1919-05-06-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-05-06-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 05/13/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Partisi Yöneticileri Davası: Üçüncü Oturum

3547.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Teşekkül Eden


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i `Umûmî [savcı]: Mustafâ Nazmî Bey

ÜÇÜNCÜ MUHÂKEME

Salı: 6 Mayıs 1335

Vicâhen [yüzlerine karşı] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Midhat Şükrü Bey, Ziyâ' Gökalp Bey, Tala`at Bey, Rızâ' Bey, `Âtıf Bey, Cevâd Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

20 1

Re'îs- Midhat Şükrü Bey kalsın diğerlerini götürünüz. [Maznûnların Midhat Şükrü Beyden mâ`adâsı [gayrısı] mahkeme salonundan çıkarılır] Midhat Şükrü Bey, Mu`âvenet-i Millîye Cem`iyeti ile İttihâd ve Terakkî fırkası beyinlerinde [aralarında] ne münâsebet vardı?

Midhat Şükrü Bey- Efendim Müdâfa`a-yı Millîye mi yoksa Mu`âvenet-i Millîye mi?

Re'îs- Müdâfa`a-yı Millîye.

Midhat Şükrü Bey- Bir münâsebet yokdur. Teşkîlâtından da ma`lûmâtım [bilgim] yokdur yalnız Balkan Muhârebesinde; ilk teşekkül etdiği [kurulduğu] zamân, bütün muhâlif [fikrimize karşı] ve muvâfık [fikrimize uygun] fırkalar bulundular a`yândan Fu'âd Paşanın riyâseti [başkanlığı] altında; Dârü'l-fünûn konferans salonunda büyük bir ictimâ` [toplantı] yapılmışdı. Orada karâr verdiler ve ondan sonra devâm etdi hiç bir münâsebetimiz yokdur.

Re'îs- Ba`z-ı def`alar Meclis-i Meb`ûsân'da fırka ictimâ`ları [toplantıları] <33Sl> vâki` oldukca Merkez ve Meclis-i `Umûmî [genel merkez ve meclis] a`zâları [üyeleri] da hâzır bulunuyorlar mı idi?

Midhat Şükrü Bey - Fırka ictimâ`larında [toplantılarında] mı efendim?

Re'îs - Evet

Midhat Şükrü Bey- Hâyır, fırka ictimâ`larında hâzır bulunamazlar. Fırka ictimâ`ları yalnız meb`ûslardan mürekkebdir [oluşmuştur] hattâ bendeniz de son senede meb`ûs olduğum içün evvelki ictimâ`larda bulunamadım. Meb`ûs oldukdan sonra bulunuyor idim.

Müdde`î-i `Umûmî Mustafâ Nazmî Bey- Celse-yi sâbıkada [geçen celsede] Midhat Şükrü Bey, Merkez-i `Umûmî'de ittihâz [kabul] olunan mukarrerât [kararlar] imzâ' olunmuyor; diğer isticvâb olunanlar [sorulanlar] imzâ' olunuyor; demişlerdi bu cihetde [sebeple] bir mübâyenet [ayrılık] anlaşılıyor. Kendisine su'âl buyurunuz. <34Sa>

Re'îs- Zâten su'âlde var efendim.

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Mustafâ Nazmî Bey- Bir de efendim! Teşkîlât-ı Mahsûsa Harbîye Nezâretine rabt olundukdan [bağlandıktan] sonra bi'l-cümle [bütün] mu`âmelât-ı müttehaza [kabul edilmiş olan işler] ve icrâ'âtında fırka-yı siyâsîye olduğunu i`lân eden cem`iyet-i ittihâdîye-yi münfesiha [feshedilmiş olan İttihâd cemiyeti], ictihâden [görüş açısından] bu hâlâta [hallere] muhâlif [karşı] mi idi muvâfık mı [yerinde mi buluyor] idi?

Re'îs- Dîvân-ı Harbce istîzâh edilmesi [açıklanması istenilmesi] lâzım gelen husûsât yetmedikce sizin istîzâh etmek [açıklamak] istediğiniz su'âlleri soramam.

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Mustafâ Nazmî Bey- Peki efendim. Zabt [kayd] olunsun.

Re'îs- Ekmekciler, bakkâllar dokumacılar gibi bir takım şirketler teşkîl olunmuş [kurulmuş], bu şirketlerden fırkanın ne dereceye kadar ma`lûmâtları [bilgileri] vardır?

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî'nin müdâhalesi yokdu; bunu İstanbul murahhası [delegesi] Kemâl Bey kendi ârzû etdi ve kendi teşebbüs-ü şahsîsi [kişisel girişimleri] ile yapdı. Yalnız böyle esnâf şirketleri gibi millî cem`iyetlerin te'essüs etdiklerini [kurduklarını] haber alıyordum.

Re'îs- Bunlar hakkında hiç bir mes'ele mevzû`-u bahs [söz konusu] olmuyor mı idi?

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî’de mi [genel merkez de mi] efendim?

Re'îs- Evet.

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî'de yalnız onların teşekkül etdiğinden [kurulduğundan] haberdâr oluyorduk. Teferru`âtı [ayrıntıları] hakkında hiç bir müzâkere [görüşme] cereyân etmemişdi. Tamâmiyle İstanbul murahhasının [delegesinin] kendi teşebbüs-i şahsîsi ile yapılmış şirketlerdir.

Re'îs- Havâyic-i zarûrîyeden [zorunlu ihtiyaçlarıdan] bulunan eşyâ'nın böyle cem`iyetler tarafından taht-ı inhisâra [tekel altına] alınarak ahâlîyi müzâyakaya [yokluğa] ve ma`îşetini zayk ve müşkil bir hâle koymağa [geçim sıkıntısı ve zorluğuna] sebebiyet vermesine lâ-kayd [kayıtsız] mı bulunuyordunuz? Bu şirketler, bu cem`iyetler, İttihâd ve Terakkî'nin nüfûzundan ve müzâheretinden [desteğinden] istifâde ederek birçok inhisârlara [tekellere] cür'et-yâb olmuş [yeltenmiş] bunlar hakkında hiç bir şey' düşünülmemiş mi?

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî'nin [genel merkezin] mu`âvenetinden [yardımından] haber-dâr değil idik ve Merkez-i `Umûmî'de bunlar hakkında hiç bir teşebbüs olmamışdır. Bendeniz Kâtib-i `Umûmî [genel sekreter] olmak sıfatı ile ne bu şirketlerin ve ne de bunların nezâretlere, falânlara, mürâca`at etdiğini bilmeyorum. Bendeniz hattâ nasıl mu`âmele cereyân ediyor ve ne şekilde yapılıyor kat`îyen ma`lûmâtım [bilgim] yokdur. Çünki fırkaya temâs eder bir mes'ele değildir. Ve bunlar murahhas [delege] Kemâl Beyin teşebbüs-ü şahsîsi [kişisel girişm] ile yapılıyordu. Kendisi bir vatandaş olmak sıfatıyla yapıyor, fakat ne sûretle yapıyor, bize kat`îyen ma`lûmât vermiyordu. Ve bendeniz de, Merkez-i `Umûmî'de, hiç `alâkadâr değildim ve Merkez-i `Umûmî'ce şirketlerin teshîlâta uğraması [işlerinin kolaylaştırılması] hakkında hiç bir teşebbüs vâki` olmamışdır. Hiç bir nezârete hiç bir makâma mürâca`at edilmemişdir.

Re'îs- Fakat Kemâl Beyin vücûdu, ancak cem`iyetde ihrâz [elde] etmiş olduğu mevki`-i mühimmin [önemli makamın] sâyesinde olduğunu herkes biliyor ve İttihâd ve Terakkî nüfûzuyla bu şirketlerin ihtikârını [vurgunculuğunu] ve her sene temettu` [kâr] olarak yüz gurûşa mukâbil [karşılık] yüz gurûş hattâ yüz elli gurûşa kadar tevzî`âtda bulunduğunu [herkesin payını dağıttığını] işidiyor idik. O hâlde nasıl olur da fırka bu ihtikârları [vurgunculuğu- karaborsacılığı] haber alub da <34Sl> böyle bir şey'in önüne geçmiyor. Kendi nüfûzıyla icrâ' edilen [yürütülen] bu ihtikârın [vurgunguculuğun- karaborsacılığın] men`ine [yasaklanmasına] teşebbüs etmiyor?

Midhat Şükrü Bey- Bu, hükûmete `â'id bir mes'eledir. Fırka, Merkez-i `Umûmî, ticâretde bir takım, ihtikârlar [vurgunculuklar] oluyormuş diye bir şey' yapamaz. Bu, nizâmnâmesine [tüzüğüne] muhâlifdir [aykırıdır]. Bunlarla meşgûl olmazdı. `Aynı zamânda `umûmî [genel] bir şey' zannolunuyordu. Bir de şirketler mi bu ihtikâra [vurgunculuğa] sebebiyet vermiş; bu husûslar hakkında ictihâ[dlar] muhtelifdir [farklı görüşler vardır]. Tabî`î hepimiz vatandaş olmak dolayısıyla merâk edüb soruyorduk. Tabî`î harbin ilcâ'âtı [zorlamaları] ve Avrupa'dan, hâricden eşyâ' ve erzâkın gelmesini misâl olarak gösteriyorlardı bendeniz öyle zannediyordum. Ba`zen Kemâl Beye soruyorduk da husûsî [özel] olarak îzâhât veriyordu. Bi'l-`akis [aksine] şirketler yardım etdi diyordu. Ma`a-mâ-fîh [bununla beraber] Kemâl Beye sorulacak olursa bu husûsda îzâhât i`tâ edebilirler [verebilirler] çünki bendeniz teferru`âtını [ayrıntılarını] pek iyi bilmiyorum. Yalnız şu şirketlerden ihtikârın [vurgunculuğun] hâsıl olduğuna [meydana geldiğine] kat`îyen kanâ`atim [inancım] yokdur efendim.

Re'îs- Fakat İttihâd ve Terakkî'nin bir murahhası [delegesi]; `ale'l-husûs [özellikle] İstanbul murahhası olmak dolayısıyla bu gibi gayr-ı lâyık mu`âmelâtından [uygunsuz işlerden] dolayı mu'âheze edilmesi [eleştirilmesi] îcâb etmez mi?

Midhat Şükrü Bey- Gayr-ı lâyık [uygunsuz] olduğuna kanâ`atim yok Paşa hazretleri; Kemâl Beye emniyetim olduğu, kendisi nâmûslu ve kat`îyen pâraya falân ehemmiyet [önem] verir bir adam olmadığı cihetle [sebeple] bendeniz zannediyorum ki girişdiği işlerde fâ'ide olacak... tabî`î teferru`âta [ayrıntılara] girişmeyordum, çünki kendisine emniyetim vardı, gayr-ı nâfi` [faydasız] olduğunu bilerek bir şey' yapmayacağına hakîkaten kanâ`atim vardı. Bâ-husûs [özellikle] ticâret işleriyle, esâslarıyla iştgâl etmemişim.

Re'îs- Böyle farz olunsa da her sene temettu`ât tevzî`âtına [kârların dağıtılmasına] dâ'ir gazetelerde herkesin de gördüğü vechile [şekilde] i`lânlar mündericdi [mevcuttu]... Böyle yüz gurûş ile yüz gurûş kazanmak tecvîz olunabilir mi [kanunun izin verdiği bir iş mi]?

Midhat Şükrü Bey- Diğer tüccâr da o nisbetde [oranda] kazandılar.

Re'îs- Bâtıl [doğru olmayanla] mâkîs-i `aleyh olamaz [kıyaslama yapılamaz]. Sizin murahhasınız [delegeniz] sıfatıyla ve İttihâd ve Terakkî'nin nüfûzu sâyesinde öyle muhtekirâne [vurgunculukla] ticâret etmesine göz kapamak doğru mu idi?

Midhat Şükrü Bey- Bunları Ticâret Nezâreti'nin ta`kîb etmesi îcâb ederdi.

Re'îs- Fakat o `ayn-ı zamânda sizin murahhas-ı mes'ûlünüz [sorumlu delegeniz], müzâheretinize de mazhar olmuş [desteğinizi de kazanmış].

Midhat Şükrü Bey- Kendisi bi'z-zât ticâretle meşgûl değildi, Paşa hazretleri, fakat yapdığı işleri tanzîm [düzenlemek] içün emîn olduğu adamlara tevdî` ediyordu [emanet ediyordu].

Re'îs- Fakat, bu i`tibârla ahâlî ızrâr ediliyordu [zarar uğratılıyordu].

Midhat Şükrü Bey- Esâsen bu şirketlerde hissedâr olanlar da yine ahâlîden bulunanlardı.

Re'îs- Peki amma bir cüz'-i kalîlin [azınlığın] menfa`ati içün `umûmu [geneli] ızrâr [zarar uğratmak] câ'iz olur mu? <35Sa>

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î câ'iz değil, fakat bu ticâretler esâsen yiyecek ve içeceğe `â'id değil, Avusturya ve Almanya'ya ihrâc olunan eşyâ'ya `â'iddir; diyorlardı. Ve bu alınan ticâret, temettu`da [kâr da] Avusturya ve Almanya'dan gelen pâralar olduğu söylendiği için dâhilde büyük muzâyakaya [yokluğa] sebebiyet vereceği kanâ`atinde değildim [inanmıyorum].

Re'îs- Oralara yün, ipek de gönderiyorlarmış.

Midhat Şükrü Bey- Ekmekciler şirketinin yün ile münâsebeti olmadığı içün tabî`î bakkâllar cem`iyetinin de bir münâsebeti yokdur. Temettu`ların [kârların] yüzde (75) (80) nisbetinde [oranında] olduğunu da bilmeyorum..

Re'îs- Eğer öyle olmamış olsa...

Midhat Şükrü Bey- Doğrusunu `arz etmek [söylemek] lâzım gelirse bunlarla kat`îyen meşgûl olmadım hattâ ne bu şirketlerde bir hissem vardır, ne de gazeteleri bu husûsda [konuda] ta`kîb etdim.

Re'îs- Bu su'âlleri sırf şahsınız içün tevcîh etmeyorum [yöneltmiyorum], fırkanızın; Merkez-i `Umûmî [genel merkezi]'nin mesleğini [ilkelerini] anlamak içün îrâd ediyorum [soruyorum].

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî'de bunlar kat`îyen mevzû`-u bahs [söz konusu] olmadı.

Re'îs- Murahhasların [delegelerin] vaz`iyet-i `umûmîyesini [genel durumlarını] ta`kîb etmek Merkez-i `Umûmî'ce nizâmnâme [tüzük] iktizâsından [gereklerinden] değil mi?

Midhat Şükrü Bey- Şübhesiz efendim.

Re'îs- Şu hâlde Kemâl Bey hakkında ne yolda ta`kîbât [kovuşturma] yapdınız?

Midhat Şükrü Bey- Kendisinin sû'-i isti`mâl etmeyeceğine ve nâmûslu bir adam olduğuna kanâ`at etdiğimiz [inandığımız] içün tabî`î teferru`âtı [ayrıntıları] bilmeyoruz, ta`kîb etmedik..

Re'îs- Yapdığı işlerin nâfi` [faydalı] olmadığını, bi'l-`akis [aksine] muzırr [zararlı] olduğunu tedkîk etdikden sonra işden el çekdirmek lâzım gelmez mi idi?

Midhat Şükrü Bey- Bu mes'ele bir def`a kongreden geçdi, bu kongrede her tarafdan, muhtelif [değişik] `unsurlardan yüzlerce kimseler, meb`ûslar vardı. Bu mes'ele orada mevzû`-u bahs [söz konusu] oldu ve îzâhât verildi, herkes, üç yüz kişi muvâfık [uygun] dedikden sonra bendeniz de diyebilirdim?

Re'îs- Demek ki kongrenin ve dolayısıyla İttihâd ve Terakkî'nin tasvîbine mazhar oldu [onayını kazandı].

Midhat Şükrü Bey- Mes'ele kongreden geçdi, yapılan şey'lerde sû'-i isti`mâl olmadığı tahakkuk etdi [anlaşıldı], onun üzerine bir şey' denilmedi.

Re'îs- Hâlbuki bu şirketlerin diğer tüccâra nisbeten [oranla] sâhib-i nüfûz zevât [etkili kişilerin] tarafından mazhar-ı mu`âvenet [yardımını kazanmış] olması hasebiyle hâl-i harbden dolayı fıkdânı [yokluğu] cümlece [herkesce] musaddak [kabul edilmiş] olan vesâ'it-i naklîye-yi berrîye ve bahrîyeden [kara ve deniz nakliye araçlarından] kendi işlerine dahâ müsâ`id bir sûretde istifâde etmeleri üzerine bu menâfi`in husûle geldiği [menfaat sağladıkları] ve bu ihtikâra [vurgunculuğa] da mâni` olmak mümkün iken mümâna`at edilmediği [engel olunmadığı] beyân olunuyor.

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz zannediyorum ki bu vesâ'it-i berrîye ve bahrîyenin [kara ve deniz nakliye araçlarının] noksânından dolayı değildi. Çünki her hangi bir adam harb <35Sl> zamânında ticâret etmiş olsa yüzde yüz, yüzde elli, hattâ iki yüz bile kazanmışdır. Hiç bir mu`âvenete mazhar olmayanlar [yardım görmeyenler] bile bu sûretle kazanmışlardır. Bendeniz bunu ba`zılarından haber aldım binâ'en-`aleyh hiç ihtimâl veremem ki Kemâl Bey diğer şirketlerin vesâ'it-i naklîyesini kısarak bu şirketleri himâye etmiş olsun.

Re'îs- Zannederim, su'âli iyi anladamadım. Bu şirketler vesâ'it-i naklîyeyi [nakliye araçlarını] sâhib-i nüfûz zâtların [etkili kişilerin] mu`âvenetiyle [yardımıyla] kolaylıkla elde edebildikden sonra diğer bir tüccârın meselâ çuvalını on liraya elde edebildiği bir dakiki [unu] beş liraya kendilerine mâl ederler. Şu hâlde diğer tüccârın, kıyyesini [okkasını] elli gurûşa satdığı dakiki [unu] yirmi, yirmi beş gurûşa sata edilir [satar], o hâlde ihtikâr [vurgunculuk- karaborsacılık] elbette tenâkus eder [azalır] ve ahâlîye de bir hidmet [hizmet] edilmiş olurdu. Bunun böyle yapılmadığı sermâyenin bir kaç misli temettu` tevzî` edilmiş [kâr dağıtılmış] olmasından anlaşılıyor.

Midhat Şükrü Bey- Temettu`un [kârın] sermâyeye nazaran birkaç misl-i nisbetinde [kat oranla] olduğunu bilmeyorum, esâsı, teferru`âtı [ayrıntıları], yüzde kaç temettu` [kâr] verildiğini bilmeliyim ki müdâfa`a edebileyim... Bildiğim bir şey' varsa o da şudur ki her sene temettu`dan bir çok mikdâr ayrılıyordu, bununla i`âşe içün birçok matbahlar [mutfaklar] açılıyor, ve sonra ba`z-ı mü'essesât-ı hayrîyeye [hayır kuruluşlarına] mu`âvenetde [yardımda] bulunuluyordu. Bir de bu şirketler ba`z-ı eytâma [yetimlere] bakıyorlardı, bunları biliyorum fakat yüzde kaç temettu` [kâr] aldılar, nerelere ve ne kadarını ayırdılar, bu cihetlerden [işin bu taraflarından] kat`îyen ma`lûmâtım [bilgim] yokdur.

Re'îs- Seyyi'âtı [kötülükleri] setr etmek [gizlemek] içün böyle cüz'î-yi hissiyâtda bulunmuşlar [duygularını göstermişler]...

Midhat Şükrü Bey- Seyyi'ât olmak [kötülük yapmak] içün bir menfa`at-ı şahsîye bulunmak [kişisel menfaatlar sağlamak] lâzım gelir ... Zannetmem ki Kemâl Bey bunda şahsî bir menfa`at ta`kîb etsin.. Böyle bir şey' hâtırımıza gelmediği içün teferru`âtına [ayrıntılarına] girmedik, yoksa Kemâl Bey hakkında ufak bir şübhemiz olaydı, emîn olunuz ki teferru`âtına [ayrıntılarına] girer anlardım, fakat hiç şübhe etmedim ki Kemâl Bey böyle bir şey'...

Re'îs- Belki öyle olabilir tecrübesizliği ve bu işlerde ihtisâsı [uzmanlığı] olmaması hasebiyle yapdığı işler hüsn-ü sûretle cereyân etmemişdir, bir çok kimselerin gayr-ı meşrû` istifâdesine hidmet [hizmet] etmişdir, ancak cem`iyetin nüfûzunu [etkisini] sû'-i isti`mâl etmiş...

Midhat Şükrü Bey- Gayr-ı meşrû` istifâdeyi de kabûl etmeyeceğim, bu şirketlerde ba`z-ı eşhâs değil, şirket olmak i`tibâriyle herkes, Ankara'dan, sâ'ir yerlerden binlerce adamlar hissedârdı, binâ'en-`aleyh bir şahsın böyle bir himâye yapmasına ihtimâl vermem ve Kemâl Beyin mesleğini de bendeniz bilirim kat`îyen şahsî himâye yapmaz, şahsen müstefîd olduğunu [faydalandığını] ve mu`âvenetinde [yardımında] bulunduğunu da işitmedim, hattâ kendisine şahsen mürâca`at edenleri tekdîr eder [azarlar] ve ben böyle şahsî işler yapmam derdi. Olabilir ki ictihâdında [görüşünde] aldandı fakat kendi iddi`âsında diyor ki millî iktisâdiyâtı te`âlî etdirdim [yükselttim] bu kendi ifâdesidir. İhtimâl ki ictihâdında [görüşünde] hatâ etdi fakat ma`a't-te'essüf [ne yazık ki] böyle bir netîceye ma`rûz olacağını da bilmediğim içün teferru`âtını [ayrıntılarını] tedkîk etmedim [incelemedim], arkadaşlarım, Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'deki arkadaşlarım da kat`îyen meşgûl olmadılar. <36Sa>

Re'îs- Fakat mahdûd ba`z-ı kesânın [sınırlı sayıdaki bazı kişilerin] istifâdesi içün `umûmun [genelin] mazarratına [zarar uğramasına] sebebiyet verdiğinizi siz de teslîm edersiniz.

Midhat Şükrü Bey- Mazarratın [zararın] `umûmî [genel] olduğunu bilmiyorum. Onların iddi`âsınca istifâde es`ârda [fiyatlarda] da değildi. Bi'l-farz yiyecek içecek şey'leri ucuz satdık, istifâdemiz yalnız memâlik-i ecnebîyeye [yabancı memleketlere] gönderilen şey'lerdedir diyorlar.

Re'îs- Hâlbuki harbe iştirâk etmiş [katılmış] olan memleketlerin hiç birinde işidilmemiş derecede galâ'-yı es`ârın [fiyat yüksekliğinin] memleketimizde olduğunu herkes iddi`â ediyor.

Midhat Şükrü Bey- Yalnız sebeb bu olduğuna ihtimâl veremem Paşa hazretleri.

Re'îs- Fakat bunun da dahl-i küllîsi [büyük etkisi] olduğunu inkâr edemezsiniz.

Midhat Şükrü Bey- İhtimâl ki öyle olabilir, fakat bu netîceyi hâsıl edeceğini [doğuracağını] kat`îyen bilmezdim, her hâlde kasdî bir şey' değildir.

Re'îs- Ahvâl-i harbîye [harp durumları] dolayısıyla havâyic-i zarûrîyeye müte`allik [zorunlu ihtiyaçlarla ilgili] eşyâ'nın celb ve cem`inde [getirilmesi ve toplanmasında] ve vesâ'it-i naklîye [nakliye araçlarının] tedâriğindeki müşkilâtı [temîn edilmesindeki zorlukları] cem`iyetin nüfûz ve müzâheretiyle [yardımıyla] tahfîf ederek [hafifleterek] elde etdikleri eşyâ'yı bu şirketler, hâricdeki tüccârâna nisbetle [oranla] hâriku'l-`âde sûretde ehven [ucuz] olarak tedârik etdikleri hâlde piyasayı hâl-i i`tidâle [ortalama fiyatlara] getirmediklerinden dolayı ahâlînin ma`îşetini müşkillendirmiş [geçimini zorlaştırmış] ve tedârik-i ma`îşet [geçimin sağlanması] husûsunda îkâ`-ı müşkilâta [zorluklara] sebebiyet vermiş oldukları, birçok kesânın [kişlerin] sermâyesini tüketinceye kadar yedikden sonra sıfru'l-yed [eli boş] kalarak, etıbbâ'nın [doktorların] ifâdelerine göre, bir çok hastalıklara ve hattâ mevte [ölüme] sebebiyet verecek sûretde şiddet-i cû`dan [açlığın şiddetinden] bir çok kimselerin heder olduğu [yok yere öldüğü] ve buna da cem`iyetin müzâhereti [yardımı] sebebiyet verdiği iddi`â olunuyor, bu bâbda [konuda] ne dersiniz?

Midhat Şükrü Bey- Cevâblarımı `arz etdim, şimdiye kadar `arz etdiklerimde de `adem-i ma`lûmât [bilgim olmadığını] beyân etdim, bu netîcenin hâsıl olacağını [doğacağını] kat`îyen teyakkun edemedim [bilemedim], bi'l-`akis [aksine] iyi bir şey' yapılıyor fikrinde idim. Zâten bu su'âl evvelki su'âllerin icmâl edilmiş [özetlenmiş] bir şekli oluyor.

Re'îs- Fakat netîce i`tibâriyle büyük bir fenâlığa sebebiyet verilmiş olduğu iddi`â olunuyor.

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz bilmeyorum, bu fenâlıklara sebebiyet verenler yalnız bu şirketler midir? Şimdiye kadar ticâretde, sâ'ir eshâb-ı ticâret [tüccarlar] arasında da yüzde elli kâr edenler var efendim... Yalnız bu iki şirketin ma`îşeti [geçimi] tahdîd ve taksîr ederek [sınırlandırarak ve kısıtlandırarak] bir çok adamların vefâtına sebebiyet verdiğini bendeniz bir az ba`îd [uzak] görüyorum.

Re'îs- Yalnız iki şirket değil, bu nev`-i şirketler [çeşitli şirketler]...

Midhat Şükrü Bey- İki şirket var efendim...

Re'îs- [Ek]mekciler şirketi var, bakkâlîye şirketi var, dokumacılar şirketi var...

Midhat Şükrü Bey- Dokumacılar şirketi, bendenizin bildiğime göre, giyilecek şey'lerle meşgûl olurdu.

Re'îs- Öyle olsa bile bu şirketler bugün havâdan bir kaç yüz bin <36Sl> lira sermâye edinmiş, ba`zılarının hesâblarını getirdiler, öyle gördüm.

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz bilmeyorum... Dokumacılar şirketinde bir çok kimselerin yiyecek ve içeceğini tahdîd etdiğine [sınırlandırdığına] ihtimâl veremiyorum. Ma`a-mâ-fîh [bununla beraber] netîce i`tibâriyle belki bu hâsıl olmuşdur [meydana gelmiştir]. Fakat o zamân böyle bir netîce hâsıl olacağına kat`îyen ihtimâl verememişdim. Vermiş olsaydım elbette bütün kuvvetimle, elimden geldiği kadar hepsini men` etmeğe [yasaklamaya] çalışırdım.

Re'îs- Deminki su'âlimde îzâh etdim ki bu şirketler eğer ârzû ede idiler galâ'-yı es`ârın [yüksek fiyatların] önüne geçebilirlerdi. Çünki kendileri Merkez-i `Umûmî [genel merkezi]'nin ve diğer sâhib-i nüfûz [etkili] İttihâd ve Terakkî erkânının [ilerigelenlerinin] her sûretle müzâheret ve mu`âvenetlerine mazhar oldukları [yardımlarını kazadıkları] içün kolaylıkla her şey'i tedârik [temîn] edebiliyorlar ve kimsenin vesâ'it-i naklîye [nakliye araçları] alamadığı bir zamânda sühûletle [kolaylıkla] mümkün mertebe vesâ'it-i naklîye tedârik ederek diğer tüccâra nazaran dahâ ehven [ucuz] sûretde eşyâ' celb [getirip] ve iddihâr edebilirler [toplayıp, saklayabilirler]. Şu hâlde ucuz satmış ola idiler, tabî`îdir ki diğer esnâf da buna bakarak fi'âtları tenzîle [indirmeye] mecbûr olurlardı. Bu sûretle galâ'-yı es`ârın [yüksek fiyatların] da bir dereceye kadar önüne geçilmiş olurdu. Zât-ı `âlîniz bunun `aksini iddi`â ediyorsunuz.

Midhat Şükrü Bey- Hâyır, iddi`â etmeyorum. Öyle bir netîce vereceğini teyakkun etmemiş [düşünememiş] idim.

Re'îs- Tabî`î değil mi efendim? Hüsn-ü hidmet [iyi hizmet] etmek emeliyle yapılmış olsa idi şimdi îzâh etdiğim sûretde edilir ve ahâlînin nef`ine [faydasına] hidmet edilmiş olurdu.

Midhat Şükrü Bey- Hattâ hiç de teşekkül etmeselerdi [kurulmasalardı] belki dahâ iyi olurdu, fakat bunlar iyi olsun diye yapılmış idi, ma`a't-te'essüf [ne üzücü ki] bu netîceyi vermiş fakat zannetmem ki yalnız sebeb bu olsun, her hâlde cihet-i `askerîyenin [askerler tarafından], şimendöfer idâresinin şey'lerinin de pek çok te'sîri [etkisi] oldu.

Re'îs- Tabî`î efendim, fakat bunun da büyük bir te'sîr yapdığı gayr-ı münkerdir [inkar olunamaz].

Midhat Şükrü Bey- O kadar büyük bir te'sîr yapmış olsun, [ek]mekciler, dokumacılar şirketleri Memâlik-i `Osmânîye [Osmanlı memleketleri]'nin es`ârını [fiyatlarını], yiyeceğini, içeceğini tahdîd etsin [sınırlandırsın] ve bu netîce hâsıl olsun [doğsun], bunu bir parça çok (şey'i) görüyorum Paşa hazretleri.

Re'îs- Bunlar birbirine merbûtdur [bağlıdır]: Meselâ bir `arabacıya ücret su'âl ediyorsunuz, gâyet bahâlı bir şey' isteyor, esbâbını [sebeplerini] sorduğunuzda da ne yapalım, efendim, ekmeğin kıyyesi [okkası] elli gurûş diyor, demek oluyor ki ekmekciler şirketinin ekmek fi'âtını artdırması diğer es`ârın [fiyatlarının] da terakkîsine [yükselmesine] sebeb oluyor. Binâ'en-`aleyh pek bu kadar büyük bir te'sîr [etki] yapmadığı buyurduğunuz da doğru değil.

Midhat Şükrü Bey- Ekmeklerin fi'âtı artırıldığını bendeniz bilmeyorum.

Re'îs- Misâl olarak söyledim, başka şey'lere de te'sîri var. Şimdi müdde`î-i `umûmî [savcı] bey efendi su'âl buyuruyorlar ki: Merkez-i `Umûmî <37Sa> mukarrerâtı [kararları] imzâ' edilir mi idi? Zât-ı `âlînizle rüfekâ'nız [arkadaşlarınız] arasında imzâ' husûsundaki beyânâtda ihtilâf [ayrılık] var.. (müdde`î-i `umûmîye hitâben): Öyle değil mi beyefendi?

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Mustafâ Nazmî Bey - Evet efendim.

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî [genel merkez] mukarrerâtı [kararları] buyurdunuz, mukarrerâtdan maksad müzâkere [toplantılar] esnâsında verilen karârlar ise ekseriyetle [çoğunlukla] imzâ' edilmezdi. Yalnız pâra sarfiyâtına ta`alluk eden [harcanmasıyla ilgili] şey'ler imzâ' olunurdu, bir de yeniden kâtib-i mes'ûller [parti sekreterleri] ve müfettişler ta`yînine dâ'ir şey'ler ile pâraya ta`alluk eden [ait] mevâdd [maddeler] be-heme-hâl [mutlaka] imzâ' edilmek lâzım gelirdi, o imzâ'ları görmeyince veznedâr olsun, kâtib olsun, mahalline tebligât icrâ' etmezdi [bildirilmezdi]. Meselâ fırka programına ta`alluk eden [ait olan], Meclis-i `Umûmî'ye gönderilecek ve ilerüde dahâ müzâkereden [toplantılarda] geçecek olan şey'ler `umûmiyetle imzâ' edilmezdi. En çok imzâ' edilenler sarfiyâta ta`alluk edenler [harcamalarla ilgili], ma`âşâta [maaşlara] ve sâ'ireye, yeniden ta`yîn olunacaklara `â'id bir şey' olursa onları imzâ' ederdik.

Re'îs- (Müdde`î-i `Umûmî'ye [savcıya] hitâben) İkinci su'âlinizi de îrâd buyurunuz [sorunuz].

Müdde`î-i `Umûmî Mustafâ Nazmî Bey- Teşkîlât-ı Mahsûsa Harbîye Nezâretine rabt olundukdan [bağlandıktan] sonra, fırka-yı siyâsîye olduğunu i`lân eden cem`iyet-i ittihâdîye-yi münfesiha [feshedilmiş olan İttihâd Cemiyeti] ictihâden [görüş açısından] bu icrâ'ât ve mu`âmelâta [işlere] muvâfık [uygun] mı idi, muhâlif [karşı] mi idi?

Midhat Şükrü Bey- Ne gibi icrâ'ât efendim? Bendenizin bildiğim şudur: Teşkîlât-ı Mahsûsa muhârebeye mu`âvenet etmek [yardım], gönüllü toplamak, sevk etmek gibi şey'ler içün olduğunu işidiyordum.

Re'îs- Bidâyet-i teşkîli [kuruluşu başlangıçta] Merkez-i `Umûmî'de takarrür etdirilmedi mi [kararlaştırılmadı mı]?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim, hâyır. Bendeniz kâtib-i `umûmî [genel sekreter] iken yapılmış değildi, ben i`lânı sırasında hâzır bulundum... Ayruca Merkez-i `Umûmî tarafından Teşkîlât-ı Mahsûsa yapılmadı, Merkez-i `Umûmî'nin Teşkîlât-ı Mahsûsa'da dahl ve te'sîri [etkisi] yokdur.

Re'îs- Siz kâtib-i `umûmî intihab olunmazdan [seçilmeden] evvel a`zâ [üye] değil mi idiniz?

Midhat Şükrü Bey- A`zâ idim.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'de o vakit bir şey' cereyân etmedi mi?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır, efendim, kat`îyen.. Teşkîlât-ı Mahsûsa Merkez-i `Umûmî'ce yapılmış değildir. Teşkîlât-ı Mahsûsa hâricde Enver Paşa'nın teşebbüsâtıyla vücûde [meydana] geldi, sonra tamâmiyle resmiyete iktirân etdi [yaklaştı] ve tamâmen devâm etdi.

Re'îs- (Müdde`î-i `Umûmî'ye [savcıya] hitâben): Başka bir şey' su'âl buyurulacak mı?

Müdde`î-i `Umûmî Mustafâ Nazmî Bey- Teşkîlât-ı Mahsûsa nâmına Harbîye Nezâretince ittihâz [kabul] olunan mu`âmelât-ı kânûn-şikenâneye [kanunsuz işlere] Merkez-i `Umûmî muvâfık [uyuyor] mı idi muhâlif [karşı] mi idi?

Re'îs- Fırka bir fırka-yı siyâsîye olmak münâsebetiyle ne ictihâdda [görüşte] bulunuyordu? <37Sl>

Midhat Şükrü Bey- Gayr-ı kânûnî olan şey'lerin hepsine muhâlifdi [karşı idi].

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Mustafâ Nazmî Bey- Ez-cümle tehcîr ve taktîl [katliam] mesâ'ilinde [meselelerinde] ne gibi vaz`iyetde bulunuyordu?

Midhat Şükrü Bey- Tehcîr mes'elesini bilmeyorum, çünki o `askerî ve harbe ta`alluk eden [ait] bir şey'den dolayı yapılmış, onun içün o mes'ele hakkında bir şey' bilmeyorum. Fakat taktîl [katliam] mes'elesine Merkez-i `Umûmî [genel merkez] ve kâffe-yi rüfekâ'm [bütün arkadaşlarım] tamâmiyle muhâlif [karşı] idi. Hattâ uzak yerlerden, o taktîl olan mahallerden gelenlerden aldığımız haberlerden fenâ hâlde sıkıldık ve hattâ Dâhilîye Nâzırına bi'z-zât ma`rûzâtda bulundum dedim ki böyle sû'-i isti`mâlât vukû`buluyormuş, haber aldık, bu doğru bir şey' değildir... Bunun üzerine bana verdiği cevâbda hey'et-i tahkîkîyeler [araştırma kurulu] gönderiyorum, emîn olunuz, müsterîh [rahat] olunuz, bu işin sonu alınacak, birkaç yüz kişi tevkîf edildi [tutuklandı], dîvân-ı harblere verildi, ba`zıları i`dâm edilecek dedi ve bendenizi kat`îyen tatmîn etdi idi, onun içün muvâfık [uygun] olmak hakkında bir sebeb yokdur.

Re'îs- (Müdde`î-i `Umûmî'ye [savcıya] hitâben): Kâfî mi?

Müdde`î-i `Umûmî Mustafâ Nazmî Bey- İlerüde istîzâh ederiz [açıklarız].

Re'îs- (Midhat Şükrü Beye hitâben): Peki gidiniz, (Midhat Şükrü Bey mahkeme salonundan çıkarılır) Ziyâ' Gökalp Beyi getiriniz... (Ziyâ' Gökalp Bey mahkeme salonuna getirilir) Ziyâ' Bey; İttihâd ve Terakkî Cem`iyetiyle Müdâfa`a-yı Millîye Cem`iyeti beyninde [arasında] bir münâsebet var mı idi?

Ziyâ' Gökalp Bey- Hayır efendim bir münâsebet yok.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî'ce bu cem`iyetin teşkîli [kuruluşu] hakkında hiç bir bahs cereyân etmedi mi?

Ziyâ' Bey- Öyle bir şey' olmadı yalnız Balkan Muhârebesinde teşekkül etdi [kuruldu] teşkîlinde bizden de ba`z-ı adamlar bulunmuşlardır.

Re'îs- Hiç bahs cereyân etmedi mi?

Ziyâ' Bey- Hâyır efendim.

Re'îs- Fırkanın ictihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] mı geldi; programına muvâfık mı idi?

Ziyâ' Bey- Programında böyle bir şey' yokdu. Müdâfa`a-yı memleket içün teşekkül etmiş.

Re'îs- Fakat bu gibi cem`iyetler te'sîs olunarak [kurularak] ahâlîden gûna-gûn [türlü türlü] tarzda pâra celb etmek fırkanın programına muvâfık mı idi?

Ziyâ' Bey- Programda böyle bir mâdde yok. `Aksine de bir şey' yok.

Re'îs- Mühimm [önemli] bir vak`a olduğu içün tezekkürüne [konuşmaya] lüzûm görülmedi mi?

Ziyâ' Bey- Ta`alluku [alakası] yokdu. Fırkanın programları kânûn hâline geçmek üzere vücûde [meydana] getirilmişdir. Fırkanın programına bir takım mâddeler konulur o mâddeler de Meclis-i teşrî`îyede [kanun koyucu mecliste] teklîf edilir kânûn olur.

Re'îs- Peki `âdetâ muntazam [düzenli] bir sûretde mahallelerde bu gibi cem`iyetlerin pâra toplaması kânûnî mi idi?

Ziyâ' Bey- Cem`iyetler Kânûnu var o Cem`iyetler Kânûnu'nun müsâ`adesi üzerine <38Sa> yapılmışdır. Cem`iyetler Kânûnu'nun şöyle olması böyle olması gibi programımıza ne lehine ve ne `aleyhinde böyle bir mâdde konulmamışdır. Demek ki Cem`iyetler Kânûnu'nun ıslâhı içün lüzûm görülmemişdir.

Re'îs- Fakat bu cem`iyetler İttihâd ve Terakkî'nin taht-ı himâyesinde [koruması altında] değil mi idi?

Ziyâ' Bey- Hâyır efendim müstakil [bağımsız] cem`iyetler, Cem`iyetler Kânûnu mûcibince [gereğince] teşekkül eder [kurulur]. Şûrâ-yı Devlet [danıştay] kânûnu tedkîk ederek nizâmnâmelerini [tüzüklerini] tasdîk eder [onaylar] ya`nî kânûnun himâyesinde teşekkül etmiş kânûnî cem`iyetler.

Re'îs- İçlerinde Merkez-i `Umûmî'ye [genel merkeze] mensûb zevât [üye kişiler] yok mu idi?

Ziyâ' Bey- Hâyır efendim re'îsleri a`zâları mu`ayyen [belli] idi.

Re'îs- Ba`z-ı def`alar Meb`ûsân'da fırka ictimâ`ları [toplantıları] vukû`a geldiği zamân İttihâd ve Terakkî Merkez-i `Umûmî'si de iştirâk ediyor [katılıyor] mu idi?

Ziyâ' Bey- Hâyır efendim iştirâk edemez. Çünki orada yalnız meb`ûslar bulunurdu.

Re'îs- Ekmekci, bakkâl, dokumacılar gibi bir takım şirketler teşekkül etmiş bu şirketleri Merkez-i `Umûmî ne sûretle telakkî [kabul] etdi ve ne içün muhâfaza ve himâye eyledi. Kendi nüfûzunu [etkinliğini] niçün sû'-i isti`mâl etdi?

Ziyâ' Bey- Merkez-i `Umûmî'nin bununla `alâkası yok.

Re'îs- Bî-haber [habersiz] mi idi?

Ziyâ' Bey- Bu şirketlerin teşekkül etdiğini herkes gibi biliyordu.

Re'îs- Bu şirketleri kim teşkîl ediyordu [kuruyordu]?

Ziyâ' Bey- Onların hey'et-i mü'essiseleri [kurucu kurulları] vardı.

Re'îs- Asıl müteşebbisleri [girişimcileri] kimdi?

Ziyâ' Bey- Bilmiyorum ki.

Re'îs- Şimdi kâtib-i `umûmî [genel sekreter] Midhat Şükrü Bey bu şirketleri İstanbul murahhası [delegesi] Kemâl Bey teşkîl etdiğini söylüyor da siz bilmiyorsunuz!

Ziyâ' Bey- Kemâl Bey bunu şahsî teşebbüsüyle yapmışdır. Ya`nî kâtib-i mes'ûl olmak dolayısıyla değil bunun teşekkülünü fâ'ideli [faydalı] gördüğü içün yapmışdır.

Re'îs- Her hâlde kendisinin hâ'iz [sahip] olduğu murahhaslık [delegelik] ve cem`iyetin erkân-ı mühimmesinden [önemli adamlarından] bulunmasının te'sîri olduğu ma`lûm [biliniyor] değil mi?

Ziyâ' Bey- Merkez-i `Umûmî a`zâları [üyeleri] tabî`î hayâtlarını Merkez-i `Umûmî'ye hasr etmiş [ayırmış] değil, ictihâdları [görüşleri] dâ'iresinde ne gibi bir fâ'ideli şey' yapacaklarını düşünürler ve çalışırlardı.

Re'îs- Ma`a't-te'essüf [ne yazık ki] bu şirketlerin bir çok mazarratları [zararları] herkesce görüldü ve anlaşıldı Merkez-i `Umûmî 'ce de [genel merkezce de] görülmedi mi?

Ziyâ' Bey- Merkez-i `Umûmî'ye ta`alluk [alakadar] etmezdi. Merkez-i `Umûmî onu yapmıyordu ki.

Re'îs- Fakat kendi murahhas-ı mes'ûlü [sorumlu delegesi] tarafından vücûde [meydana] getirildiği ve yüz gurûşa mukâbil [karşılık] yüz elli, iki yüz gurûş temettu` tevzî` eylediği [kâr dağıttığı] gazetelerle i`lân ediliyordu ve herkes de bunu duyuyordu. Tabî`îdir ki Merkez-i `Umûmî'yi teşkîl eden [oluşturan] zevât da duyuyorlardı. Öyle bir fenâlığa <38Sl> kendi me'mûrlarının hem sâhib-i nüfûz [etkin] me'mûrlarının sebebiyet verdiğini gördüğü gibi onun hakkında mu`âmele [işlem] yapmak lâzımgelmez mi idi?

Ziyâ' Bey- Tabî`î onun mazarratı [zararları] isbât edilse idi böyle bir mazarrat husûle gelince [doğunca] bunu Merkez-i `Umûmî a`zâsından [üyesinden] biri yapıyor; diye tabî`î men` [yasak] edilirdi. Fakat bu isbât edilmediği ve bize kanâ`at gelmediği içün...

Re'îs- Îzâh etdim; gazetelerle i`lân etdiler yüz gurûşa yüz gurûş, yüz elli gurûş temettu` tevzî` olundu [kâr dağıtıldı] diye ma`a'l-iftihâr [övünerek] söylüyorlar ve yazıyorlar. Tabî`î bunu siz de görmüş ve işitmiş olmanız lâzım gelir. Bundan iyi bir fenâlık mı arıyorsunuz. Tabî`îdir ki bu temettu` [kâr] ahâlînin sırtından çıkıyor da gayr-ı meşrû` bir temettu`a meydân vermek doğru bir şey' mi?

Ziyâ' Bey- Bizim bildiğimiz Kemâl Beyin bu işlerde kat`îyen bir istifâdesi yokdur. Sırf hissî olarak çalışıyor. Bu şirketlere herkes iştirâk edebilür [katılabilir] bundan istifâde edenler yine ahâlîdir. Tüccâr da ihtikâr [vurgunculuk /karaborsacılık] yapıyordu bu şirketler işitdiğimize göre onlara nisbeten [oranla] dahâ ehven [ucuz] veriyordu.

Re'îs- Elinize verdiği vesîkalar mı [belgeler mi] var? Hesâb mı gösteriyordu?

Ziyâ' Bey- Öyle işitdik.

Re'îs- Hesâb sordunuz mu?

Ziyâ' Bey- Hâyır efendim hesâb sormağa bizim salâhiyetimiz [yetkimiz] yok.

Re'îs- Söylediğim gibi herkesin anladığına göre bir mazarrat [zarar] tevlîd ediyor [doğruyor]. Bu da ancak İttihâd ve Terakkî'nin nüfûzuyla yapılıyor. Kendisini, sû'-i isti`mâl etmediğini farz etsek bile; vâsıta olduğu kesânın [kişilerin] gayr-ı meşrû` istifâdelerine hidmet [hizmet] ediyor ve cem`iyetin nüfûzunu da sû'-i isti`mâl eyleyordu; diyorlar ne dersiniz?

Ziyâ' Bey- Cem`iyetin nüfûzunu isti`mâl etmeyordu. Fakat kendisi cem`iyete mensûb [üye] olmak i`tibâriyle eğer nüfûz sâhibi olsa, o hâlde her cem`iyete mensûb olan ne yapsa o nüfûza haml edilmek [yüklemek] îcâb eder.

Re'îs- Böyle isti`mâl ederse tabî`îdir ki haml olunur [yüklenir].

Ziyâ' Bey- Bendenizin böyle bir şey'den haberim yok.

Re'îs- İşte deniliyor ki, cem`iyetin nüfûzunu isti`mâl ederek ba`z-ı zevât-ı mühimmenizden [önemli kişilerinizden] de iltimâs [adam kayırma] veyâhûd ricâ ile bir çok vesâ'it-i bahrîye ve berrîyeyi [kara ve deniz nakliye araçlarını] kolaylıkla aldılar. Mahallerinden kolaylıkla mübâya`âtda bulundular [satın aldılar] ihrâcât memnû` [yasak] olan vilâyetlerden yine bu sâyede ihrâc etdiler. Hulâsa [özetle] bu havâyic-i zarûrîyeye müte`allik [zorunlu ihtiyaçlara ait] eşyâ'yı kolaylıkla tedârik [temîn] etdiler ve sonra bunu bahâlı bir sûretde satdılar. Büyük, büyük temettu`lar [kârlar] hissedârlara taksîm etdiler [böldüler] deniyor.

Ziyâ' Bey- Tabî`î buna kendisi edillesi [delilleri] ile cevâb vererek hey'et-i `alîyenizi [yüce kurulunuzu] iknâ` eyleyebilür. Ona dâ'ir bendeniz ne söyleyebilirim?

Re'îs- Evet, fakat asıl sizden istîzâh etdiğim [açıklanmasını istediğim], İttihâd ve Terakkî'nin bu sû'-i isti`mâli men` [yasak] etmediği hakkındaki kanâ`ati [inancı] anlamak isteyorum.

Ziyâ' Bey- Bendeniz öyle bir şey' bilmeyorum.

Re'îs- Ortaya konulan netîceye göre ne fikir hâsıl ediyorsunuz ?

Ziyâ' Bey- Bendeniz o işleri ta`mîk etmedim [derinlemesine incelemedim] ki bileyim. Vesâ'it-i <39Sa> naklîye [nakliye araçları] ne yolda alınmış falân tabî`î hâricden, uzakdan bir görüşden `ibâret.

Re'îs- Hulâsa [özet] olarak deniyor ki böyle bir takım mahdûd [sınırlı sayıdaki] kesânın [kişilerin] ya celb-i nukûddan [para kazanmaktan] veyâhûd menâfi`-i zâtîyelerine [kişisel menfaatlarına] iştirâk etmek [katılmak] sûretiyle iltizâm [lüzumlu] olunmuş bir hareketden dolayı fevk'a-l-`âde [olağanüstü] bir galâ'-yı es`âra [fiyat yüksekliğine], ya`nî muhârebeye iştirâk eden memleketlerin hiç birinde görülmemiş derecede bahâlılığa bu şirketler sebebiyet vermiş, bunlar Kemâl Bey ve sâ'ir sâhib-i nüfûz [etkili] İttihâd ve Terakkî erkânının [ileri gelenlerinin] delâleti [yol göstermesi] ve İttihâd ve Terakkî nüfûzunu sû'-i isti`mâl etmeleri hasebiyle vücûde [meydana gelmiştir] gelmişdir. Ve Merkez-i `Umûmî'den mazhar oldukları [gördükleri] müzâheretden [yardım] dolayı birçok kesânın [kişilerin] aç kalmasına ve şiddet-i cû`dan [açlığın şiddetinden] vefât etmelerine sebebiyet verilmişdir; diyorlar. O vakit takdîr edemediğiniz mazarrat [zararlar] ta`dâd olunuyor [sayılıyor] ne dersiniz?

Ziyâ' Bey- Tabî`î bu `ilmen isbâtı lâzım gelen bir şey'dir. `Acabâ bu bahâlılık onlardan mı vücûde [meydana] gelmiş, başka sebeblerden mi? Asıl yapanlara sorulursa onlar îzâh ederler. Ondan sonra bize su'âl olunsun. Çünki bu hakîkaten bu bahâlılığa sebeb olmuş mu olmamış mı anlaşılmak içün onlara sorulsun. Sonra Merkez-i `Umûmî'ye [genel merkeze] gelince: Bendeniz de Merkez-i `Umûmî a`zâsındanım [üyesindenim]. Yazdığım makâleler dâ'imâ ihtikâr [vurgunculuk/karaborsacılık] `aleyhinde olduğu gibi vagonların verilmesi `aleyhinde idim ya`nî bir adama vermek iktisâden lâyık olmadığı bir serveti vermekdir ve bunun mazarratından [zararlarından] husûle [meydana] gelen ni`metde `umûma `â'id olmakdır. Kolı(?) da dâ'imâ devlete `â'iddir diye müte`addid [birçok] makâleler yazmışım. Tabî`î bendeniz Merkez-i `Umûmî a`zâsındanım.

Re'îs- Şahsen böyle söylediğiniz gibi arkadaşlarınızı da îkâz ederek İttihâd ve Terakkî nüfûzunu sû'-i isti`male cür'et edenler hakkında bir karâr ittihâz [kabul] etdirse idiniz bu fenâlıkların önüne geçmiş olurdunuz. Makâle yalnız şahsınızın bir ictihâd-ı mahsûsu olmak [özel görüşünüz olması] dolayısıyla te'sîri de mahdûd [sınırlı] kalır.

Ziyâ' Bey- Bendeniz nüfûzun sû'-i isti`mâl edildiğine dâ'ir ma`lûmât [bilgi] almadım. Fakat ancak ictihâdımı [görüşümü] yazdım.




Copyright © 2011-2018 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved