1915-11-16-DE-001
Türk :: de en tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1915-11-16-DE-001
Source: DE/PA-AA/R14089
Publication: DuA Dok. 202 (gk.)
Central register: 1915-A-35046
Edition: Ermeni Soykırımı 1915/16
Date of entry in central register: 12/04/1915 p.m.
Last updated: 04/22/2012


Halep Konsolosu’ndan (Rössler)
İmparatorluk Şansölyesi’ne (Bethmann Hollweg)


Rapor



K.No. 108/B.No. 2577

Halep, 16 Kasım 1915

Berlin Türk Büyükelçiliği, Urfa’daki ayaklanmayla ilgili olarak ilişikte arz edilen ve 28 Ekim günü Norddeutsche Allgemeine Zeitung’da (sayı 229, 2. baskı) yayınlanan bir açıklamada bulundu ve bu bana aşağıdaki düşünceleri ifade etmeme vesile oldu. Bu açıklamada başka şeylerin yanı sıra şöyle denilmektedir:

“Ayaklanan çetelerin amacı, bir yandan zarar vermek, yabancı şirketlerin temsilciliklerini tahrip etmek, Türkiye ile savaşta bulunan ülkelerin vatandaşlarını öldürerek bu cinayetlerin sorumluluğunu Türkiye’ye atmaktı. Öte yandan imparatorluk birliklerinden bir kısmını sabit bir yerde tutarak savaş alanından uzak kalmasını sağlamaktı.”

Ayaklanmanın amacının anlaşılması için ayaklanma öncesinin bilinmesi gerekir. Urfa 20 yıl önceki ermeni katliamında ağır acı çekmiştir. O tarihlerde 1000 kişi de kandırılarak sığınma hakkı verilecek diye kiliseye doldurulmuş ve kilise kasıtlı olarak ateşe verilmiştir. O tarihten beri Ermeniler aynı olayın tekrar etme korkusu ile yaşamışlar ve savunmasız olmamak için silahlanmışlardır.

Bu yılın yaz başlarında Ermeni tehciri başlayınca, tehciri uygulamayı reddettiği için görevinden alınan vali Celal Bey bana şunları söyledi: “Yaşamak, insanların en doğal hakkıdır. Üzerine basılan solucan bile büzüşür. Ermeniler kendilerini savunacaktır.”

Türk hükümeti tarafından bugünkü dünya krizi içinde Ermenilere karşı sarıldığı önleyici tedbirlerin ne türden olduğunu, Urfalılar zaten yaşamışlardı. Haziran ortalarına doğru ileri gelenlerden 50 kişi kadarı tutuklandı ve bunlardan birisine 100 sopa atılarak neredeyse ölünceye kadar dövüldü (29 Haziran tarih ve 67 nolu raporumun eki). Kısa bir süre sonra da güya yargılanacakları Diyarbakır’a doğru yola çıkarıldılar, ama yolda – yani yargılanmaksızın – öldürüldüler. Bunların arasında Alman Hastanesinde uzun yıllar eczacılık yapan birisi de vardı ve bu kişi Alman misyonerlerinin tanıklığına göre, sürülen 50 kişinin çoğu gibi, sadık bir Osmanlı vatandaşıydı. Kuzeyden ve Doğudan gelen sürgüncülerin kaderini Urfalılar kendi gözleriyle gördüler. Erkeklerin öldürüldüğünü, kadın ve kızların lekelendiğini, ya da en iyi halde Müslümanların haremlerine kapatıldığını, geri kalanların, yani çocukların ve yaşlı kadınların ise açlığa terk edildiğini öğrendiler. Bu nedenle, kendisini ve ailesini savunmasız bir şekilde yok oluşa ya da onursuz bir yaşama terk etmek yerine hayatını mümkün olduğunca pahalıya satarak silah elde ölmeyi tercih ettiler. Ayaklanmanın başladığı tarihte Urfalı Ermenilerin tahliye edilmesine henüz karar verilmemiş olduğu doğrudur. Türkiye’de o zamana dek tehcirden muaf tutulmuş şehirler, İstanbul, İzmir, Halep ve Urfaydı. Ama bu önlemin Urfa’da da uygulanmamasının garantisi var mıydı? Mayıs ayında 18 aile sürülmüştü bile, 50 kişinin öldürülmesinden yukarıda söz ettim. Her yerde olduğu gibi, liderleri ortadan kaldırıldıktan sonra kitleler de sürgün edilecekti. Evlere baskınlar yapılarak silah aranmasına başlandı. Bu sırada bir devriyeye ateş açıldı. Henüz aydınlatılmamış ikinci bir çatışma krizi başlattı.

Açıklamada genelleştirilerek ileri sürüldüğü gibi Ermeniler “yabancı temsilcilikleri” hedef almamıştı; oradaki koşulları yakından tanıyan bir Alman’a göre böyle olsaydı Alman misyoner evlerinin de çatışmaların içine çekilmiş olması gerekiyordu, ayaklananlar sadece savunmalarını kolaylaştıracağı için Amerikan misyonunu işgal etmişlerdi.

-----------

Not:


-----------

Ermeniler Amerikalı misyoner Leslie’yi ve yedi Fransız vatandaşını kendi mahallelerinde rehin almışlardır, ama onları öldürmek istememişlerdir. Bunu istemiş olsalardı, yapabilmek için yeterince zamanları vardı, çünkü bu yabancıları günlerce ellerinde tutmuşlardı. Açıklamada “onları Türk mermileriyle öldürtmek için” denseydi daha anlaşılır olurdu. Çünkü bu kişilerin rehin alınması, yabancıların kaderini Ermenileirnkine bağlamak ve böylece bir biçimde kendi konumlarını iyileştirmek için umutsuz bir denemeydi.

Ermenilerin Müslüman mahallelerini basarak ahaliyi öldürmeye başladıkları yolundaki iddialara gelince, olaylara şahit olan Yarbay Kont Wolffskeel’in tanıklığına göre tamamen asılsız. Bunlar bana şu olayı hatırlattı: Nisan başlarında Maraş’ta bulunduğum sırada, ancak birkaç Ermeni evlerinden çıkma cesaretini gösterir, ilan edilen sıkıyönetim baskısı ve olacaklardan korkularından ötürü evlerin duvarlarına sığınarak giderken Müslüman kışkırtıcılar İstanbul’a bir telgraf yollayarak Maraş’ta Ermenilerin camileri işgal ederek kiliseye dönüştürdüklerini iddia etmeye kalkmışlardı.

Türklerin açıklamasında yer alan veriler, şark takvimine göre verilmiş. Çatışma Batı takvimine göre 29 Eylül’de meydana geldi, ayaklanma ise 16 Ekimde bastırıldı. Türklerin kayıpları 20 değil 50 kişiydi, ayrıca 120-150 kadar yaralıları vardı.

Bu anlattıklarımla taraflardan birinin yanında ya da karşısında yer almayı istemiyorum, ama kendi görev alanım içinde meydana gelen olaylarda gerçeği Ekselanslarına sunmayı da bir görev addediyorum.

Aynı raporu İstanbul Kayzerlik Büyükelçiliğine de yolluyorum.


Rössler


Ek

(Norddeutsche Allgemeine Zeitung)

Berlin, 27 Ekim [1915].

Türk İmparatorluk Büyükelçiliği açıklıyor: 16 Eylül gecesi Ermeni çeteler bir ayaklanma çıkardı. Şehrin hakim noktalarında sağlam binalara yerleşerek jandarma devriyemize ateş açtı ve iki askerimizi öldürüp, sekizini de yaraladılar. Jandarmalarımız dört bir yandan açılan ateşle karşılaştı. Yabancı temsilcilikleri işgal eden Ermeniler, personeli rehin aldıktan sonra onları kalkan olarak kullanmaya başladılar. Bu gerçekler ayaklanan çetelerin silahlı bir direnişte bulunmada kararlı olduğunu gösterdiği ve az sayıdaki jandarmanın zayıflığından yararlanmak istedikleri ve Müslüman mahalleleri işgal ederek ahaliyi öldürmeye başladıkları için cephe için ayrılan birliklerden bir kısmı Urfa’ya yollandı. Çetelerin yuvaları dağıtıldı ve ayaklanma 3 Ekim’de bastırıldı. Bu olayda ölen asker ve jandarmaların sayısı 20, yaralananların ise 50’dir.

Ayaklanan çetelerin amacı, zarar vermek, yabancı şirketlerin temsilciliklerini tahrip etmek, Türkiye ile savaşta bulunan ülkelerin vatandaşlarını öldürerek bu cinayetlerin sorumluluğunu Türkiye’ye atmaktır. Öte yandan imparatorluk birliklerinden bir kısmını mevzilenmiş haydut yataklarına kilitleyerek, savaş alanından uzak kalmasını sağlamak istemişlerdir.

İmparatorluk makamlarının güçlü ve acil müdahalesi sayesinde ayaklanma istenilen başarıya ulaşamamıştır. Ayaklanma, Türkiye ile savaşta bulunan ya da tarafsız ülkelerin vatandaşlarına hiçbir zarar vermeden bastırılmıştır.



Copyright © 1995-2015 Wolfgang & Sigrid Gust (Ed.): www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved