1915-09-27-DE-014
Türk :: de en tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1915-09-27-DE-014
Source: DE/PA-AA/BoKon/170
Publication: DuA Dok. 166 (Anlage 1)
Central register: 1915-A-30049
Embassy register: A53a/1915/5779
Edition: Ermeni Soykırımı 1915/16
Date of entry in central register: 10/17/1915 a.m.
Last updated: 04/22/2012


Halep Konsolosu’ndan (Rössler) Olağanüstü misyonla İstanbul’da bulunan Büyükelçi’ye (Hohenlohe-Langenburg)

Rapor



No. 2130

Halep, 27 Eylül 1915

Ermenilerin sürülmesiyle ilgili şunları saygılarımla bildiririm:

1) Daha önce kimsenin görmeyeceği şekilde gerçekleşen teker teker sahneler, kısa zaman önce Halep’te halkın gözleri önünde cereyan etti. O günden bu yana hükümet tedbirlerini, sürgün kafilelerinin çoğunun Halep’ten geçirmeden götürülmesi yönünde almıştır.

Bu ayın 10’unda ve 12’sinde iki kafile geldi, her birinde 2000 kadın ve çocuk ile Ras ul Ain üzerinden yaya olarak tam bitmiş halde buraya vardı. Öyle bir kafile idi ki ancak bir Wereschtschagin’in fırçası bu dehşeti aslına uygun resmedebilir. Jandarmalar, korkunç derecede zayıflamış ve yüzlerinden kat kat ölüm okunan yaratıkları kırbaçlarla vurarak Halep’in sokaklarında tren istasyonuna doğru, onlara şehirde bir yudum su içmelerine ya da bir lokma ekmek yemelerine izin vermeksizin sürüyorlardı. Su ve ekmek dağıtmak isteyen şehir halkının bunu yapması engellendi. İki kadın doğurmak üzere yere düştü ve imdatlarına yetişen şehir halkından bazılarının yardımları sayesinde kırbaç yemekten kurtuldu. İki alman Borromäus hemşiresi, yorgunluktan yere düşen bir kadının jandarma tarafından saçlarından tutulup sürüklenerek götürüldüğüne şahit oldu. Türklerin düzenlediği bir hayırsever pazarına gitmek üzere valinin yolunu tutmuş olan bir Alman ve bir Avusturyalı, o jandarmayı uyardı ve valiye şikayet etmekle tehdit etti ve bunu yaparken neredeyse birbirlerine giriyorlardı. İki Alman emireri kızgınlıklarından dolayı jandarmalara tokat attı. Çerkez olan emekli bir Türk albayı da, kendi açısından jandarmalara kırbacın acısını tattırmak gereğini duydu..Bağdat demiryolunun İsviçreli işletme müdürü bana hayatında çok şey gördüğünü ve katılaştığını, ancak bu kafile gibi bir şeyin mümkün olabileceğine hiç ihtimal vermediğini anlattı. Bu kafile ona Hindistan’daki açlık resimlerini hatırlatmış. Cemal Paşanın sürgün edilmiş kişilerin fotoğraflarının çekilmesini neden bu denli katı şekilde yasakladığı buradan anlaşılıyor. Kopyası raporuma eklenmiş olan yazılı emri bana çok gizli kullanım için verdi. Emre göre Bağdat demiryolunun tüm mühendisleri ellerinde bulundurdukları resim, plak ve filmleri cezaya maruz kalmamak için teslim etmeleri gerekiyor. Ermenilerin resminin çekilmesi, savaş alanında izinsiz fotoğraf çekmek gibi kabul görülmeliymiş.

Trenlere can çekişenler bile yüklendi. Ertesi sabah yükleme rampasında iki ölü yatıyordu.

Sürgün edilen kişiler arasında Eylül ayı başından itibaren günde ortalama 25 olan ölüm olayları, Eylülün ortalarına doğru hızlı bir şekilde 40, 60 ve daha fazla sayılara yükseldi Bu ayın 26‘sında ölülerin sayısı 110 kişiydi, ayın 27‘sinde ölü sayısı 95 kişi. Eylülün ortasından beri ölü sayısı 80‘den aşağı düşmüyor.. Tüm sürgün kişilere kalacak yer sağlanamadığı için ölmek üzere olan kişilerin yollarda yattığı oluyor. Cenaze gömme hizmetleri başka her şeyde olduğu gibi kötü örgütlenmiş. Bana anlatılanlara göre, birkaç defa gömülecek vücutların mezara yatırılmak istendiği anda – onları tabuta koymadan gömüyorlar – hâlâ yaşam belirtileri gösterdiği olmuş. Bu hikâyeye fazla önem vermemiştim ta ki bu ayın 13’ünde öğleden sonra saat 5’te bu konsolosluğun uzun yıllar hizmet vermiş mihmandarı Bay Gabriel Sayegh Yunan Katolik mezarlığında toprağa verilinceye kadar. Cenaze töreni bitince, orada görevli din adamlarından biri bana mezarlığın diğer ucundaki bir törende gömülecek 15 yaşında bir ermeni kızın hala yaşadığının anlaşıldığını anlattı. Burada eklemek istediğim bir şey de ermeni mezarlığının ölen çok sayıdaki insanlara yetmediği ve bundan dolayı diğer Hıristiyan mezarlıkların da kullanılıyor olmasıdır. Bu ayın 14’ünde öğleden sonra gün batımına doğru yine rum Katolik mezarlığını ziyarete gittim. Birçok ermeni ceset gömülmekteydi. Bir sıra açılmış mezar çukuru hazır durumda bekliyordu bile. Normal şartlarda tek bir insan için düşünülmüş mezarlara, mezarcıların verdikleri bilgilere göre her birine 5-6 ceset yatırılacakmış. Bir ermeni rahip, ya da herhalde cemaatten gönüllü biri, gömülenlerin listesini tutuyordu. Kilisenin katılımı, sadece her toprağa verme sırasında uzaktan haç çıkartmakla sınırlı kalıyordu. Halep’teki Gregoryan kilisesi olayların şiddeti karşısında çaresiz durumdadır. Sis Katholikosu fiziksel olarak çökmüş durumdadır, ona bağlı geriye kalan az sayıdaki rahip ya ekmek dağıtarak veya başka işlerle bu felaketin acılarını dindirmekle meşgul ya da görevlerini yerine getirmekten korkuyorlar. Milletlerinin yok oluşu karşısındaki çaresizlikleri onların dini inancını da mağlup etmiş gibi görünüyor. İster kırılmamış doğal egoizmlerinden dolayı, isterse yaşadıkları felaketten duyarsız olmalarından dolayı olsun, sürgün kişilerin birbirlerine yaptıkları yardımları da sıklıkla dikkat çekecek derecede az. Buna karşın Halep’teki Ermeniler çokça yardım etmektedir.

Bir mezarın yakınlarında ölmek üzere olan iki kadın yatıyordu. Etraflarında mezarcı ve sokak çocukları durup ölüm anını bekliyorlardı ki onları mezara koyabilsinler. Bu kadınların buraya nasıl geldiklerini sorduğumda şu cevabı aldım: bir öküz arabasının üzerinde beş ceset tabutsuz üst üste yerleştirilip getirilmiş. Mezarcı görevini yerine getirmek isterken o beş vücuttan üçünün hala yaşadığını fark etti. Ölüm zamanının henüz gelmediği anlaşılan bir çocuk mezarlıktan uzaklaştırılırken ölmek üzere olan iki kadını burada bıraktılar. Bir gün önce 15 yaşındaki kızı mezara yatırmak isterken onun hâlâ yaşadığını fark eden mezarcıyla da konuştum. Bu olayı bana kendisi de doğruladı.

Üst makamların düşüncesizliği, eksik öngörüsü ve sertliği ve alt organların kabalığı birleşince, sürgün edilmiş Ermenilerin kısmen insan muamelesi görmemelerine sebep olmaktadır. Tasvir edilen hadiseler Halep’in içinde resmi merciler ve halkın gözleri önünde gerçekleşiyorsa, yürüyüşün ıssızlığında kimbilir nasıl bir muamele öngörülüyordur?

Doğudan gelen yığınların daha Halep’e vardıklarında bütün paraları çalınmış oluyor. Kuzeyden ve kuzey-batıdan gelenlerin durumları büyük ölçüde daha iyi. Çoğunlukla yürümek zorunda kalmamışlar ve hâlâ eşya ve paraları var. Ancak onların da paraları zamanla yavaş yavaş tükenmek zorundadır. Korkarım ki sürülen bu insanlar da şehirlere alınmazlarsa er ya da geç çok büyük sayılarda açlıktan ölme kaderini paylaşacaklardır, tıpkı Ras ul Ain üzerinden buraya kadar gelen insan sürüleri gibi. Özellikle hükümet Anadolu’daki Ermenilerin Der ez Zor ve Musul’a gitmelerini emrettiğinden bu yana bu kader onlar için kaçınılmaz oldu. Açlıktan dolayı ölmekten kurtulma umudu, tabii eğer yürüyüş sırasında ölmezlerse, ancak acıma duygusu olan bir ağanın köyüne tesadüfen denk gelirlerse vardır. Tabii o zaman da kadınların haremlerde kaybolma ve çocukların da Müslüman olarak büyüme durumları ortaya çıkacaktır.

Sadece durumun zorluğu ve kötülüğü değil beni zatı Prensinize olanlara karşı fikirlerimi duyurmaya sevk eden. Türk hükümeti kendisine ve müttefik olarak bize de zarar vermektedir. Mısıra karşı bir saldırı için tek menzil yolunu bulaşıcı hastalıklarla tehlikeye atmakla kalmıyor, aynı zamanda onu, her an daha büyük ordu hareketlerine ihtiyaç olabilecekken on binlerce insanla dolduruyor.

2) Ermenilere karşı alınan tedbirlerin doğudaki vilayetlerde Hıristiyanlara uygulanmaya başladığına dair, 3 Eylül – B. No. 1950 tarihli raporumda da belirttiğim gibi daha başka ispatlar da bulunmuştur. Süryani piskopos vekili (Süryani katolik) bana Harput, Diyarbakır, Viranşehir ve Mardin’den cemaatinden toplam 300 çocuk ve yaşlı kadının buraya vardıklarını anlattı. Geriye kalan cemaat üyeleri ya öldü ya da kaçırıldı. Mardin ve civarı için buralı bir alman tüccar tarafından bana aşağıdaki veriler teslim edildi. Veriler mağdur kişilerin akrabaları tarafından oluşturulmuştur ve titizlikle araştırılmıştır. Bunların objektif doğru olup olmadığı ancak gelecekte anlaşılacaktır. Ancak şüphe götürmeyen bir şey var, o da Ermenilerden başka Hıristiyanların da takibat konusu olduklarıdır.

YerlerNüfusMüslümanErmeni KatolikEski SüryaniSüryani KatolikProtestanKeldani
Mardin5000027000100001000015001400100
Goliye 5000
Tell Armen 4500
Kalat Mara1000
Mansuriye 400
Benabil 400
Kırmızı rakamlar öldürülen ve sürülen insan sayılarını gösterir. Mardin’den saat biriminden uzaklıklar: Goliye 1 ½, Tell Armen 4, Kalat Mara ½, Mansuriye ¼, Benabil ¾.

Üçüncü sütunda yer alan nüfus kısmı dini açıdan ermeni-Katolik kilisesine dahildir ama Arapça konuşur ve halkın bilincinde Ermeni sayılmazlar. Belki de ırk bakımından da Ermeni değiller. Bunlar Arap dilini kabul etmiş Ermeniler olsalardı, en azından soyadları Ermenice kalırdı. Ancak soyadlarının da hepsi Arapça.

Siirt’te (Bitlis vilayeti) ve Ceziret ibn Omar’da (Diyarbakır vilayeti) Keldaniler, Mardin’in kuzeyinde kalan Cebel et Tor’da bütün Hıristiyanlar yok edildi.

Gecikmiş olarak burada duyulduğu üzere Mardin’de iki Mutasarrıf görevden alınmış, çünkü hükümetin verdiği emirleri Ermenilere karşı uygulamayı reddetmişler.

3) Maraş’ta askeri mahkemeler yine işlerini yürütmeye başladı. Bu ayın 11’ine doğru 18 kişi yalnızca üç gün hapis yattıktan sonra asıldı. Aynı şekilde hapishanede yatan daha çok sayıda kişilerin 11’inde ya da 12’sinde idamları bekleniyordu. Oradaki Alman yardım birliği istasyonuyla yazılı bağlantılar zorlaştığı için bu haberler yerlilerin sözlü raporlarına dayanmaktadır.

Hükümetin henüz yerlerinden sürülmemiş olanların evlerinde kalabileceklerine dair teminat vermesine rağmen, yine de Maraş’ta 40 ev boşaltıldı ve çoğunlukla daha iyi ailelerin evleriydi bunlar. Bunların arasında Katolik cemaatin dünyevi temsilcisinin evi de vardı. Hükümetin amacı eğitimli, varlıklı ve etki sahibi her şeyi yok etmek ve geriye sadece en altta bulunan yönetimsiz halk tabakasını bırakmaktır. Maraş ve Antep’te olduğu gibi birçok başka yerlerde de bu amaca ulaşılmıştır bile.

4) Antakya (Suediye) bölgesinde isyancıları bastırmak henüz başarılamamıştır. Henüz bu ayın 20’sinde oraya yine birlikler gönderilmiştir.

5) Halep’teki Ermeniler buraya ulaşmayı başaranlar için diğer sığınma evlerin dışında yeni yetim kalmış çocukları almak için bir ev açtılar. Bu evde 23 Eylül’de şu kadar kişi vardı:

43 dul kadın
48 annesi hâlâ hayatta olan öksüz erkek çocuğu
132 tam öksüz olan erkek çocuğu
46 annesi hâlâ hayatta olan öksüz kız çocuğu
100 tam öksüz olan kız çocuğu

43 farklı beldeden gelmiş toplam 369 kişi. Elimde bulunan haritaların üzerinde tümünü bulamadığım bu beldelerin bir listesini ek olarak bu raporumla saygılarımla gönderiyorum.

Aynı raporu Alman şansölyesine de gönderiyorum.


Rössler


Ek 1

Mahrem / Kopya

Askeri Komiserin Bağdat Demiryolu İnşaat Bölümü III’e yolladığı 28/10 Eylül 1915 tarihli yazının Fransızca çevirisi.

Çok acil / No. 4513


Halep, 28 Ağustos, 10 Eylül 1915

Sayın Başmühendis,

Dördüncü Ordunun, bazı Bağdat Demiryolları memur ve mühendislerinin Ermenilerin taşınmalarını görüntüleyen fotoğraflar çektiklerini bildirmesi üzerine, Ordu Başkumandanı Ekselansları Cemal Paşa, bu memur ve mühendislerin çekmiş olduğu fotoğraf ve klişeleri bütün kopyalarıyla birlikte derhal 48 saatlik bir süre içinde askeri karakola teslim etmeleri emrini vermiş bulunmaktadır. Ellerindeki fotoğrafları teslim etmeyenler savaş alanında izinsiz fotoğraf çekme suçundan yargılanarak cezalandırılacaklardır.

İlgili kişilere gerekli talimatların verilmesini rica eder, saygılarımı takdim ederim.

Askeri Komiser adına

[Nizami]


Ek 2 [Tabelalar çıkarıldı, yer isimleri ise noktalı virgül ile ayrıldı.]

Gizli

Yeni öksüz kalmış kişilerin geldikleri 43 beldenin listesi:

Erzurum; Amasya; Gürün; Sivas; Zeytun; Herdev; Uzun Yayla (Sivas’ta); Viranşehir; Çemişkezek; Arabkir; Saray; Diyarbakır; Severek; Hadjin; Harput; Hüseynig (Erzurum’da); Sason (Van, Bitlis’te); Harasar; Teernis; Bingöl; Kayar; Nurpet (Maraş’ta); Mezere; Maraş; Dörtyol; Baker Maden (Diyarbakır); Yerasar; Gowden; Adıyaman; Dereköy (Maraş’ta); Vangarez; Kirri; Garmena; Adana; Tokat; Djiniz (Erzurum’da); Debne; Manjilik; Schar (Hadji’de); Mardin; Karahisar; Ulaş (Erzurum’da); Karagöl.



Copyright © 1995-2015 Wolfgang & Sigrid Gust (Ed.): www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved