinde fazla kalmak istemedim. Fethî ve Nâbî ârzûmu is`âf ederek [kabul ederek yerine getirip] İstokholm Sefareti Ataşe Komersyalliğine yedi bin beş yüz guruş ma`âş ve iki bin beş yüz guruş tahsîsât-ı munzamma [ek maaş] ile ta`yîn etdiler. Mart ibtidâ'sına [başına] kadar olan ma`âş ve tahsîsâtımı [ödeneğimi] Hâricîye Nezâreti tesvîye etdi [ödedi]. Bir aydan fazla müddetden beri Viyana'dayım. Berlin yolu pek emîn olmadığı içün burada intizâra [beklemeye] mecbûr oldum. Yarın Berlin'e, oradan İstokholm'a `azîmet edeceğim [gideceğim]. Vücûdca `âfiyetim ber-kemâldir [sağlığımdır]. Ara sıra Hüseyin Hilmî Paşa hazretlerini ziyâret ediyorum. Geçenlerde kerîmeleri [kızları] ve kendileri pek ziyâde hasta oldular. Şimdi iyileşdiler. Viyana'da ihtilâl ve inkılâb gürültüleri arasında kimsenin burnu kanamadı denilebilir. Viyana'ya inkılâbdan beş altı gün sonra dâhil oldum. Hemân her şey'i hâl-i sükûnetde [sakin] buldum. İstokholm'dan ayrıca `arîza [küçükten büyüğe yazılan mektup] takdîm ederim. Adana Vilâyetinin düşman işgâl-i `askerîsi altına girdiğini, fakat idâre-yi mülkîyesinin bizde kaldığını ecnebî gazetelerinden öğrendik. Bu `arîzamı `Osman Bey vâsıtasıyla takdîm ediyorum. Rüsûmât Müdîr-i `Umûmîsi [Vergiler Genel Müdürü] Sırrı Bey iki aydan beri Viyana'da bekleyor, yollar kapalı olduğu içün İstanbul'a `avdet [dönmek] içün Viyana'ya gelen birçok yolcular burada bekleyüb duruyorlar ... ilh kardeşiniz

`Azîz

Re'îs- Hâtırladınız mı?

Midhat Şükrü Bey- `Azîz Beyi tanırım.

Re'îs- Nerede bulunduğunu...

Midhat Şükrü Bey- Viyana'dan yazıyor.

Re'îs- Ya`nî şimdi nerededir, nerede bulunuyor? Size bu mektûbu getiren `Osmân Bey kimdir?

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz bu mektûbu almadım. İlk def`a olarak şimdi görüyorum. Belki postadan alınmışdır. Yalnız `Azîz Beyin burada bulunmadığını buradan gitdikden sonra haber aldım. Hattâ bendenizi gelmiş aramış.

Re'îs- Bu `Osmân Beyin kim olduğunu der-hâtır edemediniz [hatırlayamadınız] mi?

Midhat Şükrü Bey- Bir `Osmân Bey var ki Yusuf Râzî Beyin birâderidir [kardeşidir]. `Acabâ o mıdır?

Re'îs- Zarfın üzerini okuyunuz.

(Zabıt Kâtibi Şefîk Bey okur): Dâhilîye Nezâreti Celîlesi Hukûk Müşâviri `Osmân Bey Efendi...

Re'îs- Tanıyor musunuz?

Midhat Şükrü Bey- Tanıyorum efendim, pek iyi tanıyorum.

Re'îs- Sa`îd Halîm Paşanın yalısındaki ictimâ`da [toplantıda] Karadeniz vak`ası üzerine harbin bir emr-i vâki` [beklenmedik emir] olduğunu duymuşsunuz.

Midhat Şükrü Bey- Evet duymuşdum. Fakat Sa`îd Halîm Paşa harbin olmaması içün çalışacağını söylemişdi. <97Sl>

Re'îs- O emr-i vâki` ne sûretle teblîg olundu [bildirildi] ve siz ne sûretle kanâ`at hâsıl etdiniz?

Midhat Şükrü Bey- Anlatdılar.

Re'îs- Peki, nasıl anlatdılar?

Midhat Şükrü Bey- Beş senelik vukû`âtı [olayları] nasıl anladayım. Çünki hâfızam o kadar kuvvetli değildir.

Re'îs- `Aynen değil efendim, ne sûretle vâki` olmuş?

Midhat Şükrü Bey- Her hâlde hadîdâne [öfkeyle] söylediler. Sadr-ı a`zam Paşanın harbi kat`îyen ârzû etmediklerini vaz`iyet ve tavırlarından anladım. Ya`nî biz harbe girsek iyi bir şey' değildir...

Re'îs- Vak`a nasıl hudûs etmiş [olmuş]?

Midhat Şükrü Bey- Tafsîlâtını vermediler [ayrıntılı anlatmadılar], Paşa hazretleri. Yalnız Karadeniz'de bir müsâdeme [çarpışma] olmuş, bir rapor hâzırlıyorlar, bize verecekler, fakat ben bu muhârebenin önünü almağa çalışacağım ve ba`zılarını cezâ'landıracağım. Süferâ' [elçiler] ile münâsebâtda bulunuyorum, kendilerine bî-taraf [tarafsız] kalacağımıza dâ'ir te'mînât [garanti] verdim. Fakat netîceyi bilmiyorum. Her hâlde kulüblerinize falânlarınıza yazınız; harb olmuş telakkî [kabul] etmesünler; dedi.

Re'îs- O adamı cezâ'landıracağım dediklerinden maksad ne idi?

Midhat Şükrü Bey- Ya`nî bir yanlışlık olmuş ise tahkîkât [araştırmalar] yapacağız diye süferâ'yı [elçileri] te'mîn etdik, dediler.

Re'îs-



Copyright © 2011-2018 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved