1919-06-03-TR-001
Türk :: tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1919-06-03-TR-001
Source: TR/Takvîm-i Vekâyi /
Edition: Dîvan-ı Harb-i Örfi Zabıtları
Source First Published: 06/13/1919
Last updated: 03/23/2012


Savaş Dönemi Hükümet Üyeleri Davası: Birinci Oturum

3571.doc



1

8 Mart Sene 335 Târîhinde İrâde-i Senîye-i Hazret-i Pâdişâhîye İktirân Eden Karârnâme ile Müteşekkil


DÎVÂN-I HARB-İ `ÖRFÎ

Muhâkemâtı Zabıt Cerîdesi

Re'îs: Ferîk Mustafâ Nâzım Paşa

A`zâ: Mîrlivâ' Zekî Paşa, Mîrlivâ' Mustafâ Paşa, Mîrlivâ' `Alî Nâzım Paşa,

Mîralay Receb Ferdî Bey

Müdde`î-i `Umûmî [savcı]: Mu`âvinlerden Ferîdûn Bey

BİRİNCİ MUHÂKEME

Salı: 3 Hazîrân 1335

Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Sa`îd Halîm Paşa, Hayrî Efendi, Mûsâ Kâzım Efendi, Halîl Bey, Ahmed Nesîmî Bey, İsmâ`îl Canbolat Bey, `Abbâs Halîm Paşa, İbrâhîm Bey, `Alî Münîf Bey, Şükrü Bey, Mustafâ Şeref Bey, Kemâl Bey, Hâşim Bey, Rif`at Bey

Gıyâben [kendileri olmaksızın] Muhâkemesi İcrâ' Edilen [yürütülen] Maznûnların [sanıkların] Esâmîsi [isimleri]: Tala`at Paşa, Enver Efendi, Cemâl Efendi, Doktor Nâzım Bey

Birinci Celse

Dakîka Sâ`at

10 2

Re'îs- (Mûsâ Kâzım Efendiye hitâben) Zât-ı `âlîniz müsinn bulunduğunuz [yaşlı olduğunuz] içün kıyâm buyurmadan [ayakta durmadan] söz söyleyin. İsm-i `âlîniz?

Esbak Şeyhü'l-islâm Mûsâ Kâzım Efendi- Mûsâ Kâzım.

Re'îs- Peder-i `âlîniz?

Mûsâ Kâzım Efendi- İbrâhîm.

Re'îs- Sinn-i `âlîniz [yaşınız]?

Mûsâ Kâzım Efendi- Elli sekiz.

Re'îs- Maskat-ı re'siniz [doğum yeriniz]?

Mûsâ Kâzım Efendi- Tortum.

Re'îs- Mahall-i ikâmetiniz?

Mûsâ Kâzım Efendi- Cerrâh Paşa.

Re'îs- Me'mûriyet-i hâzıranız [şu an bulunduğuz memurluk]?

Mûsâ Kâzım Efendi- A`yân. <127Sl>

Re'îs- Me'mûriyet-i sâbıkanız [eski memuriyetiniz]?

Mûsâ Kâzım Efendi- Şeyhü'l-islâm.

Re'îs- (Rif`at Beye hitâben) Zât-ı `âlînizin ism-i `âlîniz?

A`yân Re'îs-i esbakı [eski başkanı] Rif`at Bey - Rif`at.

Re'îs - Peder-i `âlîniz?

Rif`at Bey- Hâcı Ahmed.

Re'îs - Sinn-i `âlîniz [yaşınız]?

Rif`at Bey- Altmış iki.

Re'îs- Maskat-ı re'siniz [doğum yeriniz]?

Rif`at Bey- Adana.

Re'îs- Mahall-i ikâmetiniz?

Rif`at Bey- Şişli.

Re'îs- Derece-yi tahsîliniz [öğrenim dereceniz]? <128Sa>

Rif`at Bey- Rüşdîye.

Re'îs - Me'mûriyet-i hâlîyeniz [şimdiki memuriyetiniz]?

Rif`at Bey- A`yan.

Re'îs- Me'mûriyet-i sâbıkanız [eski memuriyetiniz]?

Rif`at Bey- A`yân re'îsi.

Re'îs- (Hâşim Beye hitâben) Zât-ı `âlînizin ism-i `âlîniz?

Posta Telgraf ve Telefon Nâzır-ı esbakı [eski bakanı]Hâşim Bey- Hüseyin Hâşim.

Re'îs- Peder-i `âlîniz?

Hâşim Bey- Mahmed Nâsır.

Re'îs- Sinn-i `âlîniz [yaşınız]?

Hâşim Bey - Kırk beş.

Re'îs- Maskat-ı re'siniz [doğum yeriniz]?

Hâşim Bey- İstanbul.

Re'îs- Mahall-i ikâmetiniz?

Hâşim Bey- Üsküdar, Sultân Tepesi.

Re'îs - Derece-yi tahsîliniz [öğrenim dereceniz]?

Rif`at Bey - Mekteb-i Mülkîyeden birinci derecede me'zûn.

Re'îs- Me'mûriyet-i hâlîyeniz [şimdiki memuriyetiniz]?

Hâşim Bey- Şimdi me'mûriyetim yok.

Re'îs - Me'mûriyet-i sâbıkanız [eski memuriyetiniz]?

Hâşim Bey- Posta ve Telgraf Nâzırı.

Re'îs- (Zabıt Kâtibi Şefîk Beye hitâben) Diğerleri hakkındaki karârı okuyunuz.

Dîvân-ı Harb-i `Örfî Riyâset-i `Alîyesine

Berâ-yı muhâkeme [muhakeme için] mâh-ı hâlin [içinde bulunduğumuz ayın] yirmi sekizinci çarşamba günü sâ`at iki buçukda mahkeme-yi `alîyelerinden [yüce mahkemelerinden] celb edilen [gönderilen] zevâtın [kişilerin] yevm-i mezkûrda [zikredilmiş olan günde] İngiliz kumandanlığı tarafından gönderilen bir binbaşıya teslîm edilmiş olduklarından iktizâ-yı hâlin [yapılması gereken işin] îfâ'sı [yapılması] mütevakkıf re'y-i `âlî-yi riyâsetpenâhîleridir [başkanlığın yüce görüşüne bağlıdır] efendim hazretleri.

29 Mayıs 335 İstanbul Muhâfızı Mîrlivâ'

Seyyid

Re'îs - (Müdde`i-i `umûmîye [savcı] hitâben) Bir mütâla`anız [söyleyeceğiniz] var mı?

Müdde`i-i `Umûmî [savcı] Mu`âvini Ferîdûn Bey- İngiltere Devlet-i fahîmesinin [güç sahibi olan İngiltere‘nin] Dersa`âdet [İstanbul] mümessil-i siyâsîyeleri [siyasî temsilcileri] tarafından habishânede cinâyetle mevkuf [tutuklu] bulunan Sa`îd Halîm Paşa ve rüfekâ'-yı sâ'iresi [diğer arkadaşları] alınub bir semt-i mechûle [bilinmeyen bir semte] sevk edilmişdir. Usûl-ü Muhâkemât-ı Cezâ'îye'nin [ceza muhkameleri usulünün] bu bâbdaki [konudaki] sarâhatine [açıklığına] tevfîkan [uygun olarak] onlar hakkındaki da`vanın tefrîkini [ayırtedilmesini] taleb ederim.

Re'îs- Müzâkere edeceğiz [görüşeceğiz]. (Hey'et-i hâkime [hakimler kurulu] mahkeme salonunu terk eder)

*

* *

(Hey'et-i hâkime mahkeme salonuna `avdet eder [döner])

Re'îs- (Zabıt kâtibi Şefîk Beye) Karârı okuyunuz.

Îcâb-ı keyfiyet [durumun gereği] müzâkere olundukda [görüşüldükten sonra] maznûn-i `aleyhümden [sanıklardan] Sadr-ı esbak [eski sadrazam] <128Sl> Sa`îd Halîm ve Nâfı`a Nâzır-ı esbakı [bayındırlık eski bakanı] Abbâs Halîm Paşalarla esbak [eski] Şeyh'ül-islâm Hayrî Efendi, esbak [eski] Hâriciye Nâzırı Ahmed Nesîmî ve esbak `Adliye ve Hâriciye Nâzırı Halil ve esbak `Adlîye Nâzırı İbrâhîm ve esbak [eski] Dâhiliye Nâzırı İsmâ`îl Canbolat ve esbak Nâfıa Nâzırı `Alî Münif ve esbak Ma`ârif [eğitim] Nâzırı Şükrü ve esbak İ`âşe [gıda sağlama] Nâzırı Kemâl Beylerin düvel-i i'tilâfiye [İtilaf devletleri] tarafından mahall-i âhere [başka bir yere] nakl edilmiş olan altmış yedi kişi meyânında [arasında] götürülmüş oldukları İstanbul Muhâfızlığının iş`ârından [haberinden] anlaşılmış ve binâ'en-`aleyh isbât-ı vücûd etmeleri [hazır bulunmaları] yed-i ihtiyârlarında [ellerinde] olmadığı derkâr bulunmuş olduğundan [bilindiğinden] evvelce başlanmış olan muhâkemelerine kaldığı noktadan bedâ ile olunmak [başlanmak] üzere şimdilik müşâr ve mûmâ-ileyhüme [adı geçenlere] `â'id muhâkemenin tefrîkine [ayırtedilmesine] ve esbak [eski] Ticâret ve Zirâ`at Nâzırı Mustafâ Şeref Beye henüz tebligât [yazılı bildiri] icrâ' edilmemiş [yapılmamış] idüğinden vürûdunda [geldiğinde] îcâb-ı kânûnîsine [kanun gereğine] bakılmasına müttefikan [oybirliğiyle] karâr verildi.

Re'îs- İddi`ânâmeyi okuyunuz.

İddi`ânâme

İşbu evrâk-ı tahkîkîye [araştırmaya ait evrak] ve muhteviyâtı mütâla`a ve tedkîk olundu [okundu ve incelendi].

İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti menvî-yi zamîri [içindeki niyeti] olan dâ`îye-yi teferrüd [benzersiz ve tek olma iddiası] ve tagallüb [zorla hüküm sürme] hasebiyle i`lân-ı meşrûtiyet olundukdan sonra dahi ârâ-yı millete [milletin oylarına] müsteniden [dayanarak] umûr-u devlet [devlet işlerini] ve mesâlih-i milleti [milletin işlerini] yed-i vedâ`at [kendilerine emanet edilmiş olan devlet ve millet işlerini kontrolleri altına] ve vekâletine alub idâre etmek üzere fırka-yı siyâsîye hâline bir dürlü istihâle edemeyüb [geçmeyip] vaz`iyet-i aslîyesi olan cem`iyet-i siyâsîye hafîye [gizli] mâhiyetini [niteliğini] dâ'imâ muhâfaza ede gelmişdir ve zâten fırka-yı siyâsiye hayâtı fikir ve tahakküm ve tagallüb [zorla hüküm sürmek] ile nâ-kâbil-i te'lîf [bağdaşmaz] olduğundan mâhiyet-i aslîyenin [asıl niteliğinin] bekâ ve muhâfazası zarûrî idi. Nâsı [halkı] her emre münkâd [boyun eğen] ve her hükme râm edebilecek [boyun eğdirecek] yegâne vâsıta ve çâre ise ilkâ-yı havf ve dehşetden [koru ve dehşet uyandırmaktan] `ibâret olduğuna binâ'en [dayanarak] revâ [uygun] görünen mu`âmelât-ı tecâvüzkârâne [tecavüz edene yakışır işlere] ve harekât-ı bâgiyâneye [asice hareketlere] karşı Kânûn-ı Esâsî'nin bahş eylediği [bağışladığı] hürriyet ve hakk-ı kelâma [konuşma hakkına] istinâden [dayanarak] feth-i dehân [ağzını açarak] i`tirâz ve tenkîde cür'et eyleyenler hemen bir şebeke-yi hafîyenin [gizli şebekenin] tecâvüz ve ta`addîsine [saldırısına ve zulmüne] hedef olub imhâ' olunduğu gibi hükûmetin mu`âmelât-ı tenkîliyesiyle de [işlerden uzaklaştırılmasıyla da] bir devre-yi kahr ve tedmîr [yok etme ve kahr dönemi] güşâd edilmiş [açılmış] olmasıyla halk Kânûn-ı Esâsî'nin bahş ve te'mîn eylediği ve hukûk-u beşerîyenin en başlıcasını bile tasarruf ve isti`mâl etmek [sahip olmak ve kullanmak] salâhiyetinden [yetkisinden] mahrûm ve memnû` [yasaklanmış] oldu. Cem`iyet isti`mâl ve tatbîkinden [kullanmak ve uygulamaktan] aslâ ihtirâz etmediği [çekinmediği] vesâ'it-i cebrîye [zor kullanma araçları] ve tedâbir-i zecrîye [yasaklamalar] ile gâye-yi emel olan zimâm-ı idâre-yi devleti [devletin idaresini] müstakilen ve münferiden [bağımsız ve tek olarak] kabza-yı teshîre [büyüyle-aldatmayla eline] almaga zaferyâb oldukdan ve hukûk-u milleti keyfe mâ-yeşâ [istediği gibi] tasarruf etmek içün her gûna [çeşit] mâni` ve hâ'ili [engeli] mâddeten olmasa bile kuvvet ve nüfûzdan tecrîd [ayrılarak] ile ma`nen ref` ve izâle etdikden [kaldırıp, yok ettikten] sonra hâkim-i mutlak mevki`ini ihrâz eyledi [elde etti]. Fırka-yı siyâsîye şekline gelince gerçi bir program ile nizâmnâme-yi dâhilîye [iç tüzüğü] tâbi` olan bir Merkez-i `Umûmî [genel merkez] ile bir de Meclis-i `Umûmî [genel meclis] mevcûd ve beher [her] sene mi`âdında [belirtilen zamanında] kongre ini`kâd eylediği [toplandığı] vâki` ise de bu bir şekl-i zâhirîden [görünüşten] `ibâretdir. Fi'l-vâki` [gerçekte] Merkez-i `Umûmî intihâb [seçimi] esnâsında fırkanın ihrâz-ı ekseriyet edebilmesini [çoğunluğunun hazırlanmasını] istihsâl [meydana getirmek] ve te'mîne medâr [sebep] olan esbâb ve vesâ'ile [sebeplere ve araçlara] teşebbüs ve mâ`adâ [başka] evkâtda [zamanında] şu`belerden fırka umûruna [işlerine] müteferri` [ait] vürûd eden [gelişen] mesâlihi [işleri] tesviye etmek [düzeltmek] ve Meclis-i `Umûmîde muhtâc-ı müzâkere [görüşülmesi gerekli] olan husûsâtı tehiyye ve istihzâr eylemek [hazırlamak] <129Sa> vazîfesiyle mükellef [yükümlü] olduğu ve Meclis-i `Umûmî dahi fırkaya müte`allik [ait] mevâdd [maddeler] ve mesâlihin [işlerin] merci`-i tedkîk ve halli idüği [inceleme ve çözüme ulaştırma yeri olduğu] ifâde ve nezâretler [bakanlıklar] umûruyla [işleriyle] siyâset-i devlete dahl ve te'sîri vâki` olduğu redd ve inkâr olunmakdadır.

Merkez-i `Umûmîyi terkîb eden [oluşturan] kâtib ve murahhası [delegesi] ile a`zâsı [üye] bir gûna [her hangi bir] sıfat-ı resmîyeyi hâ'iz [sahip] olmadıkdan başka cem`iyet-i hafîye [gizli cemiyet] erkânından [ilerigelenlerinden] bulundukları Galatalı Halîl nâm kimsenin tecziyesine [cezalandırılmasına] dâ'ir ittihâz edilmiş [verilmiş] olan i`dâm karârını hâvî elde edilen [içeren] varakadan [belgeden] müstebân olmakdadır [anlaşılmaktadır]. Meclis-i `Umûmî ise Merkez-i `Umûmî ve vükelâ [bakanlar] ile ba`z-ı meb`ûslardan terekküb [oluşmuş] ve teşekkül etmekdedir [kurulmuştur]. Her hangi bir meclisin a`zâ-yı mühimmesi [önemli üyesi] cem`iyet-i hafîye [gizli cemiyet] erkânından [ilerigelenlerinden] olması mâhiyet-i aslîyesi [asıl niteliği] neden `ibâret bulunduğuna delîl-i kâfîdir [yeterli delildir]. Ve ale'l-husûs [hele] maznûn-ı `aleyhümden [sanıklardan] İsmâ`îl Canbolat Bey umûr ve husûsât-ı hükûmetden [hükümet konuları ve işleri] olan mevâdd [işler] ve mesâ'ilin [meselelerin] Merkez-i `Umûmî'de tezekkür edilmesine [konuşulmasına] ötedenberi mu`ârız [karşı] bulunduğuna dâ'ir ifâdesi Merkez-i `Umûmî'nin idâre-yi devletde dahl ve te'sîrinin, derece-yi nüfûzunu [sözünü geçirme derecesini] vâzıhâne [açıkça] beyân eylediği gibi nice mesâlih [işler] ve mevâddın [konuların] mahall-i `akd ve halli [konuşulma ve çözüme ulaştırma yeri] olduğu hâlde müzâkerât-ı cârîye [yapılan görüşmelerin] ve mukarrerât-ı müttehizenin [alınan kararların] cins ve mâhiyetini [niteliğini] isbâta medâr [sebep] olacak sicillât ve kuyûdun [sicillerin ve kayıtların] ortadan kaldırılarak ketm ve ihfâ' edilmiş [saklanmış] olmasından Merkez ve Meclis-i `Umûmînin ne kabîl [gibi] umûr ve işler ile tevaggul [devamlı olarak uğraşmış] ve iştigâl etmiş olduğu istidlâl ve teyakkun olunabilir [deliller ile iyice anlaşılabilir] kânûn-ı mahsûs [özel kanun] hükmüne tevfîkan [uygun olarak] mahâll-i sâ'ireye [başka yere] nakl edilmek içün çıkarılan kâfileler sûret-i mahsûsada [özel şekilde] teşkîl ve tertîb olunan [oluşturulan ve kurulan] gürûh-u bâgîye [asiler grubu] tarafından hedef-i savlet [saldırı hedefi] olarak imhâ' ve emvâl [mülkleri] ve eşyâ'sı nehb ve gâret [yağma] edilmesinden memleket şûriş [karışıklık] ve heyecân içinde pûyân olduğu [dalgalandığı] ve baz-ı taraf-ı halkınca bir sınıf-ı ahâlînin âkıbet-i vahîmeden [üzücü sonucundan] sıyânetine [korunmaya] sa`î [çalışıldığı] ve teşebbüs olunduğu hâlde hükûmet kıtâl ve gârâtın [öldürmenin ve yağmanın] men`-i vukû`uyla [gerçekleşmesini engellemekle] mütecâsirlerinin [bunlara yeltenenlerin] te'dîbine [uzaklaştırılmasına] `alâkadâr olmadıkdan mâ`adâ [başka] bi'l-`akis [aksine] mes'ûliyeti [sorumluluğu] der-`uhde ederek [üstlenerek] tehcîre lüzûm olmadığını beyân eyleyen ba`z-ı vülât ve mutasarrıfîni [valileri ve mutasarrıfları] azl eylemiş ve bir cemâ`at-ı halkının bu sûretle katl ve imhâ' [yok edilmesine] ve mâllarının gâret edilmesi [yağmalanmasına] bir cem`iyet-i hafîyenin [gizli cemiyetin] tertîb-kerdesi [düzenlemiş olduğu] icrâ'ât-ı hûnrîzâneden [insafsızca işlerden] olabilüb ser-kerdeleri [başları] ise erkân-ı cem`iyetden [cemiyetin ilerigelenlerinden] Bahâ'eddîn Şâkir ve Doktor Nâzım ve Rızâ' Beylerle `Âtıf Bey olduğu elde edilen şifre telgrafnâme mahlûlünden [çözümlerinden] müstebân bulunmuş [ortaya çıkmış] olduğuna göre fi'e-yi bâgîyenin [asiler grubunun] hey'et-i hükûmete hâkim bir vaz`iyetde ve hey'et-i mezkûre [zikredilmiş olan kurul] ise anın [onun] bâzîce-yi âmâl [oyuncak emeller] ve menviyât-ı le'îmesi [alçakça maksatlar] olduğu zâhir ve âşikârdır [açıktır]. Hâl-i harb mülâbesesiyle halkın muhtâc olduğu havâ'ic-i zarûrîyeyi [zorunlu ihtiyaçları] sûret-i muntazamada [düzenli şekilde] tedârik ve idâre eyleyüb ihtikâr [vurgunculuk- karaborsacılık] sûretiyle galâ-yı es`âr [pahalılığın] vukû`a gelmesini men` [engellemek] ve i`âşe-yi `umûmîyeyi [halka gıda maddesi] te'mîn etmek `uhde-yi hükûmete [hükümet sorumluluğuna] müterettib [ait] ehemm-i vezâ'if cümlesinden [önemli vazifelerden biri] iken vazîfe-yi mezkûre [zikredilmiş olan vazife] bir gûne [çeşit] sıfat-ı resmîyeyi hâ'iz [sahip] olmayan maznûnlardan [sanıklardan] Kemâl Beyin `uhdesine [sorumluluğuna] bırakılub nâsa [halka] ta`yîşi [beslenmesi] içün muhtâc olduğu erzâk ve zahâ'ir [zahireleri] ve melbûsâtı [giyecekleri] değer bahâsıyla [bedeliyle] ehvence [pek ucuz] tedârik ve herkesin ihtiyâcı derecesiyle mütenâsib [uygun] olarak tevzî` eyleyüb [dağıtılıp] hayât ve sıhhatlerini muhâfaza ve ızrârdan [zarardan] siyânet edecek [koruyacak] yerde mücerred [yalnız] cem`iyet ve hişânının [akrabalarının] servet-i küllîye [çok servet] derc ve iddihârı [biriktirip, saklamak] uğurunda ebnâ-yı sebîlin [yolcuların] cân ve mâllarının ifnâ'sına [yok edilmesine] müsâ`ade olunması cem`iyetin umûr [işlerini] ve mesâlih-i devleti [devletin işlerini] idârede ne derece `âmil ve mü'essir [sebep ve etkili olduğu] <129Sl> ve sâhib-i re'y [görüş sahibi] ve tedbîr olduğuna başkaca delîl-i kât`idir [kesin delildir]. Devlet-i `Osmânîyede Kânûn-ı Esâsî mûcibince [gereğince] mü'esses [kurulmuş] olan şekl-i hükûmet ve vükelâ [hükümet ve bakanlık şekli] münhasıran [özellikle] kuvve-i teşrî`îyenin [kanun koyucunun- meclislerin] murâkabesine [deenetlenmesine] tâbi` [uygun] olarak re'y ve tedbîr-i zâtîyeleriyle [kişisel görüş ve önlemleriyle] siyâset-i devleti tevcîh [çevirmek] ve idâre ve her biri nezâretin [bakanlığın] mu`âmelâtını [işlerini] tesviye eyleyüb [düzeltip] zât-ı hazret-i pâdişâhî ise kuvve-i teşrî`îye [kanun koyucu–meclisler] ve icrâ'îye [yürütme- hükümet] beyninde [arasında] nâzım [düzenleyici] olmağla kuvâ-yı `umûmîye-yi devletin [devletin bütün güçlerinin] muvâzenesini [dengesini] muhâfaza mümk[in]dir. Binâ'en-`aleyh bu kuvvetlerin fevkinde [üstünde] her hangi bir âmil-i mü'essirin [etkin sebebin] dahl ve nüfûzu [etkisi] şekl-i meşrû`-ı hükûmeti [hükümeti şerîata- kanuna uygun olan şeklini] tebdîl ve tagyîr edeceği [değiştirip, bozacağı] bedîhîdir [açıktır]. Karadeniz hâdise-yi meş'ûmesinin [uğursuz olayının] vukû`u [gerçekleşmesi] üzerine sadr-ı esbak [eski sadrazam] Sa`îd Halîm Paşa `indinde [gözünde] bu hareket-i bâğiyâneyi [asice hareketi] ta'mîr ve netâyic-i muzırrasını [zararlı sonuçlarını] men` ve izâle [engellemek ve yok] etmek matlûb [talep] olduğu takdîrde ale'l-`âde kabine erkânıyla [ilerigelenleriyle] bi'l-istişâre [danışarak] takarrür edecek [kararlaştırılacak] sûret ve vaz`iyete göre hatt-ı hareket ta`yîni [nasıl hareket edileceğini belirlemek] lâzım iken sâhilhânelerine [yalılarına] Merkez-i `Umûmî [genel merkez] a`zâsını [üyesini] da`vet eyleyüb anlarla [onlarla] müzâkere ve müşâvere eylediğini [görüşüp ve danıştığını] hikâye eylemesinden kânûnun makâmına bahş etdiği salâhiyeti [yetkiyi] re'y ve ictihâd-ı zâtîyesi [kişisel oy ve görüş] vechile [şekliyle] isti`mâle [kullanmaya] mâni` bir kuvvetin mevcûd olduğu istidlâl kılınur [delillerle anlaşılır]. Sadr-ı esbak [eski sadrazam] `İzzet Paşa'nın Harbîye Nezâreti'nden isti`fâsının keyfiyet-i vukû`una [ortaya çıkan durumuna] dâ'ir olan ifâdesi dahi umûr-u devletin [devlet işlerinin] idâresinde bir kuvve-yi hafîyenin [gizli kuvvetin] `âmil-i mü'essir ve nâfiz [etkin sebep ve etkili] olduğunu te'yîd eden [doğrulayan] delâ'il cümlesindendir [deliller bütünündendir]. Kânûn-ı Esâsî hükmüne mugâyir [aykırı] olan bu şekl-i `acîb-i hükûmet [hükümetin tuhaf şekli] Enver ve Cemâl Efendileri Harbîye ve Bahrîye Nezâretlerine getirmekle kuvve-i berrîye ve bahrîye-yi devleti [devletin kara ve deniz kuvvetlerini] dahi bi'l-küllîye [tamamen] kabza-yı teshîre [kontrolü altına] alub keyfe mâ-yeşâ [istediği gibi] isti`mâl ve tasarrufa [kullanmaya] kâdir [yetkili] oldukdan sonra artık büsbütün izhâr-ı tahakküm ve tehevvür [zorbalığını ve öfkesini ortaya koyması] ile kuvâ-yı meşrû`a-yı hükûmete [hükümetin kanunî olan kuvvetlerinin] ihrâz-ı tefavvuk eyledi [üstün çıkmayı elde etti].

İttihâd ve Terakkî komitesi ve anın [onun] âmâl-ı seyyi'e [kötü emellerini] ve menviyât-ı leîmesini [alçakça maksatlarını] akîde-i zâtîye ittihâz [kişisel inanç olarak kabul eden] ve kuvveden fi`ile îsâline [ulaşmasına] vakf-ı nefs eyleyen [nefesini bağışlayan] `umde-yi ittihâddan [İttihat cemiyetinin güvendiği kişi olan] sadr-ı esbak [eski sadrazam] Tala`at, Enver ve Cemâl Efendiler ile anlara [onlara] peyrev [uyan] ve ötedenberi makâsid-i cem`iyeti [cemiyetin maksatlarını] tervîc ile [destekleyerek] husûlüne [artmasına] rûhen ve cismen hâdım olan [hizmet eden] sadr-ı esbak [eski sadrazam] Sa`îd Halîm Paşa ve Şeyhü'l-islâm-ı esbak Hayrî Efendi ve Ma`ârif Nâzır-ı esbakı [eski bakanı] Şükrü ve `Adliye Nâzır-ı esbakı Halil ve Şûrâ-yı Devlet re'îs-i esbak [eski başkanı] İbrâhîm ve Hâriciye Nâzırı esbak Ahmed Nesîmî ve İ`âşe Nâzırı esbakı Kemâl Beylerin mesâ`î-yi müşterekesiyle [ortak çalışmasıyla] kuvâ-yı meşrû`a-yı hükûmetin [hükümeti kanunî olan kuvvetlerinin] fevkinde [üzerinde] bir kuvvet te'essüs eylemiş [oluşturmuş] ve bu ise bâlâda [yukarıda] tafsilen [ayrıntılı olarak] beyân kılındığı üzere nâsa [halka] ilkâ-yı havf ve dehşet ederek [korku ve dehşete düşürerek] cebir ve zor ile şekl-i hükûmeti tagyîr [hükümetin şeklini değişitirip, bozmak] mâddesinden `ibâret bulunmuş olduğundan ve mâ-bih-iz-zann [zanna sebep olan] olan hareketleri Cezâ Kânûnnâme-yi Hümâyûn 'un elli beşinci mâdde-yi mu`addelesinin [değiştirilmiş maddesinin] beşinci fıkrası ve kırk beşinci mâddesi hükmüne mümâss [temas eden] ef`âl-i cinâ'îyeden [cinayet fiilerinden] bulunduğundan berâ-yı muhâkeme [muhakeme için] Dîvân-ı Harb-i `Örfîye sevk ve irsâlleri [gönderilmeleri] lüzûmuna ve Şeyhü'l-islam-ı esbak [eski şeyhülislam] Mûsâ Kâzım Efendiyle Nâfı`a Nâzır-ı esbakı [bayındırlık eski bakanı] Abbâs Halîm Paşa'nın fi`il-i müdde`â-bih [davaya sebep olan fiile] iştirâkine [katılımına] dâ'ir te'yîd-i zanna medâr [zannı doğrulamaya sebep olacak] bir karîne [ipucu] olmayub Posta ve Telgraf Nâzır-ı esbakı Hüseyin Hâşim Beyle `Alî Münif ve Mustafa Şeref Beyler eyyâm-ı ahîrede [sonraki günlerde] nezâret makâmlarını ihrâz etmiş [elde etmiş] ve İsmâ`îl Canbolad Bey ta`yîn olunduğu vilâyet ve vükelâ mesnedlerinden [makamlarından] müdâhalât ve seyyi'ât-ı vâkı`adan [kötü olaylardan] teşekkî ederek [sızlanarak] çekilmiş olduğuna binâ'en [dayanarak] mûmâ-ileyhümün [adı geçenlerin] men`-i muhâkemelerine [muhakeme edilmelerine gerek olmadığına] ve içlerinden mevkûf [tutuklu] olanların ve sebeb-i âher [başka sebep] olmadığı takdîrde tahliye-i sebîllerine [salıverilmelerine] karâr verilmesi taleb olunur. Sâ 22 Mayıs 335

<130Sa> Karârnâme

Merkezde ve taşralardaki teşkîlât-ı mürettebesiyle [düzenlenmiş olan teşkilatlarıyla] taktîl-i nüfûs [katliam] ve nehb-i emvâl [mülklerin yağmalanması] ve ihrâk-ı mebânî ve ecsâd [binaların ve cesetlerin yakılması], tahrîb-i kurâ [köylerin yıkılması], hetk-i `ırz [ırza saldırma] ve işkence ve ezâ cerâ'imini [suçlarını] îkâ` etmekle [işlemekle] maznûn-ı `aleyh [sanık] olan İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti a`zâ [üye] ve erkânından [ilerigelenlerinden] derecât-ı mütehâlife [uygun dereceleri] ile lüzûm-u muhâkemelerine karâr verilüb 12 Nîsân 335 tarihli karârnâme ile Dîvân-ı Harb-i Örfî'ye sevk edilen firârî Tala`at Paşa ve Cemâl ve Enver Efendilerle karârnâmede mazbûtü'l-esâmî [isimleri zabıtta yer alan] rüfekâ'sının [arkadaşlarının] icrâ'-yı muhâkemesi esnâsında Dîvân-ı müşâr-ileyhce [adı geçen divanca] yeni bir cürme [suç işlediği] kesb-i ıttıla` edilmiş [bilgisi edinilmiş] olmak cihetiyle [sebebiyle] Usûl-ü Muhâkemât-ı Cezâ'îye [Ceza Muhakemeleri Usulü] Kânûnu'nun 311nci mâddesi mûcibince [gereğince] maznûn-ı mûmâ-ileyhümden [adı geçen sanıklardan] vâdî-yi firârda [firarda] bulunanlarla sadr-ı esbak [eski sadrazam] Sa`îd Halîm Paşa ve Halîl, İbrâhîm, Kemâl, Ahmed Nesîmî, Ahmed Şükrü Beylerin muhâkemesinin bi't-tefrîk [ayırtedilerek] evvelce muhâkemeye sevk edilmemiş olan bi'l-cümle rüfekâ'yı [bütün arkadaşlarını] cürmleri [suçları] ile birlikde haklarında tevessü`en [genişletilerek] tahkîkât icrâ'sına [araştırma yapılmasına] karâr verilmiş ve bu sûret Müdde`î-i `Umûmîlik [savcılık] makâmınca 3 Mayıs 335 târîhli iddi`ânâme ile taleb ve davâ edilmiş olmakdan nâşî [dolayı] icrâ' edilen tahkikât ve tedkîkâtı [araştırmaları ve incelemeleri] hâvî [içeren] işbu isticvâbnâme [sorgu hakimliği tarafından alınan ifadeler] ve bâlâdaki [konudaki] iddi`ânâme tedkîk ve mütâla`a olundu [okundu].

İttihâd ve Terakkî cem`iyeti zâhirde [görünürde] bir fırka-yı siyâsîyeye şebîh [benzeyen] bir tarzda teşekkül [kurulmuş] ve bu yolda bir de nizâmnâme [tüzük] vücûde [meydana] getirmiş olmakla berâber fırka-ı siyâsîye [siyasî partiler] teşkîlâtı hâricinde hafî [gizli] ve celî [açık] başkaca teşkîlât ve mü'essesâtı [kuruluşlara] hâ'iz [sahip] olmakdan bir zamân fâriğ olmamış [vazgeçmemiş] ve a`zâsıyla [üyeleriyle] en nâfizü'l-kelim [sözü geçen] olanlardan Doktor Nâzım ve `Âtıf, Bahâ'e'd-dîn Şâkir ve sâ'ireden mürekkeb olan [oluşan] Teşkîlât-ı Mahsûsa komisyonuyla kezâlik [keza] Merkez-i `Umûmî [genel merkez] a`zâsından [üyesinden] Kemâl Bey ve rüfekâ'sı [arkadaşları] taraflarından müteşekkil [kurulmuş] i`âşe komisyonu da bu kabîlden [türden] bulunmuşdur.

Mezkûr [zikredilmiş olan] cem`iyet ve komisyonların fa`âliyet ve mesâ`îsi hakkında mezkûr [zikredilmiş olan] karârnâmede mestûr [yazılmış] olub burada tekrârına lüzûm görülmeyen tafsîlât ve muhâberâtdan [ayrıntılardan ve haberlerden] anlaşıldığına göre İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti makâsid-i hafîye ve husûsîyesini [özel ve gizli maksatlarını] tervîc etmek [desteklemek] ve âmâlini [emellerini] bilâ-istisnâ' [istisnasız] bütün efrâd-ı millet içün mutâ` [boyun eğilir] kılmak hırsıyla her dürlü tedâbîr-i cebrîye ve zecrîyeye [yasaklayıcı ve zorlayıcı önlemlere] tevessül [başvurmak] ve hattâ Galatalı Halîl ve emsâli [onun] gibi makâsid ve efkârına [maksat ve fikirlerine] muhâlif gördüğü eşhâsın [şahısların] i`dâmına hükm ve icrâ'sına yine efrâd ve a`zâsından ba`zılarını me'mûr etdiği gibi hâl-i harb sebebiyle memleketde hâdis olan [meydana gelen] hâl-i husûsîyeden [özel durumdan] bi'l-istifâde [yararlanarak] cem`iyet ve efrâdının cem` ve iddihâr-ı servet-i `azîme etmesi [büyük servet biriktirme ve saklama] gayretiyle Tanîn gazetesinin 24 Eylül 1332 târîh ve 2809 numerolu nüshasında münderic olan [yer alan] ve kongrede kırâ'at [okunan] ve kabûl olunan îzâhnâmede de sarâhaten [açıkça] kabûl ve itirâf olunduğu vechile [şekliyle] cem`iyet tarafından hodbehod [başına buyruk- kendi başına] İstanbul'un i`âşesi [beslenmesi] husûsu der-`uhde olunarak [üstlenerek] efrâd-ı milletin cümlece [milletin bütün fertlerince] ma`lûm [bilinen] sefâlet ve perişânîsi mukâbil [karşısında] bir sene zarfında zâhirde [görünürde] yedi yüz bin lira temettu`ât [kâr etmiş] ve iddihârâtda bulunulmuş [biriktirmiş] ve cem`iyet kongresinde mebâliğ-i mezbûre [yukarıda söylenmiş olan paralar] üzerinde tasarruf edilmişdir.

Cem`iyet-i mezkûrenin [zikredilen cemiyetin] envâ`-ı fa`âliyetinden [çeşitli faaliyetlerinden] birisi de Tehcîr Kânûnu'nun tatbîkâtı [uygulamaları] sırasındaki harekâtı teşkîl etmekde [hareketleri oluşturmakta] olub o esnâda Memâlik-i `Osmânîye'nin [Osmanlı Memleketleri’nin] hemen her tarafında cereyân eden vukû`âta [olaylara] İttihâd ve Terakkî murahhas [delege] ve kâtib-i mes'ûllerinin [parti sekreterlerinin] <130Sl> riyâset [başkanlık] etdikleri tehcîr menâtıkından [bölgelerinden] başlıcasını teşkîl eden [oluşturan] vilâyât-ı şarkîyenin [Doğu vilayetlerinin] kâffesindeki [bütünündeki] yeknesak harekâtın İttihâd ve Terakkî cem`iyeti erkânından [ilerigelenlerinden] müteşekkil olan [kurulmuş] Teşkîlât-ı Mahsûsa komisyonunca havâlî-yi mezbûre [yukarıda söylenmiş olan bölge] Teşkîlât-ı Mahsûsası riyâsetine [başkanlığına] ta`yîn olunduğu kabûl ve i`tirâf olunan Bahâ'eddîn Şâkir Bey tarafından idâre edildiği ve mûmâ-ileyhin [adı geçenin] bu uğurda İttihâd ve Terakkî murahhas-ı mes'ûl [sorumlu delegelerini] ve müfettişlerini istihdâm eylediği [kullandığı] delâ'iliyle [delilleriyle] vukû`a getirilen fecâyi`in [faciaların] dahi cem`iyet-i mezkûrece [zikredilmiş olan cemiyetçe] tertîb ve ihzâr olunduğu [düzenlendiği ve hazırlandığı] anlaşılmışdır.

Bu sûretle kâh efrâd-ı milletden bir zümre ve kâh bilâ-istisnâ' [istisnasız] bütün millet-i `Osmânîye üzerinde karâr kılan âmâl ve makâsid-i tahrîbkârâneyi [yıkıcı emeller ve maksatları] bi'l-fi`il der-`uhde ve îfâ eden [üstlenen ve yapan] İttihâd ve Terakkî Cem`iyeti kuvve-yi azîmesine [büyük kuvvetine] rakîb olabilecek yegâne kuvvetin kuvve-yi hükûmet olduğunu derpîş ederek [gözönünde bulundurarak] kuvâ-yı resmîye-yi hükûmeti [hükümetin resmî kuvvetlerini] mütemâdiyen [düzenli olarak] `inân-ı idâresinde [idarenin dizginlerini elinde] bulundurmağa ehemmiyet-i `azîme [büyük önem] ile ihtimâm etmiş [özen göstermiş] ve memleketimizde (324) senesinden beri tevâlî eden [süren] vukû`ât-ı gayr-ı mu`tâde [alışılmamış olaylara] ve bi'l-hâssa [özellikle] Balkan muhârebesi esnâsındaki vukû`ât-ı fecî`a [kötü olaylar] bu `azm ve hırs cümlesinden bulunmuş olduğu gibi cem`iyetce firârî Enver Beyin Harbîye Nezâretine getirilmesi fikir ve karârını tatbîkan [uygulamakla] sadr-ı esbak [eski sadrazam] Ahmed `İzzet Paşa hazretlerinin makâm-ı nezâretden mükerreren [birkaç defa] isti`fâya da`vet ve bu husûsda tehdîd ve tahvîf edilmiş [korkutulmuş] olması ve esnâ-yı tehcîrde vilâyât-ı muhtelife [değişik vilayetlerin] vâlîlerine ta`lîmât-ı mahsûsa [özel emirler] vermek cür'etinde bulunmuş olan ba`z-ı cem`iyet adamlarının âmâl-i husûsîyesine [özel emellerine] hidmet [hizmet] edebilecek isti`dâddan [kabiliyetten] mahrûm [yoksun] olanlar ve mine'l-cümle [bunlardan] Yozgad Mutasarrıfı Cemâl Beyle Kastamonu Vâlîsi Reşîd Paşa ve Ankara Vâlîsi Mazhar Bey hemen azl edilmiş ve Erzurum Vâlîsi Tahsîn Beyin ifâdâtı da bu iddi`âyı mü'eyyed [doğrulayıcı] bulunmuşdur.

`İnân-ı idâre-yi hükûmeti [hükümetin idare dizginini] taşralarda bu suver-i cebrîye ve tehdîdîye [tehdid edici ve zorlayıcı yollar] ile yed-i ihtiyârına [kontrolü altına] almış olan cem`iyet merkez-i hükûmete de bi't-tab` uzak durmamış ve bi'l-`akis [aksine] a`zâ-yı nâfizesinden [temiz üyelerinden] olarak intihâb etdirdiği [seçtirdiği] vükelâ-yı devleti [devletin bakanlarını] Meclis-i `Umûmîsine [genel meclisine] idhâl ederek [sokarak] hiç bir sıfat ve salâhiyet-i kânûnîyesi [kanunî yetkisi] olmadığı hâlde umûr-u idâre-yi devlet [devletin idare işleri] hakkında icrâ'-yı müzâkerâtdan [görüşmeler yapmakta] geri durmamışdır. Brest Litovsk mu`âhedesi [andlaşması] üzerine Meclis-i `Umûmîde müzâkerât-ı siyâsîyede [siyasî görüşmelerde] bulunulduğu ve i`âşe mesâ'ilinin [meselelerinin] muntazaman [düzenli olarak] bu meclisde müzâkere [görüşüldüğü] ve hattâ murâkabe edildiği [denetlendiği] ve vaz`iyet-i harbîye hakkında müdâvele-yi efkârda [görüş alış-verişinde] bulunulduğu hakkındaki ihbârât [haberler] bu cümledendir.

Cem`iyet, devletin Harb-i `Umûmîye iştirâk edüb [katılıp] etmemesi gibi hayâtî bir mes'elede dahi kendi nokta-yi nazarının [görüşünün] tefevvukunu [üste çıkmasını] te'mîn maksadıyla re'îsinin sâhilhânesinde [yalısında] ictimâ` ederek [toplanarak] karârlar ittihâz etdiği [aldığı] de maznûn-ı `aleyhümün [sanıklardan] ba`zılarınca me‘âlen [mana bakımından] taht-ı i`tirâf ve tasdîkde bulunmuşdur [kabul edilmiş ve doğrulanmıştır].

Cem`iyetin zuhûruna [ortaya çıkmasına] kadar memleketimizde görülmemiş ve işidilmemiş vesâ'it-i muhtelife-yi tehdîdîye [değişik tehdit araçları] ile `anâsır-ı muhtelife [değişik unsurları/milletleri] yekdiğerinden tebrîd edilmiş [soğutulmuş] ve boykotajlar tertîb etmek [düzenlemek] ve ahâlî-yi müslime ve gayr-ı müslimeyi diyâr diyâr muhâcerete [göçe] mecbûr kılmak sûretiyle `asırlarca kemâl-i sükûnet [tam bir huzur] ve refâhla yaşaya gelmekde olan Anadolu ahâlîsi arasında dahi kerhen [ister istemez] bugz ve `adâvet husûlüne [kin ve düşmanlık meydana getirmeye] sebebiyet verildiği ve bu hâli îcâd, icrâ' ve ta`mîm edenlerin [ortaya çıkaran ve yayanların] cem`iyet adamları olduğu bi'l-`umûm [bütün] murahhas [delege] ve kâtib-i mes'ûllerin [parti sekreterlerinin] ve anlara [onlara] merbût [bağlı] olan hey'at-ı merkezîyenin [merkez heyetlerinin] <131Sa> icrâ'ât ve mukarrerâtıyla [kararlarıyla] ve bütün efrâd-ı milletin tevâtür [ağızdan ağıza dolaşır] derecelerine varan şehâdâtıyla [şahitlikleriyle] sâbitdir [ispatlanmıştır].

Mütâla`ât-ı ânifeden [biraz önce bildirilen düşüncelerden] anlaşıldığına göre cem`iyet en son vesâ'ite [araçlara] dahi tevessül [sarılmak] sûretiyle memleketde mutlakâ efkâr ve âmâl-i husûsîyesini [özel fikirlerini ve emellerini] tervîc ve tatbîke [desteklemeye ve uygulamaya] `azm etmiş [kararlı] ve kuvâ-yı hükûmeti [hükümet kuvvetlerini] dahi kendi âmâli [emelleri] dâ'iresinde cereyân etmeğe muvaffak olarak kuvâ-yı hükûmet içinde münferid ve mütegallib [yalnız-bağımsız ve zorba] bir vaz`iyet alarak hükûmet içinde bir hükûmet hâlini iktisâb etmişdir [kazanmıştır].

Bu sûretde mâddî ve ma`nevî tagallüb ve teferrüd [zorla hüküm süren ve yalnız- bağımsız] mu`annidânesiyle [inatçılıkla] hükûmet içinde bir kuvve-yi hafîye ve gayr-ı mes'ûle [sorumsuz ve gizli bir kuvvet] zuhûruna [meydana gelmesine] bâ'is [sebep] olan işbu cem`iyet bi't-tab` anı terkîb eden [oluşturan] eşhâsdan [şahıslardan] mürekkeb [oluşmuş] olub eşhâs-ı mezbûrenin [adı geçen şahısların] Cem`iyetler Kânûnu ahkâm-ı mahsûsunca [özel hükümlerince] cem`iyetleri a`zâsı [üyesi] tarafından yine cem`iyet nâm ve hesâbına vukû`a getirilen cerâ'im [suçlar] ve cinâyâtdan [cinayetlerden] müteselsilen [zincirleme] mes'ûl [sorumlu] olacakları tabî`î olmağla bu sıfatla maznûn-ı `aleyhüm [sanık] olub berâ-yı muhâkeme [muhakeme için] Dîvân-ı Harbe sevk ve i`zâmları [gönderilmeleri] taleb ve iddi`â olunan cem`iyet-i mezbûre [zikredilmiş olan cemiyet] Re'îs-i `Umûmî [genel başkan] vekîli olub vâdî-yi firârda [firarda] bulunan Tala`at Paşa ve Meclis-i `Umûmî a`zâsından Enver, Cemâl Efendilerle mevkûfen [tutuklu olarak] tahkîkâtı [araştırmaları] ikmâl ve icrâ' edilen [yürütülen ve tamamlanan] Re'îs-i `Umûmî-yi sâbık [eski genel başkanı] Sa`îd Halîm Paşa ve kezâlik [keza] Meclis-i `Umûmî [genel meclis] a`zâsından [üyesinden] bulunmuş olan Hayrî ve Mûsâ Kâzım Efendiler hazerâtının [hazretlerinin] ve Kemâl ve Şükrü ve İbrâhîm Beylerin ve Abbas Halîm Paşa hazretlerinin mesâ`î-yi müştereke [işbirliği] ile kuvâ-yı meşrû`a-yı hükûmetin [hükümetin kanunî kuvvetleri] fevkinde [üstünde] bir kuvvet te'sîs eylemek ve bu sûretle nâsa [halkı] ilkâ'-yı hafv ve dehşet ederek [korku ve dehşete düşürerek] cebir ve zor ile şekl-i hükûmeti tagyîr [değiştirip, bozmak] cürmiyle [suçuyla] icrâ'-yı muhâkemelerine [muhakeme edilmelerine] kâfî delâ'il [deliller] bulunmuş olduğundan ol vechile [bunun üzerine] ve ber-mûcib-i iddi`â [iddianın gereği üzerine] Kânûn-ı Cezâ'nın 45'nci mâddesi delâletiyle [yol göstermesiyle] elli beşinci mâddesinin fıkra-yı ahîresi [son fıkrası] hükmüne tevfîkan [uygun olarak] lüzûm-u muhâkemelerine ve bunlardan İbrâhîm Beyin cem`iyetdeki mevki`-i nüfûzunun [etkisinin] derece-yi sânîde [ikinci derecede] kalması cihetiyle [sebebiyle] hakkındaki esbâb-ı muhaffifenin [hafifletici sebeplerin] mahkemece takdîrine [değerlendirilmesine] ve diğer maznûn-ı `aleyh [sanık] `Alî Münîf Beyin berâ-yı seyâhat [seyahat için] Adana'dan geçerken vilâyet-i mezkûrece [zikredilmiş olan vilayetçe] tehcîrden istisnâ' edilen Ermenilerin de tehcîr edilmeleri hakkında bilâ-vazîfe [vazifesi olmaksızın] ve sırf cem`iyetcilik gayretiyle Dâhiliye Nezâretinden keşide edilüb [çekilip] evrâk-ı zâtîyesi [kişisel evrakları] meyânında [arasında] bulunan telgraf da nazar-ı dikkate alınmak üzere `ayn-ı mevâdd-ı kânûnîye [kanun maddeleri] ile lüzûm-u muhâkemesine ve maznûn-ı `aleyhümden [sanıklardan] Halîl ve Ahmed Nesîmî Beylerden birincisinin esnâ-yı tehcîrde Meclis-i `Umûmîye dâhil olmayub o esnâdaki fecâyi`e [facialara] Avrupa'da bulunmak cihetiyle [sebebiyle] medhal-dâr [parmağı] olamaması ve mebâdî-yı harbde [harbin başlarında] Meclis-i Meb`ûsan re'îsi olmak cihetiyle [sebebiyle] cem`iyetin Meclis-i `Umûmîsine dâhil bulunmadığından o esnâdaki müdâhalât-ı cem`iyete [cemiyetin müdahalelerinde] bigâne [ilgisi] bulunması ve ikincisinin kezâlik [keza] o sırada Avrupada bulunması haklarında esbâb-ı muhaffife [hafifletici sebep] olarak nazar-ı i`tibâra alınmak şartıyla kezâ `ayn-ı mâddelerle lüzûm-u muhâkemelerine ve eyyâm-ı ahîrede [sonraki günlerde] nezâret makâmlarını ihrâz etmiş [elde etmiş] ve ta`yîn olunduğu vükelâ [bakanlık] ve vilâyet mesnedlerinden [makamlarından] müdâhalât ve seyyi'ât-ı vâkı`aya [kötü olaylara] dâ'imâ müte`arrız [saldırmış] ve muhâlif bulunmuş olan İsmâ`îl Canbolad ve Hüseyin Hâşim ve Mustafa Şeref Beylerin men`-i muhâkemesine [muhakeme edilmemelerine] ve hakkında men`-i muhâkeme karârı verildiği hâlde makâm-ı riyâsetce [başkanlık makamınca] evrâkının maznûn-ı mûmâ-ileyhimle [adı geçen sanıklarla] tevhîdi [birleştirilmesi] emr olunan Rif`at Beyin de bi'l-ittifâk [oybirliğiyle] Dîvân-ı Harbe sevkine karâr verildi.

25 Şa`bân 337 26 Mayıs 335

Maznûnîn-i müşâr-ileyhim [adı geçen sanıklar] haklarında `umûm refîklerine [bütün arkadaşlarına] isnâd olunan hükûmet-i `Osmânîyenin şekl-i kânûnîsini tagyîr [değiştirip, bozmak] cürmü [suçu] olub bu cürmün müştereken [birlikte] îkâ` edilmiş [yapılmış] <131Sl> olduğu iddi`â edilmesine nazaran içlerinden bir kaçının men`-i muhâkemesi muvâfık [uygun] olamayacağından cümlesinin [hepsinin] birden li-ecl-il-muhâkeme [muhakeme için] Dîvân-ı Harbe sevki zarûrî görülmüşdür.

Sa minhü Dîvân-ı Harb-i Örfî re'îsi

Ferîk: Nâzım

Men`-i muhâkemelerine [muhakeme edilmemelerine] karâr verilen Hüseyin Hâşim, Mustafâ Şeref ve İsmâ`îl Canbolad Beyler haklarındaki karâr ber-vech-i bâlâ [yukarıda olduğu üzere] tasdîk-i riyâsetpenâhîye [başkanlığın onayına] iktirân etmemiş [sunulmamış] olmak cihetiyle [sebebiyle] mûmâ-ileyhümün [adı geçenlerin] dahi tensîb-i riyâsetpenâhîye [başkanlığın görüşüne] ittibâ`en [uygun olarak] ve Usûl-ü Muhâkemât-ı Cezâ'îye'nin 51'nci mâddesinin zeyli [ek] hükmüne tevfîkan [uygun olarak] mahkemeye sevklerine ve Hayrî Efendi hazretleri hakkında da gayr-ı muvakkat [geçici olmayan] tevkîf [tutuklama] müzekkiresi [resmî yazısının] ısdârına [çıkarılmasına] karâr verildi. 27 Mayıs 335

Re'îs- İttihâd ve Terakkî Meclis-i `Umûmîsi [genel meclisi] a`zâsından [üyesinden] bulunmanız sıfatıyla İttihâd ve Terakkî şahs-ı ma`nevisine `atf olunan [dayandırılan] cerâ'ime [suçlara] iştirâkınız [katkınız] bulunduğu ve hükûmet-i `Osmânîyenin şekl-i kânûnisini tagyîr etmek [değiştirip, bozmak] cürmüne [suçuna] de mütecâsir olduğunuz [yeltendiğiniz] iddi`â olunuyor. Bu iddi`â da makâm-ı iddi`âdan teşrîh olunacak [etraflıca açıklanacak]. Dikkat ediniz.

Müdde`î-i `Umûmî Mu`âvini Ferîdûn Bey- Bugün rü'yet [bakılması] ve intâcıyla [sonuçlandırılmasıyla] mükellef [yükümlü] olduğumuz bu tarihî, `azîm [büyük] da`vâ, altı yüz seneden beri pâyedâr [itibar sahibi] olan şevketli [büyüklük sahibi olan] Osmanlı saltanatının `azîm seyyi'ât [büyük kötülükler] netîcesinde perişanîsini mûcib [sebep] olan bir hesâbın tedkîkidir [incelenmesidir]; tehcîr ve taktîl [katliam] davâsı değildir. Altı yüz seneden beri pâyedâr [itibar sahibi] olan Osmanlı saltanatın(ın) felâkâtı [felaketleri] olan silsile-yi seyyi'âtın [zincirleme olarak devam eden kötülüklerin] tahkîk [araştırma] hesâbâtıdır. Şu sûretle hâzır-bi'l-meclis [meclisiyle hazır] bulunan Şeyhü'l-islâm-ı esbak [eski şeyhülislam] Mûsâ Kâzım Efendi hazretleriyle Meclis-i A`yân Re'îs-i esbakı [eski başkanı] Rif`at Bey Efendi hazretleri ve Posta Telgraf nâzır-ı sâbıkı [eski bakanı] Hâşim Bey efendi hazretleriyle hâl-i gaybûbetinde [firarda] bulunan Enver ve Tala`at ve Cemâl Efendilerin mâbih-il-ithâm [suçlamaya sebep] olan cürm [suç] nedir ve mahkeme-yi `alîyelerine ne sûretle sevk edilmişdir? Bunu anlamak içün devletin teşkîlât-ı idârîyesini tedkîk edeceğiz. Devlet-i `Alîye-yi `Osmânîye’nin altı yüz bu kadar seneden beri teşkîlât-ı idârîyesi Memâlik-i `Osmânîye bir çok vilâyetlere taksîm edilmiş, vilâyetler, mutasarrıflıklara mutasarrıflıklar da kazâ'lara, kazâ'lar nevâhîye [nahiyelere], nevâhî kurâlara [köylere] taksîm olunmuşdur. Bu sûretle bunlardan vilâyetlerde vâlîler, sancaklarda mutasarrıflar, kazâ'larda kâ'im-makâmlar, nevâhîde müdîrler, kurâda hey'ât-ı ihtiyârîye; umûr ve mesâlih-i devleti [devletin işlerini] hükûmet-i seniyece [yüce hükümetçe] mazhar-ı tasvîb olmuş [onaylanmış/uygun bulunmuş] kavânîn [kanunlar] ve nizâmât [tüzükler] ve te`âmül [eskiden beri devam eden adetler] dâ'iresinde idâre etmekde iken Bâb-ı `Âlî’ce hiç bir sıfat-ı resmîyeleri olmayan idâre-yi `umûmîye-yi vilâyât [vilayetlerin genel idaresi] kânûnlarında kendilerine bir `unvân ve bir ism-i mahsûs [özel isim] ile tesâdüf edilemeyen [rastlanmayan] murahhas [delege] nâmı altında ba`z-ı kesânın [kişilerin] gerek Dersa`âdet’de [İstanbul‘da], gerek taşralara azîmetle [giderek] umur ve mesâlih-i devlete [devlet işlerine] hodbehod [başlarına buyruk-kendi başlarına] müdâhale etdikleri ve umûr mesâlih-i devlete müteferri‘ husûsât [ait olan işler] ile meşgûl oldukları görülmüşdür. Şimdi, bu zevâtı [kişileri] kim tayîn etmişdir? Vazifeleri nedir? Ve ne sûretle sevk olunmuşlardır? Bu murahhas [delege] `unvânını, ya`nî elçi sıfatını hâ'iz [sahip] olan ve Devlet-i `Alîye-yi `Osmânîyenin me'mur tanımadığı bu adamları kim ta`yîn etmiş? Vazife-yi me'mûriyetleri nedir? Bunu anlamak içün devletin teşkilât-ı kânûnîyesini tedkîk etmek lâzım gelir. Devlet-i `Osmânîyenin teşkîlât-ı kânûnîyesinde, ma`lûm-u `âlîniz [biliyorsunuz ki], kuvâ-yı teşrî`îyesi [kanun koyucusu] var: Meclis-i A`yân, Meclis-i Meb`ûsân. Hükûmet de kuvve-yi icrâ'îyesidir [yürütme kuvvetidir]. <132Sa>



Copyright © 2011-2015 Taner Akçam: www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved