1919-05-12-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-05-12-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 05/21/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Partisi Yöneticileri Davası: Beşinci Oturum

3554.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Baş Mu`âvini: Cemîl Bey

BEŞİNCİ MUHÂKEME

Çahârşenbe: 14 Mayıs 335

Vicâhen [yüzlerine karşı] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Midhat Şükrü Bey, Ziyâ' Gökalp Bey, Tala`at Bey, Rızâ' Bey, `Âtıf Bey, Cevâd Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

15 1

Re'îs- Cevâd Bey kalsın, diğerleri gitsin. (Cevâd Beyden gayrı [başka] maznûnîn [sanıklar] muhâkeme salonundan çıkarılır) Geçen gün kırâ'at edileceğini [okunacağını] söylediğim telgrafı okuyacaklar. (Zabıt Kâtibi Şefîk Bey okur):

Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye

Galatalı Halîl'in tecziyesi [cezalandırılması] matlûbdur [talep edilmiştir]. Emânet postahâneden istirdâd edilecek [geri alınacak- istenecek] îcâbında ahâlîye verilebileceğinin teblîgi [bildirisi].

10 Kânûn-ı Sânî [ocak] 33 Nâzım `Âtıf `Azîz

muvâfıkdır [uygundur] 8 Kânûn-ı Sânî 330

Cevâd

Esbâbı [sebepleri]: Cebânet [korkalık] ve pâra toplamak

Re'îs- Sizin mi? Bakınız veriniz. (Telgraf Cevâd Beye gösterilür) Sizin mi? <67Sl>

Cevâd Bey- Geçmiş bir zamâna `â'id efendim. Tabî`î, bir mu`âmele sabık etmiş [geçmiş kalmış bir iş].

Re'îs- Yazı sizin mi?

Cevâd Bey- Öyle zannediyorum.

Re'îs- Sizin geçen gün bunun bir def`a vâki` olduğunu söylemişdiniz. Hâlbuki daha başkaları var, okuyacaklar.

Cevâd Bey- Der-hâtır etmiyorum [hatırlamıyorum] Paşa hazretleri.

Re'îs- Okuyun.

(Zabıt Kâtibi okur)

Trabzon Vilâyetine

Teşkîlât-ı Mülkîye'ye me'mûr Ahmed Eyyüb Beyle refîklerine [arkadaşlarına] verilmek üzere <68Sa> telgrafla elli lira-yı `Osmânî gönderilmişdir. Hemân `avdetlerinin [dönmelerinin] kendilerine tefhîm etdirilmesi [bildirilmesi]. Sâ 7 Mart 331

Merkez Kumandanı

Cevâd

Re'îs- Bir dâne daha var. Geçen sefer pâra göndermediğinizi söylemişsiniz. Hâlbuki pâra gönderdiğinize dâ'ir de telgraf var.

Cevâd Bey- Der-hâtır etmiyorum [hatırlamıyorum] Paşa hazretleri. Tabî`î bu, bir mu`âmeledir [işlemdir]. Dosyaları var. Tedkîk edilürse [incelenirse] ne içün gönderilmiş olduğu meydâna çıkar efendim.

Re'îs- Bu adamlara bu pârayı ne içün verdiniz?

Cevâd Bey- Hiç hâtırlayamıyorum Paşa hazretleri.

Re'îs- Teşkîlât-ı Mahsûsa sizin idârenizde bulunduğu zamân `askerî idâresi idi. Hâlbuki pâraları verdiğiniz adamlar, bir takım sivil me'mûrlardan `ibâretdir.

Cevâd Bey- Vaktiyle bir takım sivil me'mûrlar gitmiş. Onlar geriye gelmiş, yine gönderilmişler. Bunlara lâzım gelen harc-ı râhlar [yol masrafları] tabî`î te'dîye ediliyor [ödeniyor].

Re'îs- Vaktiyle kim göndermiş?

Cevâd Bey- Dosyalarında vardır Paşa hazretleri.

Re'îs- Ya`nî yine idâre-yi `askerîye nâmına olarak mı gönderilmiş?

Cevâd Bey- Evet yine idâre-yi `askerîye nâmına gönderildi. Bunlar başka bir nâma gönderilmedi.

Re'îs- Telgrafnâmenin zîrinde [alında] bir hâşiye [not] var: Böyle mühimm [önemli] telgrafların asıllarının istirdâdı [geri alınması] kâ`idedendir [usuldedir], hıfz olunmak [korunmak] üzere Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya; diyorsunuz. Bu ne demekdir?

Cevâd Bey- Nasıl Paşa hazretleri?

Re'îs- Okuyunuz.

(Zâbıt Kâtibi okur):

Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya

Telgrafların asıllarının i`âdesi usûlü iktizâsından [gereğinden] olmagla orada hıfzı [korunması]

Fî 8 Minhü

Cevâd

Cevâd Bey- Harbîye Nezâreti tarafından telgraflar bu sûretle alınsun diye bir emir verilmiş olacak Paşa hazretleri.

Re'îs- Peki neden dolayı buna lüzûm görülmüş?

Cevâd Bey- Paşa hazretleri mutlakâ bir emir dâhilinde olacak. Çünki bunlar, dosyasında mevcûddur, zâyi` [kayb] olmuş şey'ler değil. Kâmilen [tam olarak] duruyor. Herhâlde bunu sorub anlayabiliriz Paşa hazretleri. Bu telgraf mes'elesi zannediyorum ki Harbîye Nezâreti'nden...

Re'îs- Kendi yazınız mıdır?

Cevâd Bey- Bakayım efendim. Asılları olacak. Yine getirilmiş, dosyaya konulmuş olacak.

Re'îs- Havâle etdiğiniz yazı sizin değil mi?

Cevâd Bey - Yazı benim olacak Paşa hazretleri. <68Sl>

Re'îs - Bir daha baksun.

Cevâd Bey- Bu yazı benimdir. Telgrafın yazısı benim değil.

Re'îs- Havâle etdiğiniz yazı?

Cevâd Bey- Öyle zannediyorum ki benimdir.

Re'îs- Siz kendi yazınızı tanımayor musunuz?

Cevâd Bey- Zannederim ki benim efendim.

Re'îs- Tekrâr gösteriniz.

Cevâd Bey- Bu benim yazım. Telgraf yazısı falân bendenizin değil efendim.

Re'îs- Böyle mühimm [önemli] evrâkın aradan kaldırılması dosyaların karma karışık olmasını intâc ediyor [sonucunu doğuruyor]. Bu, Dîvân-ı Harb'in nazar-ı dikkatini celb ediyor [dikkatini çekiyor]. Esbâbını [sebeplerini] îzâh eder misiniz?

Cevâd Bey- Bendeniz bu mes'eleye âgâh olmadığım cihetle [habersiz olduğum için]... Bendeniz bir mes'eleden dolayı tevkîf edilmişdim [tutuklanmıştım]. Dosya me'mûrları vardır. Bendenizin uğradığım bile vâki` değildir. Hattâ bendeniz dosyaların nerede olduğunu bile bilmem. Çünki `Alî Baş Hem-pâ Bey vefât etdi ondan sonra Hasan Tosun Bey geldi, sonra değişdirildi, ondan sonra tasfîyesine me'mûr hey'et geldi. Tekrâr tasfîyesine me'mûren [görevli olarak] orada bulunan zâbitân [subaylar] devâm etdiler.

Re'îs- Peki ama, me'mûriyetiniz îcâbınca evrâkı mühimm [önemli] sûretde hıfz etmeği [korumayı] düşünmediniz mi?

Cevâd Bey- Hayır. Çünki Harbîye Nezâreti'ne tâbi` bir şu`be, bir dâ'ire-yi resmîye oldukdan sonra nasıl elimi sürebilirim! Ne dosyaları ve ne de yerlerini bilirim.

Re'îs- Bunları kimler bilir, kimlerden aramalı?

Cevâd Bey- Efendim Muhtâr Bey ve Hüsâme'd-dîn Bey nâmında iki kişi idi. Ali Baş Hem-pâ Beyin vefâtından sonra Mîralay Hasan Tosun Bey geldi. Onlar bakdılar. Bendenizin dört seneden beri `alâkam kesildi.

Re'îs- Söylediğiniz zâtların adresini de söyleyiniz, anlamadım.

Cevâd Bey- `Alî Baş Hem-pâ Beyin vefâtından sonra Mîralay Tosun Bey geldi ve ondan sonra tasfiyesine tekrâr bir emir gelmiş. Tasfîyesinden sonra da Hüsâme'd-dîn Bey me'mûr edilmiş.

Re'îs- Rütbesi?

Cevâd Bey- Kâ'im-makâm.

Re'îs- Muhtâr Beyin rütbesini de söyleyiniz.

Cevâd Bey- Zannederim, yüz başı Paşa Hazretleri. (Okur):

İstanbul Muhâfızlığı'na

Ahîren [son olarak] ilgâ olunan [yürürlükten kaldırılan] Umûr-u Şarkîye [doğu işleri] Dâ'iresi'nin mevcûd dosya ve hesâbâtının tasfîyesi mu`âmelatıyla [işleriyle] iştigâle me'mûr kâ'im-makâm Hüsâme'd-dîn Beye eski Jandarma Dâ'iresi'nde Merkez Kumandanlığı şu`abâtı [şubeleri] kurbunda [yakınında] münâsib bir odanın tahsîs ve ira'esi [ ayrılması ve verilmesi] ricâ olunur. Erkân-ı Harbîye-yi `Umûmî Re'îsi [Genelkurmay başkanı]

Cevâd

<69Sa>

Cevâd Bey- Erkân-ı Harbîye-yi `Umûmîye Re'îsi Cevâd Paşa İstanbul Muhâfızlığı'na yazıyor. Bu kâ'im-makâm Hüsâme'd-dîn Bey, daha evvelce de mülgâ [yürürlükten kaldırılmış] Yıldırım Ordusu'nda idi. (Okur):

Merkez Kumandanlığı'na

Mahremdir [gizlidir]

Mülgâ Umûr-u Şarkîye [yürürlükten kaldırılmış Doğu İşleri]

-Bi'l-`umûm [bütün] evrâkını Erkân-ı Harbîye-yi `Umûmîye riyâset-i celîlesine teslîm edecekdir.

-Kasalarını muhâsebe me'mûrlarını ve muhâsebe evrâkını Muhâsebât Müdîriyet-i `Umûmîyesi'ne teslîm edecekdir.

-Eşyâ'-yı `askerîye Harbîye Dâ'iresi'ne teslîm olunacakdır.

Levâzım " "

- Zâbitânın [subayların] muhassasâtına [maaşlarına] `â'id mu`âmelât [işler] kemâ-kân [eskisi gibi] Merkez Kumandanlığınca îfâ' olunacak [yapılacak] ve Mu`âmelât-ı Zâtîyeden yeni vazîfe me'mûriyetleri teblîg oluncaya [bildirilinceye] kadar Merkez Kumandanlığı mûmâ-ileyhüme [adı geçene] merci` kalacakdır [başvuracaktır].

-Binâ' âsâyiş şu`besine teslîm olunacakdır.

-Makedonyalı ve Trakyalı ve sâ'ir memâlik-i müstevlîye [işgal edilen memleketlerin] ahâlîsinden gönüllü efrâdın terhîs mu`âmelâtı ve bunların celb [çağırılma] ve sevkinde hizmet eden vücûhdan [ileri gelenlerden] kırk kişinin umûru Ordu Dâ'iresi'nce görülecekdir.

Harbîye Nâzırı nâmına müsteşâr

`İsmet

Re'îs- Hangi târîhde?

Cevâd Bey- Birisi efendim geçen otuz dört senesinin on birinci ayının on beşinde gelmiş. Bir dânesi de `aynı ayın yirmi dördünde gelmiş.

Re'îs- Kâğıdları verir misiniz? Selefiniz Halîl Paşa tarafından Midhat Şükrü Beye keşîde olunan [çekilen] ve şimdi okunacak olan telgraflar Teşkîlât-ı Mahsûsa ile cem`iyetin münâsebetini pek güzel anlatıyor. Ne dersiniz?

(Zabıt Kâtibi okur)

Midhat Şükrü Bey Efendiye

13 Teşrîn-i Sânî [kasım] 330

Muhterem [saygıdeğer] Kardeşim

İzmid, Bursa, Bandırma, Balıkesir ve daha münâsib mahallerdeki Kâtib-i Mes'ûller [parti sekreterleri] vâsıtasıyla mahremâne [gizli olarak] olarak ber-vech-i âtî hâssayı [aşağıdaki niteliklere] hâ'iz [sahip] efrâdın nihâyet bir haftaya kadar celb [çağrılmaları] ve cem`i [toplanmaları] imkânının bulunub bulunmadığının isti`lâmıyla [yazılı olarak] inbâ'sı [haber verilmesi] mercudur [rica edilmiştir].

`Azîz `Âtıf Nâzım Halîl

İzmit Mutassarıflığı'na

C: 15 Teşrîn-i Sânî [kasım] 330

Ser-kerde [çetenin başında] olan üç kişinin `â'ilesine beşerden on beş lira i`tâ ediniz [veriniz]. Pâra postadadır. Bu telgrafı sevk me'mûruna göstererek çet[e]cilik içün gelmek isteyen yüz kişiyi `asker olarak yola çıkarınız ve buraya da ma`lûmât [bilgi] veriniz. Mahbûsînin [hapsedilmiş olanların] tahlîyesi içün nezâretden emir verilecekdir.

16 Teşrîn-i Sânî 330 Halîl <69Sl>

Re'îs- Ne dersiniz?

Cevâd Bey- Paşa hazretleri, bidâyet-i mes'elede [meselenin başlangıcında] bu efrâdın celb ve cem`i [çağrılmaları ve toplanmaları] husûsunda muhâbere olunmak [haberleşme] ihtimâli vardır. Bendeniz zamânımda, sırf mu`âmelât-ı resmîye [resmî işler] ile ve aldığım emirler dâhilinde hareket etmişimdir, Paşa hazretleri.

Re'îs- Bidâyetdeki [başlangıçtaki] vaz`iyet ne idi? Onu îzâh ediniz.

Cevâd Bey- Ben de bilmeyorum Paşa hazretleri. Bendeniz Avrupa'da bulunduğumu `arz etmişdim [söylemiştir]. O zamân henüz gelmişdim. Ne evvelce sebk eden mu`âmeleye [yapılmış olan işe] ve ne de teşkîlâta `â'id bir ma`lûmâtım [bilgim] vardır.

Re'îs- Sebk eden mu`âmeleye [yapılmış olan işler] peydâ-yı ıttıla` edemeyince [hakkında bilginiz olmadan] nasıl idâre-yi umûr [işleri idare] etdiniz?

Cevâd Bey- Paşa hazretleri teşekkül etmiş [kurulmuş] bir şu`bedir. Aldığım emirler mûcibince [gereğince] îfâ'-yı vazîfe etdim [vazifemi yaptım]. Bunun hâricinde bendeniz kat`îyen bir vazîfe görmedim.

Re'îs- Deminden okunan telgraflarda sizin de bu gibi zevât [kişiler] ile muhâberâtda bulunduğunuz [haberleştiğiniz] anlaşılıyor. Bilmeniz lâzım geliyor. Ne için saklayorsunuz?

Cevâd Bey- Saklamam Paşa hazretleri. Yalnız meşgûliyetim o kadar kesîr [çok] idi ki; hem de o esnâda bir zamîme-yi me'muriyetim [ilave görevlerim] vardı. Belki vazîfe-yi resmîyeyi ihmâl etmek ihtimâli dahi vardı. Çünki Çanakkal`e mes'elesi mevzû`-u bahs [söz konusu] idi. O vakit bendenize üç tabur piyâde, iki alay süvâri ve jandarma verilmişdi. Bunların iskân ve i`âşesi [beslenmesi] ve memleketin inzibât ve âsâyişi [düzen ve güvenliği] nokta-yı nazarından [açısından] ve her gün Çanakkal`e'ye vukû`bulan [gerçekleşen] muhâcemâtın [hücumların] ve bombardımanların raporları bendenize gönderiliyordu. Sekiz sâ`at sonra İstanbul'un ne vaz`iyet alacağı ma`lûm değil [bilinmiyor]. Ve bütün hükûmet buradan nakl edecek. Bütün buranın emr-i muhâfazası bendenize ta`alluk etdiği [ait olduğu] bir zamânda.

Re'îs- Pek a`lâ bu itizârı o vakit der-miyân edüb [söyleyip] Teşkîlât-ı Mahsûsa başkasına devr etmeli idiniz.

Cevâd Bey- Orada teşekkül etmiş, Harbîye Nezâretince ba`z-ı vukû`bulan evrâkı getiriyorlar. Bendeniz de imzâ' ediyordum.

Re'îs- İşinizin çokluğundan bu işi yapamadığınızı söylüyorsunuz. O vakit neden bu işden çekilmediniz?

Cevâd Bey- Bütün mu`âmele [işlemler] dosyalarda mevcûddur, Paşa hazretleri. Bendenize gelen ve bendenize vâki` olan şey'ler o kadar fazla değildir. Çünki teşkîlâtın ba`de-mâ [daha sonra] men`ine [yasaklanmasına] emir geldikden sonra meşgûliyete hâcet [gerek] kalmamışdır. Ve elde bulunan mevcûdun da kıta`âta [bölüklere], orduya sevki emri de verilmişdi.

Re'îs- Siz Merkez-i `Umûmî [genel merkez] ile Teşkîlât-ı Mahsûsa'nın bir râbıtası [bağlantısı] olmadığını geçende söylediniz, değil mi?

Cevâd Bey- Bendeniz sırf resmî bir mu`âmele [iş] görüyorum, Paşa hazretleri.

Re'îs- Ya`nî Merkez-i `Umûmî ile hiç bir `alâkası yokdur, demişdiniz. Hâtırlayor musunuz? <70Sa>

Cevâd Bey- Merkez-i `Umûmî'den olan adamlarla bir râbıtası [bağlantısı] olarak tanımıyorum ki Paşa hazretleri.

Re'îs- Ya`nî hiç bir münâsebet yokdur, değil mi?

Cevâd Bey- Evvelce efrâd celb ve cem`inde [çağrılması ve toplanmasında] böyle bir münâsebet olduğu anlaşılıyor. Şu telgraflardan anlaşılıyor ki vâki` olmuş.

Re'îs - Sizin idârenize geçdikden sonra vâki` olmuş muydu?

Cevâd Bey- Hiç der-hâtır etmiyorum [hatırlamıyorum], Paşa hazretleri. Sırf, me'mûriyet-i resmîye olarak tanıyorum. Ve kendilerinin vâki` olan muhâberât [haberleşmeleri] ve mu`âmelâtları [işleri] neden `ibâret ise bilemem ve gönüllü teşkîlâtına nihâyet [son] verildi. Ve elde mevcûd bulunanlar da Ulukışla tarîkiyle [yoluyla] orduya sevk olunacaklar, denildi. Sûret-i sevk [sevk şekili] hakkında karârgâh Üçüncü Şu`be ile münâsebetde bulununuz; diye baş kumandan vekîli yazıyor ve bendenize de bunu (elindeki kâğıdı göstererek) gönderiyor. Bundan sonra da dahâ hiç bir vazîfe kalmayor, Paşa hazretleri.

Re'îs- Teşkîlât-ı Mahsûsa hakkında İrâde-yi Senîye [padişah emri] var mıydı?

Cevâd Bey- Bilmeyorum, Paşa hazretleri.

Re'îs- Nasıl olur, İrâde-yi Senîye [padişah emri] olmadan bir dâ'ireye bir şu`be `ilâve olunur mu?

Cevâd Bey- Vallahi ma`lûmâtım [bilgim] olsa `arz ederim [söylerim], Paşa hazretleri.

Re'îs- Îfâ'-yı vazîfe etdiğiniz [görev yaptığınız] dâ'irenin sûret-i teşkîlini [kuruluş şeklini] bilmeden nasıl îfâ'-yı vazîfe etdiniz, ma`lûmâtım yok, olur mu?

Cevâd Bey- Harbîye Nezâreti'nden ta`yîn edilmiş memûrlar var, Paşa hazretleri. Zâbitler [subaylar] var.

Re'îs- Peki memûrlar var. Sûret-i teşekkülü?

Cevâd Bey- Harbîye Nezâreti bunu te'sîs etmiş [kurmuş], Merkez Kumandanlığı vâsıtasıyla vazîfesini tedvîr etdirmiş [döndürmüş]. Mu`âmelâtına [işlerine] tavsît etdirmiş [araç etmiş]. Bendeniz Teşkîlat-ı Mahsûsa'nın ne sûretle teşekkül etdiğini [kurulduğunu], İrâde-yi Senîye [padişah emri] var mı, yok mu; bendeniz bilmiyorum.

Re'îs- Dâ'ire birinci def`a mu`âmelâta başladığı zamân o İrâde-yi Senîye'yi kayd etmez mi?

Cevâd Bey- Kendi dosyalarında ve teşkîlâtında olacak. Harbîye Nezâreti'nce böyle bir şey' var mı? Bilemiyorum.

Re'îs- Demek sizin ma`lûmatınız [bilginiz] yok.

Cevâd Bey- Bendeniz böyle şey' hâtırlayamıyorum.

Re'îs- Sizce ma`lûmât yok demek.

Cevâd Bey- Bendeniz hâtırlayamıyorum.

Re'îs- Teşkîlât-ı Mahsûsa ile Süleymân `Askerî Beyin bir `alâkası var mıydı?

Cevâd Bey- Hîn-i teşkîlinde [kurulduğu zaman] bulunmuş, Paşa hazretleri. Bendeniz öyle işitdim. O te'sîs etmiş [kumuş].

Re'îs- Sonra ne ile mükellef [yükümlü] olmuşlar? <70Sl>

Cevâd Bey- Kafkasya'ya gidecekdi sonra gönüllü taburını almış, `Irak tarafına gitmiş. Oradaki bir ihtiyâc üzerine `Irak'a gitmiş. O zamân Merkez Kumandanlığı'nda Halîl Bey vardı.

Re'îs- Süleymân `Askerî Beyin Merkez-i `Umûmî [genel merkez] ile bir râbıtası [bağlantısı] var mı idi?

Cevâd Bey- Bendeniz Süleymân `Askerî Beyi teşhîsden [tanımaktan] bile `âcizim. Görmedim, tanımam ve kendisine tesâdüf etmedim [rastlamadım] bile.

Re'îs- Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin Tala`at Beye Dâhilîye Nâzırı sıfatıyla çekilmiş bir telgrafı var. O, Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin Teşkîlât-ı Mahsûsa ile `alâkası olduğunu gösteriyor. Hattâ harekât-ı harbîyeye [harp hareketlerine] bile müdâhale ediyor. Okuyunuz.

(Zabıt Kâtibi okur)

Dâhilîye Nâzırı Tala`at Bey vâsıtasıyla Merkez-i `Umûmî'ye [genel merkeze]

İsmâ`îl Hakkı Beyin vusûlü [gelmesi] üzerine ben karârgâhda vazîfenin hitâmını [sonunu] zâten görerek Artvin'deki kuvvetin başına geçmek üzere istihzârâtda [hazırlıklarda] bulunuyordum. Teşkîlât-ı Mahsûsa içün cebhâne kısmen dün geldi. İsmâ`îl Hakkı Beyle görüşüb boş durmakda olan martinleri, dağıtılması düşünülen `amele taburlarındaki İslâmlara verilürse Artvin'den Murgul'a kadar sarkan ve her bir vesâ'itden [araçlardan] mahrûm [yoksun] teşkîlâta bir mikdâr kuvvet `ilâve etmiş olurum. Pasinler'de iki yüz elliye karîb [yakın] güzîde [seçkin] atlılarım var. Bunları Artvin'e nakl etmek veyâhûd ordunun arka ve yanlarında istihdâm etmek husûsunda bir karâr ittihâzı [kabulü] zamânı henüz hulûl etmemişdir [gelmemiştir].

Bahâ'e'd-dîn Şâkir

-zahrında (arkasında)-

Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye

Mâdâm ki orada işiniz kalmamışdır. Artvin mes'elesinden daha mühimm [önemli] bir vazîfeyi der-`uhde etmek [üstlenmek] üzere Trabzon'a hemân hareket ediniz. Buradan hareket edecek olan Ya`kûb Cemîl Bey size lâzım gelen îzâhât ve ta`lîmâtı [emirleri] getirecekdir.

17 Teşrîn-i Sânî [kasım] 330

Re'îs- Görüyorsunuz ki Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin Teşkîlât-ı Mahsûsa ile şiddetle `alâkası var. Harekât-ı `askerîye [askerî hareketler] hakkında bile mütâla`a [düşüncesini] der-miyân ediyor [söylüyor].

Cevâd Bey- `Arz etdim, Paşa hazretleri...

Re'îs- Sonra size yazmayor, Dâhilîye Nezâreti'ne yazıyor.

Cevâd Bey- Bendenizin zamânımda gidenler muntazaman [düzenli olarak] teşekkül etmiş [kurulmuş] gönüllü kıta`âtıdır [bölükleri]. Bendeniz bunları sevk etdim. Daha evvel gidenlerden haberim yokdur.

Re'îs- Şimdi şu telgrafnâmeden ne anlayorsunuz? Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya Bahâ'e'd-din Şâkir Beyin me'mûriyeti anlaşılmayor mu?

Cevâd Bey- Anlaşılır, Paşa hazretleri.

Re'îs- Sonra size gelen telgrafı Teşkîlât-ı Mahsûsa -kumandanın mı, re'îsinin mi ne ise, ne sıfatla o me'mûriyeti îfâ' etmiş [yapmış] ise- sizin makâmınıza <71Sa> çekmeyüb de Dâhilîye Nezâreti'ne çekmesi de ayruca nazar-ı dikkati celb ediyor [dikkat çekiyor]. Siz bunu nasıl telakkî [kabul] ediyorsunuz?

Cevâd Bey- Bendeniz telgrafın târîhini bilmiyorum efendim. O zamândan muhâbere etmek [haberleşme] imkânı bu sûretle bulunmuş olacak.

Re'îs- Nasıl olur efendim!

Hulûsî Bey (Da`vâ Vekîli)- Müsâ`ade buyurur musunuz, telgrafın târîhini?...

Re'îs- Söylüyorum efendim 17 Teşrîn-i Sânî [Kasım] 330.

Hulûsî Bey (Da`vâ Vekîli)- Cevâd Beyin me'mûriyeti esnâsında değil.

Re'îs- Evet, biz de Cevâd Beyin me'mûriyeti esnâsında demedik. Ya`nî bu telgrafın Tala`at Paşa'ya keşîde olunması [çekmesi], Teşkîlât-ı Mahsûsa ile Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin ve dolayısıyla Merkez-i `Umûmî'nin [genel merkezin] `alâkası olduğunu açık bir sûretde gösteriyor, siz tasdîk etmiyorsunuz [onaylımıyorsunuz].

Cevâd Bey- `Arz etdiğim [söylediğim] gibi Paşa hazretleri bendeniz bulduğum me'mûrları Harbîye Nezâreti nâmına biliyorum. Diğer bir sûretle burada vazîfe görüyorlar, diye telakkî [kabul] etmedim.

Re'îs- Siz hangi târîhde me'mûriyeti der-`uhde etdiniz [üstlendiniz]?

Cevâd Bey- 15 Kânûn-ı Evvel [Aralık] 330'da.

Re'îs- Demek ara yerde tahmînen bir buçuk ay kadar bir fark var!

Cevâd Bey- Evet efendim, sonra zâten ne olduğunu bilmiyorum. Ardahan veyâ Kafkas harekâtı başka bir şekle girdi. Bizimkilerin Üçüncü Ordu emrine gönderilmesi içün emir verildi. Ve hattâ artık gönüllü teşkîline [kurulmasına] imkân kalmadığı yazıldı. Müsâ`ade buyurursanız Paşa hazretleri, Teşkîlât-ı Mahsûsa gönüllü kıta`âtına [bölüklerine] dâhil olmak içün Karesi habishânesinde bir mahbûs kaçıyor. Biz bunu tevkîf ediyoruz [tutukluyoruz]. Havâle ediyorum. Kendisini Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya gönderiyorlar. Yaralı imiş hastahâneye konulmuş. Sonra Polis Müdîriyeti ma`rifetiyle [aracılığıyla] yine tevkîfhâneye gönderiliyor. Yine buradan yazıldığı hâlde Teşkîlât-ı Mahsûsa da cevâb veriyor diyor ki: (okur)

Merkez Kumandanlığı'na

Merkûm [zikredilen] mahkûm efrâddan olub emsâl misillü gönüllü taburuyla sevk edilecek iken mecrûhiyeti [yaralanmış olması] münâsebetiyle hastahâneye yatırılarak hastahâneden afiyetyâb olmuş [sağlığına kavuşmuş] ise de ahîren [daha sonra] verilen emir üzerine sevk edilmeyerek Karesi livâ'lığına i`âde kılınmış olduğu Teşkîlât-ı Mahsûsa'ca mazbût ma`lûmât cümlesinden [yazılı bilgiler arasında] bulunmakla i`âde kılınur. 10-2-331

Teşkîlât-ı Mahsûsa'da

Binbaşı

Hüsâme'd-dîn

Cevâd Bey - Gönüllü kıta`âtı [bölükleri] içün bir kaç dâne ihzâr [hazır] edilmişleri var. Onların da sevklerini emr etdiler. Bizde bir mu`âmele kalmadı.

Re'îs - Hangi târîhde?

Zabıt Kâtibi Şefîk Bey- 10-2-331; Nîsân demek olacak. <71Sl>

Re'îs- Peki gidiniz (Cevâd Bey çıkar) Midhat Şükrü Beyi getiriniz.

Mişon Vantura Efendi (Da`vâ Vekîli)- Re'îs Paşa hazretleri bir şey' ifâde edeceğim. Bütün ifâdât [ifadeler] zabta [kayda] geçer. Fakat hâ'iz-i ehemmiyet [öneme sahip] mevâddan [işlerden] biri de maznûnînin [sanıkların] esnâ-yı ifâdedeki evzâ`ıyla [halleriyle] ve ifâdedeki samîmîyetidir. İfâdenin samîmîyeti, sâdeliği tesbît edilmez [görülüp, gösterilemez] hâtırada menkûş [işlenmiş] kalır. Verilen cevâbdaki sâdelik ve samîmîyet hâtıra-yı devletlerinde menkûş kalmasını istirhâm [rica] ediyorum.

Re'îs- Tabî`î efendim.

(Midhat Şükrü Bey getirilir)

Re'îs- Şükrü Bey efendi! Merkez-i `Umûmî [genel merkez] nizâmnâmesi [tüzüğü] mûcibince [gereğince] sarf-ı mesâ`î etdiğiniz [çalıştığınız] işlerden gayrı şey'lerle meşgûl olmadığınızı söylemişdiniz.

Midhat Şükrü Bey- Ne gibi, Paşa hazretleri?

Re'îs- Ya`nî hükûmet işleriyle ve sâ'ire ile.

Midhat Şükrü Bey- İcrâ' işleriyle.

Re'îs- Hâlbuki Haleb'e gönderilen Nesîmî Sârım ve `Alî Beylerin vilâyetin işlerine müdâhale ederek kesb-i kuvvet [kuvvet kazanmak] ve vilâyetde ihrâz-ı ehemmiyet [önem elde etmek] dâ`iyesinde [arzusunda] bulundukları için her ikisinin de i`âde edildiklerini Haleb vâlî-yi esbakı [eski valisi] Celâl Bey ifâde ediyor. Demek ki hükûmet memûrlarına da müdâhale ediyorlar.

Midhat Şükrü Bey- Evvelce meşrûtiyetin i`lânını müte`âkib [ardından] müdâhale ediyorlardı, fakat fırka-yı siyâsîye hâline girdiğimiz zamân bu müdâhalenin önü alındı. Hattâ son zamânlarda böyle hükûmet işlerine ve sâ'ir şey'lere müdâhale etmemeleri içün kâtib-i mes'ûllerimize [parti sekreterlerimize] ta`mîmen [genelge olarak] yazdık. Böyle haber aldıklarımızı, ya`nî hükûmet işlerine müdâhale edenleri ihrâc etdik ve Sârım Bey de bir çok zamânlar kâtib-i mes'ûllükde kullanılmadı. Vâlîlerden ve sâ'ir yerlerden haber aldıkça bunlara dâ'imâ mâni` oluyorduk. Eskiden kalma bir mantalite idi. Ma`a-mâ-fîh [bununla beraber] bu zihniyetin üzerine yürüdük ve son zamânlarda tamâmiyle muvaffak olmuşduk.

Re'îs- Hey'ât-ı merkezîyeden [merkez kurulundan] bir çok şikâyetnâmelerin Merkez-i `Umûmî'ye vürûd edüb [gelip] makâmât-ı `â'idesine takdîm kılındığı ve hattâ Hey'et-i Vükelâ [bakanlar kurulu] hakkında vukû` bulan şikâyâtın [şikayetlerin] da Meclis-i Meb`ûsân'da fırka a`zâlarına [üyelerine] takdîm olunduğu evrâk-ı istintâkîyenizdeki [sorgu hakimliğindeki evrakınızdaki] ifâdenizden anlaşılıyor, ne dersiniz?

Midhat Şükrü Bey- Doğrudur efendim. Kâtib-i mes'ûllerimizden [parti sekreterlerinizden], efrâd-ı ahâlîden, her tarafdan bize şikâyetler gelirdi. Tabî`î bunları yırtub atmak ve hiç ehemmiyet [önemli] vermemek de olurdu. Fakat ba`z-ı vatanî şey'ler olduğu, ba`z-ı sû'-i isti`mâlât bulunduğu içün bunları `â'id olduğu nezâretlere gönderiyorduk. Fakat onları yapub yapmamak hükûmetin vazîfesi idi. Biz ma`lûmât kabîlinden [bilgi türünden] bunları gönderirdik. Hattâ efrâddan bile bize mektûb şeklinde bir şey' gelse ma`lûmât kabîlinden bu sû'-i isti`mâlin önünü almak için hükûmete dâ'imâ ma`lûmât [bilgi] verirdik. Hattâ ba`z-ı cihetlerde [yönlerde] çok ısrâr ederdik. Muvaffak olamayınca fırkada da bahs ederdik. Fırka arkadaşlarına, meb`ûslara siz münhasıran [özellikle] bunları sorunuz, istîzâh ediniz [açıklama isteyiniz]; diye söylerdik. Bu sûretle önünü almağa çalışırdık. Ma`a-te'essüf [ne yazık ki] bir çoklarına muvaffak olamazdık. Bir kısmı öyle kalırdı. Çünki ekseriyâ [çoğunlukla] mâdde arıyorlardı Paşa hazretleri.

Re'îs- 17 Ağustos târîhiyle Erzurum vâlîsi vâsıtasıyla şifre ile bir telgraf çekmişsiniz. Bunda hükûmet işlerine Merkez-i `Umûmî'nin [genel merkezin] karışdığı anlaşılıyor. Ne dersiniz?

Midhat Şükrü Bey- Nedir efendim?

Re'îs- Okuyunuz (Zabıt Kâtibi okur:)

Erzurum Vâlîsi vâsıtasıyla Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye

C 15 Ağustos 330 iş`ârınızdan [haberinizden] ve burada görüşdüğümüz ba`z-ı zevâtın [kişilerin] ifâdelerinden Ermenilerin bizimle müştereken [ortak olarak] harekete mütemâyil [taraftar] olmadıkları anlaşılmışdır. Binâ'en-`aleyh meslek-i müttehazımızın [yürürlükte olan ilkelerimizin] kendilerinden ketmi [saklanması] îcâb ediyor. Ma`a-hazâ [bununla beraber] Ermeni vatandaşlarımızın refâh ve sa`âdeti esâsen hükûmet ve cemiyetce fevka'l-`âde [olağanüstü] mültezem [gerekli] olduğundan bu husûsda îcâb eden temînâtın i`tâsıyla [güvencelerin verilmesiyle] kalblerinin tatmînine gayret olunması dirâyetinizden [bilginizden] muntazar [beklenilmektedir].

Midhat Şükrü

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim, doğrudur, tahattur ediyorum [hatırlıyorum]. Evvelce bendenizden böyle bir şey' sormuşlardı. Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey, seferberlik zamânında muhârebenin i`lânından mukaddem [önce] evvelce de `arz etdiğim vechile [sebeple] hidemât-ı vatanîye [vatanî hizmetleri] emeliyle oraya gitmişdi. Orada bulunan Ermenilerle dâ'imâ münâsebâtda bulunuyorduk. Her vakit Taşnaksiyunlarla intihâbâtda [seçimlerde] birlikde hareket ediyorduk. Yine onlarla görüşüb bizim tarafımızdan olduğu gibi onlar da `aynı zamânda muhârebe içün hâzırlıkda bulunsunlar, müdâfa`a-yı vatana çalışsunlar; dedik. Fakat anlaşılıyor ki vâki` olan müzâkereleri [görüşmeleri] müntic-i muvaffakiyet olamamış [başarı sebebi olamamış]. Açıkdan açığa biz Türklerle teşrîk-i mesâ`î [işbirliği] edemeyiz bir harb olursa bî-taraf [tarafsız] kalacağız, demişler. Onun üzerine biz de Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'den yazdığımız cevâbda: -Tabî`î kendisine açık yazmak câ'iz [uygun] olamaz diye Dâhilîye Nezâreti vâsıtasıyla bu telgrafı gönderdik- Siz kendileriyle görüşünüz ve lâzım gelen sûretde anlaşmağa, hüsn-ü mu`âmeleye [iyi davranmaya] çalışınız; dedik. Ve bu, hükûmete müdâhale değil; bi'l-`akis [aksine] efrâd-ı `anâsır-ı `Osmânîye [Osmanlı unsurlarını/milletlerininn fertleri] arasında hüsn-ü âmîzişin [iyi geçinmenin] muhâfazası için rumûz ile [manası gizli olarak] yazılmış bir şey'dir. Muhârebeden evvel yazılmışdır.

Re'îs- Velev ki evvel [öyle] olsa da müdâhaleyi işrâb etmez [içermez] mi?

Midhat Şükrü Bey- Ne gibi müdâhale Paşa hazretleri? Biz dâ'imâ Ermenilerle temâsda idik. Bütün intihâbâtda [seçimlerde] Taşnaksiyunlarla nâmzedlerimizi [adaylarımızı] müştereken [ortaklaşa] yapardık. Onlar bizim nâmzedlerimize, biz de onlarınkine re'y [oy] verirdik. Bu sûretle ârzû olunan nâmzedler intihâb olunurdu [seçilirdi]. Bu muhârebe esnâsında berâber hareket etmek üzere teşebbüsde bulunmasını söylemişiz. Fakat teşebbüslerinde muvaffak olamamışlar. Muvaffak olamadıklarını sonra anladık. Bunun üzerine biz yine hüsn-ü mu`âmele ve hüsn-ü âmîzişin [iyi davranma ve geçinmenin] muhâfaza edilmesini yazmışız. Bu, esâsen hükûmet işi değil, tamâmen fırka işidir. <72Sl>

Re'îs- Muhârebenin i`lânından evvel demek böyle bir hisde bulundunuz?

Midhat Şükrü Bey- Nede efendim?

Re'îs- Muhârebenin i`lânından evvel muhârebenin vukû` bulacağını demek anlayordunuz?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. Seferberlik i`lân olunması dolayısıyla her şey' ihtimâl dâhilindedir. Seferberlik demek, hâzır ol demek değil mi efendim?

Re'îs- O vakit devletin vaz`iyeti müsellah bî-taraflık [silahlı tarafsızlık] idi. Bunun için seferberliğin i`lânı zarûrî [zorunlu] idi.

Midhat Şükrü Bey- Bî-taraf [tarafsız] efendim.

Re'îs- Müsellah bir bî-taraflıkdır. Seferberlik i`lânıyla mutlakâ harb olması lâzım gelmez.

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. Rusya tarafından şâyed bir ta`arruz vâki` olursa [gerçekleşirse] hâzır bulunmak içün yapılmışdır.

Re'îs- Okuyunuz.

(Dâhilîye Nâzırı Tala`at Bey vâsıtasıyla Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey tarafından Merkez-i `Umûmî'ye [genel merkez] çekilen ve bâlâda [yukarıda] münderic [mevcut] bulunan telgrafnâme tekrâr okunur)

Dâhilîye Nâzırı Talaat Bey vâsıtasıyla Merkez-i `Umûmî'ye İsmâ`îl Hakkı Beyin vusûlü [gelmesi] üzerine...

Re'îs- Görüyorsunuz ki Merkez-i `Umûmî hareket-i harbîyeye, tedâbir-i harbîyeye [harp hazırlıklarına] bile karışdırılıyor.

Midhat Şükrü Bey- Efendim Merkez-i `Umûmî'yi vâsıta ittihâz ediyor [kullanıyor]. Bendeniz emînim ki ya Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya veyâ Harbîye Nezâreti'ne gönderilmişdir. Çünki işin ta`kîbi içün bize her tarafdan muhâberât [haberleşmeler] vâki` olurdu.

Re'îs- Geçende bizim şifremiz yokdu, buyurdunuz.

Midhat Şükrü Bey- Şifremiz yok. Bizim şifremiz değil.

Re'îs- Ya`nî Dâhilîye Nezâreti'ne yazacağına doğrudan doğruya size yazabilirdi.

Midhat Şükrü Bey- Dâhilîye Nâzırı'na yazdığından da anlaşılıyor ki bizim şifremiz yokdur. Şifremiz olmadığına en büyük delîl doğrudan doğruya Dâhilîye Nezâreti'ne gönderilmesidir.

Re'îs- Pek a`lâ Dâhilîye Nâzırı'nı tavsît [araç] etmesinden maksad nedir? Demek oluyor ki böyle yapmak bir mecrâ-yı tabî`î [doğal yol] sırasına girmiş.

Midhat Şükrü Bey- Açık yazamayor. Kapalı yazmak için de oradaki vâlîye ricâ ediyor.

Re'îs- Arkasındaki karârı okuyunuz:

(Zabıt Kâtibi Şefîk Bey okur)

Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye

Mâdâm ki orada işiniz kalmamışdır... ilh

Midhat Şükrü Bey- Evet efendim yine Doktor Nâzım Bey -ma`lûm-u `âlîniz [biliyorsunuz ki] Teşkîlât-ı Mahsûsa'da idi; zamân geçmekle berâber tahattur ediyorum [hatırlıyorum]- Kafkasya cihetine [yönüne] bir hurûc [ülke sınırları dışında saldırı] hareketi yapacaklardı. Ya`kûb Cemîl Beyle, bir takım <73Sa> kuvvetlerle birleşerek o ta`arruzu yapmak için gideceklerdi, zannederim. Biz de onun üzerine cevâb yazmışız.

Re'îs- Peki, bu karârı siz mi yazdınız?

Midhat Şükrü Bey- Teşkîlât-ı Mahsûsa'dan veyâ Harbîye Nezâreti'nden mi bir yerden olacak efendim. Fakat her hâlde bir tarafdan lüzûm gösterilerek yazılmışdır. Orada bulunan Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin su'âli üzerine Merkez-i `Umûmî [genel merkez] `â'id olduğu dâ'ireye yazmış, Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye teblîgden [bildirisinden] `ibâretdir. Vazîfesi bu. Ya`nî işe doğrudan doğruya mübâşeret etmiş [başlamış] değil. O gösterdiği imzâ'ları tahattur etmiyorum [hatırlamıyorum].

Re'îs- Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye bir hidmet-i vatanîye [vatanî hizmeti] der-`uhde etmek [üstlenmek] üzere me'zûniyet [izin] verilmiş, dediniz. Şu hâlde o hidmet-i vatanîyeyi îfâ' edinceye [yerine getirinceye] kadar sizinle bir `alâkası kalmayacak. O `alâkasını kesmiyor, muttasıl [aralıksız] yazıyor.

Midhat Şükrü Bey- Her hâlde Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'de a`zâlığı [üyeliği] vardır efendim. Orada Merkez-i `Umûmî'ye müte`allik [ait] bir vazîfe ile meşgûl değil. Başka bir vazîfe ile gitmiş. Yalnız Bahâ'e'd-dîn Beyden değil; bir çok yerlerden gelirdi. Ba`z-ı ber-inhâ' [atama yazı] gelirdi. Bir yere ber-inhâ gönderilmiş. Hadememizden birisine veriyoruz. Ta`kîb ediyoruz. Çıkarub cevâb veriyoruz. Mutlakâ o inhâ'nın [atama yazısının] bize gelmesi, o inhâ'yı bize gönderen adamla `alâkamız olmasını intâc etmez [sonucunu doğurmaz] Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beyin telgrafı da o kabîldendir [türdendir]. Ya`nî Merkez-i `Umûmî bu işlerle meşgûl olmamışdır.

Re'îs- Ama bunun delâleti [işareti]?

Midhat Şükrü Bey- Bir delâletde bulunabilir. Hidmet-i vatanîyedir [vatanî hizmet]. Herkes delâletde bulunabilir.

Re'îs- Diyorlar ki Teşkîlât-ı Mahsûsa ile Merkez-i `Umûmî beynindeki [arasaındaki] râbıtayı [bağlantıyı] gösteriyor.

Midhat Şükrü Bey - Hayır efendim, bu nev`-i [tür] kâğıdlar bize başka yerden de gelirdi. Meselâ Hilâl-ı Ahmer'e [Kızılay‘a] `â'id ba`z-ı kâğıdlar gelirdi. Onları Hilâl-i Ahmer'e gönderirdik. Hilâl-i Ahmer cevâbını verirdi; o cevâbı mahallerine teblîg ederdik [bildirirdik]. Daha meselâ Himâye-yi Etfâl [Çocuk Esirgeme] Cem`iyeti bize ta`mîmler [genelgeler] yazdırır idi. Şu`belerinize yazınız, bunlara yardım etsünler; derdi. Kezâ Dârü'l-eytâm [Yetimleri Yurdu] tamâmen mes'ûl [sorumlu] bir dâ'ire olduğu hâlde bize bir çok yerlerde açığı olduğundan bahisle tezkire [resmî yazı] gönderirdi; biz de şu`belerimize yazar, nerede açıkları varsa kapamaları içün ricâ ederdik. Bu, Dârü'l-eytâm ile Merkez-i `Umûmî [genel merkez] arasında bir münâsebet, bir râbıta [bağlantı] olmasına delâlet [işaret] etmez. Bunlar harb zamânında mu`âvenetde [yardım] bulunmak gibi şey'lerdir. Bunlarda muzırr [zararlı] bir şey' görmüş olsa idim kat`îyen delâlet bile etmezdim. Bu, `ale'l-`umûm [genel olarak] bir vâsıta olmakdan `ibâretdir. Merkez-i `Umûmî'de vazîfem olmasa bile elime geçince gider, koşar, cevâb yazar, veririm. Yoksa bir fenâlık çıkacağını hiç tasavvur etmiyordum [düşünmüyordum]. Hiç hâtırıma gelmedi.

Re'îs- Süleymân `Askerî Beyin Merkez-i `Umûmî [genel merkez] ile bir `alâkası var mı? <73Sl>

Midhat Şükrü Bey- O eskiden beri `askerdir. Zâten zâbitlerle [subaylarla] Merkez-i `Umûmî'nin `alâkası olamaz.

Re'îs- Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye keşîde etdiği [çektiği] bir telgraf var ki Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya me'zûniyet-i kâmileyi [bütün izinlere] hâ'iz [sahip] bulunduğunu gösteriyor.

Midhat Şükrü Bey- Ne gibi Paşa hazretleri?

Re'îs- Okuyunuz.

(Zabıt Kâtibi Şefîk Bey okur):

Erzurum Vilâyeti'ne

Şifre

Bi'z-zât hall olunacakdır [çözülecektir] Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye `â'iddir

Trabzon'daki Rızâ' Bey Erzurum Merkez-i `Umûmî a`zâlığına [üyeliğine] intihâb olunmuşdur [seçilmiştir]. Rızâ' Beyin yerine Kâtib-i Mes'ûl [parti sekreteri] Memdûh Bey gönderilecekdir.

9 Teşrîn-i Sânî [Kasım] 33[0]

Süleymân `Askerî

Re'îs- Merkez-i `Umûmî'ye yazıyor.

Midhat Şükrü Bey- Süleymân `Askerî Bey Teşkîlât-ı Mahsûsa'dan yazmış. Erzurum'a yazıyor. Zâten Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya merbût [bağlı] değil mi efendim? Rızâ' Beyi Merkez-i `Umûmî'ye intihâb etdikleri [seçtikleri] içün biz Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya ricâ' ediyoruz, Bahâ'e'd-dîn Şâkir Beye yazınız; Trabzon'daki Rızâ' Beyi bize göndersün. Çünki Rızâ' Bey Merkez-i `Umûmî'ye a`zâ [üye] olmuşdur.

Re'îs - Süleymân `Askerî Beyi tavsît [aracı] etmekden maksad nedir? Bir râbıtası [bağlantısı] olduğu anlaşılıyor.

Midhat Şükrü Bey - Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya merbût [bağlı] değil mi? Bahâ'e'd-dîn Şâkir Bey seferberliği müte`âkib [ardından] bir hidmet-i vatanîye [vatanî hizmet] ile cebheye gitdi. Binâ'en-`aleyh Süleymân `Askerî Beye tâbi`dir [bağlıdır]. Biz de Süleymân `Askerî Beye Rızâ' Beyin buraya gönderilmesi içün ricâ' etmiş olacağız, aradan zamân geçmiş hâtırlayamıyorum.

Re'îs - Erzurum Merkez-i `Umûmîliğine [genel merkezine] gönderiyor Rızâ' Beyi.

Midhat Şükrü Bey - Erzurum'da Merkez-i `Umûmî yok.

Re'îs- Telgrafda öyle.

Midhat Şükrü Bey- Süleymân `Askerî Bey esâsen teşkîlâta vâkıf [hakkında bilgisi] olmadığı için öyle yanlış yazmış olacak.

Re'îs- Telgrafı okuyunuz.




Copyright © 2011-2015 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved