1915-08-23-DE-013
Türk :: de en tr
Home: www.armenocide.net
Link: http://www.armenocide.net/armenocide/armgende.nsf/$$AllDocs/1915-08-23-DE-013
Source: DE/PA-AA/BoKon/170
Publication: DuA Dok. 149 (gk.)
Edition: Ermeni Soykırımı 1915/16
Last updated: 04/22/2012


Yarbay Stange’den Konstantinopel [İstanbul] Alman Askeri Misyonu’na

Rapor



Askeri Misyon, J.No. 3841
Erzurum, 23 Ağustos 1915
Gizli!

Ermeni Sürgünleri Hakkında Rapor


Ermeni tehciri yaklaşık olarak 1915 yılı Mayıs ayı ortalarında başladı. O güne dek durum oldukça sakindi. Ermeniler işlerini, ticaretlerini yürütebiliyor, dini ibadetlerini yerine getirebiliyorlardı ve genelde durumlarından memnundular. Ancak, aynı yılın 10 Şubat günü Osmanlı Bankası İkinci Müdürü olan bir Ermeni akşam saat 6 sıralarında sokak ortasında vurularak öldürüldü. Kendi ifadeleriyle, hükümetin bütün çabasına rağmen katil bulunamadı. Bugün bu cinayetin siyasi bir cinayet olduğu konusunda kimsenin kuşkusu bulunmamaktadır. Aynı tarihlerde Erzincan Ermeni piskoposu da öldürüldü.

20 Mayıs’a doğru Ordu Komutanı Kâmil Paşa Erzurum’un kuzeyinde yer alan Ermeni köylerinin boşaltılması emrini verdi, ki bu emir Türk güçleri tarafından en kaba bir biçimde yerine getirildi. Bu konuda Ermeni köylülerin piskoposlarına yolladıkları mektubun bir kopyası var: İnsanlar çok kısa bir süre içinde evlerinden, bahçelerinden, tarlalarından koğuldular ve bir araya toplandılar, jandarmalar çoğuna en gerekli eşyalarını toplayıp yanlarına almalarına zaman tanımadı. Geride bıraktıkları ya da yanlarına aldıkları eşyalar jandarmalar ve askerler tarafından ellerinden alındı ya da evlerden çalındı. O günlerde hava kötü olmasına rağmen dışarıda gecelemek zorunda kaldılar. Yiyecek ve içecek bir şeyler alabilmek amacıyla yerleşim merkezlerine girebilmek için jandarmadan ancak para karşılığı izin alabiliyorlardı. Tecavüz olayları meydana geldi ve çaresiz anneler besleyemeyeceklerine inandıkları bebeklerini Fırat’ın sularına attılar. Alman Konsolosu, konsolosluğundaki görevli Almanlar aracılığıyla birkaç kez ekmek dağıttırdı ve bu görevliler sürülen insanların sefaletini rapor edecek durumdadırlar.

Bu Ermenilerin tamamının Mamachatun (Tertjan) [Mama Hatun (Tercan)] civarlarındaki çeteler (gönüllüler), aşiretler ya da benzer gruplar tarafından öldürüldüğü kesindir ve bu cinayete askeri refakat göz yummuş, hatta yardımcı olmuştur. Vali de Alman Konsolosa bu yönde – tabi sınırlı ölçüde – itiraflarda bulundu, bu sonuncusu olaylardan yaralı olarak kurtulan yaşlı bir Ermeni’den bilgi aldı. Konsolosluk görevlilerinden, savaş gönüllüsü Schlimme cesetlerin birçoğunu kendi gözleriyle görmüştür.

Haziran ayı başlarında Ermeniler Erzurum şehrinden çıkarılmaya başlandı. Bu işlemin hükümet ve polis güçleri ile onlara bağlı kurumlar tarafından yerine getiriliş biçimi her türlü organizasyon ve düzeni aratır niteliktedir. Bunlar tam tersine, olaylara katılan bütün Türklerin derinden nefret ettiği ve kuşlar kadar özgür gördüğü (Almanca’da hukuki güvenceden yoksun, her istenilenin yapılabileceği insanlar için kullanılan bir deyim-çev.) bir halk sınıfı karşısındaki acımasız, insanlık ve yasadışı keyfiliğine, hayvani kabalığına bir örnektir. Bu konu hakkında elimizde doğruluğu kanıtlanmış çok sayıda örnek bulunmaktadır. Hükümet tehcir edilenlere herhangi bir yardımda bulunmak için kılını dahi kıpırdatmamıştır ve amirlerinin bu tavrını bilen polisler de Ermenilerin yaşadığı eziyeti artırabilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Nakil kararları verildi, ama bir süre sonra kaldırıldı; sonra polis kendisinin verdiği oturma izinlerini geri istedi, yırtıp attı ve ardından yeni nakil emirleri verdi. Çoğu kez bunlar akşamdan sabaha verildi. İtirazlar ve şikayetler hiç dikkate alınmadı ve şikayetlerin kötü muameleyle karşılanması nadir değildi.

Hükümet sürülenlere nereye gideceklerini söylemedi. Ulaşım araçları için ödenen ücretlerin akıl almaz boyutlara ulaşmasına göz yumdu ve genellikle az sayıda ve iyi eğitilmemiş muhafız verdi, ki bunlar da, sonradan birçok kez görüldüğü gibi, sürülenleri koruma görevlerini hiç ciddiye almadılar. Ayrıca, yol güvenliğinin pek sağlam olmadığı herkes tarafından bilindiği halde, görevliler tehcirden yine de vazgeçmediler. Zaten onların ölmeleri gerekiyordu. Hatta Trabzon’da sürgün emrinden sonra Ermenilerin mallarını satmaları ya da yanlarına almaları dahi yasaklanmıştır. Buradaki Alman Konsolosluğu görevlilerinden savaş gönüllüsü Schlimme (Schlimme, konsolosun talimatıyla Bayburt ve Erzincan üzerinden Trabzon’a bir seyahat yapmıştır), polis karakolu yanından geçmekte olan insanların ellerindeki zavallıca birkaç parça eşyayı da polislerin topladığına şahit olmuştur.

Buraya kadar yazılanlar Ermenilerin karşılaştığı, en hafif deyimiyle kaba muamelenin anlaşılması için yeterli olacaktır. İstenirse çok sayıda ayrıntılı örnek yollanabilir. Hükümetin olayları gizleme ya da hafifleştirme yolundaki bütün çabalarına rağmen elde edilebilen bilgilere göre durum şöyledir:

16.6. günü Harput’a doğru yola çıkan, büyük ölçüde yanlarında çok miktarda yük taşıyan Ermeni önde gelenlerinden oluşan ilk gruptaki erkeklerin neredeyse hepsi öldürülmüştür, Vali 13 Ermeni’nin öldüğünü doğrulamıştır. Kadınlar en küçük çocuklarıyla Harput’a ulaşmış görünüyor, yetişkin kızların durumları hakkında kesin bilgi yok.. Diğer gruplar ise Bayburt üzerinden Erzincan’a, oradan da Kemah’a (Fırat Vadisi) götürüldü. “Söylendiğine göre” genelde sağ salim Fırat Vadisini geçmişler, ama Harput’a ve Urfa civarına doğru sürecek olan yolculuklarında tehlikeli bir bölgeden daha geçecekler.

Trabzonlu Ermenilerden erkekler dağlara götürülerek askerlerin yardımıyla katledilirken, zavallı durumdaki kadınlar Erzincan’a sürülmüştür. Bunların daha sonra başlarına ne geldiği şu anda bilinmemektedir.Trabzon’da Ermeniler açık denize götürülerek gemiden atılmıştır. Trabzon piskoposu Erzurum’daki Divanı Harbe çağrılmış ve bütün kavaslarıyla birlikte yolda boğularak öldürülmüştür. Bir Ermeni askeri doktor ise Trabzon ile Bayburt arasında öldürülmüştür.

Erzincanlı Ermeniler toplu halde Kemah’a (Fırat Vadisi) götürülerek orada katledilmiştir. Oldukça güvenilir kaynakların bildirdiğine göre, cesetler hazır bekleyen arabalara yüklenmiş ve Fırat’a götürülerek nehre atılmıştır. Erzincan piskoposu da cemaati ile birlikte gittiğinden onların kaderini paylaşmış olmalıdır.

Erkekleri olmayan Ermeni kadın ve çocukların şehirde kalabileceğine ilişkin ilk başta verilen kararın kaldırılmasından sonra bunların da acımasızca sürülmesiyle Erzurum’da çok az Ermeni kalmıştır. Hatta ordu ve idare için mutlaka ihtiyaç duyulan, zanaatkâr, nalbant, şoför, hastane personeli, banka ve devlet memuru, askeri doktorlar bile plansız bir şekilde sürüldü.

Ermenilerin Erzurum’daki savaş bölgesinden uzaklaştırılması yasalara uygundu ve askeri zorunluluk ile açıklanmaktadır. Gerçekten Ermenilerin güvenilir olmadıkları değişik bölgelerde ortaya çıkmıştır. Örneğin Van Gölü civarında, Bitlis’te ve Muş’ta Rusların desteğiyle ayaklanan Ermeniler Müslüman halka karşı şiddet eylemlerinde bulunmuştur. Bazen telgraf tellerini kesmişler, çoğu kez ajanlık yapmışlardır. Ama diğer yanda Erzurum Ermenileri şimdiye dek genellikle sakin kalmıştır. Rusların Erzurum’a yaklaşması halinde bu sükunetlerini koruyup korumayacakları hakkında herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. Eli silah tutan bütün Ermeniler, relativ küçük bir oran dışında, askere alınmıştı. Bu nedenle, ciddi bir ayaklanma girişiminden korkmak için herhangi bir neden bulunmamaktadır. Buna rağmen hükümet, buradaki Ermenilerin zavallı durumuyla hiç uyuşmayan bir ayaklanmadan korkmuş gibi görünmektedir. Tam güvenilmeyen unsurların savaş bölgesinden çıkarılma kararı komuta mercilerinin yetkisi dahilinde olsa bile, bu tedbirin şahsi olarak hiçbir suçları bulunmayan kişilerin canlarına ve mallarına herhangi bir zarar verilmeden uygulanması beklenebilir ve talep edilebilirdi. Bu, gerçekten suçlu bireylerin yargılanması hak ve görevini ortadan kaldırmazdı. Yüzlerce ve binlerce kişinin doğrudan öldürülmesi, resmi dairelerin geride kalan malların hepsine (evler, dükkanlar, mallar ve eşyalar) keyfi bir şekilde el koyması – sadece Ermeni kilisesinde aşağı yukarı 150.000 liralık erzak bulunmaktaydı –, uzaklaştırma tedbirinin en insanlık dışı bir şekilde uygulanması ve aileler ile kadınların başlarında erkekleri olmadan sürülmeleri ve son olarak da Müslümanlığı kabul eden Ermenilere artık şüpheli gözlerle bakılmaması ve bunlara dokunulmaması, Ermeni tehciri konusunda askeri nedenlerin ancak ikincil derecede önemli olduğunu düşündürmektedir. Aslında yapılan şey, dışarıdan hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir anda ortaya çıkan uygun fırsatın değerlendirilerek, Ermeni vatandaşların, tamamen yok edilmeseler bile zayıflatılması amacıyla, uzun zamandır güdülen bir planın uygulanmasıdır. Askeri gerekçeler ve ülkenin değişik kesimlerinde görülen ayaklanma girişimleri tam bu işe yarayan bahaneler oldular.

Ama resmi kurumlar bunu yaparken, yakalayamadıkları suçluların cezasını suçsuz insanlara ödetmek gibi bir prensibi kabul etmiş gibi görünmektedirler. Batı Avrupalı biri için böyle bir prensip, gerçekte Türklerin bizimkiyle asla örtüşmeyen dürüstlük ve ahlâk kavramlarına sahip olduğu anlamına gelir..

Tehcir tedbirlerini uygulayan Vali bir seferinde, Başkomutanlığın kararını uyguladığını söylerken, bir başka sefer İstanbul’un kararını uyguladığını bildirdi. Buna mukabil, Başkomutanlığın sürekli olarak tehcirin hızlandırılması için baskı yapması ve bunun için araç veremez veya vermek istemezken, uygulamaların sorumluluğunu valiye yıkan emirler vermesi hiç de nadir bir şey değildi. Başkomutanın, öldürülen ilk Ermenilerin haberini almış olması ve jandarmaların tavırlarını öğrenmiş olması gerekirdi. Yolların güvenilir olmadığını bilmekteydi, ama buna rağmen herhangi bir tedbir almadan Ermenilerin sürülmesi için emirler vermeye devam etmiştir. Bu davranışı, Konsolosumuzla yaptığı bir konuşmada söylediği, savaştan sonra Ermeni sorunu kalmayacak şeklindeki sözüne de uygundur.

Bütün bunlardan sonra şuna kesin gözüyle bakılabilir:

Ermenilerin tehciri ve imhası Konstantinopel’da bulunan Jön Türk komitesi tarafından kararlaştırılmış, ordu mensuplarının yardımı ve organizasyonu ile gönüllü çeteler tarafından uygulanmıştır. Bunlar arasında bölge komitesi üyelerinden şu kişiler de yer almıştır:

Hilmi Bey, Şakir Bey, Erzurum Mebusu Seyfullah Bey, ayrıca devlet görevlilerinden: Vali Tahsin Bey, Emniyet Müdürü Hulusi Bey ve alınan tedbirleri Emniyet Müdüründen sonra en kaba bir şekilde uygulama gayreti içinde olduğu görülen Mahmud Kamil Paşa.


Yarbay Stange



Copyright © 1995-2018 Wolfgang & Sigrid Gust (Ed.): www.armenocide.net A Documentation of the Armenian Genocide in World War I. All rights reserved