1919-05-17-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-05-17-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 05/29/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Partisi Yöneticileri Davası: Yedinci Oturum

3561.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa, Mîralay Receb Ferdî Bey,

A`zâ Mülâzımı Mîrlivâ' Emîn Paşa

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Baş Mu`âvini: Cemîl Bey

YEDİNCİ MUHÂKEME

Cum`a ertesi: 17 Mayıs 1335

Vicâhen [yüzlerine karşı] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Midhat Şükrü Bey, Ziyâ Gökalp Bey, Tala`at Bey, Rızâ' Bey, `Âtıf Bey, Cevâd Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

35 4

Re'îs- Midhat Şükrü Bey kalsın, diğerleri gitsün. (Diğer maznûnîn [sanıkları] çıkarılır) Merkez-i `Umûmî a`zâlarından [üyelerinden] maznûnîn-i hâzıradan [şu an hazır olan sanıklardan] başka kimler vardı?

Midhat Şükrü Bey- Doktor Rüsûhî Bey, Doktor Nâzım Bey, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey.

Re'îs- Onlar zâten maznûn [sanık].

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim, bir de Hilmî Bey var.

Re'îs- Adresleriyle söyleyiniz.

Midhat Şükrü Bey- Hilmî Bey İstanbul'da değil, Erzurum'dadır.

Re'îs- Erzurum'da me'mûriyeti var mı?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. İsti`fâ' etdikden sonra Erzurum'a gitdi.

Re'îs- Başka yok mu?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. <115Sl>

Re'îs- Meclis-i `Umûmî a`zâlarından geçen gün söylediklerinizden başka kimse hâtırınıza gelmedi mi?

Midhat Şükrü Bey- Hüseyin Kadrî Bey var, Prens Mehmed `Alî Paşa var.

Re'îs- Onları söylediniz.

Midhat Şükrü Bey- Emir buyurulursa gelecek def`a listesini yapub tamâmını getireyim.

Re'îs- Çok memnûn olurum.

Midhat Şükrü Bey- Estagfurullah.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî kabinesi İtalya harbini müte`âkib [ardından] çekildiği zamân onların a`zâları [üyeleri] da Meclis-i `Umûmî [genel merkez]‘de a`zâ mı idi?

Midhat Şükrü Bey- İtalya harbi, Trablus garb harbi mi?

Re'îs- Evet. <116Sa>

Midhat Şükrü Bey- O vakit Meclis-i `Umûmî yokdu. Yalnız Merkez-i `Umûmî vardı.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî kabinesi a`zâları o zamân Merkez-i `Umûmî'de a`zâ mı idi?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim.

Re'îs- Değildi; öyle mi?

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî o zamân Selânik'de idi. Zâten a`zâ olamazlardı?

Re'îs- Merkez-i `Umûmî'ce bunların sebeb-i `isti`fâları ma`lûm [biliniyor] mu idi?

Midhat Şükrü Bey- Kimlerin?

Re'îs- Bu kabinenin?

Midhat Şükrü Bey- Trablus garb muhârebesinde mi?

Re'îs- Evet?

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz o zamân Merkez-i `Umûmî'de a`zâ değildim, meb`ûsdum.

Re'îs- Bu zamâna kadar, ya`nî şimdiki bahs etdiğimiz kabinenin isti`fâsına kadar gelmiş olan İttihâd ve Terakkî kabinelerinin isti`fâ edüb çekilmeğe mecbûr olmaları İttihâd ve Terakkî fırkasının Meclis-i Millî'de ekseriyeti [çoğunluğu] gâ'ib [kayb] etmesinden mi, yoksa ef`âl ve harekâtı [fiilleri ve hareketleri] İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti'nce gayr-ı muvâfık [uygunsuz] görüldüğünden mi?

Midhat Şükrü Bey- İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti esâsen Selânik'de idi. Binâ'en-`aleyh kabine ile hiç bir `alâkası yokdu. Tamâmiyle Meclis-i Meb`ûsân'ın gösterdiği `adem-i i`timâd [güvensizlik] üzerine ya resmen veyâhûd gayr-ı resmî olarak veyâhûd kendiliklerinden çekilmiş olacak. Hüseyin Hilmî Paşa kabinesi, Sa`îd Paşa kabinesi, Hakkı Paşa kabinesi değil mi, Paşa hazretleri? Meclis-i Meb`ûsân'da görmüş oldukları `adem-i i`timâd [güvensizlik] üzerine olacak. Yalnız Balkan Harbinden evvel Sa`îd Paşanın son zamânlarda Meclis-i Meb`ûsân'dan, i`timâd [güven] gördüğü hâlde - öyle ya İtalya muhârebesinin sonlarına doğru idi - kendi kendine birden bire isti`fâ etdiklerini haber aldık ve ta`accüb etdik [şaşırdık]. Zîrâ üç dört gün evvel meclisde ekseriyet-i `azîme [büyük çoğunluk] ile i`timâd re'yi [güven oyu] almış iken halâskârân [kurtarıcılar] derler, bir şey' derler, ba`z-ı şey'ler olmuş; onun üzerine kendisi isti`fâ etmiş.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin müzâheretine [meydana gelmesine] mazhar [sebep] olan kabinelerden hiç birisi hâricden te'sîri veyâ tehdîdi ile çekilmediği hâlde Gâzî Muhtâr kabinesinin İttihâd ve Terakkî mensûbları tarafından bi't-tazyîk [baskıyla] sukût etdirilmesi [düşürülmesi] esbâbı [sebepleri] ne idi? Biliyor musunuz?

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz sonradan herkesin haber aldığı gibi biliyorum. Edirne mes'elesi dediler. Fakat neden yapıldı? İttihâd ve Terakkî Merkez-i `Umûmî'sinin delâletiyle [yol göstermesiyle] yapılmış bir şey' değildir. Gayr-ı muntazam [düzensiz] sûretde yapılmışdır ve Merkez-i `Umûmî'nin karârıyla yapılmış bir mes'ele olmadığı içün, sonradan haber aldığımıza göre Enver Paşa ve kendisine yardım edenler tarafından, ihtimâl Tala`at Paşa da berâber idi, binâ'en-`aleyh dahâ sebât edilsün [karardan vazgeçilmesin] Bulgarlarla dahâ muhârebe edilebilir diye kabinenin ıskat edildiğini [düşürüldüğünü] sonradan haber aldık. <116Sl>

Re'îs- Gerek Kâmil Paşa, gerek Gâzî Muhtâr Paşa kabinelerini İttihâd ve Terakkî mensûbîninin [üyelerinin] Balkan Harbini i`lân etmek içün tazyîk etmeleri [baskı yapmaları] Merkez-i `Umûmî'ce nasıl telakkî [kabul] olundu?

Midhat Şükrü Bey- Ma`a't-te'essüf [ne yazık ki] Paşa hazretleri, bendeniz Kâmil Paşa kabinesi zamânımda `â'ilemle Avrupa'da bulunuyordum. İstanbul'da bulunmadım. `Â'ilem hasta idi; bendeniz de râhatsız idim. Avrupa'da bulunduğum zamân, Balkan Harbi i`lân edildi. Buraya geldiğim zamân Bulgarlar Çatalca'ya gelmişlerdi. Hiç bulunamadım. Mitingler yapılmış, bir şey'ler olmuş. Hep onları Avrupa gazetelerinde gördüm.

Re'îs- Sonradan da muttali` olamadınız [öğrenemediniz] mı?

Midhat Şükrü Bey- Bilmeyorum. Tabî`î mitingler olmuş, nümâyişler [gösteriler] yapılmış. Onları Avrupa gazetelerinde gördüm. Hattâ en son vapurla geldim. Yolda da tehlike vardı. Buraya güç hâl ile gelebildim.

Re'îs- Bu iki kabineye ta`arruz edilerek [saldırarak] tazyîk [baskı] ve tehdîd icrâ'sı Merkez-i `Umûmî'nin tasvîbiyle [onay ile] vukû`a [meydana] gelmiş olduğuna vak`aların [olayların] mürettib ve mütecâsirlerinin [yeltenen ve düzenleyenlerin] içinde İttihâd ve Terakkî erkânından [ilerigelenlerinden] ma`rûf ve mühim simâların [tanınmış ve önemli kişilerin] bulunmuş olmasıyla hükm ediliyor ve bu hükmün te'yîdi [doğrulanması] içün İttihâd ve Terakkî kabinelerinin hiç birisine hiç bir fırka veyâ hiç bir şahıs tarafından tazyîk ve ta`arruz [baskı ve saldırı] vukû`bulmadığı [gerçeklemediği] der-miyân olunuyor [ileri sürülüyor]. Ne dersiniz?

Midhat Şükrü Bey- `Arz etdiğim [söylediğim] gibi efendim Sa`îd Halîm Paşa Kâtib-i `Umûmî [genel sekreter] olduğu zamân bendeniz hiç berâber bulunamadım. Merkez-i `Umûmî'ye [genel merkeze] a`zâ [üye] intihâb olundum [seçildim]. Fakat kongreden iki veyâhûd üç gün sonra pasaportumu alarak Avrupa'ya gitdim ve uzun müddet, bir kaç ay Avrupa'da kaldım. Kat`îyen [kesinlikle] burada olandan bitenden haberim yokdur. Balkan muhârebelerini, bir takım muhâceret mesâ'ilini [göç meselelerini] ve sâ'ireyi Avrupa gazetelerinde gördüm. Hattâ tedâvîmi noksân bırakdım.

Re'îs- Bunu ifâde buyurdunuz. Yalnız ictihâdınızı [şahsî görüşünüzü] anlamak isteyorum. Şimdi bu vak`aların [olaylara] mürettib ve mütecâsirleri [yeltenenler ve düzenleyenler] içerisinde İttihâd ve Terakkî erkânından [ilerigelenlerinden] mühim simâlar [önemli kişiler] bulunduğuna göre Merkez-i `Umûmî'nin tasvîbine [onayına] iktirân etmiş [sunulmuş] olması...

Midhat Şükrü Bey- Zannetmem Paşa hazretleri. Sonradan haber aldığımıza göre İttihâd ve Terakkî erkânı [ilerigelenleri] esâsen ictimâ` etmiyorlarmış [toplanmıyorlarmış]. Kulüblerini falân kapatmışlar, ictimâ` etmiyorlarmış. Bu, ayrıca husûsî [özel] olarak yapılmış bir şey' olacak ve zannetmem ki Merkez-i `Umûmî'ce bir emir verilsin. O şekilde olduğuna hiç inanmıyorum. Bâ-husûs [özellikle] Sâ`îd Halîm Paşa Kâtib-i `Umûmî [genel sekreter] olduğu hâlde, öyle bir şey' `aklım kabûl etmiyor. Burada bulunmadığım hâlde yine böyle olduğunu zannetmiyorum.

Re'îs- Bu vak`alardan [olaylardan] sonra mevki`-i iktidâra [iktidar makamına] geçen kabineler bilâ-istisnâ [tamamen] İttihâd ve Terakkî erkânından [ilerigelenlerinden] ve hattâ Meclis-i `Umûmî a`zâsından [üyelerinden] bulundukları cihetle [sebeple] bu kabinelerin ef`âl ve harekâtı [fiilleri ve hareketleri] tamâmiyle İttihâd ve Terakkî programına muvâfık [uygun] bulunduğu ve mezkûr [zikredilmiş olan] program ise Merkez-i `Umûmî'nin [genel merkezin] ihzârâtı [hazırlıklarının] ve kongrenin mukarrerâtı [kararlarının] <117Sa> cümlesinden [bütününden] olduğuna binâ'en [dayanarak] makâm-ı iddi`â Harb-i `Umûmî senelerinde vukû`a gelen [meydana gelen] fecâyi`i [faciaları] İttihâd ve Terakkî fırkasının şahs-ı ma`nevîsine `atf ediyor [dayandırıyor]. Ne dersiniz?

Midhat Şükrü Bey- Hiç efendim. Program esâsen eski kabinelerde yine İttihâd ve Terakkî ekseriyetine [çoğunluğuna] istinâd etdikleri [dayandıkları] içün `ayn-ı programı ta`kîb ediyorlardı ve program da yine her sene kongrelerde dâ'imâ tebeddül ederdi [değişirdi].

Re'îs- Hâyır. Şimdi söylediğiniz?

Midhat Şükrü Bey- Bütün Gâzî Muhtâr Paşa ve Kâmil Paşa kabinelerinden evvelce gelen kabineler Meclis-i Meb`ûsân'da da, fırkada da İttihâd ve Terakkî'nin ekseriyetinin [çoğunluğunun] i`timâdını [güvenine] hâ'izdiler [sahiptiler]. Binâ'en-`aleyh o programı ta`kîb ediyorlardı.

Re'îs- Şübhe yok.

Midhat Şükrü Bey- Harb senelerindeki kabineler de diğer kabinelerle `aynı programları ta`kîb etdikleri içün mevki`lerini [makamlarını] muhâfaza etdiler.

Re'îs- Mevki`lerini başka efendim. Şimdi bu kabine erkânı [ilerigelenleri] Meclis-i `Umûmî erkânından ve `aynı zamânda mukarrerâta [kararlara] iştirâk etmiş [katılmış] zevâtdan [kişillerden] olduğu gibi geçen ...

Midhat Şükrü Bey- Mukarrerât [kararlar] buyurduğunuz nedir, mukarrerât program mukarrerâtıdır.

Re'îs- Evet, program mukarrerâtı [kararı]. Geçen muhâkemede de bahs etdiniz ki, kongrenin kabûl etmediği husûsâtı [konuları] Meclis-i Vükelânın [bakan kurulunun] kabûl etdiremeyeceği tahakkuk etdiğinden [anlaşıldığından] şu hâlde ...

Midhat Şükrü Bey- Program hakkında değil mi efendim? İcrâ' ciheti [yürütme yönü] değil, dâ'imâ program ciheti.

Re'îs- Şübhesiz program ciheti.

Midhat Şükrü Bey- Matbû` [basılmış-yayınlanmış] olan program ...

Re'îs- Hey'et-i Vükelânın [bakanlar kurulunun] kâffe-yi icrâ'âtı [bütün icraatları] kongre mukarrerâtı [kararları] ve Meclis-i `Umûmî ihzârâtıyla [hazırlıklarıyla] te'eyyüd etmiş [gerçekleşmiş]...

Midhat Şükrü Bey- Fakat icrâ'ât iki dürlü olur. Bir kânûn icrâ'âtıdır, bir de hiç kongreye ta`alluk etmeyen [ait olamayan] icrâ'ât var.

Re'îs- Kânûnun tatbîki [uygulanması].

Midhat Şükrü Bey- Kabinelerin bir de kongreye ta`alluk etmeyen [ait olmayan] bir çok işleri, icrâ'âtı var ki...

Re'îs- Onlar başka.

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim.

Re'îs- Bilmem iyice anlatabildim mi? Ya`nî harb senelerinde Hey'et-i Vükelâ [bakanlar kurulu] Meclis-i `Umûmî [genel meclis] a`zâsından [üyesinden] bulunmak ve kongrenin mukarrerâtını [kararlarını] Meclis-i `Umûmî ihzâr etmek [hazırlamak] sûretiyle mevki`-i fi`ile gelen [çıkarılan] kânûnların ancak İttihâd ve Terakkî kongresinin tasvîbiyle [onayıyla] yapılmış olduğunu...

Midhat Şükrü Bey- Evet kânûnlar iki dürlüdür Paşa hazretleri, bir, kongrede bahs olunan kânûnlar; bir de hiç kongreye ta`alluk etmeyerek [ait olmayarak] Meclis-i Vükelâ'nın [bakanlar kurulunun] doğrudan doğruya programa ta`alluk etmemesi [ait olması] i`tibâriyle lâyiha-yi kânûnîyeyi [kanun önerisini] Meclis-i Meb`ûsân'a göndererek ekseriyet [çoğunluk] fırkasına kabûl etdirdiği <117Sl> kânûnlardır. Hangilerden bahs ediyorsunuz, onu anlayayım da ona göre cevâb vereyim.

Re'îs- Şimdi, geçenki muhâkemede Hey'et-i Vükelâ'nın [bakanlar kurulunun] kongrenin ekseriyeti [çoğunluğu] ile kabûl edilmeyen hiç bir kânûnu kabûl etdiremeyeceğini...

Midhat Şükrü Bey- Öyle değil Paşa hazretleri, öyle değil. Bütün Meclis-i Meb`ûsân'dan geçen kânûn-ı muvakkatların [geçici kanunların] hiç biri kongreden geçmemişdir. Bu kadar kânûn-ı muvakkat [geçici kanun] yapılmışdır ki bunların hiç biri kongreden geçmez. Kongreden geçen kânûnlar esâs hakkındaki şey'lerdir. Meselâ; mekâtibde tedrîs [okullarda eğitim], usûl-ü tahsîl [öğretim usulü], tevhîd-i kazâ' [kazaların birleştirilmesi] gibi en mühim [önemli] şey'ler, mâddeler kongreden geçer. Böyle iki üç mâdde yapar.

Re'îs- Fakat bunlar, bir senelik Meclis-i `Umûmî’nin [genel meclisin] mahsûlüdür, değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim. Meclis-i `Umûmî'nin gönderdiği iki üç mâddeden `ibâretdir. Binâ'en-`aleyh kabinenin bütün kânûnlarının hepsi Meclis-i `Umûmî ve Merkez-i `Umûmî ile müştereken [ortaklaşa] yapılmışdır; derseniz haksızlık etmiş olursunuz. Doğru değildir. Bunlarla hiç münâsebeti yokdur.

Re'îs- Şimdi efendim. 330 senesinde veyâ 331 senesinde mevki`-i fi`ile [yürürlüğe] konulmuş bir kânûn-ı muvakkat [geçici kanun] eğer Meclis-i `Umûmî'nin veyâ kongrenin ta`kîb etdiği tarza muvâfık [uygun] değilse bi't-tab` Meclis-i Meb`ûsân'ca tasdîk edilmemek [onaylamamak] lâzım gelir.

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim öyle değil. Onun içün `arz etmek [söylemek] isteyorum. Münâsebeti yok. Kabinenin yapmış olduğu muvakkat kânûnlardan [geçici kanunlardan] Meclis-i `Umûmî'nin ma`lûmâtı [bilgisi] bile olmaz.

Re'îs- Meclis-i Meb`ûsân başka, o bahs-i diğer [başka konu]. Birine Meclis-i Meb`ûsân, ötekine kongre diyor?

Midhat Şükrü Bey- Kongre, Meclis-i `Umûmî, Meclis-i Meb`ûsân. Bunların vazîfeleri bütün bütün ayrıdır.

Re'îs- Şimdi efendim, vükelânın [bakanların] çıkarmış olduğu muvakkat kânûnlar [geçici kanunlar], İttihâd ve Terakkî fırkası meb`ûslarının tasdîkine [onayına] iktirân ederse [sunulursa] kongrenin programına muvâfıkdır [uygundur], demek değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim. Hiç programa ta`alluk etmeyen [ait olmayan] şey'ler de olabilir. Mugâyir [uygunsuz] olmaz. Fakat muvâfık [uygun] da olmaz. Ya`nî mezkûr [zikredilmiş] değil.

Re'îs- Ya`nî mugâyir [uygunsuz] olmadığı muhakkakdır [kesindir].

Midhat Şükrü Bey- Hâyır. Hiç mezkûr [zikredilmiş] değil, zikr olunmamış. Kongrede müzâkere edilse [konuşulsa] belki de kongre a`zâları [üyeleri] muvâfakat etmez [uygun bulmaz].

Re'îs- Peki, bu kânûnlardan mevki`-i tatbîke [uygulamaya] konulub da mazarrat [zararlı] görülenler kongrece veyâhûd Meclis-i `Umûmî'ce ...

Midhat Şükrü Bey- Hiç mevzû`-u bahs [söz konusu] olmaz.

Re'îs- Niçün, programa muvâfık [uygun] değil, demek değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Mevzû`-u bahs [söz konusu] olmaz efendim. Bir sene zarfında kırk, elli kânûn, bir çok kânûnlar yapılır. Meselâ bendenizin şahsen ictihâdıma [görüşüme] muvâfık [uygun] değildi. <118Sa>

Re'îs- İctihâdınıza muvâfık [görüşünüze uygun] olmayan kânûnları niçün kabûl etdiniz?

Midhat Şükrü Bey- Onların mahall-i tedîi Meclis-i Meb`ûsân'dır.

Re'îs- Evet ammâ sizin meb`ûsânınız orada ekseriyeti [çoğunluğu] teşkîl etdiği [oluşturduğunuz] içün...

Midhat Şükrü Bey- Bunlar kongrede bahs olunmaz Paşa hazretleri.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî fırkasına mensûb [üye] olan meb`ûsân ekseriyeti teşkîl etdiği içün Meclis-i `Umûmî kendi muvâfık [uygun] görmediği şey'leri onlar vâsıtasıyla kabûl etdirir mi?

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmî [genel meclis] kime kabûl etdirir?

Re'îs- Meb`ûsândan Merkez-i `Umûmî'de a`zâ [üye] bulunan beş zât vâsıtasıyla meb`ûsâna kendi ictihâdını [görüşünü], kendi karârını teklîf eder, o kânûnu yapdırır.

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmî mi yapdırır efendim? Meclis-i `Umûmî içinde kabine a`zâları var. Fakat bu gibi mesâ'il [meseleler] Meclis-i `Umûmî'de müzâkere edilmez [konuşulmaz]. Meclis-i `Umûmî'de mevzû`-u bahs [söz konusu] olmaz. Meclis-i `Umûmî'de müzâkere edilen [konuşulan] mesâ'il [meseleler] programda mevcûd olan mâddeler üzerine yapılacak kânûnlar hakkındadır. Onun teferru`âtı [ayrıntıları] istişârî bir şekilde [danışarak- tartışarak] müzâkere olunur [konuşulur]. Yoksa bu kânûnlar kat`î [kesin] kânûn şeklinde, karâr şeklinde mevzû`-u bahs [söz konusu] edilmez.

Re'îs- Onun hâricinde yapılanlar?

Midhat Şükrü Bey- Hiç Meclis-i `Umûmî'den geçmez.

Re'îs- Programınıza, ictihâdınıza [görüşünüze] muvâfık [uygun] gelmezse.

Midhat Şükrü Bey- Muvâfık [uygun] gelmezse bir istîzâh takrîri [soru önergesi] verir, hükûmeti mu'âheze ederim [eleştiririm]. Bunun mahall-i müzâkeresi [konuşulma- tartışılma yeri] Meclis-i Meb`ûsân'dır.

Re'îs- Mevzû`-u müzâkere [konuşma- tartışma konusu] olmak bahs-i diğer [başka konu].

Midhat Şükrü Bey- Paşa hazretleri, her meb`ûsun ve a`yânın hakkı vardır; yapılan kânûn ictihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] gelmezse istîzâh takrîri [soru önergesi] verir, istîzâh eder [açıklama ister]. Niçün bu kânûn-ı muvakkati [geçici kanun] yapdınız; diye sorar. Gerek A`yân'da ve gerek Meb`ûsân'da hakk-ı su'âl, hakk-ı istîzâh [soru sorma ve açıklama isteme hakkı] vardır. Fakat Meclis-i `Umûmî bunların mahall-i müzâkeresi değildir. `Aynı zamânda kongre bunların mahall-i müzâkeresi değildir. Onun içün mes'ele karışmasun Paşa hazretleri.

Re'îs- Şimdi mahall-i müzâkeresi [konuşma-tartışma yeri] neresi demeyorum. Kongrenin veyâhûd İttihâd ve Terakkî programının kabûl edemeyeceği kavânîni [kanunları] redd etdirmek Merkez-i `Umûmî'ce kâbil [mümkün] değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim. Merkez-i `Umûmî kat`îyen böyle şey'lere karışmaz. Yalnız kendi teşkîlât-ı dâhilîye şu`beleriyle meşgûldür. Ne hakk-ı istîzâh [açıklama istemek] ve ne hakk-ı su'âl, hiç bir şey'i yokdur. Bunu, ancak Meclis-i Meb`ûsân yapabilir ve Meclis-i Meb`ûsân'da bulunan meb`ûslar ve a`yân yapar. Sonra mesâ'il [meseleler] birbirine karışır, içinden çıkılmaz. Efendim, Parlamento bu gibi yolsuzlukları ve hilâf-ı kânûn [kanuna aykırı] mu`âmelâtı [işlemleri] tenkîd [eleştirir] ve kontrol eder. Meclis-i Meb`ûsân'da üç yüz kişi vardır; A`yânda da elli kişi vardır. Bunların vazîfeleridir. Yoksa kongre senede bir defa`a üç gün toplanarak bütün sene zarfında yapılan işlerin mahall-i tedîi değildir. <118Sl>

Re'îs- O ta`kîbâtı tabî`î Merkez-i `Umûmî ihzâr ile [hazırlayarak] onlara teblîg eder [bildirir].

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim, Merkez-i `Umûmî öyle şey' ihzâr etmez [hazırlamaz]. Merkez-i `Umûmî programa girecek şey'leri ihzâr eder. Yoksa bir kânûn tenkîd etmek [eleştirmek] veyâhûd ...

Re'îs - Kânûn-ı muvakkatlar [geçici kanunlar] hakkında da edemez mi?

Midhat Şükrü Bey- Hayır hiç, hiç efendim. Kânûn-ı muvakkatlar [geçici kanunlar] şimdiye kadar ne Meclis-i `Umûmî'den ve ne de Merkez-i `Umûmî'den geçmiş ve geçmek ihtimâli de yokdur. Bunun müzâkeresi [konuşulması- tartışılması] içün geçeceği yer Meclis-i Meb`ûsân'dır. Ve zabıtlara bakacak olursanız bir çok şey'ler göreceksiniz.

Re'îs- Buyurdunuz ki vükelâ [bakanlar] kendi ictihâdıyla [görüşleriyle] tanzîm edüb [düzenleyip] de kongrede ekseriyeti kazanamadığı mevâddı [maddeleri] Meclis-i Meb`ûsân'da kabûl etdiremez.

Midhat Şükrü Bey- Program mes'elesi Paşa hazretleri. Bu, programın bir mâddesi ve böyle bir şey' de vâki` [gerçekleşmiş] değildir. Kongre müzâkeresi gâyet açıkdır. Bendeniz şimdiye kadar nazarî [görüş] olarak `arz etdim. Muhbirler, muhâbirler hepsi orada bulunur ve gazeteler sırasıyla her gün onu yazarlar. Binâ'en-`aleyh öyle bir şey'e müsâdif olamayacaksınız [rastlayamayacaksınız].

Re'îs- Mes'ele bir mâdde üzerine cereyân etmeyor; bir ihtimâl üzerine..

Midhat Şükrü Bey- Olmayan bir şey'i nasıl şey' edeyim. İsterseniz hâtır içün kabûl edeyim.

Re'îs- Olmak ihtimâli yok buyuruyorsunuz. Olmak ihtimâli olmadığı içün tabî`îdir ki teklîf de vâki` olmamış. Yoksa vâki` olsa...

Midhat Şükrü Bey- Belki de olur, belki de olmaz. Olmadığı içün ne söyleyebilirim. Bendeniz hükm edemem. Bildiğim, kongrede bu gibi mesâ'il [meseleler] müzâkere edilmez [konuşulmaz]. Kongrede müzâkereye konulan mesâ'il program hakkındadır.

Re'îs- Program da esâsâtı [esasları] ihtivâ ediyor [içeriyordu].

Midhat Şükrü Bey- Program matbû`dur [basılmıştır- yayınlanmıştır]. Bir def`a okumuş olsanız göreceksiniz ki hiç böyle şey'ler yokdur. Tahsîl-i ibtidâ'î [ilköğretim] şöyle olacak; tahsîl-i `âlî [yüksek öğretim] böyle olacak; vergüler şöyle tarh edilecek [belirlenecek]; a`şâr şu sûretle alınacak gibi `umûmî [genel] prensiblerdir. Fakat bu dört seneden beri bir çok kânûnlar yapılmış ve hiç biri, tabî`îdir ki, orada müzâkere edilmemişdir [konuşulmamıştır. Kezâlik [keza] hükûmetin yapmış olduğu icrâ'ât da tenkîd edilmez [eleştirilemez]. Ve şimdiye kadar vâki` olmuş da değildir. Ne içün bu işi şöyle yapdınız; diye tenkîd et[me]k mahall-i icrâ'sı [eleştiri yapma yeri] Meclis-i Meb`ûsân'dır ve bütün dünyâda da böyledir.

Re'îs- Meclis-i A`yân müzâkerâtının [toplantılarından] birinde mehâkim-i şer`îyenin [şerî mahkemelerin] `Adlîye'ye rabtı [bağlanması] teklîf olunmuş bu, kongre mukarrerâtı [kararı] mıdır?

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim kongrede müzâkere edilmişdir [konuşulmuştu]. Ya`nî mehâkim-i şer`îyenin [şerî mahkemelerin] Meşîhat'dan [şeyhülislamlıktan] alınub `Adlîye'ye rabtı [bağlanması] esâslı bir mes'eledir.

Re'îs- Orada, Şeyhü'l-islâm bulunan zât, mehâkim-i şer`îyenin [şerî mahkemelerin] <119Sa> sizden fekk-i irtibâtıyla [bağlantısını kesilerek] `Adlîye'ye rabtı [bağlanması] dâ'ire-yi celîlelerinin [yüce dairelerinin] haysiyetini ihlâl etmez mi? Tarzında a`zâdan [üyeden] biri tarafından vâki` olan [sorulan] su'âle müdâfa`ası esnâsında demiş ki: Bu bâbda [konuda] benim mütâla`amı [düşüncemi] sorma[yın]. Benim mütâla`a der-miyân etmeğe [söylemeye] hakkım yok. Çünki bu, fırkanın ârzûsudur. Fırka böyle isteyor; böyle olacakdır. Demek oluyor ki bu mes'ele, evvelce fırkaca karârlaşdırılmış...

Midhat Şükrü Bey- Evet; kongrede karârlaşdırılmış. Tevhîd-i mehâkim, tevhîd-i kazâ' [mahkemelerin ve kazaların birleştirilmesi] mes'elesi gâyet mühim [önemli] bir mes'eledir. O mes'ele uzun uzadıya Meclis-i `Umûmî'de müzâkere edilmiş [konuşulmuş-tartışılmış] tesbît olunmuş [uygun bulunmuş] kongre kabûl etmiş; ya`nî fırkanın programına girmiş bir şey'dir. Binâ'en-`aleyh o fırkanın programına ri`âyet edenler [uyanlar] o fırkanın a`zâsıdır [üyesidir]; ri`ayet etmeyenler o fırkanın a`zâsından olamazlar; meb`ûs olabilirler. Eğer kanâ`atine [görüşüne] muvâfık [uygun] değil ise kabûl etmemeli idi. Bu tevhîd-i mehâkim [mahkemelerin birleştirilmesi] mes'elesini bütün a`zânın kabûl etmesi şart değildir. Kabûl etmeyenler isti`fâ ederler. Yine meb`ûsluklarını muhâfaza eylerler. Şeyhü'l-islâm efendi `acabâ söylememiş mi, kendi kanâ`atine [görüşüne] muvâfık [uygun] değil mi imiş? Eğer kanâ`atine muvâfık değilse ne içün kendi imzâ'sını koymuş?

Re'îs- Kendisi; Benim ictihâdım [görüşümü] değil; benim mütâla`amı [düşüncemi] sormayın: Fırka böyle isteyor ve böyle olacak demiş.

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz de bunu haber almışdım Paşa hazretleri. Bundan bir şey' çıkmaz. Böyle şey' olur mu? İttihâd ve Terakkî fırkasının programını kabûl ederek a`zâ [üye] olmuş ise o programa ri`âyet etmesi [uyması] lâzım gelir. Yok, ictihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] değil ise isti`fâ eder. İctihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] değil ise ne içün Şeyhü'l-islâmlığı muhâfaza etdi. Hem ictihâdına muvâfık değil imiş, hem de Şeyhü'l-islâm olarak kalmak istemiş. Şeyhü'l-islâm olarak da kalabilirdi. O vakit bir kabine mes'elesi olur, belki de olmazdı. Yalnız bendeniz böyle bir şey' bilmeyorum. İctihâdına muvâfık değil idi; demek doğru bir mes'ele değildir. Her hâlde Mûsâ Kâzım Efendinin ictihâdına muvâfık olmalı ki kânûnu müdâfa`a etmiş.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî [genel merkez] a`zâlarından [üyelerinden] Doktor Nâzım Bey, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir, Doktor Rüsûhî Beyler ve Trabzon'daki Nâ'il Bey, ondan sonra Rızâ' Bey bu Teşkîlât-ı Mahsûsa işlerinde âmir sıfatıyla ...

Midhat Şükrü Bey- Rüsûhî Bey Teşkîlât-ı Mahsûsa'da bulunmadı.

Re'îs- Ba`z-ı vilâyâtda bulunmuş.

Midhat Şükrü Bey- Hâyır, yanlış olacak. Doktor Rüsûhî Bey İstanbul'dan çıkmamışdır.

Re'îs- Diğerleri olsun. Teşkîlât-ı Mahsûsa'yı İstanbul'dan idâre etmişler; ba`z-ı vesîkalar [belgeler] var. Binâ'en-`aleyh Merkez-i `Umûmî a`zâlarının nısfından [yarısından] ziyâdesi bu fi`ile iştirâk etmiş [katılmış]. Şu hâlde bunun Merkez-i `Umûmî'nin mukarrerâtı [kararları] îcâbından bulunmuş olduğu söyleniyor.

Midhat Şükrü Bey- Nısfından [yarısından] ziyâde değil. Merkez-i `Umûmî [genel merkez] a`zâsı [üyesi] <119Sl> on kişidir.

Re'îs- Pek a`lâ. Bunlar da beş altı kişi oluyor.

Midhat Şükrü Bey- Rüsûhî Beyin böyle bir şey'de bulunduğunu bilmeyorum. Doktor Nâzım Beyin de bilmeyorum. Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin istinâ olunduğum [ifademin alındığı] zamân telgrafları okundu. Onun içün bir şey' diyemem.

Re'îs- Doktor Nâzım Bey de Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın erkânından [ilerigelenlerinden].

Midhat Şükrü Bey- Teşkîlât-ı Mahsûsa'da yalnız Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir vardır.

Re'îs- `Âtıf Bey?

Midhat Şükrü Bey- O vakit Merkez-i `Umûmî'de a`zâ değildi. 332'de mi, 333'de mi geldi.

Re'îs- Doktor Nâzım Bey bir, Bahâ'e'd-dîn Şâkir iki ...

Midhat Şükrü Bey- Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey `arz etdiğim [söylediğim] gibi gitdi.

Re'îs- Fakat Merkez-i `Umûmî'de a`zâ değil mi?

Midhat Şükrü Bey- A`zâ.

Re'îs- Rızâ' Bey, Nâ'il Bey,

Midhat Şükrü Bey- Nâ'il Bey, Merkez-i `Umûmî'de a`zâ değildi.

Re'îs- Murahhas-ı mes'ûl [sorumlu delege]. Ondan sonra Rızâ' Bey?

Midhat Şükrü Bey- O hâlde Rızâ' Bey, Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey, Nâzım Bey ekseriyet-i `azîme [büyük çoğunluk] nasıl olur.

Re'îs- Rüsûhî Bey.

Midhat Şükrü Bey- Hayır Rüsûhî Bey hiç bir sûretle bulunmadı.

Re'î - Farz edelim ki bulunmadı. A`zâdan ve erkân-ı mühimmenizden [üye ve önemli ilerigelenlerinizden] böyle bir kısmının...

Midhat Şükrü Bey- Ya`nî on a`zâdan üçü bulunmuş Paşa hazretleri. Diğer yedisi bulunmamış.

Re'îs- Bunun üçünün de iştirâki [katılımı] mühim [önemli] bir iştirâk değil midir? Bu iştirâk, Merkez-i `Umûmî'nin bu mukarrerâtı [kararları] ittihâz etmiş [almış] olduğu kanâ`ati [inancı] hâsıl ediyor [oluşuyor]; diyorlar.

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz `aksini söyleyeceğim. Merkez-i `Umûmî [genel merkez] a`zâsından [üyelerinden] bir iki kişinin başka yerde bulunmasıyla orada yapılan şey'lerden mutlakâ Merkez-i `Umûmî'nin `alâkadâr olması kat`îyen lâzım gelmez. Bâ-husûs [özellikle] üç a`zâ bulunuyor. Hattâ Rızâ' Bey de bendenizin bildiğime göre Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'mûr olarak gitmedi. Doğrudan doğruya oraya gitdi. Sonra orada Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'mûr etdiklerini bendenize söylemişdi.

Re'îs- Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'mûr edilmiş.

Midhat Şükrü Bey- Sonra, oraya gitdikden sonra Paşa hazretleri. Asıl Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'mûr olarak giden yalnız Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beydir.

Re'îs- Üçüncü Ordu Kumandan-ı sâbıkı [eski kumandanı] Vehîb Paşa, Ermenilerin tehcîri İttihâd ve Terakkî karârıyla yapıldığı ve tehcîr edilen Ermenilerin emvâlinden [mülklerinden] <120Sa> hâsıl olan [meydana gelen] mebâligin [paraların] bir çoğunun İttihâd ve Terakkî'ye alındığını ifâde-yi tahrîrîyesinde [yazılı ifadesinde] beyân ediyor. Nasıl olduğunu anlatır mısınız?

Midhat Şükrü Bey- Çok istirhâm [rica] ederim Paşa hazretleri. Vehîb Paşa huzûr-u mahkemeye gelsün. Bunu nasıl haber aldığını ve nasıl olduğunu söylesün. Çünki bunu bendeniz vaktiyle gazetelerde gördüm, hayretde kaldım. En büyük mukaddesâtım [kutsal bildiğim şeyler] nâmına kasem [yemin] ederim ki İttihâd ve Terakkî Merkez-i `Umûmî'si sandukuna Ermenilerin hîbe-yi vâhidesi [tek bir bağışı] girmemişdir ve girmek ihtimâli de yokdur. Her şey' isnâd [iddia] olunabilir. Fakat Merkez-i `Umûmî'sine pâra girmiş, hisse alınmış... Bunlar bir takım türrehât [saçmalıklar], orada yapılmış rezâletleri meşrû` [yasal] göstermek içün îcâd edilmiş bir takım sözler olacakdır. Bendenize dünyâda en ağır gelen söz budur. Bi'l-`akis [aksine] Ermenilere yardım etmişim. Fakat Ermeni emvâlinin [mülklerinin], çoluk çocuğu keserek, kadınları keserek üzerinden aldıkları pâraların Merkez-i `Umûmî sandukuna girmesinin ihtimâli yok Paşa hazretleri. Arkadaşım Vartkes Efendi vardı. Yolda öldürdüler. Te'essürümden [üzüntümden] Dâhilîye'ye gitdim, dedim ki: Ricâ ederim, kâtilini falân arayın bulun. `Â'ilesine haber gönderdim, pâra gönderdim, mu`âvenetde [yardımda] bulundum, İsviçre'ye gitmek istedi, teshîlâtda bulundum [kolaylıklar gösterdim]. Değil ki Ermenilerden Merkez-i `Umûmî'ye pâra alayım. Gelsün Vehîb Paşa hazretleri burada ne sûretle vâki` olmuş [gerçekleşmiş] ise söylesün. Orada bir takım şey'ler yapmışlar. Sonra bunu meşrû` [yasal] göstermek içün bir takım îcâdât [icatlar]...

Re'îs- Bu taktîl [katliam] ve sâ'ir cinâyâtın [diğer cinayetlerin] İttihâd ve Terakkî'ce tasvîb edildiği [onaylandığı] şu sûretle de iddi`â olunuyor. Bu ef`âl-i mezmûmenin [ayıp sayılan- beğenilmeyen fiillerin] fâ`illeri oldukları iddi`â olunan Tala`at Paşa, Enver, Cemâl, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir ve Rüsûhî Beylerle sâ'irenin firârları tahakkuk eylediği [anlaşıldığı] hâlde a`zâ-yı mühimmelerinden [önemli üyelerinden] bulundukları cümlenin ma`lûmu olan [herkesce bilinen] kabinenin efkâr ve harekâtından [fikir ve hareketlerinden] dolayı Meclis-i Millî'de bu firâr mes'elesinden hiç bir ciddî sûretde bahs olunmaması...

Midhat Şükrü Bey- Hangi kabine Paşa hazretleri?

Re'îs- Sa`îd Paşa.

Midhat Şükrü Bey- `İzzet Paşa kabinesi.

Re'îs- Evet `İzzet Paşa kabinesi hakkında Meclis-i `Umûmî'de...

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmî'de mi efendim? Öyle buyurdunuz...

Re'îs- Evet Meclis-i Meb`ûsân'da. Evet öyle söyledim. Bendeniz onu Meclis-i `Umûmî [genel meclis] diye telakkî [kabul] ediyorum.

Midhat Şükrü Bey- Çok farklı Paşa hazretleri.

Re'îs- Meb`ûsândan hiç bir ferdin bir ciddî teşebbüsde [girişimde] bulunmamasından İttihâd ve Terakkî erkânının [ilerigelenlerinin] firârını tasvîb [onaylama] ma`nâsı çıkarıyorlar.

Midhat Şükrü Be - Bendeniz öyle bir ma`nâ çıkarmıyorum.

Re'îs- Bunu herkes duyduğu gibi hükûmet de duydu. Tabî`î o meb`ûslar da duydu. Ne içün ciddî teşebbüsde [girişimde] bulunmadılar?

Midhat Şükrü Bey- Ne gibi teşebbüsâtda [girişimlerde] bulunsunlar Paşa hazretleri?

Re'îs- Beyân-ı te'essüf eden [üzüntüsünü dile getiren] bile olmadı.

Midhat Şükrü Bey- Nasıl olmadı efendim. Hepsi oldu. <120Sl>

Re'îs- Neden kaçırıldı diye..

Midhat Şükrü Bey- `Alenî [açık] sûretde olmadı. Fakat koridorlarda.

Re'îs- Bunların kaçırılmasına neden müsâ`ade edildi diye bir su'âl sormak veyâ bir istîzâhda bulunmak [açıklama isteme] vâki` olmadı [gerçekleşmedi]; deniliyor.

Midhat Şükrü Bey- Olabilür. Sormak her meb`ûsun hakkı idi. Zâten İttihâd ve Terakkî fırkası kalmamışdı; a`zâsı dağılmışdı; Teceddüd Fırkası olmuşdu.

Re'îs- Meclis-i Meb`ûsân'da, velev ki [olsa bile] isimlerini değişdirmiş olsalar bile İttihâd ve Terakkî meb`ûsânı vardı.

Midhat Şükrü Bey- Bir çok muhâlif meb`ûslâr vardı. Onlar da tasvîb mi etdi [onayladılar mı] `acabâ?

Re'îs- Onların hakkında bir şey' denilmiyor. Fakat İttihâd ve Terakkî'ye mensûb [üye] olan meb`ûsânın bu firârîler hakkında hiç bir su'âl ve hiç bir teşebbüsde bulunmamalarından onların firârlarını tasvîb etmiş [onaylamış olmaları] ma`nâsını çıkarıyorlar.

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz hâtırlamıyorum. Çünki `aynı zamânda orada muhâlif meb`ûslâr, Ermeni meb`ûslâr bulunduğu hâlde su'âl takrîri [soru önergesi] bile verilmedi. Çünki bundan bir fâ'ide [fayda] olamayacak. Beyhûde [boş] yere meclisi işgâl edecek. Çünki firâr etmiş, hükûmet oraya gelecek: Ne yapayım ben her köşe başında bir adam bulunduramam, gece kaçmış, firâr etmiş, ben ne yapayım; diyecek. Netîcede bir fâ'ide olmayacağı içün su'âl eden olmamışdır; zannediyorum.

Re'îs- Böyle bir teşebbüs [girişim] fırkaca bu harekâtın çirkin görüldüğünü göstermez miydi?

Midhat Şükrü Bey- Olabilir. Bendeniz o zamân fırkadan da değildim. Çünki çekilmişdim. Toplandılar, müzâkere etdiler [konuşup, tartıştılar] mi, etmediler mi; bilmiyorum.

Re'îs- O vakit Merkez-i `Umûmî [genel merkez] yok muydu?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim yokdu. Kongre başlamışdı. Merkez-i `Umûmî a`zâları [üyeleri] isti`fâ etmişlerdi. Bendenizin de hiç bir `alâkası kalmamışdı.

Re'îs- Vakit dar olduğu içün bu kadar kâfî [yeterli] Gidiniz! (Midhat Şükrü Bey çıkarılır) Ziyâ' Beyi getiriniz. (Ziyâ' Gök Alp Bey getirilir).

Re'îs- Kabine Balkan Harbini müte`âkib [ardından] çekildiği zamân erkân-ı İttihâd ve Terakkî [İttihâd ve Terakkî ilerigelenleri] Meclis-i `Umûmîsi a`zâsından mı idi?

Ziyâ' Bey- Çekildikden sonra kongre yapdı; a`zâ oldular.

Re'îs- Ondan evvel değil mi idiler?

Ziyâ' Bey- Değil idiler.

Re'îs- Bu zamâna kadar mevki`-i iktidâra [iktidar makamına] gelmiş olan İttihâd ve Terakkî'ye mensûb kabinelerin isti`fâ edüb çekilmeleri Meclis-i Meb`ûsân'da ekseriyet [çoğunluk] kazanamadıklarından mı, yoksa cem`iyetce bunların harekâtı [hareketleri] gayr-ı muvâfık [uygunsuz] görüldüğünden midir? <121Sa>

Ziyâ' Bey- Hayır efendim. Ya kabine içinde ittihâd-ı efkâr [fikir birliği] husûle [meydana] gelemez; o vakit kabineden birisi içerisindeki `adem-i mücânesetden [uyumsuzluktan] isti`fâ eder. Yâhûd Meclis-i Meb`ûsân'a karşı...

Re'îs- Nasıl olduğunu soruyorum. Bu kabineler, ma`lûm [bilinen] bir kaç kabineden `ibâret değil mi? Hüseyin Hilmî Paşa kabinesi, Hakkı Paşa kabinesi, Sa`îd Paşa kabinesi. Bu kabineler Meclis-i Meb`ûsân'da ekseriyet kazanamadıklarından dolayı mı isti`fâya mecbûr oldular; yoksa İttihâd ve Terakkî'ce onların harekâtı muvâfık [uygun] görülmediğinden mi?z

Ziyâ' Bey- İttihâd ve Terakkî tabî`î Meclis-i Meb`ûsân'da mevcûddur. Kabinedeki a`zâ [üye] yine İttihâd ve Terakkî'dendir. O zamân Merkez-i `Umûmî [genel merkez] Selânik'de bulunuyordu. Kabine a`zâları isti`fâ ediyor etmeyor; diye Selânik'de haberi bile olmazdı.

Re'îs- Yok, harekâtını kendi programına muvâfık [uygun] görmezse, burada Meclis-i Meb`ûsân'a ta`lîmât [emir] gönderir; ekseriyeti teşkîl etmeyiverirler. O yolda olabilir.

Ziyâ' Bey- Karışamazdı. Çünki Meclis-i Meb`ûsân'ın ayrıca bir de Hey'et-i İdâresi [idare kurulu] vardı.

Re'îs- Pek a`lâ, Merkez-i `Umûmî buradaki Hey'et-i İdâre'ye efkârını [fikirlerini] anlatamaz mı idi?

Ziyâ' Bey- Anlatamaz. Çünki onlar müstakildir [bağımsızdır]; müdâhaleye hakkı yokdur.

Re'îs- Siz o vakit Merkez'de a`zâ [üye] mı idiniz?

Ziyâ' Bey- Ben de 27 Eylülünden sonra a`zâ oldum.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî'nin müzâheretine [eleştirilmesine] mazhar [sebep] olan a`zâlardan hiç birisi çekilmediği hâlde Gâzî Muhtâr Paşa kabinesinin İttihâd ve Terakkî mensûbîni [üyeleri] tarafından bi't-tazyîk [baskıyla] sukût etdirilmesi [düşürülmesinin] esbâbı [sebepleri] ne idi?

Ziyâ' Bey- Öyle bir şey' bilmeyorum.

Re'îs- Bilmeyor musunuz?

Ziyâ' Bey- Hâyır.

Re'îs- O vakit gazeteler falân yazdı.

Ziyâ' Bey- Gâzî Muhtâr Paşa kabinesi İttihâd ve Terakkî'ye istinâd etmeyordu [dayanmıyordu] ki.

Re'îs- İşte istinâd etmediği [dayanmadığı] içün İttihâd ve Terakkî mensûbîni [üyeleri] tarafından bi't-tazyîk [baskıyla] sukût etdirilmesi esbâbı [düşürülmesinin sebepleri] ne idi?

Ziyâ' Bey- Bilmeyorum. Sukût etdikden [düştükten] sonra anun [onun] yerine gelenler sukût etdirmiş olacak. O da, Kâmil Paşa kabinesi idi. Demek ki onlar tarafından bir tazyîk icrâ' edilmişdir [baskı uygulanmıştır].

Re'îs- Gerek Kâmil Paşa kabinesi, gerekse Gâzî Muhtâr Paşa kabinesini İttihâd ve Terakkî mensûbîninin [üyelerinin] Balkan i`lân-ı harbi içün tazyîk etdikleri [baskı yaptıkları] Merkez-i `Umûmî'ce [genel merkezce] nasıl telakkî [kabul] olundu?

Ziyâ' Bey- Nasıl telakkî olunur? Anlamadım.

Re'îs- Bunların bu harekâtı Merkez-i `Umûmî'ce nasıl telakkî [kabul] olundu?

Ziyâ' Bey- Tabî`î Merkez-i `Umûmî `alâkadâr değildi. <121Sl>

Re'îs- `Alâkadâr olmamak olur mu? İ`lân-ı harb bu! Harbe bi't-tazyîk [baskıyla] teşvîk ediyorlar.

Ziyâ' Bey- Kimler teşvîk ediyorlar?

Re'îs-



Copyright © 2011-2015 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved