1919-07-05-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-07-05-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 07/22/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Yöneticileri ve Hükümet Üyeleri Davası Ortak Karar Sureti

3604.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhî'ye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkematı Zabıt Cerîdesi

Re'îs : Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Vicâhen [yüzüne karşı] Muhâkemeleri İcrâ' Edilen Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Esbak [eski] Şeyhü'l-islâm Mûsâ Kâzım Efendi, esbak Şeyhü'l-islâm Es`ad Efendi, esbak A`yân Re'îsi Rif`at Bey, esbak [eski] Posta ve Telgraf ve Telefon Nâzırı Hüseyin Hâşim Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Sadr-ı esbak [eski sadrazam] Tala`at Paşa, esbak Harbîye Nâzırı Enver Efendi, esbak [eski] Bahrîye Nâzırı Cemâl Efendi, esbak Ma`ârif Nâzırı Doktor Nâzım Bey, esbak Mâlîye Nâzırı Câvîd Bey, Posta ve Telgraf ve Telefon Nâzırı Oskan Efendi, esbak [eski] Ticâret ve Zirâ`at Nâzırı Süleymân El-Bûstânî Efendi, esbak Ticâret ve Zirâ`at Nâzırı Mustafâ Şeref Bey

KARÂR SÛRETİ

Muhâkemât-ı cârîye [yürütülen muhâkemeler] vechile [üzerine] tarafeynin [iki tarafın] iddi`â ve ifâdât [ifadeleri] ve müdâfa`âtının istimâ`ından [dinlenmesinden] ve bi'l-cümle [bütün] evrâk-ı da`vânın ser-â-pâ [baştan aşağıya] mütâla`a ve tedkîkinden sonra îcâb-ı keyfiyet [durumun gerektirdiği gibi] müzâkere olundukda gerçi maznûnîn [sanıkların] ve vekîl-i müdâfa`aları inkâr-ı töhmet ve taleb-i berâ'at etmekde iseler de makâm-ı iddi`ânın 3, 20, 22 Mayıs 35 ve 9 ve 10 ve 25 Hazîrân 35 târîhlü iddi`ânâmelerinde İttihâd ve Terakkî Cem`iyet-i münfesihasının [feshedilmiş cemiyetin] şahs-ı ma`nevîsi ef`âl [fiiller] ve cinâyât-ı `adîde [birçok suçlar] ile maznûn [sanık] gösterilerek mücrimiyeti [suçluluğu] ve mezkûr şahs-ı ma`nevîyi temsîl eden Meclis-i `Umûmî a`zâlarının cerâ'im-i mebhûse [bahsedilmiş olan suçlar] fâ`illeri olmak üzere muhâkemelerinin icrâ'sı ve cezâ'larının ta`yîni [belirlenmesi] taleb olunmuş olduğundan evvel emirde cem`iyet-i mezkûre [zikredilmiş olan cemiyet] hakkındaki da`vânın tedkîki îcâb-ı maslahatdan [işin gereğinden] görüldüğüne binâ'en [dayanarak] cem`iyet-i mebhûsenin [bahsedilmiş olan cemiyetin] te'essüsünden [kurulduğundan] beri sebkat eden [ilerleyen-artan] ef`âl [fiilleri] ve harekâtı sencîde-yi mîzân [yerinde ve tam] tedkîk edildikde kable'l-inkılâb [inkılaptan önce] ba`z-ı zevâtın [bazı kişilerin] hissiyât-ı vatanperverâneye [vatan sevgisi hislerine] müstenid [dayanan] niyyât [niyetleri] ve tertîbâtı [düzenlemeleri] elyevm [bugün] dahi mestûr [gizli] kalmagla yalnız ba`de'l-inkılâb [inkılaptan sonra] meydânda cereyân eyleyen harekât ve icrâ'ât ber-vech-i zîr [aşağı olduğu gibi] telhîs olunur [özetlenir]:

Hürriyet ve `adâlete susamış olan `Osmânlılar üçyüz yirmi dört senesi Temmuzunun dokuzuncu günü Resne dağlarından feverân eden [kaynayan] galeyânı [coşku] âb-ı zülâl-ı hürriyet [berrak su gibi olan hürriyet] ve bir dârû-yu semâvî [Allah‘ın verdiği bir ilaç] gibi telakkî [kabul] ederek zulm ve i`tisâf [yolsuzluk] yârelerini [yaralarını] tedâvî içün yegâne devâ-yı şifâ'-bahşâ [şifa veren ilaç] olduğuna kanâ`at-ı kâmile [tam bir inanç] ile i`tikâd edüb [iman edip] bir `azm-ı tesliyet-kârâne [kendisini teselli etmekteki kararlılığı ] ile seyl-i hurûşânının [çağlayarak gelen selin] cereyân-ı tabî`î [doğal bir hareket halini] almasına intizâren [bekleyerek] nüfûz ve istîlâsına [yayılasına] kat`îyen mümâna`at etmeksizin [engel olmaksızın] her istediği tarafa meyl [yönelmesini] ve cereyânını [hareketini] serbest bırakarak kemâl-i samîmîyet ve mutâva`atla [tam bir samimiyetle ve boyun eğerek] kâffe-yi harekâtını [bütün hareketlerini] teshîle [kolaylaştırmaya] çalışmış ve cereyân-ı tabî`î [doğal bir hareket halini] aldıkdansonra Memâlik-i vesî`a-yi `Osmânîyenin [Osmanlı‘nın geniş olan memleketlerinin] her tarafına `adâlet ve hürriyeti îsâl edeceğini [götüreceğini] ümîd ederek bu <217Sl> cereyândan ara sıra mahsûs [hiss] olan sadâ-yı hoş-elhân [güzel sesler] ile kuvve-yi tahammülîyesi [dayanma gücünü] takviye olunmuş [kuvvetlendirilmiş] ve güzerân eden [geçen] müddet esnâsında irtikâb olunan [işlenen] hatâyâ-yı siyâsîye [siyasî yanlışlıklar] netâyicinden [sonuçlarından] olarak Memâlik-i `Osmânîye'nin müte`addid [birçok] kıt`aları [bölgeleri] birer vesîle ile elden çıkarılması devr-i sâbık [eski devrin] seyyi'âtı [suçları] olmak üzere gösterilmek sûretiyle te'essürât-ı `umûmîyenin [halkın üzüntülerinin] ta`dîline [değiştirip düzeltmeye] gayret edilmiş ise de tevâlî eden [sürüp giden] zararlar ve İtalya ve Balkan Harblerinin netâyic-i elîmesi [üzücü sonuçları] artık i`âde-yi hürriyetden sonra pek çok zamân geçdiği halde memleketin hüsn-ü idâresi [iyi bir şekilde idaresi] içün bir meslek [yol] ta`yîn ve ta`kîb olunmadığına ve felâkât-ı mütetâbi`a [birbiri ardına gelen felaketlere] müsebbiblerinin [sebep olanların] meydâna çıkarılmasına ciddî bir teşebbüsde bulunulmadığına şübhe bırakmadığından ümîd ve intizârlarının [beklentilerinin] `aksi zuhûr etmesi [olması] teşnegân-ı hürriyeti [hürriyete susayanları] müte'ellim ve endîşnâk [üzüntülü ve düşünceli] kılmış olduğu gibi husûl-ü emel-i millîye [milli emelleri gerçekleştirmeye] çalışdıkları zann ve i`tikâd olunan [sanılan ve inanılan] müteşebbislerden bir takımları makâsid-i ihtirâskârâneye [hırslarını gerçekleştirme niyetine] kapılarak bütün bütün yanlış yollara sapmış, milletin âb-ı zülâl-ı hürriyet [berrak bir su gibi olan hürriyet] telakkî [kabul] etdiği harekât-ı `acîbe [şaşılacak hareketleri] memleketin ba`z-ı aksâmını [bazı kısımlarını] seylâbdan [selden] harâb ve ba`z-ı yerlerini de kuraklıkdan serâb hâl-i esef iştimâline getirmiş [üzülecek hale sokmuş] bulundukları ve bunlar meyânında [arasında] fikr-i teferrüdle [benzeri olmayan bir düşünceyle] türeyüb meydân alan düşüncesizler idâre-yi hükûmeti çığrından çıkarub zâhirî [görünüşte] kânûn-perestlik [kanuna bağlılık] göstererek arkadan arkaya iğfâl ve ızlâl edebilecekleri [aldatabilecekleri ve doğru yoldan çıkarabilecekleri] kesândan [kişilerden] bir hey'et-i fa`âle [fiili yönetim kurulu] vücûde [meydan] getirmiş olduklarından gerek bunlar, gerekse vilâyâtdaki cüz'ler [kısımları] bi't-tedrîc [yavaş yavaş] hükûmeti ele almağa teşmîr-sâk ihtimâm-ı birle [adam akıllı girişerek ve özenle çalışarak] en nihâyet hey'et-i mes'ûle-yi vükelâyı [bakanlar kurulunu] dahi kendi re'y [görüş] ve karârlarına mutâ` [boyun eğen] kılmak üzere Meclis-i `Umûmîlerine idhâl etmekle maksad-ı mebhûslerine [bahsedilmiş olan maksatlarına] tamâmıyla muvaffak olmuş [başarmış] bulundukları ve Mâlîye Nâzırı Câvîd Beyin Meclis-i Meb`ûsân Beşinci Şu`be'sinin fî 24 - 26 Teşrîn-i sânî 334 târîhlü zabıtnâmesinde münderic [mevcut] ifâdât-ı vâkı`asında [geçen ifadelerinde] vâzıhan [açıkça] <218Sa> beyân eylemiş olduğuna göre İttihâd ve Terakkî hey'et-i fa`âlesi [fiili yönetim kurulu] mukadderât-ı millet ve memleketi [memleketin ve milletin kaderinin] ta`yîn ve takrîr husûsunda [belirlenmesi ve kararlaştırılmasında] ol kadar lâ-yuhtîlik [kusursuzluk] ve cür'etkârlık [cesurluk] göstermiş ki hükümdârların bile hodbehod re'y [dik başlı, başına buyruk görüşler] ve irâdelerini [emirler] i`tâ etmedikleri [bildirmedikleri] i`lân-ı harb karârını meclis-i vükelânın arasına [bakanlar kurulunda] vaz` etmeği [ortaya koymayı] bî-lüzûm [gereksiz] görmüş oldukları ve şu sûretle idâre-yi umûrdan [işlerin bu şekilde görülmesinden] netâyic-i hasene [iyi sonuçlar] çıkmayacağı herkesce anlaşılması üzerine ol zamâna kadar muhâlifînin [muhâliflerin] bile hürmet eylediği cem`iyetin harekâtı nezd-i ulü'l-ebsârda [ileri görüşlü olan kimselerin gözünde] şâyân-ı mu'âheze [eleştirmeye değer] görülmesine ve ibtidâ'-yı inkılâbda [inkılabın başlangıcında] bi'z-zarûr[e] [ister istemez] i`lân edilen İdâre-yi `Örfîye'nin [sıkıyönetimin] hemân bilâ-fâsıla temâdî [ara vermeksizin devam] etdirilmesi ve Bâb-ı `Âlî'ye Cem`iyetin erkânı [ileri gelenlerinin] taraflarından idâre olunan bir gürûhun [grubun] müctemi`an [toplu olarak] hücûmuyla Hârbîye Nâzırı Nâzım Paşa ve yâverinin itlâfı [öldürülmesi] ve Kâmil Paşa kabinesi ıskât edilerek [düşürülerek] bir İttihâd ve Terakkî kabinesi teşkîli [oluşturulması] ve bunu müte`âkib [ardından] kabineler zamânında tecrübe-kâr [tecrübeli] ve sâhib-i nâmûs ve iktidâr me'mûrlar çıkarılarak yerlerine mensûbîn-i cem`iyetden [cemiyete üye] bulunanların getirilmesi gibi husûslardan dolayı devr-i mutlakiyeti [mutlakiyet yönetimini] aratdıracak derecede hükm-fermâ [emirleri yürürlükte] olan keyfî idâre ve istibdâddan [baskıcı yönetimden] herkesin bihakkın [haklı olarak] şikâyetde bulunmasına ve hele `anâsır-ı gayr-ı müslimenin [müslüman olmayan unsurların] dahâ ziyâde hoşnûdsuzluk izhâr eylemelerine [göstermelerine] ve bâ-husûs [özellikle] Ermeni milletinin meşrûtiyet-i mübeccelemizin [yüce meşrutiyetimizin] te'mîn-i âsâyiş ve `adâlet edeceği hakkındaki kanâ`atlerinin `adem-i isâbetini [isabetsizliğini] anlayarak kanâ`at-ı sâbıkaları [eski görüşleri] dâ'iresinde âmâl-i millîyelerinin [milli emellerinin] teyessür [kolay ve başarılı bir şekilde] nemâ-yı husûl olabilmesine [gelişip olgunlaşmasına] fursat-cû [fırsat arayan] bir vaz`iyet almalarına sebebiyet verilmiş ve `anâsır beynlerine [unsurlar/milletler arasında] ve hattâ Müslümânların arasına bile kavmîyet ve millîyet mesâ'ili [meselelerinin] ihdâsıyla [ortaya çıkmasıyla] tefrika ve bürûdet ilkâ' edilüb [ayrılık ve soğukluk meydana getirilip] vahdet-i `Osmânîye haleldâr edilmiş [Osmanlı‘nın birliğinin bozulmuş] bulunduğu icrâ' olunan tahkîkât ve tedkîkâtdan ve sâlifü'z-zikr [adı geçen] iddi`ânâmeler mündericâtından [içindekilerden] müstebân olduğuna [anlaşıldığına] ve ber-vech-i âtî [aşağıda olduğu gibi] zikr olunan ve Dîvân-ı Harb'imizce tahakkuk e[t]dirilen [meydana çıkarılan] mevâdd-ı hamsenin [beş maddenin] red ve cerhine [kabul edilmemesine] veyâhûd iddi`â-yı `ademine [iddia etmemeye] imkân bulunamadığından hey'et-i fa`âle-yi mezkûrenin [zikredilmiş olan yönetim kurulunun] İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti'nin şahs-ı ma`nevîsine `atf ve isnâd olunan cinâyât-ı şahsîye-yi mebhûseyi [bahsedilmiş olan şahsî suçları] cem`iyet-i mezbûrenin [zikredilmiş olan cemiyetin] nâmını şâ'ibedâr edecek [lekeliyecek] sûretde vukû`a getirmiş bulunduğuna cümlemizce [hepimizde] kanâ`at-ı vicdânîye [vicdanlarımızı ikna edecek bir görüş] hâsıl olmuşdur [meydana gelmiştir].

İmdi böylece vukû`a getirilmiş olan cinâyât-ı mezkûre [zikrerdilmiş olan suçların] ef`âli [fiillerinin] bi'l-cümle [hepsi] efrâd-ı cem`iyete [cemiyet üyelerine] `atf ve isnâd olunamayub cinâyât-ı mezkûrede [zikredilmiş olan suçlarda] `alâka ve iştirâkleri bulunanların tebeyyün edecek [meydana çıkarılacak olan] derece-yi iştirâklerine [suça katkılarına] göre haklarında îcâbât-ı kânûnîye îfâ‘sı [kanunun gerektirdiğinin yapılması] muktezayât-ı ma`deletden [adaletin gereği olarak] görülmüşdür.

Müdâfa`a vekîlinin müdâfa`a sırasında siyâsî fırkaların mevcûdiyetini muktezâ-yı meşrûtiyetden [meşrutiyetin gereği olarak] göstermesi ve elyevm [bugün] memleketimizde dahi diğer fırkaların dahâ bulunduğunu ve ez-cümle [özellikle] Hürriyet ve İ'tilâf Fırkasının da İttihâd ve Terakkî gibi Merkez ve Meclis-i `Umûmîleri ve şu`beleri olub vükelâdan [bakanlardan] fırka mensûbu olan zevâtı [kişileri] meclislerine da`vet etdiklerini beyân etmesi üzerine cereyân eden müzâkere netîcesinde fi'l-hakîka [gerçekten] meşrûtiyetle idâre edilen hükûmetlerde fırkaların ve partilerin vücûdu lâzım ve lâ-büdd [gerekli] ise de bunlar hükûmet-i icrâ'îyeye [hükümet işlerine] `â'id vezâ'ife [vazifelere] kat`îyen müdâhale edemeyüb mecâlis-i millîyelerdeki [milli meclislerindeki] ekseriyeti te'mîne ma`tûf [yönelik] olan maksadları husûl buldukdan [oluştuktan] sonra mazhar-ı i`timâdları <218Sl> olacak [güvenlerini kazanacak olan] kabineyi re'y ve ictihâdlarına [görüş ve çalışmalarında] tamâmen serbest bırakub yalnız tanzîm olunacak [düzenlenecek] kânûnların kendi programlarına muvâfık [uygun] sûretde vücûde getirilmesine çalışmakdan başka işlere karışamayacakları ve hareketlerini muvâfık [uygun] görmedikleri kabineleri tehdîd ile değil belki `adem-i i`timâd izhârıyla [güvensizlik göstererek] terk-i mevki` eylemelerine [makamlarından ayrılmaları için] sarf-ı gayret edebilecekleri emr-i tabî`î [doğal bir şey] olub memleketimizdeki fırkalara gelince Meclis-i Millî-yi `Osmânî güşâd edilinceye [açılıncaya] kadar ekseriyeti ihrâz eyleyecek [kazanacak] fırka ta`ayyün edemeyeceği [meydan çıkarılamayacağı] bedîhî [besbelli] olmagla berâber hey'et-i icrâ'îye-yi hükûmete [bakanlar kuruluna] icrâ-yı nüfûz ve te'sîr [sızarak etkileme] ve veyâhûd icrâ'âta [hükümet işlerine] müdâhale gibi Kânûn-ı Esâsî'ye mugâyir [aykırı] harekâta veyâ hükûmetin şekl-i kânûnîsini [kanunun belirlediği, belirtiği şeklini] tagyîre [değiştirerek bozmaya] mücâseret [cesaret] edecek her hey'etin `aynı `âkıbete dûçâr olacağı [uğrayacağı] derkâr [belli] bulunduğundan işbu muhâkemenin safahâtına [safhalarına] nazaran vekîl-i mûmâ-ileyhin [adı geçen avukatın] ifâdât-ı mezkûresi [zikredilmiş olan ifadeleri] müdâfa`a sadedinde [niyetinin] hiç bir mâhiyeti hâ'iz [niteliğine sahip] görülememişdir. Ânifen [yukarıda] beyân olunan mevâdd-ı hamse [beş madde] şunlardır:

Birincisi - Dîvân-ı Harb'de rü'yet olunan [görülen] muhâkemât [muhâkemeler] netîcesinde tahakkuk eden [ortaya çıkan] Trabzon, Yozgad, Boğazlıyân taktîl cinâyâtının [katliam suçlarının] İttihâd ve Terakkî erkânından [ileri gelenlerinden] bulunanlar tarafından tertîb ve icrâ' etdirildiği ve esnâ-yı müdâfa`ada der-miyân olunduğu [ileri sürüldüğü] gibi mezkûr cinâyâtın [zikredilen suçların] vukû`undan sonra haberdâr olanlar bulunduğu farz olunsa bile ıttılâ`dan [öğrenildikten] sonra dahi men`-i tekerrürü [tekrarını engelleme] ve evvelkilerin mütecâsirleri [yapmaya yeltenenleri] hakkında bir gûnâ [türlü] teşebbüsâtda bulunulmamış olması.

İkincisi - Re'îs-i `Umûmî Sadr-ı esbak [eski sadrazam] Sa`îd Halîm Paşa, seferberliğin bidâyetinde [başında] sâhilhânesinde [yalısında] da`vet eylediği Merkez-i `Umûmî a`zâlarına harbe iştirâk etmek pek muhâtaralı [tehlikeli] olduğu ve devlet içün en iyi vaz`iyet bî-taraflık [tarafsızlık] olacağı hakkında îzâhât i`tâ [açıklama yaptığı] ve edille irâ'e eylemiş [deliller göstermiş] olduğu hâlde kabûl etdiremediğinde harbe iştirâk edilmiş olduğunu Meclis- i Meb`ûsân'da i`tâ eylemiş [vermiş] olduğu ifâdât-ı mazbûtası [zabıtlara geçmiş olan ifadelerinin] mündericâtından [içindekilerinden] anlaşılması ve İttihâd ve Terakkî murahhas-ı mes'ûllerinden Rızâ' Beyin esnâ-yı muhâkemesinde Trabzon'da teşkîl olunan [oluşturulan] çetelerden i`lân-ı harbi beklemeksizin Rusya memâliği [memleketleri] dâhiline sevk etdiği eşhâs [şahıslar] vâsıtasıyla tecâvüzâtda [saldırılarda] bulunduğunu i`tirâf etmesi ve harbin Meclis-i Vükelâca [bakanlar kurulu tarafından] taht-ı karâra alınmaksızın [karara bağlanmaksızın] i`lân etdirilmesi üzerine ol zamân Mâlîye Nezâretinde bulunan Câvîd Beyle Nâfı`a Nâzırı Çürüksulu Mahmûd Paşa ve Posta ve Telgraf Nâzırı Oskan ve Ticâret Nâzırı Süleymân El-Bûstânî Efendilerin isti`fâları delâletleriyle [yoluyla] harbin hey'et-i mes'ûle-yi vükelânın [bakanlar kurulu] karârlarıyla i`lân edilmeyüb İttihâd ve Terakkî'ce mültezem ve musammem [gerekli ve kesin] olması hasebiyle ihtiyâr [bu yolun seçilmiş] olunmuş idüği.

Üçüncüsü - Sadr-ı esbak [eski sadrazam] Ahmed `İzzet Paşa hazretlerinin ifâdât-ı mazbûtalarından [zabıtlara geçmiş olan ifadelerinden] istinbât olunduğu [anlaşıldığı] üzere müşâr-ileyhin [adı geçenin] Harbîye Nezâretinden isti`fâ eylemelerinin fırkanın müdâhalesi üzerine hâsıl olan [meydana gelen] ihtilâfdan [anlaşmazlıktan] münba`is bulunması [doğması].

Dördüncüsü - İttihâd ve Terakkî İstanbul merkezince i`âşe işlerine me'mûr edilen ve bi'l-âhare [daha sonra] me'mûriyeti Meclis-i `Umûmî ve kongrede kabûl olunan İstanbul murahhası [delegesi] Kemâl Beyin teşkîl etmiş [kurmuş] olduğu evvelen [ilk olarak] bir hey'et-i ticârîye ve ba`dehü [sonra] ba`z-ı şirketler ve cem`iyetlerle mu`âmelât-ı ticârîyeyi [ticarî işlemleri] yed-i inhisârlarına [kontrolü altına] alarak <219> halkın varını yogunu ellerinden almış olmalarından servet-i `umûmîyenin eşhâs-ı ma`dûdeye [belirli şahıslara] ve sâlifü'z-zikr [zikredilmiş olan] şirketlere intikâl etdirilmesi [geçirilmesi] hem bir çok `Osmânlıların noksânî-yi tagaddîden [beslenme eksikliğinden] yâ ma`lûl [sakat] kalmalarına veyâhûd vefâtlarına ve bi'n-netîce [sonuç olarak] kuvâ-yı müdâfa`a-yı devletin [devleti savunma güçlerinin] tenâkusuna [eksilmesine] sebebiyet verilmiş olduğu ve `aynı zamânda hükûmete `â'id vezâ'ife [vazifelere] İttihâd ve Terakkî İstanbul merkezinin müdâhale etdirilmiş bulunduğu 332 senesi kongresinde kırâ'at olunub [okunup] ma`a't-takdîr [beğeniyle] kabûl olunan lâyiha [tasarı-bildiri] mündericâtından [içindekilerden] ve bu husûs hakkındaki istîzâha [açıklama istenmesine] cevâben Şehremânetinden mevrûd [gelen] tezkere-yi cevâbîye melfûfâtından [cevap pusulasına eklenmiş evraktan] müstebân olduğu [anlaşıldığı].

Beşinci - Şeyhü'l-islâm-ı esbak [eski Şeyhülislam] Mûsâ Kâzım Efendinin Meclis-i A`yan'da mehâkim-i şer`îyenin [şerî mahkemerin] `Adlîye Nezâretine nakli müzâkere olduğu sırada îrâd olunan [sorulan] su'âle cevâben benim re'yimi [görüşümü] su'âl etmeyiniz. Bunu böyle fırka istiyor böyle olacak demiş olması ve esnâ-yı muhâkemede husûs-ı mezkûru [zikredilmiş olan konuyu] tavzîh ve tasdîk eylemesi [açıklaması ve doğrulunu onaylaması] dahi fırkanın devlet umûruna [işlerine] müdâhalesini gösterdiği. İşte bâlâda [yukarıda] ta`dâd olunan [sayılan] mevâdd-ı hamse [beş madde] ve tevâtüren şâyi` [ağızdan ağıza yayılarak duyulmuş] olan netâyiciyle [sonuçlarıyla] tahakkuk eyleyen [ortaya çıkan] husûsât-ı sâ'ireden [diğer konulardan] devletin umûrundan [işlerinden] bir kısm-ı mühimmini [önemli kısmını] vükelâ-yı devletin [devletin bakanlarının] re'y ve ictihâdlarıyla [görüşleriyle] temşiyet eylemelerine [yürütmelerine] meydân verilmeyerek âmâl ve makâsid-i husûsîyeye [özel maksatlar ve emellerine] göre bi'l-müdâhale [müdahaleyle] sevk edilmiş olmaları tahakkuk eylediğine [ortaya çıktığına] binâ'en [dayanarak] hükûmet-i `Osmânîyenin şekl-i kânûnîsini [kanunun belirtiği yönetim şeklini] vücûda getiren kuvâ-yı selâse [üç kuvvetin; yasama, yürütme ve yargı] fevkinde [üstünde] dördüncü bir kuvve-yi tehdîdîye vücûde getirilmek sûretiyle tagyîr edilmiş [değiştirip bozmuş] olduğu tezâhür eylemekle [meydan çıkmasıyla] cerâ'im-i mebhûseden [bahsedilmiş olan suçlardan] dolayı İttihâd ve Terakkî şahs-ı ma`nevîsi temsîl eden Meclis-i `Umûmî a`zâlarından ve hâl-i firârda [firarî] bulunanlardan esbak Sadr-ı a`zam [eski sadrazam] Tala`at Paşa ile esbak Harbîye Nâzırı silk-i `askerîden [askerlik mesleğinden] matrûd [kovulmuş] Enver ve esbak [eski] Bahrîye Nâzırı kezâlik [keza] silk-i `askerîden [askerlik mesleğinden] matrûd [kovulmuş] Cemâl ve Ma`ârif Nâzır-ı esbakı Doktor Nâzım Efendilerin fâ`il-i asıl olmak üzere mücrimiyetlerine [suçlu olduklarına] ve meclis-i mezkûr [zikredilmiş olan meclis] a`zâsından olub kezâlik [keza] hâl-i firârda [firarî] bulunan esbak [eski] Mâlîye Nâzırı Câvîd ve Ticâret ve Zirâ`at Nâzırı Mustafâ Şeref Beylerin dahi fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suçlu] oldukları anlaşılmakla olvechile [bu şekil üzerine] mücrimiyetlerine [suçlu olduklarına] müttefikan [oybirliğiyle] ve yine Meclis-i `Umûmî-yi mezkûr a`zâsından hâzır-bi'l-muhâkeme [mahkeme huzurunda hazır olan] esbak [eski] Şeyhü'l-islâm Mûsâ Kâzım Efendinin her ne kadar müdâfa`a vekîli ve müdde`î-i `umûmînin [savcının] beyânâtında erbâb-ı fazl ve kemâlden [olgunluk ve erdem sahiplerinden] ve ekmelîn-i ricâl-i `ilmîyeden [önde gelenler alimlerden ve en kusursuzlarından] olmaları ve evsâf-ı mümtâzeleri [özel-önemli sıfatları] hasebiyle cinâyât-ı mezkûreye [zikredilmiş olan suçlara] iştirâkleri tasavvur edilemeyeceği [düşünülemeyeceği] der-miyân edilmiş [ileri sürülmüş] ise de bidâyet-i inkılâbdan [inkılabın başlangıcından] beri cem`iyet-i mezbûrenin [zikredilmiş olan cemiyetin] erkân-ı mühimme ve nâfizesinden [önemli ve önde gelen adamlarından] bulunması müdde`î-i `umûmî [savcı] ve vekîl-i mûmâ-ileyhümâ [adı geçen avukat] gibi tahsîl-i `âlî [yüksek öğrenim] görmüş zevâtı [kişileri] bile hüsn-i zanna [hakkında iyi düşünceler beslemeye] mecbûr etdiği hâlde tahsîli derece-yi kâfîyede [yeterli] olmayanlarla cühelâ-yı halk [cahiller insanlar] arasında cem`iyetin icrâ'âtını ma`kûl ve meşrû` [akla ve şerîata uygun] göstererek tashîh-i zu`m ve zehâb eylemelerine [yanlış ve boş fikirlerini düzeltmelerine] ve mâni` olacak bir `âmil [sebep] olmuş olması ve `inde'l-muhâkeme [mahkeme huzurunda] İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin şu`be-yi `ilmîye ve dînîyesini idâre etdiğini beyân etdiği hâlde muhteviyâtı [içeriği] mugâyir-i şer`-i şerîf bulunan [şerîata aykırı olan] ba`z-ı âsâr ve mev`izeler [bazı eserler ve öğütler] hakkında îrâd olunan [sorulan] su'âle âsârı [eserleri] görmediğini beyân edüb ancak bulunduğu mev`izede [öğütlerde] bahs olunan husûsâtı muvâfık [uygun] bulmadığını ifâde eylediği hâlde husûsât-ı mezkûrenin [zikredilmiş olan konuların] men`i içün hiç bir teşebbüsde bulunmadığını i`tirâf eylemesi ve yine esnâ-yı muhâkemede İttihâd ve Terakkî'den çıkmağı İslâmiyetden çıkmağa teşbîh etmesi [benzetmesi] mervî olan fazl ve kemâliyle [söylenen erdem ve olgunluğu ile] tevfîk olunamayacak [uyuşmayan] bir zihniyete mâlik [sahip] olduğuna <219Sl> delâlet [işaret] etmesi esbâb-ı müşeddideden [kuvvetlendirici sebeplerden] bile `add [kabul] olunabilür ise de isticvâbât [alınan ifadeler] ve tahkîkât-ı vâkı`adan [geçekleştirilen araştırmadan] müşâr-ileyhin [adı geçenin] fî'l-hâl [şimdi] cem`iyetin şu`be-yi `ilmîyesi ile ziyâdece meşgûl olmasından dolayı cinâyât-ı mebhûse [bahsedilmiş olan suçları] mürettib-i aslîleri [yaptıranlar] meyânında [arasında] bulunmayub fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suçlu] görülmüş olmagla olvechile [bu şekilde] mücrimiyetine [suçlu olduğuna] cürmün [suçun] sübûtunda [gerçekleşmesinde] ittifak [birleşme] ve vasfında [niteliğinde] ekseriyet-i sülüsân-ı ârâ ile [üçte iki çoğunlukla] ve Meclis-i A`yân-ı sâbıkı Rif`at Beyin İttihâd ve Terakkî'ye intisâbı [katıldığı] sâbit [ispat] olamadığından ve ef`âl ve cinâyât-ı mebhûseye [bahsedilmiş olan fiiller ve suçlara] iştirâk etmediği anlaşıldığından berâ'atine ve sebeb-i âhere [başka bir sebepten] mebnî [dolayı] mevkûf [tutuklu] olmadığı takdîrde tahlîye-yi sebîline [salıverilmesine] ittifâkla [oybirliğiyle] ve esbak [eski] Posta ve Telgraf Nâzırı Hâşim Beyin Berlin'de bulunduğu zamân rızâ'sı alınmadan intihâb edilmiş [seçilmiş] ve İstanbul'a `avdetinde [döndüğünde] i`tizârına ragmen ta`yîn olunmuş ve zamân-ı nezâreti [bakanlık zamanı] İttihâd kabinesinin son senelerine müsâdif olduğundan [rastladığından] da`vet-i vâkı`a [davet edilmesi] üzerine ancak üç def`a bulunduğu Meclis-i `Umûmî'de nizâmnâme hâricinde müzâkere cereyân etmemiş ve bi'z-zât müzâkereye iştirâk etmeyüb sâmi` [dinleyici] olarak kalmış olduğu hakkındaki ifâdesi tahkîkâtla mü'eyyed [doğrulanmış] bulunduğuna binâ'en [dayanarak] berâ'atine ve anın [onun] dahi sebeb-i âherden [başka bir sebepten] dolayı mevkûf [tutuklu] olmadığı hâlde tahlîye-yi sebîline [salıverilmesine] ekseriyet-i ârâ [oy çoğunluğu] ile karâr verildikden sonra ta`yîn-i cezâları [cezalarını belirlenmesi] müzâkere olundukda merkûmûndan [adı geçenlerden] Tala`at ve Enver ve Cemâl ve Doktor Nâzım'ın hareketleri a`zam cürmlerinden [büyük suçlardan] dolayı Mülkîye Cezâ Kânûnnâme-yi Hümâyûnu'nun kırk beşinci mâddesinin birinci fıkrası ve Câvîd ve Mustafâ Şeref ve Mûsâ Kâzım'ın mezkûr mâddenin fıkra-yı sânîyesi [ikinci fırkası] delâletleriyle [ışığında] Kânûn-ı Hümâyûn-ı mezkûrun elli beşinci mâddesinin fıkra-yı ahîresine [son fırkasına] muvâfık [uygun] ve fıkarât-ı mezkûrede [zikredilmiş olan fıkralarda] eşhâs müte`addide [birkaç şahıs] bir cinâyet veyâ bir cünhayı [küçük suçu] müttehiden [birlikte] îkâ` eder [yapar] veyâhûd ef`âl-i müte`addideden [birkaç fiilden] mürekkeb olan [oluşan] bir cinâyet veyâ cünhada [küçük suçta] bir takım eşhâsdan [şahıslardan] her biri cürmün [suçun] husûlü [gerçekleştirilmesi] maksadıyla ef`âl-i mezbûreden [zikredilmiş olan fiillerden] birini veyâ bir kaçını icrâ' eylerse eşhâs-ı mezkûreye [zikredilmiş olan şahıslara] hem-fi`il [suç ortağı] denür ve cümlesi [hepsi] fâ`il-i müstakil [tek bir fail] gibi mücâzât olunur [cezalandırılır] Kânûn-ı Esâsî'yi ve hükûmetin şekil ve hey'etini veyâ Saltanat-ı Senîyenin usûl-ü verâsetini [Osmanlı İmparatorluğu‘nun taht varisliği yöntemini] tagyîr [bozmaya] ve tebdîl [değiştirmaye] veyâ imhâ'ya cebren [zorla] teşebbüsü sâbit [ispat] olan şahıs i`dâm olunur

Bir cinâyet veyâ cünhanın [küçük suçun] îkâ`ında [yapılmasında] fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suçlu] olanlar kânûnun sarâhati [açıklığı] olmayan yerlerde ber-vech-i âtî [aşağıda olduğu gibi] mücâzâta dûçâr olurlar [cezalandırılırlar] eğer fi`il-i aslî i`dâm veyâ mü'ebbed kürek cezâlarını müstelzem [gerektirmekte] ise fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suçlu] olanlar hakkında on seneden aşağı olmamak üzere muvakkat [geçici] kürek... cezâsı hükm olunur `ibârâtını nâtık olduğundan [cümleleriyle bildirildiğinden] işbu fıkarât-ı kânûnîye [kanun fıkralarının] ahkamına [hükümlerine] tevfîkan [uygun olarak] bunlardan Tala`at ve Enver ve Cemâl ve Doktor Nâzım'ın i`dâmlarına ve Câvîd ve Mustafâ Şeref ve Mûsâ Kâzım'ın on beşer sene müddetle küreğe konulmalarına ve firârîlerin hukûk-ı medenîyeden bi'l-ıskât [düşürülmeleriyle] emvâl-i mahcûzalarının [haczedilmiş olam mülklerinin] usûlü dâ'iresinde idâre etdirilmesine ve müşâr-ileyhümâ [adı geçen] Rif`at ve Hâşim Beylerin haklarındaki müttehiz [kabul edilen] berâ'at karârının umûr-ı me'mûrelerine [memurluk işlerine] `â'id husûsâtdan dolayı ilerüde Dîvân-ı `Âlî'de icrâ'-yı muhâkemelerine mâni` teşkîl edememesine ve esbak [eski] Posta ve Telgraf Nâzırı Oskan ve esbak Ticâret Nâzırı Süleymân El-Bûstânî Efendilerin bir çok zamân evvel Avrupa'ya `azîmet etmiş [gitmiş] oldukları tahkîkât-ı vâkı`adan anlaşıldığı cihetle ahvâl-i hâzıradan [son durumlardan] nâşî [dolayı] da`vet edildiklerinin kendilerince ma`lûm olamaması [bilinmemesi] ve mesmû`ları [haber almış] olsa bile buraya `avdet edebilmeğe kâdir olamamaları muhtemel idüğinden <220Sa> tefrîk-i da`vâlarına [davalarının ayrılmasına] Tala`at ve Enver ve Cemâl ve Doktor Nâzım ve Câvîd ve Mustafâ Şeref ile Oskan ve Süleymân El-Bûstânî Efendilerin gıyâblarında [kendileri olmaksızın] ve Rif`at ve Hâşim Beylerle Mûsâ Kâzım'ın vicâhlarında [yüzlerine karşı] müttefikan [oybirliğiyle] karâr verildi.

6 Şevvâl 337 ve 5 Temmuz 335

Dîvân-ı Harb-i `Örfî a`zâsından Dîvân-ı Harb-i `Örfî Re'îsi

Erkân-ı Harbîye Mîrlivâ'larından Erkân-ı Harbîye Ferîkânından

`Alî Nâzım Mustafâ Nâzım bin Ahmed

Dîvân-ı Harb-i `Örfî a`zâsından

Piyâde Mîralaylarından

Receb Ferdî bin Mehmed `Alî

İşbu karâra iştirâkla berâber delâ'il-i mevcûdeye [mevcut delilere] ve kendi i`tirâfâtına nazaran maznûn-ı `aleyhümden [sanıklardan] Hâşim Beyin dahi fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suçlu] olmak üzere mücrimiyeti [suçlu olduğu] re'yindeyim [görüşündeyim]. Dîvân-ı Harb-i `Örfî a`zâsından

Erkân-ı Harbîye Mîrlivâ'larından

Mehmed Zekî

Mûsâ Kâzım Efendinin i`tirâfât-ı vâkı`asına nazaran husûsât-ı mesrûdede [söylediği konularda] Merkez-i `Umûmî'nin cinâyât îkâ`ından [suçlardan] berâ'at kanâ`atinde olduğu gibi vezâ'if-i `ilmîye ve dînîyesini [dinî ve ilmî vazifelerini] bile merkez-i mezkûrun [zikredilmiş olan merkezin] setr-i seyyi'âtına [gizli suçlarına] hâdım [hizmetçi] kılarak hiç <220Sl> bir fenâlığa mümâna`at etmemiş [engel olmamış] ve terk-i makâm eylememiş olduğundan kendüsinin fâ`il-i asıl olduğuna ve Hâşim Beyin dahi kendi i`tirâfâtına göre Merkez-i `Umûmî'ye kalben merbût [bağlı] ve sâdık olarak zamânında veyâ evvel vukû`bulmuş fenâlıkların, cinâyâtın [suçların] hiç birisine karşı i`tirâzda bulunmamış ve muhâkeme günlerine kadar da merkez-i mezkûrun [zikredilmiş olan merkezin] cinâyâtdan [suçlardan] berî idüğine kâni` bulunmuş [temiz olduğuna kanmış] olduğundan fer`an zî-medhal idüğine [ikinci dereceden suçlu olduğuna] tarafdârım.

Dîvân-ı Harb-i `Örfî a`zâsından

Erkân-ı Harbîye Mîrlivâ'larından

Mustaf bin `Azîz

Süleymân

İşbu mazbata-yı hükmîye [hüküm tutanağı] zîrinde [altında] mevzû` [konulmuş] mühürlerin Dîvân-ı Harb-i `Örfî a`zâsının [üyelerinin] mühr-ü zâtîleri [özel mührü] olduğu tasdîk olunur [onaylanır].

5 Temmuz 335

Dîvân-ı Harb Nâzım

`Örfî

__________________________________________________________________________

Dîvân-ı Harb-i `Örfî Zabıt Hey'eti Âmiri

`Âbidin Dâver

Takvîm-i Vekâyi` 3604, S. 217-220: Karâr Sûreti



Copyright © 2011-2015 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved