1919-05-04-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-05-04-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 05/08/1919
Last updated: 03/23/2012


İttihat ve Terakki Partisi Yöneticileri Davası: İkinci Oturum

3543.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i Umûmî [savcı] Mu`âvini: Reşâd Bey

İKİNCİ MUHÂKEME

Pâzâr: 4 Mayıs 1335

Vicâhen [yüzlerine karşı] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Sa`îd Halîm Paşa, Halîl Bey, Ahmed Nesîmî Bey, İbrâhîm Bey, Tala`at Bey, Rızâ' Bey, Midhat Şükrü Bey, Ziyâ' Gökalp Bey, Kemâl Bey, Şükrü Bey, Cevâd Bey, `Âtıf Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Tala`at Efendi, Enver Efendi, Cemâl Efendi, Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

20 1

Halîl Bey- Paşam müsâ`ade buyurursanız bir istid`â'mız [dilekçemiz] var. Hey'et-i celîleye [yüce kurula] takdîm edeyim (istid`â'yı makâm-ı riyâsete takdîm eder)

Re'îs- (Zabıt Kâtibine hitâben) Buyurun istid`âyı okuyunuz.

Reşâd Bey- (Müdde`î-i `Umûmî [savcı] Mu`âvini) Paşa hazretleri müsâ`ade buyurursanız usûl-ü muhâkemeye `â'id ufak bir fıkra `arz edeceğim. Tarafeyn [iki tarafın], vazîfe mes'elesine dâ'ir iddi`â ve müdâfa`a nâmelerini söylemiş oldukları cihetle [sebeple] mes'ele, mahkeme karârına mu`allakan [bağlı olarak] kalmışdır. Ya`nî ihtimâl ki Halîl Bey efendi tarafından verilen `arz-ı hâlin [dilekçenin] mahkeme karârına ta`alluku [ilişkisi] olabilir. Şu hâlde, mahkemenin karârının teblîginden sonra okunması usûl-ü muhâkeme kavâ`idi îcâbâtındandır [kurallarının gereklerindendir].

Re'îs- Zâten karârda mündericdir [kararın içinde mevcuttur] (Zabıt Kâtibine hitâben) Karârnâmeyi okuyunuz: <15Sl> Keyfiyet [durum] müdâfa`a vekîllerinin irâ'e eyledikleri [gösterdikleri] dört nokta-i nazardan [görüş açısından] tedkîk ve müzâkere olundukda [incelendikten ve görüşüldükten sonra]: Birinci nokta-i nazar [görüş] hakkında iddi`â ve karârnâme tedkîk edilmekle anlaşılıyor ki makâm-ı iddi`ânın muvazzahan [açık olarak] der-miyân eylediği [söylediği] vechile [sebeple] İttihâd ve Terakkî Cem`iyet-i münfesihasının [feshedilmiş cemiyetin] şahs-ı ma`nevîsi cerâ'im-i `adîde [bir çok suç] ile taht-ı ithâm ve mes'ûliyetde bulundurulmakda idüğinden [suçlamakta ve sorumlu olduğundan] cem`iyet-i mezkûrenin [zikredilmiş olan cemiyetin] Merkez ve Meclis-i `Umûmîleri [genel merkez ve meclisi] a`zâlıklarında [üyeliklerinde] bulunmuş olan maznûnînin [sanıkların] cerâ'im-i mezkûrenin [zikredilmiş olan suçların] vukû`una sebebiyet vermiş ve bu cümleden olarak Tehcîr Kânûnu'nun tatbîkâtı [uygulamaları] sırasında mecâlis-i mezkûrenin [zikredilmiş olan meclislerin] şuraya buraya ta`yîn ve i`zâm eyledikleri [gönderdikleri] murahhaslar [delegeler] ve me'mûrlar ma`rifetleriyle tertîb olunan [düzenlenen] cinâyâtın kâffesine [cinayetlerin hepsine] vukûfları [haberleri] bulunduğu ve inzimâm-ı re'yleriyle [fikrî katılımlarıyla] tahaddüs etmiş [meydana gelmiş] olduğu irâ'e olunan [gösterilen] delâ'il-i mukanna`a [gizli deliller] ve vesâ'ik-i `adîde [bir çok belge] ile isbât edilmekde ve cerâ'im-i mezkûrenin [zikredilmiş olan suçların] vukû`una <16Sa> müzâheretde [yardımda] bulunmuş olmak üzere itham olunmakda [suçlanmakta] olmalarına karşu cerâ'im-i mebhûsenin [bahsedilmiş olan suçların] bi'l-cümle [bütün] teba`a-yı `Osmânîyenin muhâfaza-yı hukûk ve hayâlarını zâmin ve mütekeffil [kefil] olmaları lâzım gelen hey'et-i hükûmet erkânının [bakanlar kurulunun] vükelâlık umûrundaki [bakanlık işlerindeki] hatî'ât [yanlışlıklar] ve seyyi'âtlarından [kötülüklerinden] münba`is olduğunu [doğduğunu] iknâ` içün serd edilen [söylenilen] husûsât hiç bir vechile [sebeple] muhıkk [haklı olarak] ve nefsü'l-emre [gerçekten] muvâfık [uygun] görülemediğinden merdûd [reddedilmiş] ve Teşkîlât-ı Mahsûsa doğrudan doğruya Merkez-i `Umûmî'nin zîr-i idâresinde [idaresi altında] bulunmuş olsun veyâhûd bir dâ'ire-yi resmîyeye mensûb [üye] şu`be-yi idâre `add [kabul] edilsün maksad ve tarz-ı teşkîli [kurulma şekli] mevzû`-u bahs [söz konusu] olmayub zâhiren [görünürde] harb gâyelerini istihsâl [yerine getirilmesi] uğurunda istihdâm olunacağı [kullanılacağı] işâ`a edilen [duyurulan] Teşkîlât-ı Mahsûsa'ya mensûb [üye] efrâd meyânına [arasında] li-maksadin [maksatları gereği] idhâl edilmiş olan bir takım mücrimîn [suçluları] ve serserîleri tehcîr kâfilelerine suver-i muhtelifede [değişik şekilde] taslît ederek [sataştırarak] ifnâ' [yok etme] ve taktîl [katliam] ef`âlini [fiillerini] kuvveden fi`ile çıkarmakda istihdâm edilmekle [kullanılmakla] bir çok `â'ilelerin mahv ve nâ-bûd [yok] olmalarına rızâ' göstermiş ve müzâheretde [yardımda] bulunmuş oldukları iddi`âsını kuvvetden düşürecek mâhiyeti [niteliği] hâ'iz olmayan müdâfa`âtdan ma`dûd bulundukları [sayıldıkları] gibi ikinci nokta-i nazarda [görüşte] bast olunan [uzun uzun anlatılan] farzîyât [varsayımlar] hey'etimizin hâric-ez-vazîfe [görevi dışında] Kânûn-ı Esâsî'mizin [30, 31]nci mâddelerinde beyân olunduğu vechile [şekliyle] hükûmetin siyâset-i `umûmîyesinden dolayı muhâkeme icrâ'sını tasavvur etmediği [düşünmediği] ve ancak makâm-ı iddi`ânın der-miyân eylediği [ileri sürdüğü] cerâ'im-i `adîde-yi `âdîye [bir çok adi suçlar] ile ithâm olunan [suçlanan] İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti şahsiyet-i ma`nevîyesinin hey'et-i icrâ'îyesine [yürütme kuruluna -başkanlığına] dâhil bulundukları cihetle [sebeple] ittihâz olunan [alınan] mukarrerât [kararlar] ve izhâr edilen müzâherâtdan [yapılan yardımlardan] şahsen mes'ûl [sorumlu] gösterilmeleri üzerine cereyân etdirilecek muhâkemenin mâhiyeti [niteliği] A`yân müzâkeresinde [toplantısında] riyâsetin [başkanlığın] bir su'âline `Adlîye Nâzırı Beyefendi tarafından cevâben beyân edilen mütâla`a-yı zâtîye [kişisel düşünce] ile tagayyür edemeyeceği [değişemeyeceği] ve a`zâdan [üyeden] bir zâtın i`tâ eylediği [verdiği] takrîrin [önergenin] reddi dahi hiç bir vakit tefsîr [yorum] karârı `add [kabul] ve i`tibâr olunamayacağı eclden [sebepten] müdâfa`a vekîllerinin isnâd etmek istedikleri a`yân-ı kirâmın [yüce ayanın] hakk-ı tefsîrine [yorum hakkına] müdâhale sûretiyle olmayub mücerred [yalnız] 16 Kânûn-ı evvel 334 târîhiyle tasdîk-i `âlî-yi cenâb-ı pâdişâhîye [yüce padişahın onayına] iktirân etmiş [sunulmuş] olan karârnâmenin taktîl [katliam]ve tehcîr da`vâsını rü'yete [bakılmasına] me'mûr eylediği mülgâ [bugün işlerliği olamayan] Dîvân-ı Harbin ibtidâr etmiş [süratle başlamış] olduğu mezkûr [zikredilmiş olan] da`vâların Dîvân-ı Harb-i hâzırımız [hazır bulunan divan-ı harbimiz] hakkındaki 8 Mart 335 târîhli karârnâmeye tevşîh buyurulan [süs olan] İrâde-yi Senîye-yi Hazret-i Tâc-dârî [padişahın yüce emri] ile me'mûr edilmiş bulunmasına tebe`an [uyarak] maznûnîn-i müşâr ve mûmâ-ileyhimin [adı geçenlerin] şahsen mütecâsir oldukları [yeltendikleri] ânifü'l-beyân [biraz önce beyan edilen] ef`âlden [fiillerden] dolayı muhâkemelerinin icrâ'sı dâhil-i dâ'ire-yi vazîfe [dairemizin görevi olarak] görülmüşdür. Üçüncü nokta-yı nazardan [görüşten] tedkîkâta girişilince: İdâre-yi `Örfîyenin [sıkıyönetimin] ne zamân-ı i`lânını düşünmek ne de sebeb-i i`lânını aramağa lüzûm görünmeyüb beş seneye karîb [yakın] bir zamândan beri devâm eden Harb-i `Umûmî muktezâsından [gereklerinden] olarak seferberlik i`lânı ile berâber Memâlik-i `Osmânîye'nin her tarafına teşmîl edilen [yayılan] İdâre-yi `Örfîye [sıkıyönetim] maznûnînine [sanıklara] `atf ve isnâd olunan [dayandırılan] cerâ'imin [suçların] esnâ-yı vukû`unda [gerçekleştiği sırada] cârî [yürürlükte] olduğu gibi elyevm [bugün] dahi bâkî [kalıcı] bulunduğuna binâ'en [dayanarak] İdâre-yi `Örfîye [sıkıyönetim] Karârnâmesi'nin ikinci mâddesinde bi-ibâretihâ [metninin aynısıyla] [İdâre-yi `Örfîyenin [sıkıyönetimin] i`lân olunmasıyla berâber Kânûn-ı Esâsî'nin ve sâ'ir kavânîn [kanunlar] ve nizâmât-ı mülkîyenin [mülkî tüzüklerin] işbu İdâre-yi `Örfîye Kârârnâmesi'ne muhâlif [aykırı] olan mâddeleri ahkâmı [hükümleri] İdâre-yi `Örfîye devâm etdikce muvakkaten [geçici] ta`tîl olunacakdır] nâtık olduğuna [bildirildiğine] <16Sl> nazaran bi'l-`umûm [bütün] `Osmânlılarla bir çok ecânibin [yabancıların] te'sîrât-ı `azîmesini [büyük etkisinin] bâdî [sebep] olub husûle [meydana] getirdiği heyecân-ı `umûmî bir galeyân ve teşevvüşâta [karışıklıklara] munkalib [dönmüş] olması taht-ı ihtimâlde bulunduğuna göre cerâ'im-i mebhûse [bahsedilmiş olan] fâ`illerinin zâhire ihrâcı ve haklarında lâzıma-yi `adâletin [gerekli adaletin] vakit ve zamânıyla îfâ'sı [yerine getirilmesi] İdâre-yi `Örfîye [sıkıyönetim] muktezayât-ı kânûnîyesinden [kanunî gereklerinden] bulunduğuna binâ'en [dayanılarak] tastîr buyurulan [yazılan] mezkûr [zikredilmiş olan] karârnâmelere tevfîkan [uygun olarak] maznûn-ı müşârün-ileyhim [adı geçen sanıklar] haklarında mülgâ [bugün işlerliği olmayan] Dîvân-ı Harb-i mahsûsca ta`kîbât-ı kânûnîyeye [kovuşturma] ibtidâr olunmuş [süratle başlanmış] ve mütâla`ât-ı mantıkîyeye binâ'endir [akılcı düşüncelere dayanılarak] ki dâ'ire-yi istintâkîyede [sorgu hakimliğinde] îrâd olunan [söylenen] es'ileden [sorulardan] vükelâlık vezâ'ifine [vazifelerine] `â'id olan su'âllere cevâb i`tâsında [verildiğinde] beyân-ı ma`zeret [özür beyan] edilmiş ve şahıslarına münhasır [özgü] ef`âl [fiiller] hakkındaki su'âllere lâzım gelen cevâblar muvazzahan [açık olarak] ityân olunmuşdur [söylenilmiştir]. Her ne sûretle tedkîk olunur ise olunsun üçüncü nokta-yı nazarda [görüşte] dahi husûsât-ı muharrereden [yazılı konulardan] muhâkeme edilecek olan müşâr ve mûmâ-ileyhimin [adı geçenlerin] muhâkemelerini mehâkim-i `adlîyeye [adlî mahkemelere] sevke mecbûriyet-i kânûnîye bulunmak şöyle dursun ânifen [daha önce] zikr olunduğu üzere karârnâmeler ahkâm-ı celîlesiyle [yüce hükümleriyle] Dîvân-ı Harbimizin mezkûr [zikredilmiş olan] da`vâyı rü'yete [görmeye] bi'l-hâssa [özellikle] me'mûr edildiği teslîm olunur. Vükelâlıkda [bakanlıkta] bulunmuş olan maznûnîn [sanıkların] muhâkemesinin Dîvân-ı Harbce rü'yet olunamayacağı [görülemeyeceği] hakkındaki müdâfa`âtın sûret-i muharrere vechile [yazılı olduğu üzere] redd ve cerhinden [kabul ettikten] sonra diğer maznûnlar [sanıklar] hakkında der-miyân olunan [ileri sürülen] mütâla`ât [düşüncelerin] bi'l-küllîye [hepsinin] gayr-ı vârid [geçersiz] olacağı pek bedîhîdir [açıktır] dördüncü nokta-yı nazara [görüşe] gelince: Dîvân-ı Harbin rü'yetine ibtidâr eylediği [görmeye süratle başladığı] muhâkeme Dîvânîye meb`ûsunun takrîrinde [önergesinde] muharrer [yazılı] cerâ'im [suçlar] şeklinde olmayub makâm-ı iddi`ânın İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin şahs-ı ma`nevîsine `atf ve isnâd eylediği [dayandırdığı] ve müstantık [sorgu hakimliği] karârnâmesinin gösterdiği cerâ'im-i muhtelifenin [değişik suçların] cem`iyet-i mezkûre [zikredilmiş olan cemiyet] Meclis ve Merkez-i `Umûmîsi mukarrerâtından [kararlarından] doğmuş olması elde edilen delâ'il ve vesâ'ik [deliller ve belgeler] ile isbât olunarak mezkûr [zikredilmiş olan] meclisler de sâhib-i re'y [görüş sahibi] olan zevâtın [kişilerin] `alâka ve medhalleri derecâtı [ne derece karıştıklarını] tahakkuk etdirilmek [meydana çıkarttırılmak] ve ana [ona] göre haklarında karâr ittihâz olunmak sadedinde [almak konusunda] cereyân edeceğine ve vükelâ-yı müdâfa`adan [savunma avukatlarından] Celâle'd-dîn `Ârif Bey Efendinin tenvîr ve tavzîh-i müdâfa`a zımnında [açıkladığı ve aydınlattığı savunması içinde] beyân eylediği misâl sûret-i âtîyedeki [aşağıdaki] şekilde tasvîr ve tasavvur olundukda [düşünüldükte] meselâ: hafî [gizli] veyâ âşikâr her kangı [herhangi] bir cem`iyet tarafından tertîb olunmuş [düzenlenmiş] bir vak`a-yı cinâyetkârâne [katile yakışır olay] bir şerzime-yi bâgîye [kudurmuş asiler] tarafından mevki`-i hudûsa [meydana] getirildiği ve bunların içlerinde hattâ vükelâ-yı hâzıradan [şu anda bakan olan] bir zâtın da bulunduğu farz olunsa mütecâsirler [yeltenenler] meyânında [arasında] vükelâdan birinin bulunmasından dolayı vak`a-yı mebhûse [bahsedilmiş olan olay] hakkında ta`kîbât-ı kânûnîye [kovuşturma] îfâ'sını [yapılması] ve muhâkemenin icrâ'sını imkânsız bırakmamak ve hükûmeti nâ-çâr [çaresiz] bir vaz`iyetde kalub anarşi hâline sokmamak içün vâzı`-ı kânûn [kanun koyucu] İdâre-yi `Örfîye [sıkıyönetim] Karârnâmesi'nin dokuzuncu mâddesinde bi-`ibâretihâ [metninin aynısıyla] [Dîvân-ı Harb münhasıran [özellikle] makâmına kâ'im olduğu [geçtiği] mehâkim-i `âdîye-yi cezâ'îyenin [adî ceza mahkemeleri] vezâ'ifiyle [vazifeleriyle] mükellef [yükümlü] olduğundan İdâre-yi `Örfîye [sıkıyönetim] i`lân olunan mahallin [yerin] hâricinde kâ'in [bulunan] mahkemede bakılan veyâ bakılacak olan mahallin mehâkim-i `âdîyesinin [adî mahkemelerin] salâhiyeti [yetkisi] dâhilinde olmayan bir işe müdâhaleye hakkı olamayacağı gibi idâre-yi `örfîye [sıkıyönetim] altında bulunan mevki`in mehâkim-i `âdîyesinin [adî mahkemelerinin] idâre-yi `örfîye i`lânından evvel bir dereceye kadar rü'yet etmiş [bakmış] olduğu işlere dahi bakamayacakdır] deyü mezkûr olduğuna [zikredildiğine] göre mehâkim-i `âdîyede [adî mahkemelerde] rü'yetine ibtidâr olunan [görülmeye başlanan] bir da`vânın rü'yetinden [görülmesinden] Dîvân-ı Harbler memnû` kılınmış [engellenmiş] ve fakat mehâkim-i istisnâ'îyeden [istisna mahkemelerden] bulunan ve memleketimizde nâdiren ismi işidilmekden başka şimdiye kadar mevcûdiyeti <17Sa> hiss olunamayan Dîvân-ı `Âlî'de [yüce divanda] ibtidar olunmuş [başlanmış] olduğu tasavvur edilen [düşünülen] bir da`vâ bile olsa `inde'l-iktizâ [gerekirse] ol da`vânın rü'yetinden [görülmesinde] Dîvân-ı Harbi mezkûr [zikredilmiş olan] karârnâme men` [yasak] etmemiş olduğu sarâhatıyla [açıklamasıyla] berâber farz-ı mahall [örnek] olarak bahs olunan da`vânın Dîvan-ı `Âlî'ce [yüce divanca] rü'yetine [görülmesinde] ibtidâr edilmiş [başlanmış] olması farz olunsa bile bâlâda [yukarıda] zikr olunduğu vechile [şekilde] İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin şahs-ı ma`nevîsine `atf olunan [dayandırılan] cerâ'imle [suçlarla] maznûnîn-i müşâr-ileyhimin [adı geçen sanıkların] merbûtiyetleri [bağlılıkları] da`vâsı Meclis-i Meb`ûsân ve A`yân'ca kat`îyen mevzû`-u bahs olmamış olub Dîvânîye meb`ûsu Fu'âd Beyin takrîrinde [önergesinde] ta`dâd olunan [sayılan] cerâ'imin [suçların] bile Kânûn-ı Esâsî'nin (127)nci mâddesinde bi-`ibâretihâ [metninin aynısıyla] [Meclis-i Meb`ûsân a`zâsından biri veyâ bir kaçı hey'et-i meb`ûsânın dâhil-i dâ'ire-yi vazîfesi [vazife dairesi içinde] olan ahvâlden [durumlardan] dolayı vükelâ-yı devletden [devletin bakanlarından] bir zât hakkında mes'ûliyeti [sorumluluğu] mûcib [gereği] şikâyet beyân etmek istedikleri hâlde re'îse bir takrîr [önerge] i`tâ etmek [vermek] lâzım gelir takrîr [önerge] re'îs tarafından meb`ûsâna ba`de'l-ihbâr [haber verildikten sonra] hey'et-i `umûmîyece [genel kurulca] kur`a ile ta`yîn edilecek bir şu`beye târîh-i i`tâsından [tarih verildikten] nihâyet üç güne kadar irsâl olunur [gönderilir] şu`bece tahkîkât-ı lâzıma icrâ‘ [gerekli araştırmalar yapıldıktan] ve iştikâ' [şikayet] olunan zat tarafından îzâhât-ı kâfîye [yeterli açıklamalar] istihsâl olundukdan [yapıldıktan] sonra şikâyetin şâyân-ı müzâkere [görüşmeye değer] olduğuna ekseriyet-i ârâ [oy çoğunluğuyla] ile karâr verildiği hâlde bir karârnâme tertîb olunub [düzenlenip] hey'et-i `umûmîyeye [genel kurula] `arz olunur. Hey'et-i `umûmîyede vukû`bulacak müzâkerât [görüşmeler] netîcesinde lede'l-iktizâ [gerektiği zaman] şikâyet olunan zât da`vet ile bi'z-zât veyâ bi'l-vasıta [araçla] vereceği îzâhât istimâ` kılındıkdan [dinlendikten] sonra re'ye mürâca`at edilür kırâ'at olunan [okunan] karârnâme a`zâ-yı mevcûdenin sülüsân ekseriyetiyle [üçte iki çoğunluğuyla] kabûl olunur ise muhâkeme talebini müş`ir [bildiren] mazbatası tanzîm [düzenlenir] ve re'îs tarafından makâm-ı sadârete takdîm olunur [sunulur]] deyü mezkûr [zikr] olduğu vechile [şekilde] teklîf olunan husûsun mâhiyetini [niteliğini] ta`yîn zımnında [için] icrâ' edilmiş nâ-tamâm [eksik] bir tahkîkâtdan `ibâret olub hey'et-i `umûmîyede müzâkere edilecek [görüşülecek] mâhiyetde [nitelikte] bulunub bulunmadığını bile takarrür etdirilememiş [kararlaştırılamamış] nâ-tamâm [eksik] bir tahkîkât olduğundan hiç bir zamân Dîvân-ı `Âlî'nin [yüce divanın] rü'yetine ibtidar eylediği [bakmaya başladığı] bir da`vânın tahkîkâtı `add [kabul] olunamaz çünki tahkîkât-ı mezkûre [zikredilmiş olan araştırmalar] netîcesinde keyfiyet [durum] hey'et-i `umûmîyede [genel kurulda] müzâkereye şâyân [görüşülmeye değer] görülürse ba`dehu [daha sonra] i`tâ olunacak [verilecek] sülüsân ekseriyet [üçte iki çoğunluk] karârıyla Dîvân-ı `Âlî teşkîline [kurulmasına] lüzûm gösterilebileceği mâdde-yi mezkûre [zikredilmiş olan maddenin] tedkîkâtından müstebân olmakdadır [açıkça anlaşılmaktadır] şu hâlde hey'et-i `umûmîde müzâkeresine [görüşülmesine] bile karâr verilememiş olan Beşinci Şu`be'nin nâ-tamâm [eksik] tahkîkâtı Dîvân-ı `Âlî'ce [yüce divanca] muhâkemeye ibtidâr edilmiş [başlanmış] mâhiyetinde [nitelikte] `add [kabul] olunamayacağı bedâheti [apaçık] nümâyân oluyor [görünüyor]. Hulâsa [kısacası]: Nikât-ı erba`a-yı nazardan [dört görüş açısından] serd olunan [söylenen] müdâfa`at bâlâda [yukarıda] mestûr [yazılmış] olduğu vechile [üzere] red ve cerh olunarak [kabul olunmayarak] ittihâz-ı karâr [kararın kabulü] içün rehber ve delîlimiz olan bâlâda [yukarıda] mezkûr [zikredilmiş olan] mevâdd-ı kânûnîyeye [kanun maddelerine] müsteniden [dayanarak] ve `adâlet-penâh pâdişâhımızın [adaletli padişahımızın] tasdîk-i `âlî-yi hümâyûnlarına [yüce onaylarına] iktirân etmiş [sunulmuş] olan mezkûr [zikredilmiş] karârnâmelere tevfîkan [uygun olarak] da`âvî-yi mebhûsenin [bahsedilmiş olan davaların] rü'yetine [görülmesine] me'mûr olan Dîvân-ı Harbimiz hey'eti hiç bir dakîka pîş-gâh-ı enzârından [gözleri önünden] ayırmak istemediği kânûn-ı mevzû`a-yı `Osmânîye [Osmanlı kanunları] ve îmân-ı kâmil [tam bir iman] ile mu`tekad [inanmış] bulunduğumuz ahkâm-ı celîle-yi Kur'ânîye'den [Yüce Kur‘an‘ın hükümlerinden] der-tamâm inhirâf etmeksizin [sapmaksızın] ve hiç bir nüfûz ve taraf-gîrîye [etki ve taraftarlığın] kat`îyen müncezib olmaksızın [etkisine girmeksizin] [mahâfetu'llâh [Allah korusu]] ile meşhûn [dolu] olan kalblerimizin zarabât[n]ından [inlemesinden] başka sadâya kulaklarımız sâmit [sağır] olduğu hâlde kudret-i beşerîyenin [insanlığı gücünün] yetdiği mertebede [derecede] tatbîk-i `adâlete [adaleti uygulamaya] cezm ü kasd ederek [kesin olarak karar vererek] mezkûr [zikredilmiş olan] da`vânın rü 'yetine [görülmesine] Dîvân-ı Harbin vazîfedâr olduğuna müttefikan [oybirliğiyle] karâr verildi. 4 Mayıs 335 <17Sl>

Re'îs - İstid`âyı [dilekçeyi] da okuyunuz.

Dîvân-ı Harb-i `Örfî Riyâseti Cânib-i `Âlîsine [Yüce Başkanlığına]

`Atûfetlü [merhametli] Efendim Hazretleri,

Evrâk-ı havâdisden [gazetelerden] birinde manzûr-u `âcizi [görülmüş] olan beyânât-ı `alîyeleri [yüce beyanları] meyânında [arasında] [Meclis-i Meb`ûsân'dan celb edilen [istenen], evrâk mevâdd-ı istîzâhîyeden [açıklama istenen işlerden] `ibâretdir ve taktîl [katliam] ve tehcîre mütedâ'ir [dair] bir mâdde yokdur] fıkrası görülmüş olmakla `aleyhimize isnâd edilen da`vâ-yı hâzıranın [şu anki davanın] rü'yeti [görülmesi] mahkeme-yi `alîyeleri [yüce mahkemenin] vazîfe ve salâhiyeti [yetkisi] dâhilinde bulunub bulunmadığına dâ'ir verilecek karârın tefhîminden [bildirilmesinden] mukaddem [önce] Kânûn-ı Esâsî'nin bu husûsa müte`allik [konuyla alakalı] olub salâhiyet [yetki] i`tirâznâmesinde der-miyân edilmeyen [söylenmeyen] ba`z-ı ahkâmının [hükümlerinin] dahi `ilâveten `arzına mecbûriyet hâsıl olmuşdur. Şöyle ki:

Kânûn-ı mezkûrun [zikredilmiş olam kanunun] otuz birinci mâddesinde [....... ve şu`be tarafından tahkîkât-ı lâzıma icrâ' [gerekli olan ararştırmaların yapılması]......] ve doksan üçüncü mâddesinde [Dîvân-ı `Âlî [yüce divan] ikiye münkasım [ayrılmış] olub biri Dâ'ire-yi İthâmîye [suçla ile ilgili daire] diğeri de Dîvân-ı Hükümdür [hüküm verme divanı]] ve doksan dördüncü mâddesinde dahi [bu dâ'ire şikâyet olunan zevâtın [kişilerin] müttehem [suçlu] olub olmadığına sülüsân ekseriyetle [üçte iki çoğunlukla] karâr verir ve Dâ'ire-yi İthâmîyede bulunanlar Dîvân-ı Hükümde bulunamaz] tarzındaki kat`îyet-i ifâdelere nazaran Meclis-i Meb`ûsân'ın şu`be-yi mahsûsunda [özel şubade] icrâ' edilen tedkîkât, istîzâh [açıklama isteme] mâhiyetinde [niteliğinde] olmayub, tahkîkât-ı istintâkîyeden [sorgu hakimliği araştırmalarından] `ibâret bulunduğu ve çünki taksîm-i vezâ'ife müte`allik [vazifelerin bölünmesiyle alakalı] mâddeler de şu`be-yi mezkûreden [zikredilmiş olan şubeden] mâ`adâ [başka] tahkîkât-ı ibtidâ'îyeyi [ilk araştırmaları] yapacak başka hey'et-i tahkîkîye [araştırma kuruluna] irâ'e edilmemiş [gösterilmemiş] olduğu ve şu`be evrâk-ı tahkîkîyesine [araştırma evraklarına] dahi doğrudan doğruya hey'et-i ithâmîyece [suçlama kurulunca] vaz`-ı yed edileceği [el konulacağı] anlaşılmış ve şu hâlde tahkîkâtın Meclis-i Meb`ûsân'ın bir şu`besince, ve lüzûm-u muhâkeme karârının hey'et-i `umûmîyece [genel kurulca] ve ithâmın [suçlamanın], Dîvân-ı İthâmca [suçlama dairesince], ve hükmün dahi Dîvân-ı Hükümce [hüküm verme divanınca] icrâ' ve i`tâ olunacağı [verileceği] mütehakkık [doğru] bulunmuş olduğundan ve Beşinci Şu`benin matbû` [basılmış- yayınlanmış] zabıt varakalarının [evraklarının] üzerinde [tahkîki bâ kur`a [araştırılması kura ile] Beşinci Şu`beye isâbet eden Sa`îd Halîm Paşa ve Tala`at Paşa kabinelerinin evrâk-ı tahkîkîyesi] `ibâresi mevcûd bulunmasından şu`be-yi mezkûre [zikredilmiş olan şube] evrâkının evrâk-ı istîzâhîye [sorgu evraklarının] hükmünde telakkîsine [kabule] imkân-ı kânûnî olmadığı gibi tehcîr ve taktîl [katliam] hakkında dahi Dîvânîye meb`ûsu Fu'âd Bey merhûm tarafından verilüb esbâb-ı tecrîm [cezalandırma sebepleri] olmak üzere gösterilen takrîrin [önergenin] onuncu mâddesinde sarâhat [açıklık] mevcûddur olbâbda [o konuda] emr ü fermân hazret-i men lehü'l-emrindir [emir sizindir]

4 Mayıs 335 Sâbık [eski] Meb`ûsân Re'îsi

Halîl

Re'îs- Bu husûsât; esnâ-yı müzâkerede [görüşme sırasında] kâmilen [tamamen] nazar-ı dikkate alınmışdır. Bu bâbdaki [konudaki] kanâ`ati; Dîvân-ı Harb'in karârını diğer muhâkemede tefhîm ederim [bildiririm].

Halîl Bey- Bendeniz; bir mes'ele-yi mütekaddime [geçmiş olan mesele] hakkında hey'et-i celîlenizden [yüce kurulunuzdan] söz isteyorum ve müsâ`ade buyurmanızı ricâ ediyorum.

Re'îs- İşidilmedi bir dahâ tekrâr ediniz.

Halîl Bey- Bendeniz; bir mes'ele-yi mütekaddime hakkında isticvâbâta [sorguya] ibtidâr edilmeden [başlanmadan] evvel, hey'et-i celîlenize ba`z-ı ma`rûzâtda bulunmak isteyorum. Ondan dolayı müsâ`adenizi istirhâm [rica] ederim.

Re'îs- Bir karâr dahâ var okusun ondan sonra. <18Sa>

Halîl Bey- Peki efendim.

Re'îs- (Zabıt Kâtibine hitâben): Okuyunuz.

Sûret-i Karâr

Muhâkemeleri icrâ' edilmekde [yürütülmekte] bulunan maznûn-ı `aleyhüm [sanıklar] meyânında [arasında] olub evvelce vükelâlıkda [bakanlıkta] bulunmuş olan Sa`îd Halîm Paşa ile Ahmed Nesîmî, İbrâhîm, Kemâl, Halîl, ve Ma`ârif [eğitim] Nâzır-ı esbakı [eski bakanı] Şükrü Beyler ve firârî Tala`at Paşa ve Enver ve Cemâl Efendilerin elyevm [bugün] taht-ı tevkîfde [tutuklu] şerîk-i cürmleri [suç ortakları] olub haklarındaki tahkîkâtın ikmâl edilememiş [tamamlanmamış] olmasından dolayı henüz Dîvân-ı Harb'e sevk edilememiş olmasından dolayı henüz Dîvân-ı Harb'e sevk edilememiş ve evvelce vükelâlıkda bulunmuş olan maznûnîn-i sâ'ire [diğer sanıklar] ile birlikde icrâ'-yı muhâkemeleri [muhakeme edilmeleri] dahâ muvâfık [uygun] görülmesine binâ'en [dayanılarak] müşâr-ileyhime [adı geçenlere] `â'id da`vânın tefrîkiyle [ayırtedilmesiyle] bu bâbdaki [konudaki] evrâkın hey'et-i tahkîkîyeye [araştırma kuruluna] i`âdesine ve bu kerre vurûd eden [ulaşan] varaka-yı ihbârîyede [haber veilmiş olan evraklarda] muharrer [yazılı] husûsât hakkında dahi tahkîkât icrâ'sıyla [araştırma yapılmasıyla] cümlesinin [hepsinin] birden Dîvân-ı Harb'e sevk olunmalarına müttefikan [oybirliğiyle] karâr verildi. 4 Mayıs 335

Re'îs- (Halîl Beye hitâben) Binâ'en-`aleyh zât-ı `âlîleri, başlanacak olan muhâkemede o husûs hakkında söz söylersiniz. Yarım sâ`at istirâhatdan sonra diğer zevâtın [kişilerin] muhâkemesine ibtidâr edeceğiz [başlayacağız].

Birinci Celsenin Hitâmı [sonu]

Dakîka Sâ`at

40 1

İKİNCİ CELSE

Dakîka Sâ`at

5 2

Vicâhen [yüzlerine karşı] Muhâkemesi İcrâ' [yürütülen] Edilen Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Tala`at Bey, Rızâ' Bey, Midhat Şükrü Bey, Ziyâ' Gök Alp Bey, Cevâd Bey, `Âtıf

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' [yürütülen] Edilen Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Doktor Nâzım Efendi, Doktor Bahâ'e'd-dîn Şâkir Efendi, Doktor Rüsûhî Efendi, `Azîz Efendi.

Re'îs- Midhat Şükrü Bey kalsın diğerlerini götürünüz. (Midhat Şükrü Beyden mâ`adâ [başka] maznûnîn [sanıklar] muhâkeme salonundan çıkarılır) Midhat Şükrü Bey Efendi i`lân-ı meşrûtiyetden sonra ne hidmetlerde [hizmetlerde] bulundunuz?

Midhat Şükrü Bey- Evvelâ Siroz'da. Sonra da Rumeli'nin sukûtundan [düşmesinden] sonra Burdur meb`ûsu oldum ve `aynı zamânda 329 târîhinde kongre karârıyla İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti Kâtib-i `Umûmîliğine [genel sekreterliğine] ta`yîn olundum.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî'ye ne zamân intisâb etdiniz [üye oldunuz]?

Midhat Şükrü Bey- Kable'l-meşrûtiyet [meşrutiyetten önce].

Re'îs- Nerede bulunuyor idiniz?

Midhat Şükrü Bey- Selânik'de hastahâne müdîri idim

Re'îs- Ne gibi vezâ'ifle [vazifelerle] mükellefdiniz [yükümlüydünüz]?

Midhat Şükrü Bey- Hastahâne müdîrliğinde mi efendim?

Re'îs- İttihâd ve Terakkî'de. <18Sl>

Midhat Şükrü Bey- Efrâdından idim, meb`ûsdum.

Re'îs- İnkılâb vukû`a gel[dik]den sonra İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti neden dolayı temâdî-yi fa`âliyete [faaliyetlerini devam ettirme] lüzûm gördü?

Midhat Şükrü Bey- Ne gibi efendim?

Re'îs- Ya`nî devâmına neden lüzûm gördü?

Midhat Şükrü Bey- Bir fırka-yı siyâsîye olduğu içün. Tabî`î o esnâda Meb`ûsân intihâb etdi [seçildi]. Her yerde olduğu gibi fırka hayâtı.

Re'îs- Fırka-yı siyâsîye şekline ne vakit girdi?

Midhat Şükrü Bey- İnkılâbı müte`âkib [ardından] o şekle girmeğe çalışdı.

Re'îs- Bir program yapıldı mı efendim?

Midhat Şükrü Bey- Yapıldı efendim Merkez-i `Umûmî [genel merkez]'de bendeniz bulunmadım. Fakat efrâdından olmak ve meb`ûs bulunmak dolayısıyla biliyorum. Program o kadar vâsi` [geniş] değildi. Mahdûd [sınırlı] idi sonra yavaş yavaş tevessü` etdi [genişledi].

Re'îs- Siz ne vakit İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin Merkez-i `Umûmî'sine dâhil oldunuz?

Midhat Şükrü Bey- Balkan Harbinden sonra 328'de İstanbul'a nakl etdikden sonra.

Re'îs- Merkez-i `Umûmî'nin mukarrerâtı [kararları] ne sûretle zabt olunurdu [yazılırdı- kaydedilirdi]?

Midhat Şükrü Bey- Müzâkerâtın [görüşmelerin] mukarrerâtı mı?

Re'îs- Evet.

Midhat Şükrü Bey- Bir defter üzerine arkadaşlardan biri müzâkerâtı zabt ederdi [yazardı].

Re'îs- Hâzırûn [hazır bulunanlar] tarafından imzâ' edilir mi idi?

Midhat Şükrü Bey- İmzâ edilmek `âdet değildi efendim.

Re'îs- O hâlde hâzır-bi'l-meclis [mecliste hazır] olanlarla olmayanlar o karârı kabûle mecbûr mı idi?

Midhat Şükrü Bey- Evet; hâzır bulunmayanlar da bi'l-âhare [daha sonra] kesb-i ıttılâ` ederdi [bilgi edinirlerdi]. Fakat ictihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] olmazsa tabî`î kabûl etmezdi.

Re'îs- Ne ile ma`lûm, mürûr-u zamânla [zaman aşımıyla] o adamın ictihâdına [görüşüne] tevâfuk edüb [uygun gelip] etmediği ne ile sâbit [ispat] olacak.

Midhat Şükrü Bey- Ertesi celsede kendisi bu karârı görür. Evet. Eğer muvâfık [uygun] görmezse tekrâr münâkaşa ederdik [tartışırdık]. Ma`a-mâ-fih kabûl ederdi. Kabûl etmediği takdîrde muhâlif mevki`inde kalır tabî`î ekseriyetin [çoğunluğun] karârına tabi`yet ederdi [uyardı].

Re'îs- Kabûle mecbûr mu idi?

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î kabûl etmezse isti`fâ ederdi.

Re'îs- Bir mes'elede ihtilâf husûlü [ayrılık olması] isti`fâyı intâc eder [doğurur] mi idi?

Midhat Şükrü Bey- Şimdiye kadar vâki` olmamışdı. Ârzû ederse isti`fâ eder. Nizâmnâmemizde [tüzüğümüzde] böyle bir şey' yokdur ya`nî isti`fâ verir veyâhûd kabûle mecbûrdur; diye bir kayd yokdur. <19Sa>

Re'îs- Anlamak istediğim mes'ele; Meclis-i `Umûmî'de müzâkere edilmiş [görüşülmüş] olan bir mâdde bir zâtın ictihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] gelmezse mürûr-u zamânla [zaman aşımıyla] o mâdde hakkındaki kanâ`atini [inancını] nasıl isbât edecek?

Midhat Şükrü Bey- Mürûr-u zamân [zaman aşımı] çok mu efendim.

Re'îs- Olur ya; bir iki sene sonra.

Midhat Şükrü Bey- Şimdiye kadar vâki` olmadı.

Re'îs- Nefsinizde [sizde] vâki` olmamış olabilir fakat arkadaşlar hakkında da olmadı mı?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim.

Re'îs- Şu hâlde hâzır-ı meclis [mecliste hazır] olanlarla olmayanlar müttehaz [alınan] karâra ri`âyet etmeğe [uymaya] mecbûrdur.

Midhat Şükrü Bey- Müzâkeremizin [görüşmelerimizin] günleri yokdu. Kâğıdlar toplandığı vakit ictimâ` edilirdi [toplanılırdı]. Eğer bir karâr varsa merâk edüb sorardı. İctihâdına [görüşüne] muvâfık [uygun] olub olmadığı gibi bir mes'ele hiç bir zamân mevzû`-u bahs [söz konusu] olmamışdır.

Re'îs- A`zâdan [üyeden] bir zât memâlik-i ba`îdede [uzak memleketlere] veyâhûd diyâr-ı ecnebîyede olsa o mukarrerâtı [kararları] kabûl etmiş mi `add [kabul] olunur?

Midhat Şükrü Bey- Bi'l-âhare [daha sonra] i`tirâz etmezse dahil olmak i`tibâriyle tabî`î kabûl etmiş `add olunur.

Re'îs- Bir hayli müddet sonra geleceğine göre o karâr da mevki`-i icrâ'ya [yürürlüğe] konulmuş olsa mes'ûliyete [sorumluluğa] iştirâk eder [katılır] mi etmez mi?

Midhat Şükrü Bey- Nizâmnâmemizde [tüzüğümüzde] olan şey'lerden dolayı esâsen mes'ûliyetli bir karâr yok bile. Aramızdan iki sene iftirâk eden [ayrılan] de yokdu, vâki` olmamışdır. Nizâmnâmede ekseriyetle [çoğunlukla] karâr ittihâz [kabul] olunur deniyor.

Re'îs- Te`âmüle göre [adet olduğu üzere]...

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î her mes'elede herkes `aynı fikirde bulunmaz, birisi muhâlif [karşı] olur, o muhâlif de ekseriyete [çoğunluğa] tâbi` olur, tâbi` olmazsa isti`fâ eder, isti`fâ etmek elindedir ona kimse mâni` olamaz. Fakat `arz etdiğim gibi, şimdiye kadar, böyle bir şey' vâki` olmadı.

Re'îs- Mukarrerât [kararlar] ekseriyetle mi taht-ı karâra [karar altına] alınır?

Midhat Şükrü Bey- Evet, ekseriyetle, efendim.

Re'îs- Böyle uzak yerlere giden ve bir müddet ictimâ`âtda [toplantılarda] bulunamayacak olan zevât [kişiler], cem`iyetin Meclis-i `Umûmîsine ve Merkez-i `Umûmîsine ma`lûmât [bilgi] vermek mecbûriyetinde midir?

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmî'de esâsen a`zâ fazla olduğu içün ma`lûmât vermeğe hâcet [gerek] yokdur. Fakat Merkez-i `Umûmî a`zâsı tabî`î ma`lûmât [bilgi] vermeğe mecbûrdur, çünki mahdûddur [sınırlanmıştır].

Re'îs- Cem`iyetin Teceddüd Fırkası'na tahavvül etmesi [dönüşmesi] hakkında ma`lûmâtınız var mı?

Midhat Şükrü Bey- Bendeniz son kongresinde orada bulundum, orada karâr verildi. <19Sl>

Re'îs- Biraz îzâhât verir misiniz? Ne sebebe mebnî [dayanarak] bu sûretle karâr verdiniz?

Midhat Şükrü Bey- Efendim, İttihâd ve Terakkî hükûmeti siyâsetinde muvaffak olamadı. Muvaffak olamayınca, efkâr-ı `umûmîyede [halkta] ebî-î mev’aini [sığınılacak babalığını] gâ'ib etdi [kaybetti]. Denildi ki bu meşrûtiyeti i`lân eden bir cem`iyetdir, bunun içün böyle fırka ismini bu cem`iyete vermek doğru olamaz. Çünki fırkalar ba`zen siyâsetlerinde muvaffak olurlar, ba`zen muvaffak olamazlar. Hâl bu ki İttihâd ve Terakkî memleketde meşrûtiyeti te'sîse [kurmayı] tavassut etdiği [düşündüğü] içün bu ismi kaldıralım, ve bu sûretle ona başka bir isim verelim ya`nî Teceddüd Fırkası ismini verelim ve İttihâd ve Terakkî ismi târîhî bir isim olarak kalsın. Bu mes'ele bu kadardır efendim ve Teceddüd Fırkası ismi ekseriyet-i ârâ [oy çoğunluğuyla] ile kabûl edildi.

Re'îs- Nizâmnâme [tüzükte] de `aynen kabûl edildi mi?

Midhat Şükrü Bey- Nizâmnâmeden ba`z-ı mevâdd [maddeler] alındı, Meclis-i `Umûmî'ye [genel meclise] Meclis-i İdâre denildi, sonra Kâtib-i `Umûmî [genel sekreter] ismini kaldırdılar. Fırka re'îs-i sânîsi [ikinci başkan] dediler, programda da epeyce ta`dîlât [değişiklik] yapıldı.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî Merkez-i `Umûmîsi taşralara bir takım murahhaslar [delegeler] ve kâtib-i mes'ûller [parti sekreterleri] gönderdi; bunları intihâb [seçim] ile mi, yoksa ârzû ile mi gönderirlerdi?

Midhat Şükrü Bey- İntihâbla [seçimle], efendim. Evvelce, beş altı sene evvel mahallerinde mahallî ahâlîden intihâb olunurdu. Oranın merkezi Merkez-i `Umûmî'ye bildirir, ma`lûmât [bilgi]verirdi, ona göre murahhas [delege] ta`yîn olunurdu. Bi'l-âhare [daha sonra] mahallince nüfûz sâhibi yerli ahâlîden olmasın denildi ve mu`ayyen [düzenli] sûretle Merkez-i `Umûmî tarafından gönderilmeğe karâr verildi. Bunlar oranın yerli ahâlîsi gibi orada kalırdı.

Re'îs- Bu murahhaslar [delegeler], kâtib-i `umûmîler [parti sekreterleri] orada icrâ'âtları hakkında Merkez-i `Umûmî'ye ma`lûmât verirler mi idi?

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î cem`iyetin teşkîlâtı hakkında ve sonra merkezler hakkında muhtelif [değişik] zamânlarda îcâb etdikce ma`lûmât verirlerdi.

Re'îs- Orada bulunan şu`beler kendi mukarrerâtında [kararlarında] serbest mi idi? Yoksa Merkez-i `Umûmî'ye mi tâbi` idi?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır, tamâmiyle serbestdiler, efendim, bütün mukarrerâtlarında serbestdiler. Yalnız, tabî`î yapılan müzâkerât [toplantılar] nizâmnâme [tüzüğe] hudûdunu geçmemek üzere serbest idiler.

Re'îs- Murahhaslar [delegeler] ve kâtib-i mes'ûller [parti sekreterleri] şu`belerde a`zâ [üye] mı idi?

Midhat Şükrü Bey- Evet, şu`belerde a`zâ idiler, `ayn-ı zamânda şu`belere riyâset [başkanlık] ederlerdi; şu`be ictimâ`larında [toplantılarında], hey'et-i merkezîye [merkez kurulu] ictimâ`larında riyâset ederlerdi.

Re'îs- İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti'nin Teceddüd Fırkası'na kalb olunan [dönüştürülen] ve Merkez-i `Umûmî nâmına tahvîl edilen [döndürülen] bu şekilde evvelce İttihâd ve Terakkî merkezine `â'id olan kuyûd ve evrâk-ı sâ'ire [diğer kayıtlar] Teceddüd Fırkası'na mı devr olundu?

Midhat Şükrü Bey- Tabî`î efendim. Fakat Bi'l-âhare [daha sonra] ma`a'l-esef [ne yazık ki] <20Sa> anlaşıldığına göre Doktor Nâzım Bey tarafından alınmışdır. Me'mûrînin [memurların] ifâdesinden öyle öğrendim.

Re'îs- Teceddüd Fırkası'ndan mı tahkîk olundu [araştırıldı.]?

Midhat Şükrü Bey- Hâyır efendim, Teceddüd Fırkası'nın teşekkülünde [kurulmasında] bendenize su'âl olundu, bendenizi Merkez-i `Umûmî'ye çağırdılar, evrâk hakkında su'âl vârid oldu [soruldu], oradaki evrâk me'mûrundan o evrâkın Doktor Nâzım Bey tarafından tamâmen alınmış olduğu anlaşıldı.

Re'îs- Şu hâlde Teceddüd Fırkası'na ne devr edilmiş oluyor?

Midhat Şükrü Bey- Teceddüd Fırkası'na taşralardan gelen, Haleb'den ve sâ'ir yerlerden gelen evrâk teslîm olundu, bir de son senenin defâtir-i hesâbîyesi [hesap defterleri], binâlar, binâların eşyâ'sı teslîm olundu, el-hâsıl [kısacası] her şey' teslîm olundu.

Re'îs- Taşralardaki teşkîlâtı da Teceddüd Fırkası'na mı kalb ve tahvîl olundu [dönüştürüldü]?

Midhat Şükrü Bey- Yalnız ismi değişdi, eski teşkîlât tamâmiyle kaldı.

Re'îs- Kongrede verilen `ayn-ı me'mûriyetler de bugün muhâfaza ediliyor mu?

Midhat Şükrü Bey- Bugün bilmiyorum efendim. O zamân, muhâfaza ediliyordu. Fakat, sonrasını bilmiyorum. Her hâlde ba`z-ı tebeddülât [değişiklikler] oldu. Sonradan mesmû`ât [duyumlar] olarak bi'l-âhare [daha sonra] haberdâr olduğuma göre ba`z-ı kâtibleri falân başka yere nakl etmişler. Fakat hey'et-i mecmû`asıyla [toplanmış olan kuruluyla] Teceddüd Fırkası'na devr olundu.

Re'îs- Kâtib-i mes'ûl [parti sekreterinin] vazîfesi hakkında biraz îzâhât verir misiniz?

Midhat Şükrü Bey- Kâtib-i mes'ûlün vazîfesi, her sancakda bir kâtib-i mes'ûl bulunmak îcâb eder.

Re'îs- Evvelâ merkezdeki...

Midhat Şükrü Bey- İstanbul merkezinde mi?

Re'îs- Evet.

Midhat Şükrü Bey- İstanbul merkezinde kaç dâ'ire-yi beledîye varsa o dâ'ireler kadar kâtib-i mes'ûl [parti sekreteri] bulunur. Ve kâtib-i mes'ûllerin Merkez-i `Umûmî [genel merkez] ile şey'i yokdur. Onlar, doğrudan doğruya müstakildirler [bağımsızlardır] ve o sûretle idâre ederler. Ve İstanbul hey'et-i merkezîyesi [merkez kurulu] de tamâmiyle müstakildir [bağımsızdır]. Ve kâtib-i mes'ûllerini kendi idâre eder. Kulüblerde birer kâtib-i mes'ûl bulunur. Bunlar intihâbâtda [seçimlerde], muhtâr ve sâ'ire intihâbâtında fa`âliyet gösterirler ve bu sûretle kendi nâmzedlerini [adaylarını] intihâba [seçmeye] çalışırlardı.

Re'îs- İstanbul kâtib-i mes'ûlü [parti sekreteri] zât-ı `âlîniz mi idiniz?

Midhat Şükrü Bey- Hayır efendim. İstanbul kâtib-i mes'ûlü ve murahhası [delegesi] Kemâl Bey idi. Bendeniz Merkez-i `Umûmî'de kâtib idim.

Re'îs- Salâhiyetiniz [yetkiniz] ne derecede idi?

Midhat Şükrü Bey- Merkez-i `Umûmî'nin salâhiyeti; gelen evrâkı tedkîk etmek [incelemek], <20Sl> onlara cevâb yazmak ve mukarrerât [kararları] ittihâz [kabul] eylemek ve mahallerine teblîg etmek bir de kâtib-i `umûmînin [genel sekreterin] vazîfesi, müzâkere [toplantı] zamânında riyâset [başkanlık] eylemekden `ibâretdir. Bir de muharrerâtı [kararları] imzâ' eder. Diğer a`zâdan [üyeden], salâhiyet [yetki] i`tibâriyle başka farkı yokdur. Gelen evrâkı açub; onların içinden teşkîlâtımıza ta`alluk edenleri [ait olanları] ya`nî nizamnâmeye [tüzüğe] dahil olanları hey'et-i `umûmîyeye [genel kurul] ya`nî Merkez-i `Umûmî ictimâ`larına [toplantılarına] göndermekdir.

Re'îs- Meclis-i `Umûmî'nin vezâ'ifi [vazifeleri] ne idi?

Midhat Şükrü Bey- Meclis-i `Umûmî'nin vezâ'ifi; program ve nizamnâmeye [tüzüğe] müte`allik [ait] mevâddı [maddeleri] kongre içün ihzâr [hazır] etmek, her sene bir kongre oluyor. Ba`z-ı mevâdd tedkîk edilir [incelenir]. İkmâl edilmiş [tamamlanmış] olanları program şeklinden çıkar. Nizâmnâmede ba`z-ı ta`dîlât [değişiklikler] yapılma îcâb ederse onları bir sene zarfında beş on def`a ictimâ`ı [toplantı] netîcesinde onları yapar. O ictimâ`lar da gerek Merkez-i `Umûmî ve gerek taşralardan program ve nizâmnâmenin ta`dîli [değişikliği] hakkında gelen tahrîrâtın [resmî mektupların] ulâalarını [önceliklilerini] Meclis-i `Umûmî'ye gönderir, Meclis-i `Umûmî'nin de ayrıca bir program encümeni olur. O encümende bunlar tedî olunur, sonra kongreye gönderilir. kongre ictimâ`ında [toplantısında] da ayrıca bir encümen yapılır hey'et-i `umûmîye [genel kurul] kabûl ederse programımıza mâdde olarak geçer.

Re'îs- Vükelânın [bakanları] Meclis-i `Umûmî'ye [genel meclise] a`zâ-yı tabî`îye [doğal üye] olub olmaması hangi târîhde karârlaştırıldı?

Midhat Şükrü Bey- 329 senesinde efendim. 329 senesine kadar esâsen Meclis-i `Umûmî yok idi. 329 senesinde Meclis-i `Umûmî yapılmasına karâr verildi. Nizâmnâmemize [tüzüğümüzde] de o yolda bir mâdde `ilâve olundu. Ondan sonra da vükelâ a`zâ [üye] olarak bulunurdu.

Re'îs- Riyâset [başkanlık] kime `â'id idi?

Midhat Şükrü Bey-



Copyright © 2011-2015 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved