1915-07-27-DE-001
Türk :: de en tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1915-07-27-DE-001
Source: DE/PA-AA/R14087
Publication: DuA Dok. 120 (gk.); 144 (gk.)
Central register: 1915-A-23991
Embassy register: A53a/1915/4563
Edition: Ermeni Soykırımı 1915/16
Date of entry in central register: 08/14/1915 p.m.
Last updated: 04/22/2012


Halep’teki Konsolos (Rössler)’den İmparatorluk Şansölyesi’ne (Bethmann Hollweg)

Rapor



K.No. 81/B. 1645

Halep, 27 Temmuz 1915

Mahrem

Ermenilerin sürülmesiyle ve bu uygulamanın niteliği ile ilgili bu ayın 17’si – No. 79 tarih ve sayılı son raporumdan sonra aşağıdaki bilgileri edindim:

1) Vali Celal Bey’in görevden alınmasından sonra beklendiği üzere, şimdi sürgünler Halep’teki sahil şeridine yayılıyor. İskenderun, Antakya, Harem, Beylan, Soğukluk, Kesab ve başka beldelerin boşaltılmasıyla ilgili emirler Ermeni kaynaklı haberlere göre verilmiş, ancak boşaltma için kısa bir süre tanınmış. İskenderun’daki Kayzerlik Konsolos Vekilliği’nin bu ayın 17’sine kadar bundan haberi yoktu. [28 Temmuz. Bu haber artık resmi olarak doğrulandı. Antep ve Kilis de boşaltılacakmış, sahil şeridinde yer almamasına rağmen.]

2) Sis’teki Katolikos’un aldığı haberlere göre Diyarbakır’dan güneye gönderilen 800 ile 1000 erkek hiçbir yere varmamışlar. Hepsinin öldürüldüğü tahmin ediliyor. Bu olay haftalar önce gerçekleşmiş olmalı.

3) Rumkale, Birecik ve Djerabulus’da görülen Fırat nehrinin üzerinde yüzen cesetler olayı, bana bu ayın 17’sinde anlatıldığı üzere 25 gün boyunca devam etmiş. Cesetlerin hepsi aynı şekilde ikişerli olmak üzere sırt sırta bağlanmış bir haldeymiş. Bu düzenlilik, bunun (başsız -çev.) bir katliam olmadığına ve hükümet tarafından bir öldürülme olduğuna işaret ediyor. Anlatıldığı üzere ve tahminlere göre cesetler Adıyaman’da askerler tarafından nehre atılmış. Raporun devamında da anlatılacağı gibi, birkaç günlük aradan sonra bu sefer daha da fazla ceset olmak üzere cesetler yine nehirde akıp giderken görülmeye başlanmış. Bu defa çoğunlukla kadın ve çocuk cesetleri söz konusuydu.

4) Tell Abiad’da oturmakta olan ve mutlak güvenilir yaşlıca bir İsviçreli çiftten öğrendiğime göre Tell Abiad’da Ermeniler 8 ila 12 yaş arasında olan kız çocuklarını önce 2 Mecidiye (bir Mecidiye = aşağı yukarı 3,50 Mark), daha sonra bir Mecidiye ve daha da az paraya satıyorlarmış ya da para almadan veriyorlarmış. Büyük ihtimalle onlara çöl iklimini ve bedevilerce hazırlanan kötü kaderlerini yaşatmak istememiş olmalılar. Tell Abiad köyüne koşup gelen Türkler sürekli oradaki sürgün insanlarla çocukları için pazarlık yapıyorlardı. Güvenilir adamım bana alıcılardan isimler verdi. İlk kafileleri Zeytun’dan gelen ve Tell Abiad’dan geçen – geçici olarak Rakka’ya yönlendirilen – kafiledekiler çektiklerinden dolayı artık duyarsızlaşmış ve yapılan her şeye ses çıkarmadan boyun eğer olmuşlar. Yeterince yiyecek ve içecek verilmiş onlara, ama çok düzensiz olarak. Suyun çok az olduğu Tell Abiad’ın güneyinde, küçük çocuklar ölmek zorunda. Bunun dışında da birçok kişi bu eziyetlere yeniliyor. Bütün bir kafile susuzluktan öldü bile. Tarım araç gereçlerini yanlarına alamadılar. Gidilecek yerlerde hayatta kalanlar ne yapacak peki?

5) Devletin verdiği emirlerin sertliği karşısında sürülen kişilere yapılan muamele daha çok bölgelerinden geçmek üzere oldukları görevli memur ve jandarmaların bireysel olarak iyi niyetine bağlı olmaktadır. Bu nedenle kısmen besleniyorlar, kısmen de aç kalıyorlar.

Beslenmenin zaman zaman yetersiz olduğu Halep’te, Cemal Paşanın emriyle şu sıralar, Katholikos’un tasarrufu ile, yetişkinler için 5 metelik (20 Pfennig), çocuklar için 4 metelik (16 Pf.) ödeniyor. Burada geçici olarak duraklayan insanların sayısı şu sıralar ortalama birkaç bin kişi olarak tahmin ediliyor. Burada biraz kalıp dinlenmelerine izin veriliyor.

6) Hükümetin aldığı tedbirlerin uygulamasındaki kontrolü isteyerek ya da istemeyerek kaybettiğine ve uygulanan tedbirlerin Çerkezler ve Kürtler tarafından Ermeni katliamına dönüşmesine göz yumduğuna dair belirtiler çoğalıyor.

7) (Bağdat Hattı’nın şimdiki son istasyonu olan) Ras ul Ain üzerinden şimdilerde Harput, Erzurum ve Bitlis’ten Ermeniler gelmekte. Harput’tan gelen Ermeniler, şehrin güneyinde birkaç saatlik mesafede bulunan bir köyde erkek ve kadınların birbirlerinden ayrıldığını anlatıyorlar. Erkekler öldürülmüşler ve daha sonra kadınların geçeceği yolun sağına ve soluna bırakılmışlar. Kadın ve kızlardan oluşan bir kafile Mardin ve Ras ul Ain arasında bir yerde bedeviler tarafından tamamen soyulmuşlar. Aralarında hoşlarına gidenleri de alıp kaçırmışlar. Daha fazla bedevilerin yaşadığı bölgeye girerlerse, o şansız insanlara ne olacak?

8) Buralı bir Ermeni kendisine akraba olan ve Harput’tan olan 17 kişiden oluşan bir aileden bahsetti. O aileden 7 erkek alıp götürülmüş, kimse onlara ne olduğunu bilmiyor, 2 kadın yolun eziyetlerine dayanamamış ve ölmüş, 8 kişi Ras ul Ain’e varmış. Halbuki yolun daha kötü kısmı Ras ul Ain’da daha yeni başlıyor.

9) Zohrab ve Wartkes adında iki tanınmış Ermeni milletvekili İstanbul’dan sürüldükten sonra yakın zamanda bir süre Halep’te kaldılar. Hükümetin onları Diyarbakır’a sürme emri yerine getirilecek olursa öleceklerini biliyorlardı. Almanya İmparatorluğu büyükelçiliğini bu konuda da bilgilendirmek için sebeplerim vardı. Onlara refakat eden ve şimdi buraya geri dönmüş olan jandarmaların anlattıklarına göre eşkıyalarla karşılaşmışlar ve onlar tesadüfen tam da o iki milletvekilini vurmuşlar. Urfa ve Diyarbakır arasındaki yolda hükümetin onları öldürttüğüne artık şüphe kalmamıştır.

10) Buraya kadar raporum tamamlanmıştı, ta ki Bağdat Hattı’nın bir memuru bana, itaatkar şekilde ekte gönderdiğim belgenin kopyasını verinceye değin. İzninizle bu belgeye değinmek isterim. Bu dehşete düşüren içeriği raporumda tekrar etmekten kendimi muaf tutuyorum. Talep edildiğinde adını verebileceğim memur, tutuğu kayıtların doğruluğuna ve edindiği bilgilerin titizlikle edinildiğine garanti veriyor. Onu yıllardır kesinlikle güvenilir bir adam olarak tanırım.

Benim naçizane fikrime göre Ermeni halkına karşı yapılan ve tarif edilen muamelenin birçok başka açılarla birlikte, Almanya açısından şu sebepten dolayı da önemle dikkate değer. Öyle ki geniş çevrelerce ve Müslümanlar arasında da, Almanya’nın Türk hükümetini etkilemesi sonucuna dayandırılıyor. Deniliyor ki, Türk hükümetinin Ermeni halkını tamamen önemsizleşinceye kadar dağıtma kararına sebep olan Almanya’dır. Tahminen Türk hükümeti de bu görüşü desteklemek için elinden geleni yapıyordur. Uygulamalarının yarattığı nefret ve düşmanlığı üzerimize atabildiğine şükrediyordur. Ama Almanya’nın adı bundan dolayı kirletiliyor.

Türkiye’de bulunan Alman Konsoloslar İmparatorluk Elçiliği’nden Doğu Prusya’da meydana gelen Rus vahşeti hakkında Alman Beyaz Kitapta yer alan memorandumu mümkün olduğunca yayma emri almışlardı. Ama olayların gelişiminin bir sonucu olarak kendi hükümetlerinin kendi uyruklarına yaptıkları ile Rusların doğu Prusya’da yaptıklarını ister istemez kıyaslamak zorunda kalan bir halkın içinde bu görev, ne kadar başarılı bir şekilde yerine getirilebilir ki? Şimdiye kadarki gönderdiğim telgraf ve yazılı raporlarımdan anlaşılacağı üzere, Türk hükümeti gerçekten meydana gelen veya olası Ermeni entrikalarına karşı uygulanabilecek güvenlik önlemleri çerçevesinden çok daha ileriye gitmiştir. Bu, Almanya ile müttefik bir devlete yakışmayan, ilkçağlardan kalma yöntemlerle Ermeni halkının büyük bir bölümünü bilinçli bir şekilde ortadan kaldırmayı amaçlayan ve kadın ve çocuklara karşı dahi, resmi dairelere en sert ve kaba biçimde talimatlar verilerek oluyor. O (Hükümet-çev.), dörtlü ittifağa karşı savaşta bulunduğu için ve müttefiği Almanya’nın da itirazı uygun bulmamasından dolayı, bu fırsatı Ermeni sorununu gelecek için ortadan kaldırmak için kullanıyor, bunu geriye mümkün olduğu kadar az sayıda, kendi içinde kapalı Ermeni toplulukları bırakarak kullanmak istemiş olması artık şüphe götürmez. Bir suçsuzlar yığınını birkaç suçlu için kurban etti.

En azından sahil şeridinde bulunan Halep vilayetindeki Ermenileri henüz sürülmeden kurtararak daha fazla dehşet yaşanmasını durdurmak mümkün değil midir? Eğer askeri sebeplerden sürülmeleri kaçınılmaz ise, en azından taşınmaları bir iki ay ertelenemez mi ki taşıma hayvanları ve gıda ihtiyaçları ile itinalı bir hazırlık yapılabilsin? Şimdiden, ileride geri dönme haklarının bulunduğu açıklanarak bunların Halep ya da Urfa şehirlerinde kalmaları sağlanamaz mı? Türk hükümeti 9 Haziranda Norddeutsche Allgemeine Zeitung gazetesinde yayınlanan “Düşmanca Suçlamalara Karşın Osmanlı Hükümeti” isimli muhtırada Ermenilerin yerlerinden göndermelerinin geçici olduğunu iddia etti. Metinde şöyle açıklama getiriyor: “Bazı Ermenileri geçici olarak memleketin başka bölgelerine gönderilme durumu olduysa, bu onların savaş bölgesinde oturduklarından dolayı olmuştur...” Bu sözlerinin ciddiye alınması istenemez miydi? Birçok bölgenin yanı sıra Beilan, Soukluk, Kessab vb. gerçekten savaş bölgesi midir? Erkeklerin neredeyse hepsi silah altına alındığı halde, kadın ve çocukların orada bulunmaları tehlikeli midir?

Norddeutsche Allgemeine Zeitung gazetesinde 13 Temmuz No. 192 tarih ve sayılı ilk basımında “Ajans Milli” isimli Osmanlı yarı resmi telgraf acentasında bir açıklama yayınlıyor. Bu açıklamada “Gazette de Lausanne”de yer alan bir iddiaya itiraz ediyor. İddiaya göre Osmanlı hükümeti Türkiye’de yaşayan Ermenilere yapılan taşkınlıkları koruduğu ve bu taşkınlıkların da sıklıkla katliam şeklinde cereyan etmekte olduğu söyleniyor.

“Gazette de Lausanne” gazetesinin bu iddiasından yana, ne yazık ki, söylenebilecek daha çok şey var.

Tel Ermen’de yapılan ve alışılmışın dışında iyi kanıtlanmış katliamlar hakkındaki telgraf ile gönderdiğim raporum, tekzipname yayınlanmadan önce elinizdeydi. Sayın binbaşı von Mikusch olayların fotoğraflarını çekmiştir ve onları sunabilecek durumdadır. Kürtler tarafından yapılan şu katliamlar ispat edildiği üzere Türk hükümetinin silahlı ordusunun gözü önünde, büyük olasılıkla ama onların aktif katılımlarıyla gerçekleştirildi.

Türk hükümeti binlerce [Temmuz ortalarına kadar 30.000‘den fazlasını Adana vilayetinden ve Maraş mutasarrıflığından. Bununla birlikte dağıtmaları gittikçe genişletiyor.] – dikkatinizi çekerim – suçsuz Ermeniyi savaş bölgesinden uzaklaştırma zorunluluğu bahanesiyle çöle sürdü, ne hasta ve hamileleri ne de silah altına alınan askerlerin ailelerini ayırt etti, onları düzensiz bir şekilde besledi ve su verdi, aralarında ortaya çıkan salgın hastalıklar karşısında bir şey yapmadı, kadınları memedeki çocuklarını ve yeni doğmuş bebeklerini yol kenarında terkedip ve erişkin yaşa yaklaşmış kız çocuklarını sattıracak ve kendilerini küçük çocuklarıyla suya attıracak derecede sefalet ve çaresizliğe sürükledi, onları refakatçi mangaların iradesine ve böylece namussuzluğa teslim etti, öyle bir refakatçi takım ki bu kızları kendilerine alıp sattılar, onları soyan ve kaçıran bedevilerin ellerine düşürdü, erkekleri ıssız yerlerde kanunsuzca silahla vurdu ve cesetlerini köpeklere ve akbabalara yem olsun diye bıraktı, güya sürgüne gönderilen milletvekillerini öldürttü, hapishanedeki suçluları serbest bırakıp onlara askeri kıyafet giydirerek sürgüne gönderilenlerin geçmek zorunda olduğu bölgelere gönderdi, gönüllü Çerkezleri aldı ve Ermenilerin üzerine saldı. Ama yarı resmi açıklamalarında iddia ettikleri ne? “Osmanlı hükümeti ... Türkiye’de dürüst ve barışçıl olarak yaşayan tüm Hıristiyanları devletin iyi niyeti ve koruması altında tutmaktadır ...”

Gerçekten gözlerime inanamadım bu açıklamayı gördüğümde ve bu yalanın derinliğini tanımlamak için kelime bulamıyorum. Çünkü Türk Hükümeti tüm bu olup bitenlerin sorumluluğunu, yardım ve öngörü eksikliğinden, uygulamaları gerçekleştirenlerin ahlaksızlıklarından ve bölgelerinin doğusunda anarşiye dayanan durumlarından kaynaklansa da reddedemeyecektir çünkü sürgün kişileri bilerek bu kaosun içine sürüklemiştir. Hükümet bu sorumluluğu, Diyarbakır vilayetinde kolayca gerçekleşebildiği gibi, kendisinin göreve çağırdığı elemanlar üzerinde hakimiyetini yitirse dahi taşımaya devam edecektir. Bu ülkedeki kırımı Almanya’nın kışkırtması olarak yansıttığı gibi, Türk hükümeti eylem tarzını Avrupa kamuoyunda bizim otoritemizle kapatmaya çalışıyor.

Ekselanslarına kararı kendilerine bırakmak isterim, Ermeni sorunu hakkında Türkiye’nin bundan başka Alman basınında açıklamalar yapmalarının uygun olup olmadığını ve müttefiklerimiz tarafından bundan dolayı lekelenmek tehlikesiyle karşı karşıya olup olmadığımızı nazarı itibara almak isterler mi diye.

Aynı raporu Kayserlik Büyükelçiliği’ne gönderiyorum.


Rössler


EK
Halep, 27 Temmuz 1915

Kayıt

No. 81‘e ek

24 Temmuz 1915 Cumartesi günü Ras ul Ain yolu üzerinden 8 Ermeniyi yanımda getirdim; 3 kadın, 14 yaşında bir kız ve 5 – 8 yaşlarında 4 kız çocuğu. Harput ve Ras ul Ain arasında kocası gözünün önünde öldürülüp yakılan bir kadın, Touem istasyonunda gar personeli (7-8 adam) tarafından o denli tecavüze uğramış ki, tekrar kendine gelebileceğinden şüphe duyuluyordu. İki gün boyunca sürekli baygınlık geçirdi ve bu güne kadar benim evimde eşimin ve doktorun bakımı altındadır. Kadının açlıktan iskelete dönüşmüş 7 aylık tek oğlunu Nuss Tell‘de bay mühendis Linsmeyer‘in orda gömdük. İkinci kadını iki kızıyla birlikte bir taş ocağında işçi çadırında buldum. Çadırın açık tarafına yönelik yarım dairede bir çavuş ve 15 er oturmakta idi ve çadırın içinde de bu kadın tek başına sinmiş vaziyette oturuyordu. Bay mühendis Linsmeyer yanıma bir jandarma vermişti, o gidip kadını zor kullanarak çadırdan alıp çıkardı; onu olduğunca çabuk bir şekilde emniyette olacağı Nuss Tell’e götürdük. 14 yaşındaki kızı Hoca isimli istasyonda evli olmayan 22-25 yaşlarında bir istasyon şefinin barakasında bulduk. İstasyon şefi kıza tecavüz etmeye çalışıyordu ve kız buna iki gün boyunca direnmiş. Üçüncü günde istasyon şefi kızı 24 saat aç bırakmış ki kendisini onun arzularına teslim etsin. Bay mühendis Linsmeyer’in sayesinde bu olayı telgrafla müdür Hasenfratz’a rapor edeceğini tehdit etmesiyle, kız bize teslim edildi. Ras ul Ain’da şu sıralar aşağı yukarı 1600 kadın ve çocuk var. Bunlar Harput ve civarından kocalarıyla birlikte sürülen binlerce kişiden geriye kalanlar. Bu 1600 kişinin arasında tek bir erkek ya da 12 yaşın üzerinde erkek bulunmuyor. Bakımsız ve güneşe karşı koruyan herhangi bir koruma olmaksızın sağlıklı olanlarla hastalar birlikte 43 derece güneşin altında onlara refakat eden askerlerin vicdanlarına bırakılmış olarak yatıyorlar. Bay mühendis Linsmeyer, ki daha geçen ay yüzüme karşı “ermeni ayaktakımı”ndan söz etmişti, kelimesi kelimesine şu sözleri sarf etti: “Kolay etkilenen bir adam değilim, ama bu zavallı insanlara bakarken göz yaşlarımı tutamadım. Yüzyılımızda hala bu gibi şeylerin olabilmesini imkansız sayıyordum.” Süleyman isminde çavuş 18 kadın ve kız alıp onları 2-3 mecidiyeye Kürtlere ve Araplara satıyordu. Bir Türk komiser bana şöyle dedi: artık kaç tane kadın ve kız zorla ya da hükümetin izniyle Araplar ve Kürtler tarafından alınıp götürüldü bilemiyoruz. Bu sefer çoktandır yapmak istediğimiz gibi Ermenilerin işini bitirdik, on Ermeni’den dokuzunu yaşatmadık.

Ben bunları yazarken karım şehirde bir gezintiden dönüyor ve gözyaşları içinde bana az önce 800 Ermeni’den oluşan bir nakil ile karşılaştığını ve insanların yalın ayak ve yırtıklar içinde o azıcık eşyalarını sırtlarında taşıyarak yürüdüğünü anlattı.

Besnije’de yaklaşık 1800 kadın ve çocuk ve çok az erkekten oluşan bütün halk sürüldü; sözde Urfa’ya nakledileceklerdi. Fırat nehrine akan Göksu nehrinde soyunmak zorunda kalmışlar, topluca öldürülüp nehre atıldılar. Son günlerde Fırat nehrinin üzerinde bir gün takriben 170 adet ceset görülmüş, diğer günlerde 50 ila 60 ceset. Bay mühendis Awdis muhasebecisiyle birlikte atla kısa bir gezintiye çıktığında takriben 40 ceset görmüş. Nehrin kenarında kalan cesetleri köpekler, nehrin ortasında kum adacıklarında takılıp kalan cesetleri de akbabalar yiyor. Yenilerde ağırlıklı olarak kadın ve çocuk cesetleri görülüyor.

Yukarıda adı geçen 800 Ermeni Maraş civarından, Döngeli ve Çürükkos’tan sürülmüşler. Onlara Antep’e götürülecekleri söylenmiş ve yanlarına iki günlük nevale almaları öğütlenmiş. Antep’in yakınlarına varınca: yanıldık, siz aslında Nizip’ten gidecektiniz denmiş, Nizip’te: Siz Bumbudsch’a gidecektiniz, B.’ta: aslında Bab’a gidilecekti ve böyle devam etmiş. Ve 17 günün sonunda nihayet Halep’e varmışlar. Bu 17 gün içerisinde hükümetten hiçbir ihtiyaçları karşılanmamış ve pılı pırtılarını ekmek ile değişmek zorunda kalmışlar. Nizip yakınlarında zaten az olan eşyalarını 5 liraya satmak ve bedeli onlara refakat eden jandarmalara vermek zorunda kalmışlar, yoksa kadın ve kızları gece kaçırıp ırzlarına geçmekle tehdit edilmişler.

Ras ul Ain’e varan kadınlar yol boyunca birçok kez onlara refakat eden jandarmaların karşılarında soyunmak zorunda kalmışlar. Eşyaları para var mı diye aranmış, saçları da ve ... edep yerleri, oraya da para saklamış olabilirler mi diye.

Bir kadının en büyük kızı zorla elinden alınmış. Çaresizlik içinde diğer iki çocuğunu alıp kendini Fırat nehrine atmış. Bir iş adamı bana kendi gözleriyle gördüğü bir şey anlattı: Fırat kıyısında doğum yapan bir kadın çocuğunu alıp çaresizlik içinde nehre atmış.

Said adında Tripoli’den gelen bir göçmen, 4 yıldır Bay Linsmeyer’in seyisliğini yapar, aylık geliri 400 Kuruş, dediğine göre gönüllü olarak askere yazıldı, kendi değimiyle “birkaç Ermeni’yi doğramak için”. Ödül olarak ona Urfa yakınlarında bulunan A. adında bir Ermeni köyünde bir ev vaat edilmiş. Tel Abiad’daki ambar memuru bay Seemann’ın yanındaki iki Çerkez de aynı sebepten savaş gönüllüsü olarak gitti. Göksu yakınlarındaki Tschadakli isminde bir Çerkez köyünün en yaşlısı bir tanıdığıma şöyle konuşmuş: Ev yıkmak için giderler (belgede bu cümle Türkçe olarak verilmiş ve parantez içinde Almanca anlamı açıklanmış-çev.).

Arab Punar’da Almanca konuşan bir Türk binbaşı bana şunları anlattı: Ben ve kardeşim Ras ul Ain’den yolda bulduğumuz birer Ermeni kız getirdik yanımızda. Biz Almanlara çok kızgınız böyle bir şey yaptıkları için. Ben ona itiraz edince şöyle dedi: bizim genel kurmay başkanımız bir Alman, v. D. Goltz komutan ve birçok Alman subay var bizim ordumuzda – bizim Kuran’ımız Ermenilerin şu anda çektiği muamelelere izin vermez. Nuss Tell’de Müslüman bir nöbetçi nöbet tanzimi yapana (Elias Salfetty) aynı şekilde konuşmuş. Başkaları karşısında bu konuda ona hesap sorduğumda tekrar etti: “Efendim, bunu söyleyen tek ben değilim, bunu herkes söyler burada.” Geçenlerde bir dükkan sahibi Türklerin açıklanan bir zaferi hakkında şunları anlattı: Vali henüz zafer haberini açıklamıyor, çünkü bu sevinçle Müslümanlar sevinçten Hıristiyanların (Ermenilerin değil, Suriyeli Hıristiyanların) üzerine saldıracağından korkuyor.


[İsim]


[Zimmermann’dan İstanbul Büyükelçiliği’ne 18.8.]

No. 1547

Lütfen Halep’ten gelen 1645 no’lu raporu uygun bir zamanda ve uygun bir şekilde, Kz. Konsolosu’nu açığa vurmadan, Babıali’de değerlendirin ve Ermenilere yapılanların onların [Türk Hükümetinin] niyet ve direktiflerine karşı olduğuna kanaat getirmiş olduğunuzu belirtin. Türk Hükümetindeki arkadaşlarımız bize yapılan kışkırtma suçlamasından dolayı kanun dışı hareketlerin enerjik bir şekilde bastırılmasıyla hararetle ilgilendiğimizi anlayacaktır. Türk savaş anlayışının insanlık ve kültürel değerlere verdiği büyük önem onu düşman savaş anlayışından ayırır ve müttefikimizin aynı anlayışı yurt içinde de göstereceğine dair teminat verir.

Ekselansınızca Ermenilerin entrikalarına atıfta bulunarak ve buna rağmen bizim onlar için attığımız adımlara işaret ederek Konsolos Rössler mümkün olduğunca bilgilendirilsin ve yatıştırılsın.



Copyright © 1995-2018 Wolfgang & Sigrid Gust (Ed.): www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved