1919-06-28-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-06-28-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 07/13/1919
Last updated: 03/23/2012


Katib–i Mesuller (Parti Sekreterleri) Davası: Üçüncü Oturum

3596.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

----------

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-yi `Umûmî: Mu`âvinlerden Sâkıb Bey

ÜÇÜNCÜ MUHÂKEME

Cum`a ertesi: 28 Hazîrân

Muhâkemeleri İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnînin [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti Bursa Kâtib-i Mes'ûlü [parti sekreteri] Doktor Ahmed Midhat Bey, Eskişehir Kâtib-i Mes'ûlü Doktor Besîm Zühdî Bey, Mafenya(?) İttihâd ve Terakkî Kâtib-i Mes'ûlü [parti sekreteri] `Avnî Bey, Edirne İttihâd ve Terakkî Müfettişi `Abdulganî Bey, Teceddüd Fırkası Beyoğlu Kâtib-i Mes'ûlü [parti sekreteri] Salâhaddîn Bey, İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti Mîrgün Şu`besi Kâtib Vekîli Hüseyin Cevdet Bey,

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

15 4

Re'îs- Gani Bey kalsın da diğerlerini götürünüz. (Ganî Beyden mâ`adâ [başka] maznûnlar [sanıklar] mahkeme salonundan çıkarılır) (Zabıt Kâtibi Şefîk Beye hitâben) Bir telgrafnâme vardı, onu okuyunuz. (Okur:)

Der `alîyede [İstanbul‘da] Dîvân-ı Harb Riyâset-i `Alîyesine [yüce başkanlığına]

İttihâd ve Terakkî Cem`iyetinin Edirne murahhası [delegesi] `Abdulganî Beyin müdâfa`ası [savunması] gazetelerde görüldü. Mûmâ-ileyhümün [adı geçenin] ifâdesi küllîyen [tamamen] hilâf-ı hakîkatdir [gerçek dışıdır]. Zîrâ Edirne'deki Ermenilerin tehcîrinde zî-medhal [parmağı] olduğuna bir çok delâ'il [deliller] mevcûddur. Ez cümle [bununla beraber] tehcîr edilenlerin emvâllerinden [mülklerinden] ketm [saklananlardan] ve sirkat [hırsızlık] edilenlerden mâ`adâsı [başkası] gerçi satılmış ise de kıymetlerinin ancak yüzde iki üçü nisbetinde [oranında] olub bunların ekserîsi [çoğu] adamlarına satılmışdır. Zâyi`âtımız [kayıplarımız] lâ-yu`add velâ-yuhsâdır [pek çoktur]. `Avdet edenler [dönenler] ise yüzde otuz nisbetindedir [oranındadır]. Mûmâ-ileyhin [adı geçenin] tehcîr mes'elesindeki nüfûzu [etkisi] cümlece [herkes tarafından] ma`lûmdur [bilinmektedir]. Ma`rûzâtımız [dilekçemiz] bir hey'et-i `âdilenin [adil bir kurulun] Edirne'ye gönderilmesi ile sâbit [ispat] olacağından muktazâ-yı `adâletin [adaletin gereğinin] icrâ'sı [yapılmasını] müsterhamdır [rica etmektedir]. Levon Merâmetciyan, Karabet Yazıcıyan, Armenak Gürciyan, Altunyan, Aleksan <205Sl> Sarrafiyan, Hayk Kürkciyan, Nagadur Bugarciyan, Tatyus Kuralyan, Pozant Temigalyan, Dikran Esmeryan, Kirkor Çakıryan, Artin Ohanyan, Artin Terziyan, Şanurk Avadikyan, Haçik Kazaryan

Re'îs- Bu telgrafa ne dersiniz?

Ganî Bey- Ne söyleyim? Bu millî bir garazkârlıkdır [düşmanlıktır]. Herkes istediği gibi söyleyebilir, ma`amâfih [bununla beraber] herkes söylediğini isbâta mecbûrdur, değil mi Paşa hazretleri? Binâ'en-`aleyh [dolayısıyla] benim ne gibi müdâhalâtda [müdahalelerde] bulunduğumu ve ne vecihle [şekilde] te'sîr ve nüfûz [etki] etdiğimi gelüb mahkeme-yi `alîyelerinde [yüce mahkemede] isbât etmeleri lâzım gelir. Şimdiye kadar onların mütemâdiyen [defalarca] böyle müzevvir [yalanı alayıp pullayan-abartan] şâhidler ikâme etdikleri [getirdikleri] mahkeme-yi `alîyelerinde sâbit olmuş [anlaşılmış] şey'lerdir. Gelir, bunu da isbât ederler Paşa hazretleri. Ve her vakit söyleyorum, her zamân iddi`â etdiğim bir hakîkat var. Kat`îyen ne tehcîr ile `alâkam vardır, ne de bu gün birisine icrâ'-yı nüfûz [etki] etmişimdir, ne de mâl almışımdır, ne de bir sû'-i isti`mâlim [kötüye kullanma] olmuşdur. Onların yazmış oldukları telgraf esâsen bendeniz hakkımda değildir, milletim hakkındadır Paşa hazretleri. Çünki beni ve dolayısıyla milletimi mahkûm etmek isterler. <206Sa>

Re'îs- Siz bu tehcîr zamânında Edirne'de mi bulundunuz?

Ganî Bey- Evet, Edirne'de bulundum Paşa hazretleri.

Re'îs- Sûret-i dâ'imede [sürekli olarak] orada mı idiniz?

Ganî Bey- Ba`zen İstanbul'a geliyordum.

Re'îs- İstanbul'a niçün geliyordunuz?

Ganî Bey- İzin alıyordum, `â'ilem buradadır, akrabâ ve ta`allukâtım [hısımlar] buradadır.

Re'îs- Tehcîr ne kadar zamân sürdü?

Ganî Bey- Vallahi onun farkında değilim Paşam. Çünki bendeniz hakîkaten söyleyorum ki tehcîr ile meşgûl olmayordum. Hâl bu ki Edirne'nin vâlîsinden, polis müdirinden, jandarmalarından, hey'et-i me'mûrîninden [memurlar kurulundan] su'âl buyurulursa bu hakîkatler zâhire [ortaya] çıkacakdır Paşa hazretleri. Bütün Edirne'den tahkîk [araştırma] hey'eti isteyorlar. Bendeniz de isteyorum. Nâmûslu, bî-taraf [tarafsız] bir tahkîk hey'eti gitsün, o tahkîk hey'eti bendenizi çok yükseltecekdir, Paşa hazretleri.

Re'îs- (Müdde-i `umûmîye [savcıya] hitâben) Bu telgraf hakkında bir mütâla`anız [söyleyeceğiniz] var mı?

Müddeî-i `umûmî Mu`âvini [savcı yardımcısı] Sâkıb Bey- Hayır Paşa hazretleri, hey'et-i tahkîkîyece [araştırma kurulunca] şâyân-ı tezekkür [konuşmaya değer] bir cihet [taraf] yok.

Re'îs- Tehcîr Edirne'de pek çok sürmemiş, o müddet-i kalîle [kısa süre] zarfında İstanbul'a bir kaç def`a gelüb gitmenizi ...

Ganî Bey- Yok efendim, bilmeyorum onu şey etmeyiniz, bendeniz bilmeyorum, gelüb gitdiğimi de bilmeyorum. Paşa hazretleri, bir kerre müsâ`ade buyurursanız vaz`iyeti [durumu] `arz edeyim, cereyân eden [meydana gelen] ahvâli [durumları] ben gazetelerde okuyorum, ben mahkemelerde görüyorum, diğer yerlerde tehcîr edilen eşhâsa [şahıslara] günler ta`yîn ederler, on gün, on beş gün sonra gideceksiniz derlerdi. Şöyle hâzırlatınız, böyle hâzırlatınız derlerdi. Edirne'de böyle şey'ler olmamışdır Paşa hazretleri. Evvelki isticvâbımda [sorgumda] da `arz etdiğim vechile [şekilde] bir sabâhleyin tehcîrin vâki` olduğunu [gerçekleştiğini] gördük Paşa hazretleri. Çünki bu gün Edirne'de hudûd, ba`z-ı mahallâtın [mahallelerin] hemen kırk, elli metrosundan geçiyor Paşa hazretleri. Onun içün öte taraf, bu tarafa bir çok firârîler oluyor. Bu tehcîrde bunlara meydân verilmemek içün imiş. Bunu da anladık. Gece gitmişlerdi. Sabâhleyin haberdâr olduk Paşa hazretleri. Böyle aylarca sürmüş bir şey' yokdur Paşa hazretleri. Bir gecede vâki` olmuş [gerçekleşmiş]. O gün Edirne'de idim Paşam. Bunu inkâr etmeyorum Paşa hazretleri. Tehcîr esnâsında Edirne'de bulunmak bir cürüm [suç] ise Edirne'nin bütün sükkânı [şehir sakinleri] da bu cürümde [suçta] müşterekdir [ortaktır].

Re'îs- Edirne'de bulunmak cürüm [suç] olur mu? Tehcîr esnâsında bir çok fenâlıklar yapılmış, bunu bilmeyorum; diye saklayorsunuz?

Ganî Bey- Hayır Paşam, bilmediğim bir şey'i nasıl söylerim Paşa hazretleri.

Re'îs- Bakınız, tehcîrin yapıldığına muttali` [haberdâr] olmuşsunuz da yapılan sû'-i isti`mâller [kötüye kullanmalar] hakkında ne içün `adem-i ma`lûmât [bilginiz olmadığını] beyân ediyorsunuz? <206Sl>

Ganî Bey- Paşa hazretleri, eğer Edirne'de her kim bulunsa idi, bu tehcîre muttali` [haberdâr] olacakdı. Bendeniz burada isticvâb ediliyorum [sorgulanıyorum], bunu `arz ediyorum. Edirne'de, Ermeni murahhası [delegesi] efendiyi getirseler `aynı cevâbı verecekdir. Sonra efendim mahalleden Kahveci Hasan Ağa gelse o da `aynı cevâbı verecekdir Paşa hazretleri. Vâki` olan [meydana gelen] böyledir de onun içün bunu `arz ediyorum. Sonra sû'-i isti`mâlât [kötüye kullanmalar] diyorlar; bu kadar mâlîye müfettişi geldi, bunları teftîş etdi [denetledi] Paşa hazretleri. Edirne'de umûr ve mu`âmelât-ı hükûmet [hükümet işleri ve işlemleri] el-an [şu an] cereyân ediyor. Bu gün de cereyân eden mu`âmelât-ı hükûmet [hükümet işlemleri] tabî`î [doğal olarak] bu sû'-i isti`mâlâtı [kötüye kullanmaları] çıkarmışdır. Fakat böyle garazkârâne [düşmanca] telgrafnâmeye bendeniz ne diyebilirim? Eğer hükûmetin tahkîkâtıyla [araştırmalarıyla] sâbit [ispat] olmuş bir cürüm [suç] var ve ben de onda zî-medhal isem [parmağım varsa], Paşa hazretleri, bir diyeceğim kalmaz tabî`î, değil mi? Edirne İstanbul'a gâyet yakın bir yerdir. Hattâ Edirne'de ne cereyân etmiş ise İstanbul bunu işitmişdir.

Re'îs- Edirne'deki tehcîr sâ'ir yerlerdeki tehcîrler gibi olmamış değil mi? Edirne'de tehcîr, yalnız Ermenilere teşmîl edilmemiş [uygulanmamış], Rumlara da teşmîl edilmişdir.

Ganî Bey- Edirne tehcîri mi Paşam? Hayır Paşam öyle bir şey' yok.

Re'îs- Bunlar, topdan mı tehcîr olundu?

Ganî Bey- Efendim, Edirne'nin -zannediyorum, iyi hâtırımda değil- İstiranca Balkanları cihetinde [yönünde] sâhildeki Rumları başka taraflara kaldırmışlar. Onu ben mesmû`ât [duyumlar] olarak işidiyorum.

Re'îs- Edirne'den yalnız Ermenileri mi kaldırmışlar?

Ganî Bey- Edirne'den yalnız Ermeniler, o da kısmen, kâmilen [tamamen] değil.

Re'îs- Sonra Edirne içün te'hîr mi olundu [sonraya mı bırakıldı], sarf-ı nazar mı olundu [vaz mı geçildi]?

Ganî Bey- Onu da bilmeyorum Paşam.

Re'îs- Siz ara sıra İstanbul'a geldiğiniz zamân cem`iyetden ya`nî Merkez-i `Umûmîden [genel merkezden] ta`lîmât [emirler] alırmışsınız, diyorlar.

Ganî Bey- Nasıl ta`lîmât [emirler]?

Re'îs- Bâ-husûs [özellikle de] bu tehcîr esnâsında.

Ganî Bey- Tehcîr esnâsında, Paşam, bendeniz senede bir iki kerre İstanbul'a gelirdim. Tehcîr olduğu sene Eylülde geldim Paşa hazretleri ki o vakit kongre mevsimi idi. Kongreye gelmişdim, hattâ `â'ilemi de getirmişdim. Me'zûniyet [izin] alarak üç ay kadar İstanbul'da kaldım. Böyle tehcîre `â'id bir ta`lîmât [emirler] falan almadım. Merkez-i `Umûmîden [genel merkezden] ben tehcîre `â'id yalnız bir kâğıd almışımdır ki o da bir `umûmdu [genelgeydi] Paşa hazretleri. Belki bütün arkadaşlarım da almışlardır. Çünki, `umûm olarak yazılıyordu, Bursa müfettişi İbrâhîm Beyin ev aldığına ve diğer kâtiblerden -ismini hâtırlayamıyorum- böyle şey'ler vâki` olduğuna [meydana geldiğine] göre onları teşkîlâtımızdan çıkardık; zinhâr [asla] bir kimse bir mâl almasun diye bir emir gelmişdi. Başka dürlü hiç bir ta'lîmât falan, hiç bir şey' almadım Paşam.

Re'îs- Orada müfettiş mi idiniz?

Ganî Bey- Müfettiş idim, Paşam. <207Sa>

Re'îs- Ne vakte kadar müfettiş kaldınız?

Ganî Bey- Son güne kadar.

Re'îs- Sizin şu`benizde İslâmın gayrı a`zâ [Müslüman olmayan üye] var mı idi?

Ganî Bey- Vardı Paşam ama Hey'et-i Merkezîyede [merkez kurulda] değildi.

Re'îs- Nerede?

Ganî Bey- Efrâd arasında vardı Paşam.

Re'îs- Hangi milletden?

Ganî Bey- Musevîlerden de vardı Paşam, diğer milletlerden de vardı.

Re'îs- Ermenilerden de var mı idi?

Ganî Bey- Vardı, zannederim, fakat hâtırlaya[mı]yorum. Çok esâmî [isimler] vardı Paşa hazretleri. Galabalık, bin beş yüzden fazla, hâtırlayamıyorum ki. Sonra idâre-yi örfîye [sıkıyönetim] olduğu içün ma`lûm-ı `âlîniz [bildiğiniz gibi] ictimâ`larda [toplantılarda] vâki` olmayordu. Efrâdın hemen ekserîsini [çoğunu] tanımam, kimdir, kim değildir; bilmem.

Re'îs- Bu Ermeni mensûbîninden [üyelerden] size mürâca`at eden olmadı mı? Tehcîrden dolayı şikâyeti hâvî [içeren] bir şey', bir teşebbüs [girişim]....

Ganî Bey- Efendim; geldiler, mürâca`at etdiler, kendilerinin gitmemesi içün mürâca`at etdik. Ve bunu ilk şey'imde de cereyân etdiği gibi `arz etmişdim. Başka mürâca`at eden olmadı Paşam. Şahsî olarak cem`iyete dâhil olmayan Ermenilerden bendenize böyle çok gelmişdir.

Re'îs- Şikâyet eden oldu mu?

Ganî Bey- Hayır Paşa hazretleri, şimdiye kadar hiç bir şikâyet vâki` olmamışdır [meydana gelmemiştir].

Re'îs- Bir Edirne murahhası [delegesi] varmış, Tekfurdağı’na [Tekirdağ’a] tehcîr edilmiş tanıyor musunuz?

Ganî Bey- Evet Paşa hazretleri tanıyorum.

Re'îs- Bu, o vakit mi tehcîr olundu?

Ganî Bey- Evet Paşam.

Re'îs- `Â'ilesi ile tehcîr edilmiş.

Ganî Bey- Zannediyorum Paşam.

Re'îs- Onun emvâli [mülkleri], eşyâ'sı yağma edilmiş, satılmış, pek ziyâde sû'-i isti`mâl [kötüye kullanma] olunmuş.

Ganî Bey- Yağmadan haberim yok Paşa hazretleri. Fakat gidenlerin `umûmîyetle [genellikle] eşyâ'sı satıldı. Yağma yapıldığını kat`iyen [kesinlikle] zannetmiyorum Paşa hazretleri. Bendeniz ondan sonra üç sene dahâ oturdum, o vakitler yağma duymadık da bu gün yağma çıkıyor. Ve o yağma da, zannederim ki Paşa hazretleri ta`mîk buyurulursa [derinlemesine incelenirse], onların kavlinde [sözünde] kalacak.

Re'îs- Kavlinde [sözde] kalacağı husûsunu bilmem. Fakat istid`âsında [dilekçesinde] diyor ki: Kerîmem [kızım] `asker `â'ilesi olduğu hâlde kimsesiz olarak buraya gönderildi. Evimizin tekmîl [bütün] eşyâ'sı satılmış. Kendim de müsinn [yaşlı] ve me'mûrîn-i ruhânîyeden [papaz] olduğum içün hiç bir sûretle medâr-ı ma`îşetim [geçim vasıtam] yokdu. Vâlîye <207Sl> ve sâ'ir lâzım gelenlere mürâca`at etdiğim hâlde hiç bir semere [sonuç] hâsıl olmadı [meydana gelmedi]. Nihâyet açlıkdan kızım öldü. Bir ihtiyâr papas senelerce Tekfurdağı’nda [Tekirdağ’da] medâr-ı ma`îşetden [geçim vasıtasında] mahrûm olarak [yoksun] kalmış.

Ganî Bey- Bundan bana ne Paşa hazretleri?

Re'îs- Hayır, tabî`î tanıyorsunuz ya, size de böyle bir mürâca`atda bulundu mu?

Ganî Bey- Hayır, bulunmadı.

Re'îs- Me'mûrîn-i sâ'ireye [diğer memurlara] mürâca`atda bulunmuş; size de böyle bir mürâca`atda bulundu mu?

Ganî Bey- Hayır bulunmadı Paşa hazretleri.

Re'îs- Böyleleri hakkında mu`âvenetde [yardımda] bulunmak lâzım gelmez mi?

Ganî Bey- Bilmediğim bir şey'e nasıl mu`âvenet [yardım] edeyim Paşam. Birisi bana gelir de ben muhtâc-ı mu`âvenetim [yardıma muhtacım], bana mu`âvenet et; der ben de, kesem müsâ`id ise ona mu`âvenet edebilirim. Yâhûd merhametim müsâ`id ise.

Re'îs- Nakden [parasal] mu`âvenet [yardım] değil böyle magdûrîni [haksızlığa uğrayanları] kurtarmak yâhûd kurtarmağa mu`âvenet etmek.

Peki gidiniz (Ganî Bey çıkarılır) Mîrgün Müdâfa`a-yı Millîye Cem`iyeti re'îsi Hüseyin Cevdet Beyi getiriniz. (Cevdet Bey getirilir) Cevdet Bey!

Cevdet Bey- Efendim.

Re'îs- Siz Müdâfa`a-yı Millîye Cem`iyeti re'îsi idiniz öyle mi?

Cevdet Bey- Evet efendim.

Re'îs- Müdâfa`a-yı Millîye Cem`iyeti ile İttihâd ve Terakkî beynindeki [arasındaki] münâsebeti [ilişkiyi] îzâh eder misiniz?

Cevdet Bey- İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti bir fırka-yı siyâsîyedir [siyasi partidir].

Re'îs- Münâsebetlerini îzâh ediniz.

Cevdet Bey- Hayır efendim, hiç bir münâsebet yok. Müdâfa`a-yı Millîye'nin bir münâsebeti yok. Biri millî bir cem`iyet, diğeri bir fırka-yı siyâsîye.

Re'îs- Siz öyle ise ne münâsebetle, nasıl şu`be re'îsinin vekâletini der-`uhde etdiniz [üstlendiniz]?

Cevdet Bey- Müdâfa`a-yı Millîye'nin mi efendim?

Re'îs- Hayır.

Cevdet Bey- Bendeniz evvelce de `arz etdim Paşa hazretleri, Müdâfa`a-yı Millîye re'îsi idim, zâten kulübde bulunuyordum, Müdâfa`a-yı Millîye de kulüb dâhilinde idi, kira vermemek içün kulüb derûnunda [içinde] Müdâfa`a-yı Millîye'ye de bir oda verilmişdi.

Re'îs- Onda bir be'is [sakınca] yok. Fakat siz geçen gün vekâleti der-`uhde etdim [üstlendim] dediniz.

Cevdet Bey- Evet efendim. `Arz etdiğim [söylediğim] gibi bendenizin der-`uhde etdiğim vekâlet resmî bir sûretde [şekilde] değildi.

Re'îs- Siz; cem`iyetin o şu`besinin a`zâsından mı idiniz?

Cevdet Bey- Hayır. <208Sa>

Re'îs- A`zâlar durur iken açıkdan olan bir kimseye vekâlet verilir mi?

Cevdet Bey- Onu, kâtibe sorunuz efendim. Bunu bendenize tevdî` etdi [emanet etti]. Ben bulunmadığım zamân sen bulun; dedi.

Re'îs- Mensûb [üye] olmadığınız bir şu`benin nasıl vekâletini alırsınız?

Cevdet Bey- Bendeniz İttihâd ve Terakkî'ye mensûbum; ferdiyim.

Re'îs- O hâlde şu`benin de a`zâsındansınız [üyesindesiniz].

Cevdet Bey- Hayır, değilim Paşam.

Re'îs- İ`âşe [gıda- besleme] işlerinde sizin çok müdâhaleniz olduğunu söyleyorlar. Ne gibi vazîfe der-`uhde [üstlendiniz] etdiniz ve nasıl yapdınız? Bunu, ber-tafsîl [ayrıntılı olarak] anlatınız.

Cevdet Bey- Efendim; İttihâd ve Terakkî bir fırkadır. İ`âşe onun gayrıdır [dışındadır]. Dâhilîye Nezâreti [İçişleri Bakanlığı] Kemâl Beye İstanbul'un i`âşesini, vesîka ile tevzi`âtı [dağıtmayı], teklîf etdi. Kemâl Bey de bunu kabûl etdi. Ricâ ederim, hey'ât-ı ihtiyârîye [seçilmiş kurullar] tevzi`âtı [dağıtım] yapacakdı. Siz de tevzî`âtın intizâmını [düzenini] muhâfâzaten [korumak için] murâkabe [kontrol] ediniz; dedi. Bendeniz de bir hidmet-i vatanîye [vatan hizmeti] olmak üzere onu kabûl etdim.

Re'îs- Peki; hidmet-i vatanîye olarak bunu der-`uhde etdiniz [üstlendiniz]. Vekâleti de öyle der-`uhde etdiniz. Müdâfa`a-yı Millîye Cem`iyeti'nde muvazzaf mı [maaşlı bir görevli mi] idiniz?

Cevdet Bey- Hayır efendim, hiç birinin ma`âşı yokdur.

Re'îs- O hâlde hep fahrî [maaşsız- gönüllü] olarak böyle vazîfeler der-`uhde etmek? ...

Cevdet Bey- Bendenizin geçineceğim yerinde olduğu içün bir şey'e ihtiyâcım yok.

Re'îs- Fakat bir çok sû'-i isti`mâlât [kötüye kullanmalar] olmuş.

Cevdet Bey- Ne gibi sû'-i isti`mâlât olmuş?

Re'îs- İdârenizdeki tevzî`âtda [dağıtımlarda].

Cevdet Bey- Hayır efendim, sû'-i isti`mâlât olmamışdır. Eğer sû'-i isti`mâlât olub noksânü'l-vezn [eksik tartı] ekmek zuhûr etmiş [meydana gelmiş] ise beledîyeye ma`lûmât [bilgi] verildi, fâ`illeri tecziye edildi [cezalandırıldı].

Re'îs- Siroz'da iken cem`iyete intisâbınız [üyeliğiniz] var mı idi?

Cevdet Bey- Hayır efendim, zirâ`atla meşgûl idim.

Re'îs- Muhârebe esnâsında cem`iyetce yapılan İttihâd ve Terakkî teşkîlâtında bir vazîfeniz var mı idi?

Cevdet Bey- Hayır efendim.

Re'îs- Mîrgün’ce de teşkîlâta yazılanlar var mı?

Cevdet Bey- Hayır efendim, ma`lûmâtım [bilgim] yok.

Re'îs- Ma`lûmâtınız yok başka; yazılanlar var mı?

Cevdet Bey- Hayır efendim bilmeyorum.

Re'îs- İ`âşe işlerini der-`uhde etdiğiniz [üstlendiğiniz] zamân men`-i ihtikâr [vurgunculuğu- karaborsacılığı engelleme] işlerinde de vazîfeniz var mı idi?

Cevdet Bey- Hayır, yokdu Paşam. <208Sl>

Re'îs- O vazîfeye kim bakıyordu?

Cevdet Bey- Men`-i ihtikârın [vurgunculuğu-karaborsacılığı engellemenin] ne komisyonu var ne başka bir şey'i var.

Re'îs- Öyle ama İstanbul'a gelüb giderken?

Cevdet Bey- Hayır efendim. Hattâ nerede olduğunu da bilmem.

Re'îs- Ticâretle iştigâliniz [uğraştığınız] var mı?

Cevdet Bey- Hayır efendim, zirâ`atla iştigâl ederim [uğraşırım]. Edremid'de zeytinliklerim var.

Re'îs- Mîrgün ve devâ'irindeki [dairelerindeki] sû'-i isti`mâlât [kötüye kullanmalar] hakkında şehâdet [şahitlik] edecekler var. Onlar şehâdet etmeden cereyân eden husûsâtı [konuları] anlatırsanız daha iyi olur.

Cevdet Bey- Ne olmuş, nerede ne gibi sû'-i isti`mâlât olmuş?

Re'îs- Ekmek tevzî`âtında [dağıtımlarında]; bir çoklarının hakları verilmemiş, satılmış.

Cevdet Bey- Bendeniz hangisini haber aldım ise tevzi` [dağıtım] me'mûrlarına o ekmekleri verdirtdim. Haber almadıklarımı tevzi` me'mûrlarına bildiremeyeceğim gibi tabî`î bir şey' de diyemem.

Re'îs- Hiç öyle me'mûrları tecziye etdiniz [cezalandırdınız] mi?

Cevdet Bey- Evet efendim. Kâtib Ferîd Bey gelmişdi, Sarıyâr'daki ekmekciler ve me'mûrlar bir sirkat [hırsızlık] yapmışdı. Zâbıtaya ma`lûmât verdik. Zâbıta da onları mahkemeye verdi. Mahkemede bir buçuk seneye mahkûm etdi.

Re'îs- Kendinize devlet me'mûru süsü vererek bu işlere ne içün karışdınız?

Cevdet Bey- Efendim, Dâhilîye Nâzırı'nın teklîfi üzerine Kemâl Bey resmen kabûl etmiş. Tabî`î bu, hükûmetin ma`lûmâtı tahtındadır [bilgisi-emri altındadır]. Bendenizin de me'mûriyetim hükûmetin ma`lûmâtı tahtında.

Re'îs- Resmî me'mûriyetler içün tebligât yapılır.

Cevdet Bey- Bendenize şifâhen [sözlü olarak] tebligât yapıldı.

Re'îs- Kim yapdı?

Cevdet Bey- Ferîd Bey.

Re'îs- Ferîd Bey me'mûr-ı resmî [resmi bir görevli] midir?

Cevdet Bey- Ferîd Bey me'mûr-ı resmî değil. Kemâl Bey resmîdir. Bendeniz de tekrâr Kemâl Beye girdim. Ferîd Bey, böyle bir haber getirdi; dedim. Kemâl Bey de evet; dedi. Bunun üzerine ben de kabûl etdim.

Re'îs- Siz, kongrenin i`lân olunan mukarrerâtını [kararlarını] okumaz mı idiniz?

Cevdet Bey- Hayır efendim.

Re'îs- Gazetelerde görmez mi idiniz?

Cevdet Bey- Hayır efendim görmedim. Ne gibi mukarrerât [kararlar]?

Re'îs- İ`âşe husûsunda. <209Sa>

Cevdet Bey- Bendeniz bir vakit Burdur murahhası [delegesi] olarak kongrede bulundum. Hangi sene olduğu hâtırımda değil. Zâten kongrenin bir celsesinde bulundum. Sonra da râhatsız oldum, gidemedim. Bendenizin bulunduğum celsede ma`ârife [eğitime], nâfı`aya [bayındırlığa], umûr-ı beledîyeye [belediye işlerine] `â'id müzâkerât [konuşmalar- toplantılar] cereyân etdi. Ondan sonra ne oldu bilmem.

Re'îs- 332 senesi kongresinin mukarrerâtını [kararlarını] gazetelerde okumadınız mı?

Cevdet Bey- Vallahi Paşa hazretleri okumadım.

Re'îs- Burdur meb`ûsu olduğunuzu söylediniz.

Cevdet Bey- Burdur murahhası [delegesi]. Nizâmnâmede [tüzükte] hangi sancak, meb`ûs intihâb ederse [seçerse] kongreye de murahhas intihâb eder. Bendenizi de ma`lûmâtım [bilgim] hâricinde intihâb etmişler. Tezkereyi [resmi yazıyı] aldım. Sonra bulundum.

Re'îs- Ne münâsebetle sizi intihâb etmişler [seçmişler]?

Cevdet Bey- Onu ben ne bileyim. İntihâb edene [seçene] sorunuz.

Re'îs- Tabî`î size sormuşlardır.

Cevdet Bey- Hayır efendim. Bendenize tezkere [resmi yazı] geldi.

Re'îs- Peki orada Burdur'a `â'id bir şey' söylemedikden sonra...

Cevdet Bey- Efendim bendeniz bir celsede bulundum. Ondan sonra râhatsız oldum, gidemedim.

Re'îs- Hayır, bulunduğunuzu sormuyorum. Mensûb olduğunuz bir memlekete `â'id olmayan bir işi nasıl îfâ' edersiniz [yaparsınız]?

Cevdet Bey- Her yer benim vatanımdır. İstanbul da benim vatanımdır.

Re'îs- Öyle ise her tarafdan meb`ûs veyâ murahhas [delege] gelmeğe ne lüzûm var? Burada toplan[y]ıyorlar. Bundan maksad, herkes bulunduğu memleket ahvâli [durumları] hakkında ma`lûmât [bilgiler] verecek.

Cevdet Bey- Kongre devâm etdikce tabî`î îzâhât [açıklamalar] verebilirdim. Burdurlularla görüşebilirdim. Memleketin ihtiyâcâtını [ihtiyaçlarını] anladıkdan sonra tabî`î orada bir şey' yapardım. Fakat bendenizin ma`lûmâtı [bilgim] olmadan gitdim.

Re'îs- Böyle kongreye gidecekleri tezkere [resmi yazı] ile mi çağırırlardı?

Cevdet Bey- Bendenizi tezkere ile çağırdılar. Tabî`î tezkere ile çağırırlar. Ba`z-ı murahhaslar [delegeler] mahallinden ta`yîn olunur, gönderilir.

Re'îs- Peki gidiniz. (Cevdet Bey çıkarılır) Eskişehir Kâtib-i Mes'ûlü [parti sekreteri] Zühdî Beyi getiriniz. (Zühdî Bey getirilir) Zühdî Bey! Teşkîlât-ı Mahsûsa Eskişehir'de de var mı idi?

Zühdî Bey- Yokdu efendim.

Re'îs- Hiç bir vakit yapılmadı mı?

Zühdî Bey- Hayır.

Re'îs- Tehcîr [göç ettirme] esnâsında, orası güzergâh olmak münâsebetiyle [dolayısıyla] ne gibi manzaralara müsâdif oldunuz [rastladınız]? Ne gibi şikâyetler dinlediniz?

Zühdî Bey- Tehcîr esnâsında evvelce `arz etdiğim gibi bendeniz Eskişehir'de bulunmayordum. O vakit Afyon Karahisârı'nda bulunuyordum. Binâ'en-`aleyh Eskişehir güzergâh olmak dolayısıyla oralarda neler cereyân etdiğinden haberdâr değilim. <209Sl>

Re'îs- Sonra geldiğiniz zamân muttali` [haberdâr] oldunuz mu?

Zühdî Bey- Bendeniz 333'de geldim. Tehcîr hakkında bir şey' işitmedim.

Re'îs- Esâsen Eskişehir'de tehcîr yapılmış mı idi?

Zühdî Bey- Yapılmış.

Re'îs- Tabî`î bunu eserlerini görmüşsünüzdür.

Zühdî Bey- Ne gibi eserler Paşam?

Re'îs- Kimisinin mağazası kapanmış, kimisinin evinin eşyâ'sı satılmış, kimisinin işgâl etmişler.

Zühdî Bey- Her tarafda vâki`dir [meydana gelmiştir] efendim. Orada bir komisyon-ı mahsûs [özel komisyon], şübhesiz aldığı emir üzerine, gelen muhâcirîni [göç edenlerin] tehcîr olunanların evlerine yerleşdirirlerdi. O sûretle onlara mukâbil [karşılık] bir şey' alıyorlar mı idi, bilmeyorum.

Re'îs- Onlar hakkında ne fikirde idiniz? Yapılan mu`âmelât [işlemler] doğru mudur?

Zühdî Bey- Bendenizin vazîfem değil Paşa hazretleri. Meşgûl olmadım.

Re'îs- Vazîfeniz memleketin `umûm sekenesi [bütün sakinleri] hakkında yapılan mu`âmeleyi [işlemi] tedkîk etmek [incelemek] değil mi?

Zühdî Bey- Paşa hazretleri, bendeniz ictimâ`î [toplumsal] husûsâtla [konularla] meşgûl oluyordum.

Re'îs- Bu da ictimâ`îyâta [toplumsal konularla] ta`alluk etmez [alakalı değil] mi?

Zühdî Bey- Bunlar hükûmete `â'id vezâ'ifdir [vazifelerdir].

Re'îs- Bir şey' yapdınız mı? demeyorum. O gördüğünüz, işitdiğiniz ahvâlden [durumlardan] sizde ne fikir hâsıl oldu [oluştu], yapılan işleri tasvîb mi etdiniz [uygun bulup onayladınız mı] veyâhûd gayr-ı muvâfık [uygunsuz] mı buldunuz?

Zühdî Bey- Şübhesiz gayr-ı muvâfık [uygunsuz] gördüm.

Re'îs- O hâlde bir raporla, yâhûd şifâhî [sözlü] bir ifâde ile kendi mâ-fevkiniz [üstünüz] olan Merkez-i `umûmîye [genel merkeze] yâhûd vilâyete mürâca`at etdiniz mi, ma`lûmât [bilgiler] verdiniz mi?

Zühdî Bey- Bu vesîle ile bendenize vukû` bulmuş [gelmiş] bir mürâca`at yokdur. Bendeniz, `ale'l-`umûm [genellikle] tehcîr hakkındaki fikr-i `âcizimi soruyorsunuz; zannetdim.

Re'îs- Tehcîr hakkındaki fikrinizi de söylerseniz dahâ iyi olur. Bi'l-hâssa [özellikle] mensûb olduğunuz memleketin tehcîri hakkında, memleketde yapılan yolsuzluklar hakkında ne gibi teşebbüsâtda [girişimlerde] bulundunuz?

Zühdî Bey- Bendenize bu gibi husûsâtda [konularda] vazîfedârsın; demediler Paşa hazretleri. Binâ'en-`aleyh bendeniz o bâbda [konuda] bir şey' söyleyemem.

Re'îs- Vazîfe-yi resmîye değil; vazîfe-yi vataniye, vazîfe-yi ictimâ`îye [toplumsal görev] îcâbâtından [gerekleri] olarak su'âl ediyorum.

Zühdî Bey- Bendeniz bir murahhas-ı mes'ûlüm [sorumlu delegeyim] Paşa hazretleri. Murahhas-ı <210Sa> mes'ûlün vazîfesi bu kadar yüksek değildir. Bu gibi husûsât [konular] ile meşgûl olacak olanlar kuvve-yi teşrî`îyedir [kanun yapma kuvvetidir- meclislerdir]. Kuvve-yi teşrî`îye Meb`ûsândan ve A`yândan `ibâretdir.

Re'îs- Kuvve-yi teşrî`îyede sizin vâsıtanızla ma`lûmâtdâr [haberdâr] olacaklar. Yalnız intihâb edüb [seçip] bırakmak doğru değildir.

Zühdî Bey- Bendeniz, kuvve-yi teşrî`îyenin [kanun yapma kuvvetinin- meclislerin] bizim vâsıtamızla ma`lûmâtdâr olacağını bilmeyorum.

Re'îs- Bilinmeyecek bir şey' zannetmeyorum. Kuvve-yi teşrî`îyeyi teşkîl eden [oluşturan] meb`ûsların intihâbına [seçimine] iştirâk ediyorsunuz [katılıyorsunuz].

Zühdî Bey- Şübhesiz.

Re'îs- İntihâb etdikden sonra meb`ûslara mu`âvenet [yardım] etmek de onun te‘mînâtındandır.

Zühdî Bey- Bizim vazîfemiz yalnız onlara çok re'y kazandırmakdır, meşrûtiyet onu îcâb etdirir.

Re'îs- Şimdi onların hüsn-ü îfâ'-yı vazîfe edüb [vazifelerini iyi yapıp] etmemelerinden mütevellid [doğan] mahcûbiyet [utanç] yâhûd fahrın [övüncün], müşevviklere [önayak olanlara] `â'id olması lâzım gelmez mi? Şu adam meb`ûs olmağa lâyıkdır; diye siz millete zımnen [dolaylı olarak] bir nev`-i teveccüh ediyorsunuz [bir çeşit onayını alıyorsunuz]. O hâlde bu adamın hüsn-i îfâ'-yı vazîfe etmes [vazifesini iyi yapması] içün mahallinden de lâzım gelen teşebbüsâtı [girişimleri] icrâ' etmek [yapmak] îcâb etmez [gerekmez] mi? Bu sûretle hiç olmazsa intihâb etdirdiğiniz [seçtirdiğiniz] meb`ûslara olsun ufacık bir ma`lûmât [bilgi] verüb de onların da bu gibiler hakkında şefâ`atda [aracılıkta] ve yardımda bulunması zannediyorum ki iyi bir şey' olurdu. Öyle bir şey' yapıldı mı?

Zühdî Bey- Hayır efendim.

Re'îs- Nitekim, bakınız. öyle iddi`â ediyorlar ki İttihâd ve Terakkî'den ba`z-ı erkânın [ileri gelenlerinin] teşebbüs etmiş oldukları tehcîr dolayısıyla vukû`a [meydana] gelen taktîlde [katliamda], eğer şu`beler yardım etmemiş olsa idiler, bu derece fenâlık zuhûra [meydana] gelmezdi. Binâ'en-`aleyh [dolayısıyla] bu işlerde şu`belerde fer`an zî-medhaldir [ikinci dereceden suç ortağıdır]; diyorlar. Şu`belerin mes'ûliyetini [sorumluluğunu] de murahhaslar [delegeler], kâtib-i mes'ûllere [parti sekreterlerine] tahmîl etmek [yüklemek] isteyorlar; ne dersiniz?

Zühdî Bey- Bendenizin bulunduğum yerlerde tehcîr [göç ettirme] dolayısıyla bir vukû`ât [olaylar] olduğunu zannetmeyorum ve hâtırlayamıyorum.

Re'îs- Tehcîr vukû`âtı olabilür ki sizin bulunduğunuz mahallde olmamışdır. Fakat su'âli iyi anlatamadım zannediyorum. Şimdi tehcîrin esnâ-yı tatbîkinde [uygulandığı sıralarda] bir çok taktîller [katliamlar] nehb ve gârât [yağma ve çapulculuklar] olmuş deniliyor ve burada cereyân eden bir kaç muhâkeme ile de tahakkuk etdi [gerçekliği anlaşıldı]. Şimdi, bu fenâlıklar, eğer şu`beler müttefikan [işbirliğiyle] mu`âvenetde [yardımda] bulunmasa idiler pek mahdûd [sınırlı] bir mikdârda kalırdı ve mütecâsirleri [bu işlere yeltenenlerde] de cezâ'larını görürdü. Ve bu iş de sürüklenüb gitmezdi; diyorlar. Siz de şu`be murahhası [delegesi] ve kâtib-i mes'ûl [parti sekreteri] olmak i`tibâriyle fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suç ortağı] `add [kabul] olunuyorsunuz. Ne dersiniz?

Zühdî Bey- Paşa hazretleri. Beyânât-ı sâmîlerinden [yüce söylediklerinizden] istihrâc etdiğim [çıkardığım] ma`nâ tehcîr dolayısıyla bir çok taktîl [katliam] ve sâ'ire olmuş, bunlar şu`beler tarafından teşvîk edilmiş...

Re'îs- Yâhûd yardım edilmiş. <210Sl>

Zühdî Bey- Evet, yâhûd yardım olunmuş. Öyle anlayorum. Şu hâlde anlaşılıyor ki bizim mıntakadaki tehcîrde katl ve diğer sû'-i mu`âmelât [kötü işler] olmadığından dolayı bendenizin bu sûretde hiç bir dahl ve te'sîrim [etkim] olmadığı da tezâhür ediyor [meydana çıkıyor].

Re'îs- Demin de su'âl etdim ki Eskişehir'de gördüğünüz, işitdiğiniz fenâlıklar hakkında bir şikâyetde, protestoda bulunmadınız mı? Onu yapmadığınızı söylediniz.

Zühdî Bey- Yapmadım.

Re'îs- Sizin gibi murahhaslar [delegeler], kâtib-i mes'ûller [parti sekreterleri] yapmış olsa idiler bu işin tevsi` etmeyeceği [genişlemeyeceği] derkâr [belli] idi. Niçün teşebbüsde bulunmadınız? Bulunmadığınızdan dolayı sizi de fer`an zî-medhal [ikinci dereceden suç ortağı] `add [kabul] ediyorlar.

Zühdî Bey- Bendeniz bir kâtib-i mes'ûlün [parti sekreterinin] umûr-ı idâresinden [idare ettiği işlerde] mes'ûl [sorumlu] ve mu`âteb olacağını [azarlanacağını] zannetmeyorum.

Re'îs- Memleketin sû'-i idâresinden [idarenin kötülüğünden] değil, İttihâd ve Terakkî'nin teşkîlâtında vukû`a [meydana] getirilmiş olan fenâlıklardan dolayı.

Zühdî Bey- İttihâd ve Terakkî'nin teşkîlâtı bunu yapmamışdır. Hükûmet yapmışdır.

Re'îs- Hükûmet böyle fenâlıklar yapar mı? Bu fenâlıklar hükûmetin hangi şey'iyle yapılır.

Zühdî Bey- Tehcîr Kânûnuyla yapıldı.

Re'îs- Kânûndan dolayı kimseyi mes'ûl etmeyoruz. Tehcîr yapıyoruz; diye taktîl [katliam] yapılmış. Tehcîr olunanların mâlları yağma, nehb ve gâret [çapulculuk] edilmiş. Bunlardan dolayı mes'ûl [sorumlu] tutuluyorsunuz.

Zühdî Bey- Bendenizin mıntakamda olsa idi, vicdânımın sünûhâtımı [içime doğurduğunu] mâ-fevkıme [üstüme] `arz ederdim [söylerim]. Fakat böyle bir şekil karşusında kalmadım.

Re'îs- Eskişehir'e geldiğiniz vakit meşhûdâtınız [gördükleriniz] sizi müte'essir etmedi [üzmedi-etkilemedi] mi?

Zühdî Bey- Hâl-i tabî`î [doğal hal] `avdet etmişdi [dönmüştü]. Bendeniz 333'de geldim.

Re'îs- Peki gidiniz. (Zühdî Bey çıkarılır) Teceddüd Fırkası Beyoğlu kâtibi Salâhaddîn Bey (Salâhaddîn Bey getirilir).

Re'îs- Salâhaddîn Bey!

Salâhaddîn Bey- Efendim.

Re'îs- Şirket-i ticârîyede bir vazîfeniz var mı idi?

Salâhaddîn Bey- Hayır efendim, İttihâd ve Terakkî nizâmnâmesinin [tüzüğünün] 64 veyâ 61nci mâddesine nazaran [bakarak-dayanarak] Merkez-i `umûmî [genel merkez] a`zâları [üyeleri], murahhas-ı mes'ûller [sorumlu delegeler] ve kâtibler ticâret ile iştigâl edemezler. Hey'et-i ticârîye [ticari kurul] bir mâhiyet-i ticârîyeyi [ticari niteliğe] hâ'iz [sahip] olmak i`tibâriyle bi't-tab` [doğal olarak] bendenizin bir vazîfem olamazdı.

Re'îs- `İzzet Beyin taht-ı riyâsetinde [başkanlığı altında] olan hey'etin mu`âmelâtına [işlerine] ıttılâ`ınız [haberiniz] var mı idi?

Salâhaddîn Bey- Hayır efendim, `İzzet Bey o hey'et-i ticârîyenin [ticari kurulun] emr-i idâresinde bulunuyordu. Üç kişiden mürekkeb [oluşan] bir de hey'et-i hesâbîyesi [hesap kurulu] <211Sa> vardı. Rızâ Bey, Millî Banka'ya veznedâr olmuşdu. Bir de efendim Celâl Beyden mürekkeb [oluşan] bir hey'et-i hesâbîyesi vardı.z

Re'îs- Celâl Bey kim?

Salâhaddîn Bey- Celâl Bey Kantariye Şirketi muhâsebecisi. Hesâbâta [hesaplara] bunlar bakarlardı. İdâre ciheti [yönü] de Kemâl Bey ile `İzzet Beye `â'iddi.

Re'îs- Doğrudan doğruya idâre Kemâl Beye mi, `İzzet Beye mi `â'id idi?

Salâhaddîn Bey- `İzzet Beye `â'id idi.

Re'îs- Bidâyet-i te'essüsünde [kuruluş zamanında] Harbiye Nezâretinden bir milyon yedi yüz bin kilo kadar buğday, yetmiş çuval kadar da dakîk [un] verilmiş. Bunu siz mi tesellüm etdiniz [teslim aldınız]?

Salâhaddîn Bey- Hayır efendim. Kemâl Bey doğrudan doğruya bir müte`ahhid sıfatıyla gelmişdi. Doğrudan doğruya müte`ahhid sıfatında idi. Kemâl Bey tâcir sıfatında idi. Avans olarak Şehremânetinden pâra alınmışdı. Aldığı bu pâra ile buğday mübâya`a edüb [satın alıp] İstanbul'a getiriyordu. O hey'et değirmenleri isticâr etmişlerdi [kiralamışlardı]. Değirmenler de tahn ediliyor [öğütülüyor]. Tevzî`ât [dağıtımlar] yapılıyordu. O mu`âmelede [işlerden] bendeniz yokdum. Bi'l-âhare [daha sonra] erzâk merkezine merbût [bağlı] olmak üzere bir tahniye [değirmen- tahıl] idâresi teşekkül etdi [kuruldu]. Oranın müdîriyetinde bendeniz bulundum. Resmî me'mûr idim.

Re'îs- Şehremânetinden alınan yüz on bin lira kime teslîm olundu?

Salâhaddîn Bey- Onları bilmem Paşam. Yalnız bendeniz birinci mıntakanın riyâsetini [başkanlığını] der-`uhde etdiğim [üstlendiğim] zamânki ekmek işi ile Şehremâneti iştigâl ediyordu. Şehremâneti bendenize değirmenleri değirmenler de mevcûd olan mathûn [öğütülmüş] ve gayr-ı mathûn [öğütülmemiş] zehâ'iri [tahılları] teslîm etdi. Ondan sonra bendenizin vazîfem, mıntaka nâmına gelen zehâ'iri `â'id olduğu değirmenlere sevk ve tahn etdirerek [öğüttürerek] tevzî` etmekdi [dağıtmaktı].

Re'îs- Ya`nî siz, devlet me'mûru idiniz.

Salâhaddîn Bey- Evet efendim, devlet me'mûru idim.

Re'îs- Peki, ne içün tahsîsât [maaş- ödenek] almadınız?

Salâhaddîn Bey- Fahrîyen [maaşsız- gönüllü] yapdım. İkinci nezâret zamânında ma`âşım var idi. Beş bin guruş ma`âş aldım.

Re'îs- Bu tahniye [değirmen- tahıl] idâresi kime `â'id idi?

Salâhaddîn Bey- Hangi tahniye [değimen]?

Re'îs- Sizin idâre etdiğiniz.

Salâhaddîn Bey- Devletin efendim, devletin büdcesinde dâhildir.

Re'îs- Bundan kimseye pâra verilmez miydi?

Salâhaddîn Bey- Kat`iyen [kesinlikle]. Yalnız masârife [masraflara] verirdik. Değirmenlerin mukâvelenâmeleri [sözleşmeleri] vardı. Tahn olunan [öğütülen] yüz kilo buğdaya mukâbil [karşılık] on guruş ücret-i tahniye [öğütme ücreti] verirdik. Masârif-i nakliye [taşıma masrafları] me'mûrîn-i idâre [idare memurlarının] ma`âşâtını [maaşlarını] verirdik. Bu kadar.

Re'îs- `İzzet Beyin idâresi zamânında büyük bir mikdârı hey'et-i hesâbiye [hesap kurulu] tarafından alınıyormuş. Sizde de temettu` [kâr] var mı idi? <211Sl>

Salâhaddîn Bey-



Copyright © 2011-2018 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved